Derya – İlk Dördün: Aşk

İlkokuldan sonra İngilizce hazırlık okurken bizi çeşitli ülkelerden mektup arkadaşlarıyla eşleştirmişlerdi. Payıma üç dört mektuptan sonra sesi kesilen Antonio isimli bir İtalyan çocukcağız ile saçı kaşı beyaza çalan sarışınlıkta hayalet gibi bir İsveçli Louise düşmüştü. Aynı sene en yakın arkadaşım Yasemin annesiyle birlikte Almanya’ya göçtü. Bir sene sonra da katıldığım bir dil kampında Alessandra isimli başka bir İtalyan kız ile arkadaşlık kurdum. Okuldan eşleştiklerimle sadece bir kaç ay mektuplaştım ama Yasemin ve Alessandra ile uzun yıllar boyu her hafta yazdık. Ergen kızlar ne yazıyorsa onu yazdık. Arkalı önlü dolan kağıtların çokluğundan zarflar zor kapanırdı.

Bizim aile apartmanında posta kutusu yoktu. Postacı zarfları büyük camlı demir kapının ferforjeleri arasına sıkıştırır, kapıdan ilk giren kişi de hepsini alıp geniş giriş holündeki kalorifer peteğinin üstüne bırakırdı. Okuldan dönüp de dairelerimizin zilini çalarken petek üstündeki zarfları seçmeye çalışırdım. Renkli kalemle yazılmış kendi de renkli zarf var mıydı? Bazen de mektupları dört gözle beklediğini bilen annem, bana gelmiş bir mektup varsa sevineyim diye diğerlerinden ayırır, tırabzanın üstüne bırakırdı. Camlı kapıdan zarfı görünce uçardım sevinçten. Çaldığımız zil ile kapı otomatiğinin açılması arasındaki birkaç saniye uzardı da uzardı.

Yeni yazı var mı diye hemen her gün bu bloga bir kez tıklarken işte bu heyecanı duyuyorum. Benim telefonda geç açılıyor WordPress uygulaması. Açılmasını beklerkenki saniyeler, apartman kapımızın dışındaki heyecanlı saniyelere dönüşüyor. Biliyorum, istersem her yeni yazı mail kutuma bildirim olarak düşebilir. Bilerek bu seçeneği açmadım, bekleme ritüelini sevdiğimden. Bugün yeni yazı yokmuş. Olsun, ben yazarım.

Bu ilkdördünde, Kasım’ın ilk gününde benim de içimde yeni bir şey filizlendi sanga. Yok yanlış söyledim, bir şey bitti. Ya da ikisi birden. Yazdıkça çıkar meydana.

Günün özel bir tarafı yok halbuki. Yogayla, fotoşopla, otoketle başladı günüm. Her şeyden bir kuple. Sonra bir protestoya gittik, ana-kız. Endüstriyel miras özelliklerinin tümünü taşıyan, muhteşem merdiven detayları olan, ulusal çapta ünlü bir mimarın elinden çıkmış, bir dönemin üslubunu, tarihini, kültürünü mekansal olarak somutlaştıran, şehrin yarısının mezun olduğu, dönemin kömür şirketinin memur çocuklarının ücretsiz okutulduğu, yüksek kalitede eğitim veren bir ilköğretim okulu binası yıkılıyor. Apar topar çıkan yıkım kararını türlü şekillerde protesto ettik. Hiçbir sonuç alamadık. Bugün yine gittiğimizde çatısı ile pencere doğramaları tamamen sökülmüştü. Muhteşem işçilikli kıvrımlı demir kapısı, bize önlem olarak çizgili polis şeritleri ile kapatılmıştı. Yerine dört katlı yeni bir okul yapılacak. Ruhsuz, beton, TOKİ tipli bir bina olur muhtemelen. Kurtaramıyoruz 90 yıllık zarif okulumuzu. Şehir belleğine bir delik daha açılıyor.

Bu hüzünlü ziyaret sonrası tüm günü boynum bükük geçireceğimi düşünüyordum. Ama çok sevdiğim huzur dolu bir kafede oturup çay içer, şimdiye dek yediğim en leziz tuzlu susamlı çıtır kurabiyeyi yerken üzüntünün yerini huzur aldı. Rahat koltuğuma gömüldüm ve sıcak çay bardağıma sarılıp Çember Apartmanı’ndan iki bölüm okudum. O filizi işte bu bölümlerde birinde, “Aşk” isimli olanda hissettim. Yatakta birbirine dolanmış yatan karakterlerin duygusu içimi sarmalarken göğüs kafesim genişledi, kalbim hızlandı, sevinçle, ferahlıkla doldu. Yeniden aşık olmaya hazır olduğumu hissettim. Aylardır ilk kez. Korkumun geçtiğini, tekrar güvenmeye hazır olduğumu. Sevinç bundan olsa gerek.

Karakterleri gözümde canlandırırken düşündüm. Yatakta sırt üstü yatıp, tek kolunu açıp kadın gelsin omzuna yatıp sarılsın diye bekleyen erkeklere sinir olurum hep. O da bir zahmet yan dönüp bana sarılsın isterim. Kalp kalbe, yüz yüze sarmaş dolaş yatalım, uyuyalım. Sırt üstü genişçe yatan erkek, avdan savaştan dönmüş, höyt diye kendini yatağa atmış, Allah razı olsun bir kolunu açıp kadınını davet etmiş, diğeriyle ona sarılmaya tenezzül bile etmeyen bencil ve kaba adamı çağrıştırır bana. İlla kadın kıvrılıp dolanacak.

Beni çok üzen son sevgilim ben bir kez ona bundan bahsettiğim için kendiliğinden bana döner, tam istediğim gibi sarılırdı. Kitaptaki bölümü okurken anımsadım; ne güzeldi. Gülümsedim. Heyecanlandım. Ama bu sefer yepyeni bir duyguyla: Üzülmeden, içlenmeden, öfkelenmeden, özlemeden! Nötr bir şekilde anımsadım sadece. Başka birinde de aşkı bulabileceğimi bilerek, hatta buna hazır hissederek. Ah ne ferahlık!

Narsist ilişki sonrası travma normalmiş. Bir tarihi varmış, ancak o vakit geçermiş. Geçsin diye zorladığın her an, bu sürenin sonuna eklenirmiş. Bugün bu uzun ve yorucu, çok yorucu sürenin sonuna yaklaştığımı ilk kez hissediyorum. Bugün kalbim heyecanla dolu.

Süreç geçsin diye zorlamamışsam da, kısalmasına vesile olmuş olabilirim. Pazar günü beş saat süren bir doğa yürüyüşüne katılmıştım. Sandım ki tatlı köy yollarında hobbit şarkılarıyla kıvrım kıvrım yürüyeceğiz. Buraların dağlık yolunda nereye tatlı yürüyorsun? Ne tırmandık, ne tırmandık sanga. Ne indik, ne indik. Sucuk gibi terledim. 45 dakikalık tek bir tanecik mola verdik, kalanını ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Sırf sıkışıklıklarım açılsın, apana aksın diye, kaç gündür bedenim(?) uzun yürüyüş istiyor diye katılmıştım yürüyüşe. Yandı bacaklar, bitti tasa, ben kurbanım bu apanaya diyorum. Son saate girdiğimde bacaklarım yanıyor, sızlıyordu. İnsanlar boşuna depresyon, travma sonrası Santiago gibi uzun hac yollarında haftalarca çilekeş yürüyüşlerine çıkmıyorlar. İşte belki bu yürüyüştür beni son bir silkeleyen. Belki değil, muhakkak odur. Ertesi sabah yüzüm cildim güzelleşip parlamış, yorgunluktan katılaşır sandığım kaslarım esnemiş, ağrıyacak diye beklediğim kalçalarım açılmış, yogam akmış gitmişti.

Bu hafta sonu Fatma hocamızla yüz yüze dersimiz var, hem de Beyoğlu’nda. İkişer saatlik canımızı çıkaracağını düşündüğüm derslerin ardından değişti diye küsüp uğramaz olduğum ama aslında özlediğim Beyoğlu’nda sokak sokak fink atacağım. Hazır Çember’i de okuyorken vaktiyle eskiz çizmeye çekinerek girdiğimiz Tarlabaşı sokakları ne hale gelmiş, bakacağım. Yani hem ders hem tabana kuvvet, apana şov olacak.

Bir de profiterol ve sıcak çikolata tabii.

Derya – İlk Dördün: Aşk” üzerine 2 yorum

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s