Aynur-Gün 28-Bitti mi?

Şimdi benim kafam da, içim de biraz karışık… Gerçekten bitiyor mu 28 gün döngümüz, yoksa istediğimiz zaman buradan ses vermeye devam ediyor olacak mıyız? Bir yanım diyor ki; her şeyin hakkını vermek gerekir; burayı güzel ve anlamlı yapan da 28 gün oluşu; buna sadık kalmazsak; damağımızda tat kaldı diye o tadın peşinden gitmeye devam edersek o tat da artık olmayacak. Bir yanım da diyor ki, ama burada böyle iyiydik; ses vermeye ve de duymaya devam etsek; herkesin kendi zamanında. Ama sonra da her başlangıcın da bitişi var elbet diyorum ve böyle bakmak da iyi geliyor.

Ne kadar cesur, ne kadar samimi ve gerçek her bir paylaşım. Kendi adıma özgün ayarlarıma neredeyse geri dönüp ,ara ara ses verir olsam da yolun yarısından sonra; her gün posta kutumu defalarca açıp gelen yazları okumak; zihnimden kaçıp, bu güvenli bir çemberin içinde huzur bulmak sıcacık bir his.

Ilk başta 28 gün her gün yoga ile temas fikrini; daha da öte herkesin okuyacağı şekilde nasıl yazabilirim i kendim için zor bir sınav gibi bulmuş iken; her ikisinin de sadece aklımdaki bir bariyer olduğunu keşfetmem muazzam oldu. Bu fikrin filizlendiği ve bizleri de bu filize su vermek için cesaretlendiren güzel kalpli hocalarımızın ve paylaşımlarıyla burayı eşsiz kılan shanganın varlığı için derinlerden gelen bir şükran hissi çoktan evrene gönderildi bile.

Sona geldik ama bugünden de bahsedeceğim sanırım biraz.. Hatta ufak bir itiraf ile; size yazmaya başladım; ardından kontrol edemediğim bir uyku ile masaya başımı koyup beş dakika uyumaya razı oldum ama her halde 40 dakika kadar olmuş.. Şimdi kahvemi aldım devam ediyorum. Neden bu yorgunluk diye düşünürken, bugün part time baristalık için bir kafe ile görüşmeme bağladım. Belki bu gelişme beni içeride oldukça fazla etkiledi, çünkü benim için bir ilk. Bankada iken bunaldığım zamanlarda “ya ne olacak, olmadı baristalık yaparım” diyordum. Bunu da seveceğime gerçekten inandığım diyordum. Ve bir gece saat 10 gibi gelen ve artık (>12 yıl devam eden) hizmetime ihtiyaç duyulmadığı e-postası ile, evrene gönderdiğim mesajların yine karşılık bulduğuna inandım. Tabi ki bir şeyler de vesile olmuştu, sonradan anlaşıldığı üzere siyasiydi ve arada ben de herhalde KHK ihraçlarını eleştiren bir paylaşımı beğendiğim için elenenler listesine girmeyi başarmıştım. Hala bilmiyorum. Belki bir de son bir yıl sıkça fuşya rengi (doğru mu yazdım acaba bu rengi bilmiyorum) bağcıklı ayakkabı giydiğim içindi. Sonra kısa süren ekonomik araştırmacılık işleri, doktoramın bana yarenlik etmesi ve eş durumundan İngiltere. Tüm bu süreçte araya başka şeyler de girdi. Evlilik, hemen ardından eş ile aynı anda tekrar işsiz kalma ve bu arada eşimin önceki eşine ödediği -TL ye çevirince- yüklü nafakanın ve ilave okul taksitlerinin stresi, bir anda gerekli olan ve şükürler olsun ki güzel geçen ameliyatım, vizem çıktı İngiltere tünel ucunda görülmüş iken teyzemin kaybı ve bu esnada ablam ile aramıza giren soğuk rüzgarlar. Ve ben yoruldum. Burada bir süre sadece tezime bakacağım dedim ama dayanamadım; biraz da maddi düşüncelere yenilerek, başvurdum part time işlere. İyi mi yaptım bilmiyorum. Ama onca ön yargı ile gittiğim görüşmede tatlı bir aile karşılaştım. Aynı blog fikrinin içimde uyandırdığı yazamamazlık hissinin puf olup dağılması gibi, bu görüşmede de tüm ön yargılarım puf olup dağıldı. Bu arada ben esasen yemek bile yapmaya yerinim shanga, görev bilinciyle yaparım ama kendime yemek yapmaya gelince ayağım ve ellerim geri gider. Aynı kendim için bir diğer iyi hal olan yogaya zaman ayırmamam gibi bu. Zihnimde dünyayı ve kendimi kurtarırım çünkü. O yüzden mutfakta sandviç ve kahve hazırlamak, fiziksel bir şeyler yapmak beni heyecanladırıyor bir yandan ya elim ayağım birbirine girerse diye telaş ediyorum. Henüz başlamadım bu arada, pazartesi bir mülakatım daha var -bu sefer üniversite ile ve başka içerikte bir iş için- ve ona göre karar vereceğiz. Yani nereden nereye..Tüm bunları niye yazdım.. Sanırım bir nedeni böyle bir anı paylaşma isteği.. 3 yıl önceki düşüncelerimin gerçek olma ihtimaline bu kadar yaklaşmanın değişik hissi.. Ve yine bu 3 yıl içinde esegelen garip rüzgarların gücü ve bugün de bunu yine hissetmiş olmam. Bir nedeni de ön yargılarımın ne kadar gerçek dışı olabileceği. Yani görüşmede mekanı görüp mutsuz olacağıma ve derinde bir yerde üzgün hissedeceğime ne tuhaftır ki emin gibiydim. Ama olmadı. Ve Pınar’ın wassap grubunda blogdan bahsettiği zamanki ilk düşüncemi hatırladım. O da benzerdi ve hayalet okur olacağıma neredeyse emindim. Sıklıkla yazamadım belki ama bir kere yazmak bile duvarı yıkmak demekti benim için.

Öyle işte shanga, bugünün payına da benim yakın tarihim ışığında -yine Pınar ın güzel ifadesiyle-bazı kabuklarımı farketmeden kırdığım düştü, kırmaya meylettikçe de sanal olduğunu gördüğüm kabuklar aslında. Buradaki her bir paylaşım kendi içimize daha da kolay bakmamıza ve de çembere sunduklarımızda da aynı ölçüde cesur olmamıza kapı açtı. Bu güven ve yakınlık hissi için tekrar her birinize sımsıkı sarılmak istedim.

Aynur-Gün 23-Açılım

Yazmak ne zor bir eylemmiş. Aslında yazmak da değil de kendi başına; içindekileri aktarmak. Biraz konsantrasyon kampımdan ama biraz da bir şeyler anlatmak bana zor geldiğinden -çekinmek esasen; filtresiz kendim olmak zaten zor zanaat, bir de bunu yazarak yapmak ayrıca zor geliyor; araya beden dili girmeden. O yüzden okuma halinde olmak iyi geldi; ama istiyorum ki içimin kilidi çözülsün ben de rahatça makale yazarmışçasına ve görev bilinciyle değil de öyle kendiliğinden, ölçmeden tartmadan yazabileyim. Zaten dışarıdan bakıldığında da tam bir kapalı kutu görünüyorum; gülerim ağlarım felan da; hep bir saklarım kendimi. Öyle koruya gelmişim kendimi; ama işte bunun da götürdükleri var. Mesela terapimin ancak ikinci senesinde öyle duygularımdan “felan” bahsedebilir olmuştum. Buradaki “felan” kendileriyle o zamanlar epey uzak; şu anda da ancak seviyeli bir ilişki kurabildiğimden. Ee duyguyu açığa çıkarmayınca da iyileşemiyor insan. İşte terapi bitti; benim güvenli psikodrama çemberimin etkisi daha az hissedilir oldu; ben yine işin içine duygularla barışık olmanın veya onları sadece aktarmanın girdiği süreçlerde donuklaşmaya başladım.  

Bunları niye yazdım; çünkü yoga yapmadım. Yok, yaptım; eksik de olsa yaptım 🙂 – eksik çünkü, sol kolum veya omzum, bir yerde problem var ve hareket kabiliyetim epey kısıtlandı; tek kolla ne yapabilirsem onu yapıyorum-. Yogamı yapıyorum; içim epey katı olsa da. Böyle zamanlarda yoga yapmak daha zor geliyor; sadece düşüncelerimi izlemek geçiyor içimden; ama artık yapıyorum. Kaçtığım yerlerde özellikle şifa olduğunu hissediyor bir tarafım. Şükür ki. Yazdım çünkü içimde artık konuşulmayan şeyler sanki kireçleşiyormuş gibi hissediyorum. İki gündür üst üste karşıma çıkan çocuk düşüncesi beni, sanki hayatımın diğer her aşaması yerine oturmuş da bir bu konu kalmış gibi, sarsıyor. Niye sarsıyor; bilmiyorum.  Ya ben kim çocuk yapmak kim diyorum bir yandan; bir yandan da ya etrafımdaki her canlıya – hatalı olduğunu bilsem de kendi anne babam da dahil- anne gibi davrandığımı artık kabulleniyorum. Ve hayatta hareket etmemi engelleyen korkularımın bunu da aslında farklı kılıflara sokarak engelliyor olma ihtimali düşüyor içime. Evet; fiziksel olarak doğurmam şart değil- zaten bu düşünce beni benden alıyor-ama hayatımın bir döneminde anne olmak.. Bir çocukla birlikte büyümek, sanki olmazsa büyük eksiklik olur gibi. Uff neler yazıyorum ben ya; bunlar neden beynime gelmeye başladı. Dün- konuya belki en az benim kadar uzak- bir arkadaşımın anneliği düşünmesi; bugün de -tesadüf o ya- Pınar’ın yazısında geçmesi. Geç kalıyor olma düşüncesi beni sarsıyor sanırım. Yaş olmuş 40. Ama öte yandan bu konu her kadının bir döneminde içine düşüyor ya da düşürülüyor ve o dönemde bir karar vermesi gerekiyor. Benim için de konu anne olmak olmayabilir, ama bir şey üretmek doğurmak istemek meselesi olabilir.. Pat diye açıldım.  Utandım. Artık bağlamalıyım bir yere.

(…) Bağlayamıyorum; bu kadar -benim için hem yeni ve nedense belki bu nedenle de biraz mahrem; ve sizin için de fazla kişisel hissedilebilecek bir konuyu böyle bodoslama yazmış olmak sarstı biraz. Ama silmeyeceğim; bu da benim küçük cesur adımım olsun. Bağlayacağım yeri de şimdi yakaladım; hep kendimden gerçekten filtresiz bahsedermiş gibi yapıyorum, ama aslında hep kontrollü gidip ve kendimi sadece biraz açıp sonra kapatıyorum. Yani göstermelik gibi. Kendimi çok çok nadiren bu kadar çıplak tartmadan ortaya koyuyorum-terapi ve psikodrama hariç- Bugün de bunu yapmış olayım.

Bazen neyi kimden sakındığımı düşünüyorum. Düşünüyorum da, işte yine de korkuyorum.

Aynur-Gün 20-Zihin

Merhaba sevgili sanga,

O kadar zamandan sonra tekrar yazınca başlığa artık yok olduğum günlerin sayısını yaz(a)madım; ama istikrarlı bir şekilde hemen hemen her gün ses verenlerimizi gıpta; saygı ve çokça da sevgi ile takip ediyorum.

Benim kafa gitti sanga, tezime tekrar başladım başlamasına ve bu da çok güzel oldu olmasına da; bu sefer de, “şuraya geleli 1,5 ay oldu; kendime ve dolayısıyla da danışmanıma verdiğim süre için ise sadece 1 aydan biraz fazla kaldı; niye öncesinde bu kadar oyalandım” suçlamaları her stres olduğumda sağ olsunlar selam verip bir de sohbete kalmak istiyorlar. Yetmiyormuş gibi “ya bitiremezsem; e… bunun için iş bakmıyorum; o zaman sonrasında da iş bulmak zaman alırsa; gelir akışımı ne kadar daha dondurabilirim; o zaman part time iş bakayım/bakmalıydım en azından” düşünceleri ile ara sıra iş başvuruları yapıyor oluyorum. Başkaca seslerim de var ama sizi şu bir paragraf ile bile yormuş olabilirim. Velhasıl zihin evlere şenlik, günler de çoğunlukla bu arkadaş ile bilgisayar başında geçiyor. Bugün artık bir ara çıktım koştum; mis gibi geldi. Geçiyorum yogaya.

Yogama devam; uzun süren çadır zamanı biraz yumuşak seyrettim; ama son iki gündür çadır dışı devam ediyorum. Bugün kurmastanada başım yere değecekmiş gibi hissettim; 4 yıl sonra ilk defa; bloğu çektim, değmedi. Ama bence yere daha yakın. Değilse de bana öyle geliyor artık 🙂 Yogama artık ufak bir mum ve sonlarına da şükür duası ekledim; blog etkisi.

Bugün daha çok yazasım var aslında şimdilik burada sonlandırayım; vakit epey geç oldu ve benim biraz daha excele bakmam gerekiyor.

Bu arada sanki 20. değil de 10. gün gibi hissediyorum; çok özleyeceğim kesin.

Çok sevgiler,

Aynur

Aynur_Gün 12-14_Odaklanma çabaları

İyi geceler Sanga,

Bir kaç gündür ses edemesem de çadır modunda yogama devam ediyorum. İki gündür tezime gömüldüm, sürekli ertelenen ve çıkması olası sorunlar nedeniyle de kaçılan sorumluluğa baş koymanın huzuru içindeyim. Ancak kafamda sürekli sindirilecek yeni bilgiler, veriler, alınan ve alınması gereken notlar, okunmak üzere kaydedilen makaleler ile geçiyor zaman. E, şükür. Zaten bu süreç nihayete ersin diye erkenden ayrılmıştım işimden de. O yüzden; aslında biraz geç –yine-bile kaldım bu çabalamalar için ama işte neresinden yakalarsam.

İtiraf ediyorum, ilk defa bugun şu ana kadar hiç bloga bakmadım; zaten zor odaklanan zihnimi bir yerde tutma çabasıydı bu. Hatta odaklanabilmek için nedense özellikle o anda aklıma peşi sıra gelmeye başlayan birbirinden çok farklı ve tabii ki hiç de acil olmayan gündelik konuları da yanı başımdaki kağıda not almaya başladım. Şu ana kadar epey işe yaradı. Zaten alınan notlar da zamanla azaldı, arka planda beni masadan kaldıran veya başka sekmeleri açmamı sağlayan ses sustu. Ancak şimdi, gecenin verdiği rahatlama hissi ve merak ile yazılarınızı okumak için girdim bloğa, artık tanıdık hale gelen seslerinizi duyunca da yazmadan edemedim.

Ve şu geçen iki gün içinde –yine– idrak ettim ki odaklanmak muazzam bir şey. Sanki zihin her türlü parazitten arınıyor ve duygusal olarak da daha güçlü olunuyor. Benim gibi gerekli gereksiz her türlü kaygıya teşne bir insan için daha da muazzam çünkü o kaygıların da sesi kısılıyor. Masamın bir kenarında, yeni yılda bir arkadaşımın hediye ettiği Buda’nın Beyni kitabı var; henüz başlarındayım ama o da “derin odaklanma”nın nimetlerinden bahsediyor ilk kısımlarında. O noktaya biraz da olsa yaklaşmak ve orada kalmak nasip olur umarım her birimiz için.

Çok sevgiler.

Aynur

Aynur-Gün 11-Büyürken…

Aslında epey keyifsizken Fulden’in doğumgününü (tekrar çok mutlu yaşlar Fulden!) ve Doğa’nın tele çalışmalarını okuyunca biraz açıldım. Bugün sabah 09.00 gibi yaptım yogamı; hayal kırıklığı, kızgınlık ve küskünlük duyguları içimi kemirirken. Dün akşamdan beri Salih’e (benim Bey) küsüğüm; konu derin ve müteakip aralıklarla selam verip gidiyor. Ancak bugün yürüyüş+yoga+tekrar açık hava sonrası bir insanı değiştiremeyeceğimi; meseleyi kendimde çözmem gerektiğini (tekrar) idrak edince, suçlama ile dışa enerji kaçıran musluğum kapandı ve omurgayı bir miktar doğrultabildim.

Bir insanın kabullenemediğin tarafları ile (tekrar tekrar) karşılasınca; onu sevdiğim tarafları ile birlikte düşünmek; birlikte yaşam tercihini en baştan niye yaptığımı kendime hatırlatmak, resmi tam görmeye çalışmak vs. elbette olmazsa olmaz ama benim için hala çaba gerektiren hususlar. Önceki versiyonumda bana göre doğru olmayan her hangi bir olay, davranış, tepki vs. de bir insanı/durumu olduğu gibi kabullenmek için çaba harcamak bir kenara, bir yandan “düzeltme” ye girişir bir yandan da zihnimin dehlizlerine notlar alırdım. Sonrası malum.

Bu doğrucu değnek halim, kızım (21 yıl benimle yaşamayı kabul eden meleğim,kedim) 2018 yılının Şubat ayında Aynur artık ben gidiyorum, senin için yeni bir dönem başlayabilir dedikten sonra değişmeye başladı. Esasen sadece ona verdiğim (i devam eden terapi seanslarında sonradan anladığımız) sevgim; gidecek yeni yerler aramaya başladı sanki ve bulduğu yerlerde tomurcuklandı da. Shangamız da bu tomurcuklardan biri. Esasen Salih de. Şimdi ben yeni geldiğim bu güzel ülkede; yine kendi doğrularımın sevgimin yakasından paçasından çekiştirdiği anlardan birindeyim. Türkiye’de olsam; gider bir dostumu görür ya da dojomuza gider (Çarşamba antrenman günlerimizden biri) bana beni ve içimdeki sevgiyi hatırlatan bir-iki saatten sonra kafamdaki ve kalbimdeki isi dağıtırdım. Neyseki şimdi de size yazabiliyorum. Sanki bir el sırtımdan ufak bir destek veriyor, devam et diyor; minnettarım.

Şimdi bir kahve daha (3.) içtikten sonra tezime bakacağım ve umuyorum ki çalışmak da iyi gelecek. Hemen pandemi arifesinde yaşanan ani işsizlik, akabinde yeni kısa işler ve değişik bitişleri, evlilik, süpriz bir ameliyat (ve şükür ki iyi geçen) ve nihayet taşınma gibi arda arda gelen heyecanlar arasında 2 yıldır bana yarenlik eden, çoğu hafta sonu kendisine bakacağım diye sadece kısa kısa planlar yaptığım ve artık seçtiğim konunun özgün olmaktan çıkmasına ramak kaldığı tezim. Bir bitse tüm bulutlarım dağılacak gibi.

Şimdiden daha yumuşadı içim shanga, burada hava ilk defa sabahtan beri yağmurlu ve sanki tüm koşullar beni çalışmaya yönlendiriyor.

Her birinize çok çok sevgiler, iyi ki varsınız.

Kızım

Aynur-Gün 10-Aradan sonra

Ben de yazamayan ama yoga sözümü aksatmayanlardanım.. Erken kalkmalarım ise yolculuk ile sekmeye uğradı; ama bir nedeni de, ne geceden ne de gün doğumundan vazgeçmek istememem. Sonuçta da, tabii gece kazandı bir kaç kez ama ben hala sabahın peşinden koşmaya niyetliyim.

Yazdıklarınızı okumak için her fırsatı kullanıyorum. Dündü sanırım Tansel’in çember yazısını okumam; ben de tam aynı şeyleri düşünürken. Kendimi bu kadar açabildiğim ve açmaya teşvik edildiğim bir psikodrama gruplarımız bir de, uzunca bir zaman sonra, bu blogumuz oldu. Sanırım kendi kendime bile bu kadar şefkatli bir yer (Defne hocaya selamla bir itiraf; aslında“alan” yazmıştım; farkedince düzelttim) hala açamıyorum; bu da benim kendime nedenini bir türlü çözemediğim katılığım. Halbuki o kadar çalışmıştım bunun üzerine. Ama gel gör ki içimdeki subay hala görevi bırakmıyor. Biliyorum hemen olmuyor ama benimkisi de biraz serzeniş işte.

Hafta sonu dağ taş tırmanışa gittik, benim bu topraklardaki ilk sosyalleşmelerimden biri; ilk defa gördüğüm insanlar arasında 2 gün. Çok da iyi hissettirdi ama şöyle bir şey yaşadım; bloğu açıp okuduğum zamanlar ortama kendimi kaptırıp, kendime ne kadar uzaklaştığımı hissettim; bazen bu his o kadar baskın oldu ki, dayanamayıp o gün bloğu okuyamadığım oldu. Yazamamam da bu yüzden. Sanki sosyalleşirken kendimden uzaklaşıyor; kendime ara veriyormuşum gibi. İkisi aynı anda olamadığındandır sanırım, bir süre sonra, nerede olduğumdan bağımsız, huzursuzlanmaya başlamam.

Öte yandan aynı kopukluk bir de, bir görev üstlendiğimde oluyor; değil duygularım, hislerim; yemek ve uyku bile ikinci planda kalıyor. O işi sevip sevmemekten bağımsız, bir şey üstlendiysem kendimden vazgeçercesine bitirmeye çalışıyorum. Bu da bir tür kendimi ispat uğruna kendimden vermek, çünkü baskın duygum bu, ispat, yani değersizlik duygusunun başka bir tonu.

Bu nedenle akşamları yogama ve dolayısıyla da kendime ayırdığım zamanlara tutunmak niyetindeyim. Pınar’ın kendimize iyi gelecek şeyleri yapmamamızın kendi değersizlik duygumuzdan kaynaklandığını söylediği andan beridir de salona, yoga köşeme geçmeye, dil temizliğimi yapmaya, kendime inat devam ediyorum.

Böyle işte shanga, sanırım çadıra doğru yönlendim, dün ve bugün biraz bulutluyum; yazdıklarımın hissi de biraz böyle oldu sanki ama artık bugün de yazmadan, selam vermeden geçmek istemedim.

Güneşli güzel günlere,

Aşağıya hafta sonu yürüyüşümüzden güzel bir fotoğraf bırakıyorum (Galler bölgesi); yazının bulutlarını dağıtması ve belki bir gün birlikte de yürümek ümidiyle.

Çok sevgiler.

Aynur-Gün 4-Brahma Muhurta

Defne hocanın dünkü dokunuşu ile birlikte 28 gün yoga sözüme brahma muhurtayı da ekledim. Hem zaten günün o saatine bayılıyorum hem de madem sonrasında istersek uyuyadabiliyormuşuz.. ki bana hep o sonrasında çok tatlı bir uyku da gelir, o zaman hadi dedim, bugün birinci gün.. Salih in daha çok erken söylenmeleri ile birlikte ruh gibi odadan çıktım ve bloklarımla birlikte salondaydım.

O saatten beklemediğim bir açıklıkta karşıladı bedenim yogayı.. şimdi üzerinden 3 saat geçmiş, yogamı dün yapmış gibiyim, kahvaltıyı bile hazırladım, Salih in uyanmasını bekliyorum.. Bu üç saate neler sığdı..

Evet, tıkırtılar geldi ve bey de uyandı.

Güzel bir gün olsun sevgili shanga.

Aynur-Gün 3-Birkaç nefeslik ferahlık

Farkettim ki dünkü ilk yazımı sadece biricik olan blog kuralını (İsim ve başlık) “o anlığına” tamamen unutarak yazmışım ve ancak”yayımla” ya bastıktan bir yarım saat sonra felan hafifçe utanmalı bir hatırlama ile aklıma geldi. Keza yogamda da aynısını yaşıyorum; en olmazsa olması dil temizliği mesela. Benim yoga öncesi ve sonrasında mutlaka yapmam gereken dil temizliğini her defasında ya öncesinde ya da sonrasında unutuyorum, ya da üçüncü gün yogamda olduğu gibi, “Aaa, ben ilk iki gün sarpayı yapmamışım” ayılması sonradan bir anda geliyor. Zihnimdeki oto pilotun her an kendi bildiğini okuması mı yoksa benim kendimi bildim bileli muzdarip olduğum dikkat dağınıklığım mı.. gerçekten bilemiyorum.

Bugün yılın en şanslı günü diye tesadüfen bugüne gelen bir görüşmeyi, kendimce ürettiğim “mantıklı” nedenlerle ertelemem ve sonrasında da bu nedenlere esas olan kendimce “önemli” bir detayın aslında öyle de olmadığını anlamam tüm günümü etkiledi. Çok anlam yüklemiştim, bu güne ve görüşmeye. Sonrasında güne yönelik diğer planlarımı hayata geçirince ve hep geceye sarkan yogamı gün ortasında yapınca bir miktar barıştım kendimle. Dünkü temadan hareketle yine bir miktar beklenti muzdaribi oldum sanırım. Farkettim ki, kendimi zayıf hissettiğim zamanlarda olaylardan, “an” lardan ve her “şey” den beklentim yükseliyor; bu döngüyü kırınca bir miktar huzur buluyorum. Kendimi zayıf hissetmem ise esasen iç hesaplaşamamalarımın enerjimi vakumlamasından elbet.

Bugün nispeten hatları daha belirli yogamda bazı nefeslerde zihnimde ve içimde açık kalan “hesaplaşamama/netleştir artık beni” pencerelerini de kapatmam gerekti, nasıl oldu bilmiyorum, ama sadece o bir kaç nefesin verdiği hissin artık hayatıma da yayılmasını diledim. Bir miktar cesaret ile o da olacaktır diye umuyorum. Bugünün günü suyu hürmetine bu dileğimi de buraya bırakmış olayım.

Çok sevgiler shanga,

Agnimizi sönümleyen tortulardan her gün biraz daha arınmamız dileğiyle.

Baslik bulamadim🙈

Cambridge- 2 Mayis 2022

Merhaba cok sevgili shanga,

Ilk defa kendime yazdigim yazilari bir de kendim disinda paylasiyorum. Her seyi adim adim kontrol eden ( ve tabii hep de basarisiz olan) zihnime tezat bu sefer hic dusunmeden gelisine yaziyorum.

Madem bizi bir arada tutan temel bag yoga, ben de oradan baslayacagim. 28 gune ben 2 gun onceden basladim, heyecana geldim, sanirim yaklasik 2 aydir yoga ile temasimin aksamasinin da etkisiyle. Ve hep, ve de yine, farkina varabildigim ise, bir insanin kendisiyle baginin saglikli ve guclu olmasi sanirim en buyuk nimetlerden biri. Ve yoga da beni kendime ceken, zihnime ve dusuncelerime ragmen, her zaman icine giremesem de beni kendimin kapisina kadar yaklastiran anlar butunu. Sukrediyorum, hem yoga ile yolumun kesismesine ve shanganin icinde kendimi bulmama.. Bazen sirf boyle anlar nedeniyle yaradanin sevdigi bir insan olmaliyim diyorum kendime..

Boyle iste, bugun de yogam geceye kismet oldu.. 3-4 gundur boyle; bloklarimi alip; salona gecip; size ve kendime verdigim sozu tutuyorum.. Icimde gizli bir aydinlanma ferahlama beklentisi yok degil her seferinde; hele ki icimdeki huzursuzluklarin serbest dolasimda oldugu boyle zamanlarda. Bu da hala beklentimin yuksekliginin gostergesi elbet. Neyse bu da dengelenecek elbet, belki yogamda beklentisizlige eristigim an, hayatta da normalize olacagim. (Alin size gizli bir beklenti tohumu daha, 40 firindan daha fazla sanirim payima dusen)

Blogu var eden guzel kalpli hocalarimiza ve her birinize sicacik sevgi ve selamlarimla,