Basak_3 Olmuş avokado kıvamında bir yazı

Bonjour Sangha,

Epey uzun aradan sonra merhaba. Ne yazacağımı bilemedim, tamamen işten süper sıkılma ve incinen yan belimin sıkıntısından oturdum masaya. Bazen işe gömülünce sıkıntı geliveriyor. Aslında ne iş yapacağına 13 yaşında karar veren ve o işi severek yapan, şanslı insanlardanım. (çok şükür!)

Evet ortalarda yokken neler mi yaptım. Yoga son 1 ay biraz geriden geldi. Sıcaklar, sıcakta uyuyamama sonrasında uyanamama gibi durumlar birbirini izledi. Havaların serinlemesiyle yeniden düzene dönüyorum. (serinlik esinti ne güzel şey be!)

procrastination1-def-web

Bu aralar kendimde fark ettiğim birşeyden bahsetmek istiyorum sangha. Son dönemde özellikle işim ile ilgili pek çok şeyi aynı anda yapmak istediğimi fark ettim. Yüreğim nasıl heyecan doluyor anlatamam. Yeni fikirler, projeler, keşifler vs. Amma velakin gün 24 saat ve aslında öğrenmek, uygulamak, sindirmek epey zaman alıyor. Hayatımın en verimli olabilecek yaşlarındayım: ne tecrübesizce genç, ne de aksiyon alamayacak kadar yaşlı: tam yenilesi avokado kıvamında bir Başak var:)) (avokado sevenler anladı beni:)). Öğrenme hala tam gaz sürüyor ve bazı şeylerin cevabının eforsuz, tecrübeyle sezgisel geldiği bir zaman.

Picasso bir gün çok güzel bir çizim yapmış (yine), hem de 15 dakikada. Yanındaki adam demiş ki: Muhteşem! 15 dakikada nasıl da çiziverdin öyle! Picasso cevap vermiş: 20 sene +15 dakika. ( Tabi ki kendimi Picasso ile kıyaslamıyorum, analoji cuk oturuyor ondan yani:)

Bu konuda yogaya ne çok şey borçluyum!. Açık bir zihinle yola devam etmeme yardım ettiği için. Çünkü insanın kendini temiz tutması çok zor. Raflarımız her gün yaşanmışlığın kanıtı olarak tozlanıyor ve hayat çok kolay değil (özellikle bu aralar). Her nefeste okside olup paslanıyoruz; çünkü yaşamanın kendisi paslanma süreci. Bu kötü birşey değil ama realite.

Ünlü reklamcı David Ogilvy der ki ‘müşterinizi aldığınız gün kaybetmeye başlarsınız.’ Haliyle kayıp kaçınılmaz, son kaçınılmaz ama son noktaya kadar nasıl bir tecrübe yaşayacağımız bize bağlı. İradeyi ele alıp, yaşama meydan okumak ise bir o kadar zor. Zaten bunun adına da hayat diyoruz değil mi:)

Derinlere daldım sangha, buradan hemen ayaklarımı dibe vurup yukarı ivmeleniyorum 🙂

Başak

PS: Le visuel est illustration de Marion Fayolle qui j’aime beaucoup.

 

 

 

 

 

 

Reklamlar

Başak 2 – Gün 24 ‘Hüznü küçük cebinde taşımak’

Merhaba Sangha,

Bir süredir yürek sıkıntısı sorma gitsin. Boğazımda bişeyler düğümleniyor sürekli. Buraya yazıyorum belki anlatınca geçer. Gün 22’de yazdığım sebepler malum, hayat bir kabak tadında sanki. Aslında kabak tadından başka bişey: ‘Sanki şık bi cafe’ye gidersin beklentin iyi, eli yüzü düzgün yiyecek yemektir: esmer ekmekli tam buğday unundan bi sandviç bir de yanına sıkılmış meyve suyu söylersin-sözüm ona faydalı hem de lezzetli– ama şık görüntülü sunumla gelen yiyeceği ağzına atınca, esmer görüntülü ekmek taklidi yapan pamuk yediğini ve sadece portakal renginde olan bir su içiyor olduğunu fark edersin. (Maslak’da the HUB da yaşadım bunu ben) hayat bu aralar böyle: herşey çok şükür tam, ama bişeyler eksik.

Tabi biraz kendime de bakıyorum, David Hoca’nın ‘bugün hangi düşünceyi giymeyi seçeceğiniz elinizde‘ sözü hep aklıma geliyor. Zihnimde bir yan hüzne, ‘sarmaya’ çok meyilli ve bunun ilacı nedir bilmiyorum.

IMG_6383

(Bu resimdeki Alibaba.com un CEO’su çok gülüyorum bu caps’e: Don’t camplain kendime not:))

………

Bu sabah gözlerimi bir otel odasında açtım: Özgür’den aldığım seyahat matımı serdim ve halı yüzeyli odada yogamı yaptım. Daracık alanda çok rahatsız bir yoga oldu ama hiç yapmamaktan iyiydi tabi ki. Yarın ay serisi yerine farklı bişey yapayım diyorum kartikeyalarda o dönüşleri becerebileceğim bir alanım yok. El kol bi yerlere deyip hareket sınırlanınca da hiç sevmiyorum. Sabah ola hayrola Sangha.

sevgiyle kal.

 

 

Başak2-Gün22 – Umut var mı sence Sangha?

IMG_7104

 

Sevgili sangha,

kaldığım yerden devam edeceğim, bu hafta yazmayı aksattım biraz. Tüm yazıları okuyamasam da okuduğum bazı yazılardaki hüzün ve ‘umut kaybı’ diyelim dikkatimi çekti. İlginçtir bir süredir ben de aynı hislerdeyim.

Yaş dönümü mü, olgunlaşma mı, büyümek mi artık adı nedir bilemiyorum ama bulunduğum ortamlardan sıkıldığım, dünyanın yükünü zaman zaman omuzlarımda hissettiğim, çok sevdiğim İstanbul’a yabancılaştığım (çoook sevmemem rağmen) bir gerçek.

Yaklaşık 2 senedir yakın çevremde çok fazla yurtdışına giden insan oldu. İlk başlarda bunu kişisel tercih olarak gördüm ve üzerine çok da düşünmedim. Ancak 2016 yılın insanlıktan nasibini almamış vahşi geçen dönemi boyunca bu gidişler düşündürmeye başladı.

Ben hep kalma yanlılarından oldum Sangha. 24 yaşımdayken bir proje için gittiğim Fransa’da 6 ay yaşama şansım olmuştu. O dönem boyunca gördüm ki ben ülkemi özlüyorum, ülkemde olmak istiyorum. Fransa çok sevdiğim bir ülke olmasına  rağmen (bu da başka yazının konusu olsun:), ‘burası benim değil, ben yabancıyım’ hissini hiç kaybetmedim(Fransa’da uluslararası genç insanların toplandığı olabilecek en hümanist ortamda olmama rağmen.)

Bu his, gitme/kalma arkadaşlar arasında konuşulurken hep bana ışık tuttu ve kalmayı seçtim. Ama özellikle 2016 senesi beni çok düşündürdü:

‘Fransa’yı seviyorum ama yabancıyım diyordun, peki kendi ülkende de bir yabancıysan ne olacak Başak’ diye kendime sormaya başladım. Kendi kültürümden olmayan kaba ve görgüsüz insanlarla dolan İstanbul, görgüsüz, dalkavuk zengin popülasyonundaki artış, azalan yaşam alanı ve yeşil, günden güne ilkelleşen erkeğin kadına olan bakışı (adam olanları tenzih ederim) beni sevdiğim ülkemden epey soğuttu sangha. İş ortamındaki ekonomik zorluklar (evet son 2 senedir o da epey zor), kalitesini kaybetmemiş bir dostla iki lafın belini kırıp takılacağın mekanlardaki azalma, hizmet alamadan bol para döktüğün orantısız fiyatlı yerler vs vs.

Sevgili Pınar gibi ben de tutunmakta çok zorlanıyorum. Bunun çözümünün top yekün taşınmak olmadığını da biliyorum.(kendi adıma)

Muhtemelen hayatımda geçtiğim dar tünellerden bir tanesi. Umarım güzel günler bizi bekliyordur Sangha, çünkü dünya bir süredir çok iyi bir yer değil.

Yogama gelirsem: 3 gün ardarda biraz kısıtlı yoga yaptım.Ondan kaynaklı düşüşün de farkındayım. Bugün doyasıya güneş serisi. Çok iyi oldu. Mum duruşu bugün başka güzeldi. Kanda ile bütünleştikçe santosha(memnuniyet-kabul) yükseliyor. O zaman zihnin efendisi olmaya başlıyor insan. Bu hali korumak ise çok kolay değil, ama sen zaten bunu iyi biliyorsun değil mi sangha.

sevgiyle kalın.

 

 

 

Başak 2_Gün17 Büyüyen Shadow Ailem

Sevgili Sangha ben yokken neler yaptın:)

4 gündür yazmıyorum. Bu arada Bursa’ya gittim Aylinciğimi evlendirdik, sonra pazar dönüş, toplantı ofis derken hooop burdayım.

2017-07-11-PHOTO-00000565Bu sürede yogamı aksatmadım. Hatta pazar sabahı Bursa’da uyandım. Hem dolunay hem biraz tembellik yoga yapmak istemedim. 1 defa güneşi selamlayıp kasları açtım yetti.

Çok güzel bir haftasonu oldu. Uzun süredir görmediğim Shadow Ailemi topluca yeniden gördüm. Bu shadow ailesi 1 senedir çoğalarak büyüyor. Herkes yavruladı:)

Yani eşler, çocuklar ve shadow sisters derken epey iyi geldi Bursa bana.

2017-07-11-PHOTO-00000554

Bu arada arada yazılarınızı okuyorum. Herkesin yazdığı bişeylerde bazen kendimi görüyorum. Bazen de gün içinde aldığım kararlarda etkisini hissediyorum. Yani görüşmesek de, henüz bazılarınızla tanışmasak da bi şekilde hayatıma sızdın Sangha!

Başak_2_Gün13 Dar alanda kısa paslaşmalar

 

prHsOvgk_400x400

Sangha Merhaba,

İş ile ilgili yürek kanırtıcı 2 günün ardından burdayım.

Epeydir bu kadar alanımın daraldığını hissetmemiştim. Siz de etkisi nedir bilmiyorum ama ben de alanımın daralması boğazıma basılmış etkisi yapıyor. İşte bu hallerde, yine de devam etmek zorunda olduğum 2 gün geçirdim. Şu an elimden geleni yaptım ve bekliyorum. Bakalım sonuç ne olacak.

Bu yogayla gelen ‘alanını fark edip kendimi koruma hissi’, ‘aman beni daraltmayın amaaaaa’‘ lara gidebiliyor kolayca. Yani burada tamam mı devam mı samimiyetinin çizgisi çok ince. Gördüm ki zaman zaman yoganın bana kattığı zihinsel esnekliği suistimal edip sınırlarımı zorlamıyorum. Bazen de elbette elimden geleni yapıyorum ama o an olmuyor. İşte bu hallerde sanırım ‘haklı mı mutlu mu olmak istiyorum’ sorusu biraz yönüme ışık tutuyor. Bazen mutlu olmak haksız olduğum halleri kabullenip gülümseyip devam etmekten, bazen de o an haklı olsam da karşımdakini kabul etme esnekliğini gösterip, haklılığımın çıkmasını zamana bırakmaktan geçiyor.

Ama biliyorum ki en akıllı savaşçı savaşa girmeyendir. İşte tam burada sabrını ve bütünlüğünü korumak için yoga en büyük yardımcı.

Evet sangha gelelim yogaya (asanalı yoga yani) bugün sabah güneş, akşam da ay serisi yaparak bir ilke imza attım. Mutluyum gururluyum.(Hureeeeyyy) Sabah katı olan beden meğer akşam nasıl da çiçek gibi açılıyomuş. Pek sevdim o hali. Bir de yoğun kafa çalıştırma ve bilgisayar başı bir günün ardından çok iyi geldi.

Herkese iyi haftasonları.

 

 

 

 

 

Başak 2-Gün 9-10 Sabah Yogası ve dahası:)

IMG_4225

 

merhaba sangha,

Dün seyri aksak bir gün oldu. Yazamadım. Pazartesi günü sabah erken çıkmak lazım geldiğinden yoga yapılamadı. Ve yoga yapılmadığında gün aksak gitti. Peki bu yoga yapılamadığında neler oluyor benim bünyeye?

Özellikle sabah yogası Shadow ile hayatıma girdi. İlk iki senem ‘drop in’ Vinyasa sınıflarında akşam 18:30 ve sonrasında vuku buldu. O zaman iyi gelirdi pek, ama şimdi akşam yogası hele hele Defne Hoca’nın deyimiyle ‘cana can katan’ yogayı akşamları yapmak pek olası değil.

sabah yogası ve sabah erken kalkmak ise en başta epey imkansızdı. Bu sebeple kaç ders kaçırmıştım kim bilir. Ama bişey beni Shadow’a tutundurdu. 5 senedir de tutundum gidiyorum:). 5 senedir çok farklı noktalarda düştüm kalktım, malum hayat epey engebeli, yoga da öyle.

Bu son 1 senedir de yine düşmelerdeydim, ama son 3 aydır yerimden kalktım yine yürüyorum. 28 gün hareketi bu anlamda bana pek iyi geldi…özellikle kendimi rutine sokma adına.

Gelelim sabah yogasının bünyemdeki etkisine. Bir kere beni dış dünyaya hazırlayan bir süreç. Sevgili Sangha, inan yataktan kalkıp başlamak çoğu zaman çok zor ve fakat yoga yaptıkça beni içine alıp zihnimde, bedenimde adeta bir sabah temizliği etkisi yapıyor; duş gibi, yüzüne su çarpmak gibi. Bunu yapmazsam adeta giyilmiş kirli bir gömleği ertesi gün yeniden giymek gibi onun kaygısı ve rahatsızlığı tüm gün üzerimde olup, dünyayı algılayış şeklime ve insanlarla ilişkilerime yansıyor. Yoga, daha doğru ve iyi bir insan olmam için bana yardımcı oluyor ve beni sakinleştiriyor.

Bugün de yine öyle oldu; kalktım ama kalkmak ne kadar da zordu bugün yine. Akşam iç sıkan bir rüya gördüm ve yatakta rüyayı ve yoga yapmamayı düşünürken David Hoca’nın sözleri geldi aklıma: ‘Siz düşünceleriniz değilsiniz, sabah kalktığınızda üstünüze giydiğiniz gömlek gibi neyi düşüneceğinizi seçme özgürlüğü size ait’.

Ben de rüyama takılmamayı, temiz ve umutlu bir düşünceyi üstüme giymeyi seçtim: sonra biraz Defne, Biraz David Hoca’nın dürtmeleri ile başladım yogama:)

Sonrası yine iyilik güzellik.

Yukarıda güzel bir fotoğrafımı koydum, geçen sene Kaleköy’de yaptığım kısa ama muhteşem tatilden. Sabah 6 suları… İşte sabah yogasını bendeki etkisini anlatan en güzel fotoğraf.

Yarın ay günü sangha. Güzellikler bulsun hepimizi.

 

 

 

 

Başak 2_Gün 8_Kadının kadına kösteği ve erkek desteği üzerine bir yazı.

Bugün kaçta kalktın diye sorma Sangha, geç kalktım.

Çünkü şu genius dizisini izledim yine. Geç kalktım ama hiç bir sosyal medya aracına maruz kalmadan direkt yogaya başladım. Gerçekten uyanınca telefona bakmadan yoganın derinliği başka. (Türkiye’de her üç kişiden biri uyandığı ilk 5 dk içinde telefona bakıyor.) Bugün günlerden güneş günü, adı üstünde sunday. Bu sebeple güneş serimi yaptım. Mayurasana da biraz vakit geçirdim, bugün de uçamadım. Mum duruşu ise başka bi güzel oldu sanki. Bugün şavasana ile bitirdim seriyi. Aradan 3 saat geçtikten sonra Dhanurasana yapmadığımı hatırlayıp hayıflandım. İnsan koskoca pozu nası unutur!!!

Neyse bugün biraz şu diziden bahsedicem. Hep ilginç gelmiştir Einstein bana o yüzden diziyi merakla edindim. Fakat dizide ıskalanmaması gereken bir vurgu şu, aynı emeği veren bilim kadınlarının nasıl da erkekler ve hatta kendi hem cinsleri tarafından aşağı çekildiği. s-154ac3e6c202c7b36088729a22a0e5b1416ccf89

Einstein’ın ilk karısı Mileva Mariç belki Einstein dan daha zeki bir kadın, hayatını çalışmaya adamış ancak aşık olunca çalışmalarını geri plana atıp evlenince de ev kadını moduna dönüşmüş bir karakter. Einstein ise her daim işinde gücünde. Çocuktu, evdi zaten işi değil. Bir gün çocuğa bakarsa lütfedip bakıyor gibi vs. Einstein’ın annesi de hiçbir zaman onaylamadığı Mileva’yı hizmetkar konumuna indirmek için hem cinsi olarak elinden geleni ardına koymuyor.

Dizi boyunca Mileva Mariç’in içine patlayan potansiyelini ve enerjisini adım adım izliyoruz. Einstein ise adım adım yükseliyor.

Hayatım boyunca hiç feminist olmadım, daha ziyade humanist olmayı tercih ettim. Bunda çekirdek ailemde babamın ayrımcı olmamasının payı büyüktür. Ancak kabul etmek lazım ki cinsiyet ayrımı var ve kadın hep daha çabalamak zorunda ve eşit koşullarda koşmuyor. Amacım burda einstein ı kötülemek değil tam tersi çok da severim kendisini:) ama dizinin ışık tututuğu şey maalesef hala geçerli. hala kadın bir erkek kadar özgür olup, işine, ilgi alanına hayatına özgürce eğilemiyor.

Unknown

Benzer durumu Pierre Marie Curie çiftinde de görüyoruz dizide. Marie Curie muhteşem bir kadın, bir dahi ama alkışı hep Pierre Curie topluyor. Marie Curie de Mileva’da sekreter, asistan konumunda öteye çıkamıyor. Ne büyük haksızlık.

Ama Pierre Curie Nobel ödülüne hak kazandığında ‘Marie benim ortağım, onu da yazmazsanız bu ödülü kabul etmiyorum’ diyerek bence tarihe makas attırıyor. Yani sevgili sangha demem o ki dünya Pierre Curie gibi alnından öpülesi erkeklerin müdahalesine hala muhtaç. Kadının gelişimi için kadını aşağı çekmeyen kadınlar ve adil, vijdan sahibi erkeklerin varlığı gerçekten gerekli. Toplum tekamülü kadının yerinde saydığı bir dünyada mümkün değil.

Nerden nereye değil mi sangha.

haydi iyi pazarlar.

 

Başak 2_Gün7 İYİ Kİ DOĞDUN TİBET

IMG_6759

Merhaba Sangha,

Cuma gecesinin sıcağında baygın düştüğümü yazmıştım. Dedim ki madem baygın düştüm madem de ertesi gün cumartesi, koydum ‘Genius’ dizisini izlemeye koyuldum. Einstein’ın hayatını anlatan dizi epey sardı. Bikaç bölüm derken oldu saat 3.

Salonda uyuya kaldım(sanırım vapura binmek kadar salonda uyuya kalmaya da bayılıyorum-kaçamak aylaklıkların hastasıyım) Tabi kalkış 10 a doğru oldu ve fakat beklediğim bişey olduğundan kabul de beraberinde geldi. Geç kalktığıma pek üzülmedim.

Öğlenden önce bir 40 dakika kadar yoga yaptım. Bugün serbest gün olduğundan biraz gelişmesi lazım gelen yerlerden yogamı yaptım:)

Önce ısınmalar, sonra thalassam spotitam, pashimottanasana, purvottanasana hooop ordan mayurasana(lar) sonra biraz daha karın perinium uyandırma çalışmaları ve pashimottasana ve meditasyon ile kapanış. Güzel oldu.

mayurasana da bugün bacaklarım sopa gibi dümdüz dururken (which is good:) thalassam spotitam da diz kapağı yere gelirken hareketi kanda değil belden yapmaya meğilimi gördüm. Bu poz kalça eklemlerimi epey zorluyor. ya çok zorlanıyor yada hiçbişey hissetmiyorum.

Eskiden çok sevdiğim bir İngiliz yoga hocam vardı. Benimle ‘loose hips in Arnavutköy’ diye dalga geçerdi. Seriler zorlaştıkça kalçalardaki gevşeklik gelip beni bulmaya ve hatta ağrılarla vurmaya başladı. yani sangha bu zayıf olduğun yer, dönüyor 3 sezon sonra seni yine buluyor. Şimdi çalışıyorum üzerinde, olacak inşallah.

Öğleden sonram pek keyifli geçti, sevgili Tibet’in birinci doğumgününü kutladık. İYİKİ DOĞDUN TİBET. Minnoş Uma’yı gördük. tatlıları götürdük, bakınız foToğraf:)

Sohbet muhabbet işte böyle geçti cumartesi.

Şimdiden iyi pazarlar sangha!

 

Başak_2_Gün 6_Çok sıcak be!

 

yigit_ozgur_meteoroloji

 

Selam Sangha,

bu sabah, bu sıcak günde boğaz ağrısıyla uyandım. Zaten gecede 4 e kadar uyuyamamıştım aynı sebepten. Haliyle sabah 5 lerde değil ama 8 de kalkıldı.

8:35 de yogaya durulup 1 saat yapıldı. Dizlerim hassas olduğu padmasana yapmıyorum 1 haftadır. Arada deniyorum nasıl diye ama gün içinde de dizimi hissettiğimden şimdilik temkinli yapıyorum.

Sonrasında işlerimi yapmaya koyuldum. tatilden döndüğüm için dolapta hiçbişey yok. Zaten sıcakta da bişey yiyesim yok. ve böylece öğlen 2:30 a kadar çalıştım ve fakat sonrasında sıcak bastırdı ve beni bastı. Bana mı öyle geliyor yahu’larım sosyal medyaya girdiğimde gördüm ki TC çapında tam gaz.

Çok çalıştım çalışmaya ama olamadı Sangha.

Şimdi de canım çıkmış salonda yatar halde günümü yazıyorum. Yarın da daha sıcak olacakmış korkuyorum sangha.

Yukarıdaki karikatürü her gördüğümde gülüyorum:))