Derya – Kaş 1: Beer’n Bracelet

Ne güzel alışmıştım kız kızalı, arkadaşlı tatillere be sanga. Yıllarca seyahatlere tek başıma çıktım ben. Yurtiçi, yurtdışı. Kış, yaz, bahar. Yolda rastladığım kısa süreli arkadaşlıklar vardı, canım isterse. Çok sonraları benim kızlar ikna etti, zor da olsa alıştım grupça hareket etmeye, zevk de aldım. Özeniyordum zaten uzaktan. Tadı başkaymış, sevdim.

Sevdim ama bu seferki arkadaş gruplu tatil yine zor geldi. İçinden geçmekte olduğum sıkıntılı dönemde en yakın kız arkadaşlarıma ihtiyacım var sanıyordum. Meğer hem öyleymiş hem değilmiş. Evet evden uzakta tatilde olmam, arkadaş desteği lazımmış ama kendi bozulmuş ritmimi tekrar inşa etmeye, haliyle tek başınalığa, sabah erken yogalı suskun sessiz saatlere, akşam erkenden uyumaya da ihtiyacım varmış.

Kaş’tayız. Sabahın köründe plajda yer bitecek diye koşturarak çıkmak gerekiyor. Yer bi-te-cek! (Bitecek! Cem Yılmaz.) Bu ne ya? Ama öyle. Bitiyor. Sabah telaşından nefret ederim. Akşam telaşından da. Hadi sabah el mahkum koşturduk, akşam denizden gelince eve uğramadan öylece yemeğe gitsek olmaz mı? Olmaz. İlla croplar giyilecek, dar etekler çekilecek, duşlar alınacak. Kızlar öyle seviyor. Eve bir kere girince çıkasım gelmiyor ki benim. Uyku bastırıyor, tüm günün güneş-su-kulaç-hamurişi-şeker yorgunluğu. Duş muş faslı olunca da 8-9’dan önce yemeğe oturulmuyor. Kendime kalsam her nerdeysem orda 5-6’da yer bitiririm yemek faslını. Temiz iş temiz bağırsak. Bizimkiler illa güzel yemek yiyecekler, farklı mekan gezecekler. Kalabalığa girecekler. Hiç gözüm yok o farklı mekanlarda bu sefer. Oldu da eve vakitlice (yine bana göre geç, 10-11) varmışsak onları balkonda şarapla bırakıp yatağa gidiyor, uykuya yuvarlanıyorum da sabaha yine dinlenmiş uyanmıyorum.

Ayların içli dışlı yorgunluğu var, tatil dediğin reset çekmek değil midir? Çekemiyorum. Yogacı&nakitçi kızın yogacı olmayan&mekancı&kredi kartçı arkadaşlarıyla imtihanı. Bir de bu var. Sabah kahvaltısını bile dışarda değişik bir yerde yiyelim istiyorlar. Değişik dediğin serpme işte. Evde serpelim? Yok illa havalı desenli seramik kaselerde mavi beyaz tabaklarda serpilecek. Kurumsal iş hayatlarında kahvaltıya vakit ayırmadıkları işin onlar da haklı. İyi de kazıkçı Kaş’ta üç öğüne harcayacak paramız var mı? Hiçbirimizin yok. Karta yüklenmece. Karta serpmece.

Yoruldum bu tatil be sanga. Gönlümce uyuyamadım. Uyanınca öylece duramadım. Dinlenemedim. Midemle bağırsaklarım yoruldu. Yogam savsaklandı, ya alan ya zaman olmadı. Bol bol yüzdüm bak. Ama yoruldum. Dönüşte yine yoğun bir iş programı beni bekliyor. İç/dış yoğunlu. Noldu şimdi, ne anladık? Karta borçlandık. O kadar.

Yorgun suratsız tipim kızlara da yansıyordur diye endişelendim. Onların da tek tatilidir, yazıktır. Bensiz daha neşeli daha oto-sansürsüz günler geçirebilirlerdi belki. E iyi günde kötü günde diyoruz, şimdi değilse ne zaman? Onlar da diyor ki, sen yogacısın, yorgun olmaman gerekmez mi? Haydaa..

Mızmız mıyım, annemin dediği gibi zor insan mıyım? Uyumum zormuşmuş. Uyku-yemek düzenim, gün içi ritmim, sosyalleşme(me) dozum acayip olduğu için. Bir sanga var halbuki, muhtemelen o da benim gibi. Mi?

Bir de itirafım var:

Hem sizden gelen yazıları dört gözle bekliyorum. Hem kendi yazılarımı bölük pörçük diye beğenmediğimden korsan blogerlık yapıp buraya kaydedeceğime sadece Fatma’ya mail atıyorum.

Ama şu anki yegane tek başınalık anımda: Meydandaki Mavi’de (hani renkli tahta masaları olan) bira içmeye oturmuşken.. Fatma’ya yazıverdiğim kısa maili size de göndererek bu korsanlığı kırıyor ve yine sangaya dönüyorum. Hello.

Hava şu anki gibi tam kararmamışken bikini üstü gömlekli bir yerde oturuvermek en sevdiğim keyif: Takılalım işte böyle rahatça yahuuu. Arkadaşım sokak tezgahlarında hediye bakınıyor. Sen bak dedim, hiç acele etme dedim, kaçtım. Etmez inşallah. Yehhhuu. O arada da kendime dayanamadım bu bilekliği aldım. Yanık tende beyaz beyaz hoşuma gitti.

Tek başınalığa nadir girdiğim anlarda hemen yazasım geliyor. An kısaysa ki son zamanlarda hep kısa, yazı da kısa oluyor. Belki ondan size yollamayışım. Belki zihnimin karışıklığı yazılara yansıdığından, bu okunası olmadı diye beğenmediğimdem. Yazılası varsa okunası da varmıştır halbuki. Mi? Belki geçen haftalarda Fatma’nın posta kutusuna yağdırdıklarımı da size yollarım. Bölükse bölük, pörçükse pörçükler. Sanga beni böyle de sever.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s