Derya – Kaş 3: Happily Never After

“Bak bir yaz daha geçti

Son kuşlar uçtu gitti, nerdesin?

Biraz hasret, biraz gayret

Belki yarın, belki bugün, bekledim

Nerdesin?”

Rafet El Roman bunu kime söylüyor bilmiyorum. Sanırım pek popüler bir şarkı, ben yeni keşfettim ve avaz avaz kendime söylüyorum.

“Bir bilsen neler neler

Neler feda eder bu gönlüm senin için?

Sensiz her şey anlamsız

Her şey basit kolay değersiz, bir bilsen”

Kendimi özlüyorum çünkü.

Nisan’dan beri ben ben değilim. Bir Aşk’a yuvarlanmıştım hani. Şöyle güzel, öyle müthiş, böyle kuyrukluyıldızlı ama bir yandan da yoğun ve yorucu, kendimde değilim diye yazıyordum size.

O Aşk bitti. Biterken de zarifçe değil, hırpalayarak tüketerek, ömrümden ömür yiyerek, sınırlarımı alt üst ederek bitti.

Balıklama dalayım:

Babamda narsistik özellikler varmış efendim. Yehhuu. İleri seviye değil şükür, ama varmış. Ana babamın ilişkisinde buna bilinçsizce tanıklık ettiğim için, daha sonraları 10 yıl arayla bulduğum iki ayrı narsist romantik ilişkiye balıklama dalmışım. “Ayyy burası çok tanıdık, ah bu adam tıpkı babiş gibi, oh bu sular ne rahat…” diyerek. Al sana baban.

İlk narsist ilişkim 10 yıl önceydi. 3 hafta sürmüştü. Uzun sürmezmiş narsistlerin ilişkileri, şimdi okudukça ilk kez öğreniyorum. Sürse de başarılı gitmezmiş pek. O zaman anlamadım. Ağır depresyona girdim, bir sene sonra çıktım. Psikolog nedir bilmezdim. Kendi kendime devindim. Fazla yoğun, hemen evlenme kararlı, seni pamuklara sarıp saran, geleceğini belirlediğin, manevi güvenceye aldığını sanıp sevindiğin 3 haftacık süren ilişkinin bedeli depresyonda koca bir sene oldu. Ziyan.

Bununla aynı karakterdeki ikincisi de yeni bitti işte. 3 ay sürdü o da. Bu sefer içindeyken tuttum yakaladım. Onca yoga pratikleri, okumalar, psikoterapi, keskinleşen iç-dış gözler sağolsunlar. Üzülmedim mi, üzüldüm. Ağlamadım mı, oo çok. Hayalkırıklığı mı, çatır kütür. Kızgınlık? Amanın! Haftalarca! Hiç bu kadar yüksek dozda öfkelenebileceğimi, öfkemi sürdürebileceğimi bilmezdim. Tetiklenince neler oluyormuş meğer. Öfkeyle yattım öfkeyle kalktım. Gecenin ortasında uykumdan öfkeyle uyandım.

Bu üç ayın ortasında bir yerde yaşadığım bir krizde “Just like when?” ile iki narsisti birbirine de bağlamıştım aslında. Bu tıpkı öncekine benziyordu hani. Size de yazmıştım. Bir şey daha diyim mi, daha ilk haftadan da benzetmiştim de ses etmemiştim. Evini, yaşamını, bir garip gelen başka türlü bir Teklik halini, kendine çok hayranlığını, çok hırsını. Just like diğeri idi.

Şimdi bu iki tipi çekiştirecek değilim. Onlar öyle. Maalesef tedavisi de pek yokmuş. Bize düşen kaçmakmış. Sınır çekmek. İletişmek anlaşmak uzlaşmak mümkün değilmiş. 10 yıl içinde iki narsist ilişki bünyeye fazla olduğundan, alo terapi hattına bağlandım. (Görüşmeyeli seansı 750TL olmuş. Değer mi, değer. Ama 750 nedir ya?!) Üçüncü bir narsisti daha kaldıramayacağımdan, kendime ve aileme göz gezdirdim.

Babam çıktı tabii, kim çıkacaktı? İlgi övgü merakı, kendine aşırı beğeni, şovmenlik, gereksiz yere fol yok yumurta yokken bana karışamazsın!cılık ve bir sürü şey. Baba kontenjanından çok tanıdık olduğu için rahat ve güvenli gelen halleri (hem de babama göre level level güncellenmiş, dozu çok artmış, başka erkeklerde yakalayınca hop, aşk! Aşk da değil aslında, başka bir şey: Aşırı güvenmece. Onun (çok hızlı) ritmine kendimi bırakmaca. Çünkü doğduğun evdeki gibi ya…

Çünkü mutlu sonlu Disney hissi veren, gerçek olamayacak kadar muhteşem bir sevgi aşk romantizm kombosu ya.. (Love-bombing imiş bu literatürde.) Hobilerimi, uğraşlarımı, günlük rutinimi, hayallerimi tekrarlıyordu ya.. (Aynalama imiş bu literatürde.)

Annemin “fazla hızlısınız, bir gariplik var” diye uyardığı ama dikkate almadığım bir happily ever after yaşarken içimde “hız limitini aştınız” alarmları çalmadı mı, çaldı tabii. Her konuda çok hızlı gidiyorduk, din din din.

Bana taşın, diyordu. Din.

Seni çok seviyorum, diyordu hemencecik. Kalpli din.

Gel annemi beraber arayalım. Babalar günü hediyesini babama sen ver. What the din?

Herkes çirkin biz güzeliz. Biz farklıyız, üstünüz, şahaneyiz. Diiin!

Kardeşimin düğününe gel, illa ki gel mutlaka gel. Akrabalı filan. Vur patlasın çal oynasınlı din. (Gittim. Oynamadım.)

Bu iç zilleri duydum, ama boşverip ilerlemeyi, onun hızına kendimi bırakmayı, kendime rağmen’liği cesaret sandım. Hem mutlu olsun istedim. Mutluluğuyla mutlu olayım dedim. Du bakalım nereye gidecek?

Gitmedi bir yere. Ben yine kendi evimdeyim. O nerede bilmem. Eşyalarımı kolilemiş ortak arkadaşımıza vermiş. Canım almak istemiyor. Erteledikçe erteliyorum. Happily never after.

Arkadaşlarımın eski narsist ilişkilerini dinliyorum. Dünyada böyle bir tek kişi varmış ve hepimiz sırayla onunla beraberlik yaşamışız gibi, benzerlik şaşırtıcı ve korkutucu. Hiç de detaylı anlatmamışlar, bilsem tüm bu din’leri daha dikkate alır mıydım? Niye iyi gelen deneyimleri ballandırarak anlatırken bizi üzenleri geçiştiriyoruz? Niye bunları yazarken dedikodu yapıyorum hissi ile rahatsızlık duyuyorum?

Sonuç olarak, iyileşmek üç ay kadar alırmış. İçimdeki korku ve travmanın geçmesi yani. (Korkudan bahsetmedim ama içimde peydahlanan yoğun öfkeye ek olarak beni hastaneye götüren bir kaç panik atak, aşırı korku, gece uykusuzlukları, kaygı bozuklukları..) Bir ayım geçti, kaldı iki ay. Bu konuda makaleler okuyorum, ünlü uzmanların konuşmalarını dinliyorum. Daha iyi anlamak ve ilerideki potansiyel tekrarından kendimi korumak için.

Arada bir özlüyorum. İyi anlarımızı hatırlayıp. Sevdiğim yönlerini. Böyle anlara izin veriyorum. Yas sürecime.

Ama dur bakalım. Kaş’taki kalışımı uzattım. Kızlar çoktan gitti. Plansızlık, kendi başımalık, biraz susmalık hep iyi geldi, yine gelecek. Sabah yogalarım. Ah o uddiyanalar!! Nasıl bir büyü var onlarda? Dünya duruyor ben duruyorum o iki noktalarda.

Bir an gelecek, birden yeterince sayıda uddiyana, kulaç, soğuk kahve, dostlar, tek başınalık olmuş-yapılmış-geçmiş olacak ve ben birden yine ben olacağım.

“..sonbahar güneşinde

Çıkarız dağlara, uzanır kırlara

Uyur bir gölgede, seyreder bulutları

Okşarım saçından, koklarım teninden…”

Derya – Kaş 3: Happily Never After” üzerine bir yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s