Pınarlıne – Gün 6 – Bırakamayanlar

– ilk iki paragraf zevzeklik içerir, direkt üçten başlayabilirsiniz-

Tutunamayanlar demek işin biraz kolayına kaçmak Oğuz Atay, bence sen de farkındasın, ayrıca yıllarca özlü bir tweetimde değindiğim gibi Tutunamayanlar’a tutunamayan ne çok insanız, bitmek bilmiyor ve hep yeniden başlanıyordu ben 20lerimdeyken bu kitaba, halbuki adına Bırakamayanlar deseydin hem daha geniş bir yaraya parmak basar hem de tekrar tekrar okunan ellerden düşmeyen bir kitap yaratırdın belki çünkü coğrafya değil ama ismimiz kaderimiz bir şekilde, akamayan Pınarlar da vardırlsdkj. Sinirim bozuldu pardon, sabah sabah yeminle hiç Oğuz Atay’a çemkirmek gibi bi derdim yoktu, “ortaya karışık” diyecektim başlığa, sonra “ya nasip”, sonra içimden Barış Manço tesellileri geçti derken “Bırakmak” olsun dedim, yok “Bırak” dedim vee işte bu kusurumla dalga geçen başa çıkma mekanizmam ile beraber yaldır yaldır girdim…

Bu ara yogam geriden geliyor, sabah değil akşam yogası oldu, yazıları da akşam yazsam tutarlı olabilir ama kim tutarlı ki ben olayım? Sabah kahvemi içerken sizi okumak ve peşinden yazma motivasyonu bulup yazmak ne güzel, hem de aklımda dün akşam yogamı yaparken dolaşanlar hala tazeyken, yani aslında yoganın peşinden yazmış sayılırım ama araya uyku filan girdi yine de kronolojik olarak bir yoganın peşinden oluyor. Bu aynı iki bayram arası evlenilmez gibi bir şey, her zaman iki bayram arası değil mi? Zevzeklik sonu. Yukarı bunun disclaimerını da koyayım

Sevgili Sanga, dün akşam yogamı yaparken aklıma bırakamayışlarım geldi ama öyle böyle değil. Başımı bi türlü rahat bırakamadım yerde kucağıma ki bu çok sık olmaz, bence rahat kapanamadım, o kapanamayışın da biletini 3. prelüde kestim, yeterince açılamıyorum ki uzun uzun kapanabileyim, dar alanda kısa çaprazlar. Neyse bişi demiyorum. Bu bırakamayış anında haftasonu pişirdiğimiz sıcak şarabı pişmeye nasıl bırakamadığımı hatırladım. Tarife göre önce esmer şeker ve suyun biraz kaynaması ve şerbetimsi hale gelmesi gerekiyordu. Ben de evde bu aşamada tencere başında beklemekle görevliydim. Tencereyi arkadaşım komşusundan aldı, emanet tencere, ya yakarsak milletin tenceresini, çelik tencere yanmaz, cifleriz çıkar, olsun yine de hasar görmemeli. Altı üstü 300 ml su ve bir miktar esmer şeker, benim emanet tencere paniğimle orta kısık ateşte kaynamaya bıraktık, biraz karıştırdıktan sonra arkadaşım dedi ki artık karıştırmana gerek yok sadece fokurdayınca haber ver. Ben ne yaptım? 5 saniyede bir karıştırdım, karıştırmasam da şöyle bi kıvamına bakmak için kaşığı daldırıp çıkardım. Şekerli suyun kaynamasına da müdahale edemezsin Pınarline. Oldu mu ne zaman olacak altı çok mu açık yoksa altı çok az mı açık biraz açayım yok tencere yanar biraz kısayım. Suyu bile salmadım ya suyu bile. İşte kafamı bırakamazken bunlar geçti içimden, bi de gülmeye başladım. Sonra jade lady çok şükür, yukarıda aşağı inen ellerim sanki her seferinde zihnin tozuna dumanına çök çök diyor, sakin bişi yooook, sakiiin… Zihnimi silip süpürdü yeşim hanım, güldüğüm andan warm downa kadar sanırım bomboştum, dip köşe pırılll. O gıcırlığın pırıllığın içinde hayata geri karışınca dedim ki neden her şey hakkında hemen bir karar vermek bir aksiyon almak ve müdahale etmek zorundayım ve müdahalelerim gerçekten işe yarıyor mu? (Haber metni okuyanların korkulu rüyası geldi “tüm müdahalelelelelere rağmen tililililii” bu yüzden haber metninde asla böyle yazmazdık, hey gidi 19 yaşım)

Tamamen benim kontrolümde ve benim verdiğim kararlara göre hayatıma yerleştirdiğim kişiler ve durumlar olsun istiyorum. Ayşe ve Ali diyelim misal. Ayşe yakınımda dursun, çünkü Ayşe’yi yıllardır tanıyorum, Ayşe beni bazen zorluyor ama kolay kendimi koruyabiliyorum, Ayşe ile badireler atlattık ve Ayşe’ye puanım 8,5. Ayşe iyi biri çok uzaklaşmasın. Merkezinde durduğum saatin, saat 2 yönüne koydum Ayşe’yi. Ali’ye gelelim. Ali iyi biri gibi ama henüz çok tanımıyoruz, o yüzden Ali’yi biraz zorlayalım Ali’nin bi suyu çıksın, bakalım hala kadranda duracak mı, Ali ısrarla tutunuyor, peki o zaman Ali’yi çok sevebiliriz, Ali biraz merkeze yakın dursun benimle yerine bakarız. Ali bir hayal kırıklığına yol açtı, sistem beklenmeyen bir hata verdi, Ali sen bunu nasıl yaparsın, seni hemen dışarı alıyoruz. Ali derdini anlattı, peki biraz şu sol omzumun arkasında kalan saat 7 yönünde dursun, ne yapacağımıza bakalım Ali’yle. Ali orada durmasa mı acaba ya, Ali’yi en azından 9 yönüne mi alsaydım? Hadi 9’a aldım, yok Ali’yi dışarı alalım yine, alamadık mı peki saat 4 yönünü deneyelim bir de. Ali, bütün düzeni bozuyorsun evladım, olmaz ki böyle. Daha bunun Mr and Mrs Brown’u var, ne bileyim Sevim’i, Cemil’i, Hayriye’si var. Hepinizi yerleştiriyorum işte tek tek, durun durduğunuz yerde rica ederim. Kendime bir yer edinemediğim gibi kimsenin bir yer edinmesine izin vermeyişim ve her an bir karar verme zorunluluğu. Halbuki ben insanların kadranlarına girmeme izin verildiğinde babamın bahçesi gibi geziyorum (bir kısmının yani, büyükçe bir kısmında koydukları yerde on sene kıpırdamadan dururum çünkü ne bileyim kim o insan), onlar beni saat 4 yönüne koyuyorlar mı bilmiyorum ama koydukları yeri beğenmezsem de çıkıp gidiyorum. Sonra canım istiyorsa geri girdiğim bile oluyor. Mesela bu insanların kafası çok mu rahat? Ali ve Ayşe beni nereye nasıl yerleştireceğini hiç düşünmüyor mu? Hadi düşünüyor karar veriyor sonra o yerden beni hiç kıpırdatmıyor mu? Yarın giyeceğime karar vermek gibi bir şey değil mi bu kimin hayatımızın neresinde olduğuna karar vermek? Zorlanıyorum sanga ve sanırım biraz değişiyorum. Biraz, radikal bir şey bekleme benden.

Tencereyi yakmayacak zamanda müdahale edebilecek dikkatim ve kapasitem olduğunu hatırlatıyorum kendime. Buradayım, dikkatim kaynamak üzere olan şerbette, doğru zamanda tencere yanmadan ateşi kısabilirim, yeni malzeme katabilirim ya da ateşi söndürebilirim. Kaynayıp kaynamadığını sürekli kontrol etmek, şerbeti sürekli karıştırmak ve içine sürekli kaşık sokmak bana bir şey kazandırmıyor. Bir anlık dalgınlıkla tencereyi yakarsam, cifle ovabilirim. Başında bekliyorum, gözüm üzerinde, kendi haline bırakıp salona geçmemi bekleme benden, o kadar uzun boylu değil. Ben bu tencereyi sokakta bulmadım ama suyu ve şekeri de sokakta bulmadım. Sadece başında bekleyebilirim, müdahale etmeden. Bu tıpkı ilk araba kullanmaya başladığımda ayağımın sürekli frende olması gibi gerek yok, aniden durmanın kimseye faydası yok, doğru ayarlanmış bir hız doğru ayarlanmış bir takip mesafesi az fren… Doğru ateş, doğru dikkat ve doğru mesafede beklemek. Umarım yapabilirim.

Ya nasip sanga, ya nasip…

Pınarlıne – Gün 6 – Bırakamayanlar” üzerine 3 yorum

  1. zelishlacin dedi ki:

    “Ali, bütün düzeni bozuyorsun evladım, olmaz ki böyle.” sesli güldüm pınar 🥰 Ne kadar iyi ifade etmişsin. Belki ayşe ve ali ‘yi koyduğun 7 ve 9; sen oraya koyduğun için değil de onlar orayı seçtiği içindir, çıkmak istiyorlar belki, çıkarıyorsun! Orası da onların babalarının bahçesi gibi bir hareket olamaz mı 🙂

    Liked by 1 kişi

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s