Derya – Bu işte bir yalnızlık var

Dünkü derste öğrendiğimiz gibi kemiklerimi yere bastırdım bu sabah, ilk iş. Yüzümü yıkamadan, yataktan halıya inip. Bir uçak kanadının üstüne tekrar tekrar inmesiyle bir türlü doğrulamayan, artık son darbede pestili çıkıp yere ezilmiş böcek gibi yapışan adama üzüldüğüm rüyamdan sersemce uyanıp. Bu yere kapanmalı, göz kapamalı, kemik bastırmalı başlangıcı sevdim. Yogaya suçiden bile yavaş başlamak, hızlı günlerime ve bol rüyalı hızlı gecelerime iyi gelecek bence. Vatayı fıs fıs çıkıyor hayal ettim.

Mideye su, yüze su, dil. Perdeleri açtım. Bulutluymuş hava, yeni aydınlanıyor. Bu serin sonbahar günleri hep Şişli’deki evimi hatırlatıyor. Eylül’de ve çok severek taşındığım için herhalde. Üç katlı, yığma taşlı, ahşap rabıtalı, yüksek tavanlı Musevi evi. Yorgana geçmişsin ama şortla yatabiliyorsun mevsiminde. Kasım gibi iyice serinlemiş başka sabahlarda köydeki evi hatırlıyorum. Baharda Ege, yaz başındaki ilk günlerde ise İtalya yolculuklarımı. Olduğun yeri de onurlandır be kadın. Di mi? Şandor hoca ne demişmiş hayallerle, gündüz düşleriyle ilgili? İşime gelmediğinden hatırlayamadım şimdi.

Yarım saatim geçince yogaya durdum, bir kez daha kemik bastırarak başladım. Bir ara sadece ısınmaları yapıp kalanını boş versem mi diye düşünsem de sabah sabah hafif bunalım zihnimle başbaşa kalmaktan korkup devam ettim. Yedire yedire yaptım yogamı. Çoğu sefer boşladığım mayurayı, vajroliyi atlamadan. Dün öğrendiğimiz gibi dizler bükülü, popo yere yakın bir Balakrama. Kulakta yer yer Fatma hoca sesi. Suçili bitiş.

Ayaklanınca terastan baktım. Karadeniz köpüklü, coşkun. Zihnim de coşar köpürür birazdan. Engel olmak lazım, canıma yetti haftalardır çünkü. Saat erken. Bir şeyler okuyayım, bir öykünün içinde kaybolayım. Okuyamıyorum son aylarda. Sürünüyor kitaplar. İlgimi çekmiyor, zihnim yorgun, konsantrasyon zor.

Kitaplığa gittim baktım. Rafları baştan başa taradım. Deli Tarla, hafif rahat güzel ama üç kez okudum zaten. Canım çekmedi. Öneriyle bir zamanlar alınmış, hiç beğenmediğim psikolojik kitaplar. Kuzenimin Kaş’taki evine dekor olsunlar diye yollayacağım kitap kolisine bunları da ekleyeyim. Can Dündar, Yağmurdan Sonra. Aa bir dakka. 8-10 kitap yanda Defne hocanın kitabı da aynı isimle duruyor. Can Dündar’ınkini okumadım, okumam da herhalde. Tiffany’de Kahvaltı? Filmi olsa izlerim ama kitabını canım çekmedi. Hatta hala Şişli’de yaşasam filmi izleyip Nişantaşı Backhaus’a kruvasan ve kahve için yürürdüm. Sabah boş oluyordu. Parka bakıp oturuyordun. Burada kruvasan yapan yer var mı? Sanırım yok. Sanki çok lazım.

Odanın diğer duvarındaki konsoldaki kule olmuş kitaplara da baktım. Iıh olmuyor. Hiçbirini gönlüm çekmiyor. Kitaplığa geri döndüm. Elif Şafak’ın Mahrem’i. Nasıl bir kafayla yazdığına inanamadığım muhteşem kitap. Ama zorlar o beni şimdi.

Tuna Kiremitçi. Annemin reyonundan. Hep uzak durdum bu adamdan, sırf erkek yakışıklı yazar diye abartılarak popülerleşmiş olsa gerek diye önyargı yaptığımdan. Ama kitabın adına çekildim bu sabah. Bu İşte Bir Yalnızlık Var. Evet var. Çekip arka kapağı okudum: Yanlış bir aşk, terk edilmişliğin hüznü, müzisyenliğin eşlik ettiği hayaller, parasızlıkla sarsılan hayatlar ve bitmeyen mutluluk arayışları. Budur.

Terasa kuruldum. Okurken yağmur çiseledi, saçak kurtardı ıslanmadım. Yağmur koktu. Kitap sardı. Plazada hiç çalışmadım, diyor. Eşimden ayrıyım, diyor. Üç-beş özel müzik dersi ile şöyle böyle geçiniyorum, diyor. Şişli, Kurtuluş diyor. Hayata bazen karışmak istemez insan, diyor, gelen teklifleri teperken. Bağ kurdum hemen.

Çıralı’daki bir bungalov otelini yoga oteline dönüştürme teklifi geldi geçen ay. Ne vaktim vardı ne takatim, Çıralı’yı da hiç sevmem. Gitmesi gelmesi burdan çok zor. Noo dedim. Çünkü ben hiç para kazanmadan, üstüne cepten harcayarak yaptığım gönüllü sergi işimle meşgulüm.

Bafa Gölü kıyısında bir otelde daha önce de katıldığım bir çevre platformu buluşmasına yine çağırdılar. Üç gün üç geceli beyin fırtınalı, kuş sesli çiçek kokulu bir kamp. Gitsem sosyalleşmek adına iyi olurdu belki. Ama enerjim ona da yok. Burdan otobüse bincen de, 5 saat sonra İstanbul’a varınca havaalanına geçicen de.. Teşekkür ettim, başka sefere dedim.

Hayata karışmak istemiyor insan bazen işte.

Bölüm arasında kalktım granola hazırladım. Mutfak penceresinden çınarlı mahallemize baktım. Yağmur sonrası kesinleşen yeşillere. Defne hocanın Kahvaltı Sofrası’ndaki ünlü ressam büyükanne ne güzel isimler vermişti yeşillere, diye düşündüm. Çimen yeşili. Yağmur yemiş çimen miydi? Bu gördüğüm yeşili nasıl adlandırırım diye düşündüm. Beceremedim. Sabah ışığıyla parlayan, yağmur yemiş, yaprakları sonbaharla renklenmeye başlamış çınarlar. Düşünün bakalım.

Yarım fincan kahve için koca filtre kahve makinasını çalıştırdım. Beni moka pot paklıyor ama ucuzundan alıp ocak ateşinde plastik kulpunu eritmiştim. Granola yerken kahvem hazırlana dursun.

Kitaba döndüm. “Hiçbir duygusunu tek başına yaşamayanayan bir kızdı Ayşe; içinde olup bitenleri etrafına yaymadan, tüm dünyayı kendisine dahil etmeden nefes bile alamazdı”nın altını çizmek istedim ama kalkıp kalem almaya üşendim, sayfayı alttan kıvırdım. Aşırı şeffaflık halinden müzdarip biri olarak.

“Müzisyen olmanın en kolay tarafı müzik yapmak. Geri kalanı zor”lu sayfayı da kıvırdım. Mimarlık yapmanın en kolay tarafı proje yapmak çünkü. Geri kalanın zorluğu yüzünden bırakmıştım mimarlığı. Acıyıp üzülerek niye devam etmediğimi soranlara bu yeni cevanı yapıştırırım artık. Sanki açıklama borcum var.

Kahvemi aldım. Okurken birden yazmak geldi içimden. Bunları yazdım.

Hayata karışmadan sokağa karışmak istedim sonra. Üniversite kampüsü bunun için biçilmiş kaftan. Geniş çim alanlar, dev çamlar, ağaçlık patikalar, hemen her fakültede birkaç tanıdık yüz var ama kendi başınasın. Şort üstüne trençkot giyip sonbahar kreasyonuyla çıktım evden. Okul girişleri sıkı kontrol altında. Hoca arkadaşlarımdan birine geldiğimi söyleyip girdim. Kütüphaneye gidip uzun uzun rafları dolaştım. Sevdiğim kitaplara dokunup sevdim. Tanıdık ama bilmedik bir kitap istediğimden Steinbeck’in Uzun Vadi’sini hoca arkadaşımın kartıyla aldım. Steinbeck’e bayılırım. Kartını ödünç veren arkadaşımla açık havadaki kantinde ıspanaklı börek yedim, çay içtim. Üşüyen şortlu bacaklarımı güneşe tuttum. Gelen geçen başka hoca tanıdıklara selam verdim. Aslında hiç ilişiğim olmayan bu okulda ne çok arkadaşım olduğuna şaşırdım. Her yaştan. Kütüphane görevlisinden rektör yardımcısına kadar. Annemin ısrarlarına dayanamayıp bir gün üniversiteye girersem çevrem hazır.

Yeterince kaliteli sohbet, geyik muhabbeti, gülüşme, sessizlik, çamlık, yürüyüş ve kitap kokusundan sonra eve döndüm. Uzun zamandır geçirdiğim en dingin gündü.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s