Pınar – Gün 1: Tam Ortasından Giriniz

Yeni ay bugün evet, o bakımdan ortasından değil başından girmiş sayılırım ama mevzu o değil. Mevzu, bir yandan başı sonu belli rutinlerle bezeli, bir yandan kaotik damarlarda akan hayatımın içinde, ne anlatacağımı, niye anlattığımı, bununla ne amaçladığımı dahi bilmeden, konuya huzurlarınızda tam ortasından girmek haricinde bir seçenek göremiyor olmam.

Kaybolduğum zamanlarda elime aldığım ve kendi kullanma kılavuzumu okurmuşçasına merakla içine daldığım bir astroloji kitabının, ilk okuyuşumda altını kocaman fosforlu kalemlerle çizdiğim, her okuyuşumda dehşetle içine düştüğüm şu cümlesi yüzünden koyuldum aslında tekrar yazmaya. ‘Kendini, fikirlerini gerçekleştirmek isteyecek kadar sevdiğinde, bu kişi….’ Fikirlerimi gerçekleştirmek isteyecek kadar kendimi sevmek?.. Bu cümle içimde bir bomba, bir fırtına, bir deprem etkisi yaratıyor her düşündüğümde. İçimin bir ölü fikirler mezarlığı olduğunu kabul etmem gerekir. Doğup büyüyen, serpilenler yok mudur, elbette vardır. Belki de bu hiç geçmeyen yas hissi, daha baş verirken elimin tersiyle itelediğim fikirlerin küskün, kederli ağıtlarıdır.

Bugün insanlık için küçük, benim içinse dev anlamlı bir gün. Bu akşam, yeni ay ve güneş tutulması olduğunu tamamen unutarak planladığım, İsrail menşeili başlangıç kursumun ilk günü. Akşam 6’da olduğunu, HaGdud HaIvri sokak 5 numarada olacağımızı biliyorum. Kursa dair bildiklerim bunlar. Geri kalan hiçbir şeyi bilmiyorum. Bu kursu duyurmak için attığım adımlar, Türkiye’de geride bırak(mış gibi hissettiğim) 7 yıllık yoga hocalığı kariyerimin yarattığı regresyon hislerini bütün çıplaklığıyla kucağıma bıraktı. İnstagram’a reklam mı vermedim, gelişigüzel Feysbuk gruplarında mı paylaşmadım, kafede sohbet ettiğim insanlara laf arasında buyrun gelin mi demedim. Her şeyi yaptım. Öncesinde, bu işi Türkiye’de yaparken ben napıyordumu hatırlamaya çalıştım. Bilmem ki, Shadow Yoga kursu vermeye başladığım ilk yıl üç başlangıç grubu birden açmıştım ve tamamı dolmuştu. Kayıt paralarının tamamını önden almıştım. Yoklama listem hazırdı. Ben duyurmuştum, Defne Hoca paylaşmıştı, arkadaşlar repost etmişti, duyan gelmişti. Sevenler arkadaşlarını yönlendirmişti. Böyle reklamlara, agresif duyurulara asla gerek kalmamıştı. Şimdi ise, 4 dersin parasını önden alacak şekilde bir tanıtım yazısı yazdığımda Roei sen deli misin, kimse seni tanımıyor, tanımadıkları bir sistemin tanımadıkları hocasına kimse burda önden 4 derslik ödeme yapmaz dedi. Burada stüdyosunu kiraladığım Shadow Yoga hocası arkadaşım Ronen, ilk ders için bir gelsinler, çıkışta o ders için öder, devam edeceklerse kalanını sonra tamamlarlar dedi. Nerdee yoklama listesi, nerde commitment. İşte bunun neticesinde, bu akşam kimlerin geleceğini, gelenlerin devam edip etmeyeceğini, ne gibi hislerle ayrılacağımızı o stüdyodan, pek tabii ki bilmiyorum.

Yoga öncesi prefabrik hayatımdan yaptığım U dönüş ile bir yoga hocası olarak İstanbul’da yaptığım isim arasında geçen zaman, yorulduğum, yıprandığım, fakat tökezlememe rağmen yönümü ve şevkimi yitirmediğim bir dönemdi. Müthiş tatmin doluydum, hayatımın ipleri artık tamamen kendi elimdeydi, bir diğer fabrika olan Cihangir Yoga’yı da bırakıp derslerimi rayına oturttuktan sonraki o birkaç yıl, bir imparatorluğun şanlı yükselme devrini yaşatıyordu iç dünyamda bana. Sky was the limit idi. Dharma’mı yaşadığıma emindim. Evrenden gelen işaretler de bu yöndeydi. Daha ne olsundu.

Şimdi ise burdayım. 7 yılda inşa edip arkamda bıraktıklarımı burada tekrar inşa edebilecek miyim, buna yetecek enerjim var mı, bilmiyorum. Bu postayı, geçen gün karşıma çıkan ve yine içeride zelzele hissi uyandıran bir Joseph Campbell yazısıyla noktalıyorum. Hepinizi çok özledim.

“We must be willing to get rid of
the life we’ve planned, so as to have
the life that is waiting for us.

The old skin has to be shed
before the new one can come.

If we fix on the old, we get stuck.

When we hang onto any form,
we are in danger of putrefaction.

Hell is life drying up.

The Hoarder,
the one in us that wants to keep,
to hold on, must be killed.

If we are hanging onto the form now,
we’re not going to have the form next.

You can’t make an omelet
without breaking eggs.

Destruction before creation.”

– Joseph Campbell

From A Joseph Campbell Companion: Reflections on the Art of Living.

Salondan, anlık

Pınar – Gün 1: Tam Ortasından Giriniz” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s