Gün 5-6 falan zaar – Doğa – Dinozor

Bugün sınırlandırıldığı kesin lakin sınırları belirsiz bir süreliğine Dinazor oldum, zannediyorum ki çoğunlukla T-Rex idim. Ama tam emin değilim, biz D-Rex diyelim. Yaptıklarımla örnek teşkil edip diğer T-Rex’leri zan altında bırakmak istemem. Bugünki kısa süreli arkadaşım 3 yaşındaki Zidane. Üç dil anlıyor, konuşması henüz tam değil ama iletişim kurmakla ilgili bir sorunu yok. Yani var da, her yetişkin kadar var. Derdini anlatamayınca bağırıyor, korkunca bağırıyor, fazla heyecanlanınca bağırıyor falan. Bir şekilde regüle olmak için bağırmayı öğrenmiş, bağırıyor. Oynarken hayran kaldım, büyük hayran kaldım. Annesinden iki masadan daha fazla uzaklaşırsak bu durumu farkettiğinde bağırarak anneye koşturup sarılıyordu başta, sonra sonra güvenli mesafeyi arttırdık biraz dino yürüyüşlerimizle sağa sola gürleyerek. Bi’ noktadan sonra sessiz dinezorluğa bile iknaydı hatta, gizli gizli gelip en son annenin yanına varınca röaaar diye bağırıp eğlendik falan. Çocuk tuhaf bir dünya.

Çocuğu yahut köpeği olan insanların niye spor hocası tuttuğunu anlamıyorum. Vakitlerden bir zaman, otopark gibi bir yerde bir antrenörle çalıştırdığı kişiye denk gelmiştim. Öğrenci köpeğini oradaki bi diğere bağlamış, soğukta betona otur emri vermiş köpeğe, köpek ağlıyor, yavru daha. Tam sevmeye gittim, lütfen sevmeyin, oturup beklemeyi öğrenmesi lazım dedi kovdu beni. Zidane ile öyle değildik, bir ısırık pizza aldımsa beş dakika dinozar oldum. Hayvan sahibi olmakla bir hayvanla dostluk kurup kaderini onunkiyle bağlamak birbirinden farklı yaklaşımlar. O köpekle köpek olsan, zaten 2 yıla senden iyi jui jitsucu bulunmaz. Orada on squat yapmışsın yirmi mekik çekmişsin bravo, köpeği soğukta betona oturttuğuna değdi mi hiç? Yaptığın o spor, seni dört ayak üzerinde koşturtabildi mi? Soğuk zeminde çıplak ayak yere basıp, ayakların üşüyünce karnının ağrımayacağına seni ikna etti mi? (Yargılama, ayıptır. Yargıladığın her şey bir gün başına gelir, ya sen de yaparsın aynını, yahut geçmişte çoktan yapmışsındır)

Bence ortamda bi köpek varsa onla köpek ol, çocuk varsa bütün hayvanlar alemi emrinize amade zaten. Shandor da yoganın yanında baş köşeye dövüş sanatlarını koymuyor mu zaten? Dövüş sanatları dediğinin de en temelindeki içsel sanat kung fu, kung fu’nun da kökeni hayvanların taklidi değil mi zaten? Çocuk dediğin de hayvanın önde gideni değil mi? E denklem tamamlandı işte, yine bir antrenörle çalışmaya gerek kalmadı. Sadece kungfuyu ilk keşfeden çocuğun oyuncu yapısını kendimizde bulsak yetecek.

Dinazur olmakla dinazarcılık oynamak da, ha keza bambaşka. Dinozurculuk oynamaya başladığımız anda Zidane direkt koşarak ve bağırarak annesine gidip sarılıp sonra yine oynamaya başlayıp yine aynı döngüye kapıldı. Dinuzor olduğumuz anlardaysa baya bütün sokağı sağa sola kükreyerek gidip geldik, ne bi anne diye bağırarak koşma, ne bi oyunbozanlık. Zidane işini biliyor. Zidane “başarılı” demekmiş sanırım bu arada.

Bu aralar zihin kafamı kurcalıyor yine. “Hile yapmakta bir sorun yok ama hile yaptığının farkında değilsen kendini kandırırsın, o en tehlikelisi” dediydi Shandor yine bir zaman-mekan kesişiminde. Buradan kendime oynayacak sözcükler seçiyorum istemsizce bir süredir. Zihni devreye sokmak, en büyük belalarımdan biri. Peki zihin oyunlarına çevirirsem işi? Öldükten sonra dünyada uzunca bir süre daha kalacak tek varlığımız kemiklerimiz mesela, başka hiçbir şeyimiz yok. O zaman al sana oyun: Vücudundaki bütün kemikleri hissetmek yahut kemik olmak
(kemiğin etrafındaki zar/fasya/periost en derin duyumuz, neredeyse bütün çizgili kaslar da en az iki kemiğin dışlarındaki bu bağ dokunun birbiriyle iletişimi aracılığıyla varlar zaten)
Adımlarını etinle değil de kemiğinle attığında, klavyeye parmaklarınla değil kemiklerinle dokunduğunda duyumsadıkların ister istemez derinleşecektir. Peki kemiklerimizi yeterince derinden hissedebilirsek, ölüp de etimiz toprağa karıştığımızda kemiğimiz Toprak Ana’yla bir olduğunda (olursa kıyak iş ha) yattığın yerden bütün dünyayı duyumsa, mis!
Yakılanda işler değişiyor tabii, bi avuç kül kalıyor orada sonuçta. Onda tümel bilince erebilmek için yaşarken te en ufak zerrene kadar hissetmek gerekir böyle bi oyunda. Şimdilik oyumu kemikleri hissetmekten yana kullanıyorum. Zerreyi hissetmeğe yol uzun.

Sabah uyanmak meselesine gelince, itinayla alarm erteliyorum. Uyanmak isteyene sivrisinek saz, uyanmak istemeyene davul zurna az, sevgili sanga.

Bu akşamın türküsünü de sevdiğim bir dervişten sunmak isterim. Loudingirra Özdemir, 7 sene yapayalnız sokaklarda yatıp her türlü malı mülkü reddederek sırtında bağlaması ağzında türküsüyle dünyayı gezdi. Evlendi bir süre önce, şimdi de hanımıyla geziyor lakin ABD’ye yolu düşünce büyük insanlık düzeni tarafından fena sarsıldı. Merak ederseniz türkülerinin altında hikayeleri de oluyor genelde, başından geçenleri onun kaleminden okuyabilirsiniz.

Neş’eyle, sangasanga
Seni seven
Doğa

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s