Derya – Gün 5: Seyahatte olayım ama yola çıkmadan

Zonguldak – İstanbul arası otobüs yolculuğundan selamlar sanga! 5 saat sürecek. Hiç sevmedim bu yolu almayı. Hep gözümde büyüdü. Gelirken de giderken de. Orda yaşarken de burda yaşarken de. Tüneller yaptılar, ara yolları çift şeritlediler diye sevindik ama bu sefer de Düzce, Gebze gibi duraklar eklediklerinden süre hiç mi hiç kısalmadı. Uçak olsaydı keşke. Yani var aslında ama haftada iki gün. Ve Zonguldak merkeze uzak şehirlerarası bir yerdeki ufacık havakulübesinden kalkıp İstanbul Havalimanına iniyor. Değer mi? Değmez. (Ama Almanya’ya her gün, yazın ise günde 5 sefer var. Almancılar – pardon öyle denmesini hiç sevmiyorlarmış, Türkiye kökenli Alman vatandaşlar için. Zonguldak ve çevresinden giden çoook olmuş.)

Akşam otobüs yolculuğunu sevmem, uykum gelir uyuyamam, yollar ve otobüs içi karanlık olur. Serseme dönerim. Ama işlerimi bitiremediğimden akşama kaldım bugün. 6:30 kalkışlı, yogasız ama yerde sırtüstü yuvarlanışlı, duşa koşuşlu, boyacı ustaya gidişli, renk seçişli (soğuk beyaz mı sıcak beyaz mı olsun krizi) yol üstünde kuaförde kaş aldırışlı, dönüp kahvaltı yapışlı bir sabah geçirdim. Erken kalkan (yogasını atlar ise) çok yol alır. Sonra 11’de arkadaş buluşmamız vardı. Her biri benden en az 10 yaş büyük öğrencilerim artık pek sevdiğim arkadaşlarım. Sabah kahvesi içtik. Tiramisu yapmış, yedik. Bir arkadaşın konuşması cool ve yavaş. Benimki hızlı. Anlattığı bitti sanıp lafa giriyorum. Fark ediyorum ki bitmemiş. O bir şey demiyor ama ben içimden üzülüyorum, lafını kestim diye. Sonra yine oluyor.

Ev, bavul. Kalın kazaklı bavul.

Dün kontrol ettiğimde 6-7 derecelerde soğuk ve yağmurlu gözüküyordu İstanbul. Yazılarınızda siz de hep İstanbul buz gibi soğuk diye yazmışsınız. Madem öyle, kalın mı kalın kazaklarımı, botlarımı, berelerimi aldım, kalın pofidik fışır anorağımı giydim. Biraz önce yine baktım ve ohoo değişmiş, 13-14 derece olacak diyor. İklim krizi. Geçen hafta Zonguldak 24 derece ile Türkiye’nin en sıcak iliymiş. Ocak’ta. Binlerce yıl bu mevsim soğuk havaya alışık insanoğlu hemen rahatsızlandı. Herkesin uykuları bölündü, başlar ağrıdı, anlam verilemeyen hüzünler bastı, gripler arttı. Şehircek fenalaştık.

İstanbul’da kabanımla pofur pofur gezerim artık. Tam bir dış giyimciyim. İçime ne giydiğimin önemi yok, hep basic. Ama zevkimce çeşit çeşit paltom kabanım montum var, farklı dokularda ve renklerde. Kar kışta sevmesem de el mahkum bu tipsiz şişmelere dönüyorum. Şimdi de boş yere şişmeyi yüklenmişim.

Dün sandalet yazmıştım. Bugün palto kabanla başladık, hayırlısı.

Yola hazırlanmak bende hafif bir mide bulantısı yapıyor. Çocukluğumdan beri böyle. Herhalde heyecanlanıyorum. Güya bir seyahat insanıyım ama kendi evimden yola çıkmayı, çıkışı istemiyorum. Son anda vazgeçsem vazgeçerim yani. Ya da ertelerim. Ertelemişliğim çok. Defne hoca da son anda yükselen evden ayrılma hüznünden bahsetmişti. Sanırım daha önceki döngüde yazmıştım, Steinbeck de iple çektiği seyahati gelip çatınca vazgeçmek için elinden geleni yaparmış. Hastalanır, işler icat edermiş. Travels With Charley’de bunu çok tatlı anlatıyor. İşte bendeki gerginlik de hafif bulantı şeklinde ben burdayım diyor. Yolculuktan bir saat kadar önce bavulu kapamaya başladığımda, yol kıyafetlerimi giydiğimde bulantı başlıyor, otobüse/arabaya binince iki dakikada kesiliyor.

Sangacım yola çıkış bulantısı hemen geçmişti ama size yazayım derken bu sefer de araba tuttu. Karadeniz’in virajlı yollarına alışığım halbuki. Bu ilk kez oluyor. Ekranı telefonu kapattım. Uzaklara, buluta girip çıkan ayın hilal haline bakarak rahatlatmaya çalıştım. Bir ara arada bir yerde inip otele gitmeyi düşündüm. Öyle kötüleşti. Sabrettim, hafifledi. Molada tost aldım, kuru kuru bastırsın diye. Ihlamur verdi muavin. Bulantımı bildiğinden değil. Herkese çay veriyordu tık tık, bana gelince elindeki bardağı uzatmışken yarı yolda geri alıp ıhlamur da var istersen dedi. Tipimden öyle uygun gördü herhalde. İyi de geldi. İkinci turunda biraz daha sıcak su istedim. Yudumlarım. Bir ıhlamur poşeti daha verdi, dursun dedi.

Şimdi 4 saatin sonunda epey hafifledi midem. Yine de riske atmayayım. Yolda okurum diye mektuplarınızı biriktirmiştim. Bence ekrandan kaynaklanmıyor ama yine de kapatayım. Bugünlük bu kadar. Yarın görüşürüz.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s