GÜNE VEDA – YENİ AYA MERHABA

Ben de durun daha yeni başladık demek istiyorum. Ben zaten yarısından başladım, yarım yamalak buradaydım. Bu ay bu blogda az da olsa yazarak, günlük hayatın temposu sebebiyle kaçıramam dediğim şeyleri kaçırarak, yarım da olsa olana eyvallah diyerek kendimi biraz rahat bırakmayı öğrendim. Ya içindesindir çemberin ya dışındasındadır dedi içimdeki çok sesli koro zaman zaman ama ben dışına da çıksam çemberin içindeyimdir dedim.

Yalan değil, önce çekingenliğimden yazmak istemedim. Daha doğrusu kağıda yazdıklarımı type edip paylaşma cesaretini gösteremedim. Sonra paylaşamadığıma dertlendim. Daha sonra da gündelik hayatın iyice artan ritmiyle aman zaten vakit yok dedim.

Sonra sizleri okudukça açıldı “narin çiçeğim.” Ayın karanlık fazında doğanlara bizim Jyotiş hocamız narin bir çiçektir onlar der. Kolay incinirler, incitenlerin izi de kolay kolay geçmez; hele ki yeni ay zamanları iyice içlenirler, içlerine gömülürler de der. Ben de ayın en karanlık fazında doğan biri olarak, bir de kendime zaman ayıramadığım günlerden geçerek yeni aya geldiysem of, sesim bile içime kaçar. Kalabalıklarda iyice sessizleşirim. Arkadaşlarım çok uğraşılardı benimle. Koca bir masada, sevdiğim insanların arasında ağzımdan tek kelime bile çıkmadıysa biri illa ki dönüp, “Is this your first time in Turkey?” diye sorardı 🙂 Berrin yine turiste bağladı, dilimizi anlamıyor. Sustuğum gibi dinlemezdim de çoğu zaman. E neden oradasın? Git evine, uzan yatağına, izle tavanı. Birkaç güne geçecek nasıl olsa. Yalnızlığın kıymetini de bilmezmişim, yalnızlığa ihtiyacım olduğunu da. Çamur gibi olurdum sonra. Etrafım dostlarla çevrili olsa da yalnız hissederdim. “Yalnız kalmaktan değil yalnız olmaktan kork sen” Berrin.

Neyse ki biraz büyüttüm o Berrin’i. Huyumu suyumu öğrendim, Ay’ın hareketini takip edip günlere olabildiğince ayar çekmeyi öğrendim. Mesela bugün Ay’ın içinden geçtiği takımyıldızdan ötürü pek sosyalleşmeye müsait değil idi. Ben yine de stüdyoya gittim, üstelik fotoğraf çekimi için. Gülmeli eğlenmeli. Sonra hemen eve dönerim derken bir de kızlarla hem toplantı yapmış oluruz hem sohbet muhabbet ederiz diye bir bara gittik. Aklım evde. Beni bekleyen doğum haritasında. Barda limonatımı içtim, böreğimi yedim, azcık sohbet de ettim di mi Pelin? 🙂 Sonra hemen eve, hemen çalışmam gereken doğum haritasına. Sermet de evde yok. Oh mis. Kendime geldim.

Biraz ondan biraz bundan, biraz öyle biraz böyle. Bu ay da n’apalım böyle. Bizi bekleyen yeni ay yarıtıcılık, üretkenlik için destekli bir ay. Ben bu yaratıcılığı/üretkenliği çalışmam gereken doğum haritaları için kullanmaya niyet ettim. Veda etmiyorum ama bir süre sadece harita tercümesi için kendime ve danışanlarıma yazacağım. Vakit buldukça okuyamadığım onca yazıyı okuyacağım. Teee 30 Nisan’da yazdığınız bir yazıya benden bir yorum gelirse şaşırmayın. Baştan alacağım 🙂

Vesile olan, yazan, yazdıklarımı okuyan tanıdığım tanımadığım herkese teşekkür ederim.

Mor çiçekli ağaçla İzmir’den sevgiler gönderiyoruz.

Güzel bir ay olsun.

xxx

Berrin

GÜN 27&28 – BERRİN – KARGADAN KAÇAN SERÇEYE

Dün pazarda kargadan kaçan serçe yavrularından biri başıma çarptıktan hemen sonra bir diğeri geldi elbisemin kenarından hafifçe içeri sığındı. Ne kadar kaldı orada bilemedim çünkü herkes fazla heyecanlandı. Bir anda etrafımız sarıldı. Ben ve serçe kıpırtısız. İkimiz de birbirimize bakıyoruz. Sonra başını okşamaya eller uzandı. Ben dayandıysam da serçe o kadar ilgiye dayanamadı. Uçtu gitti. Sonra serçe yavrularına kafayı takmış karga kovalandı ve pazarın tentelerinin altından geçip açık havaya yollandı. Sermet fotoğrafımızı çekmiş. Aşağıya iliştirdim. Konabileceği en güvenli dal askılı elbisemin kenarı oldu herhalde. Öyle baktık birbirimize. Mini mini bir kuş korkmuştu, elbiseme konmuştu ama alamadım onu içeriye 🙂 Dünden tatlı bir anı, belki de bir alamet ile başlayayım Satürngünü yazıma. Kargadan kaçıp bana konan serçe yavrusu…

Ben henüz Vedik astroloji eğitimi almaya başlamadan önce Satürn’e, arketipsel hikayesine, Satürn hikayelerinin içindeki gizli potansiyele ve öğretisine merak saldım. Hayatımın kısıtlanmış, yetersiz, sürekli kendini eleştiren protagonisti olarak Satürn’le yakınlaşmamız bir anlamda yıkım ve yeniden yapım sürecini başlattı. Bu yüzden pek severim Satürn’ü. Korkarım da severim de. Karmanın efendisi ve büyük öğretmen olarak anılır. İstinasız her birimizi ömrümüz boyunca bir veya birden fazla kere 7,5 sene boyunca kontrolü altına alır. Büyük değişimler, ölümler, ayrılmalar, boşanmalar, istifalar, işten çıkarılmalar, evlenmeler, taşınmalar (ülke/şehir değiştirme); birincil travma olarak kabul edilmiş aklınıza gelen her bir değişimi de ekleyin bu listeye; sonra bunları yayın 7,5 seneye. Korkmamak elde değil. Lakin krizlerin/kaosun yeni bir örüntü oluşturmak için hayatımızı ele geçirdiği zamanlar bunlar. Yeni bir düzen kur mesajı kırmızı alarmlar eşliğinde geliyor yani. Sanskritçe adı da Sade Sati (7,5 yıl).

Ben daha yeni bitirdim Sade Sati’yi. Bu 7,5 yılda çok şey değişti. Çok şey iyileşti. Yani yaşanan kaos/krizler/zorluklar şansıma daha iyi bir yaşam örüntüsü oluşmasına vesile oldu. Ama çok çalıştım. Birçok alanda çok kısıtlandım. Öyle olmadığı halde kendimi çok yalnız, sevgisiz, güvensiz, parasız hissettiğim yıllar geçirdim. Ama yine de çok çalıştım. En çok da yoga, Jyotisha ve özellikle Satürn çalışmalarımın faydasını gördüm. Bir de eşimin ve arkadaşlarımın desteği hiç eksik olmadı. Ve ilginçtir ki Sade Sati’deyken evlendim. Üstelik eşim de Sade Sati’deydi – o hala Sade Sati’de. Nasıl bir karmamız varsa artık 🙂 Onun 3 yılı daha var. Buradan eşime bağladım çünkü karga-serçe hikayesi bana onun aslında ne kadar zorlandığını hatırlattı. Bana sığınmak istediğini ve benim desteğime ihtiyacı olduğunu hissettirdi. Sonradan konuştuk. Hakikaten öyleymiş. Bu aralar depresyona girip girip çıkıyor. Ben tüm yoğunluğa, yorgunluğa rağmen yaşam enerjisi doluyum. Ancak ben de Defne hoca gibi başkasının mood’undan kolayca etkilendiğim için seneler içinde kaçmayı/koruyucu kalkanları açmayı/yok saymayı öğrenmişim. Hayatta en sevdiğim varlık eşime karşı bile. Serçe sayesinde (ya da belki de karga) kendime geldim 🙂 Bu arada en başta söyleyeceğimi sona bıraktım ama kargalar bir sebeple Satürn’le ilişkilidir. İşte bu yüzden kargadan kaçan serçe bana eşimi hatırlattı. Ve hizmet etmenin önce en yakınlarımızdan başladığını. Satürn hizmeti sever. İhtiyacı olan herkese/her şeye karşılığını beklemeden hizmet etmek zor karmalarımızın etkilerini hafifletebilir.

Daha da yazardım ama Satürn günü çok iş var. Akşama da arkadaşlar gelecek. Yeni eve housewarming 🙂 Bugün yoga yok ama Satürn ve Jyotisha sadhana var. Dün de yogaya durdum, Vaişaka geçidinden geçmek üzereyken kapı çaldı. Meğer arkadaşımı kahveye çağırmışım. Vaişka’dan Om Namah Shivaya’ya hızlı bir bağlantıyla bitti yoga. Eskiden olsa çok bozulurdum. O kahve de zehir olurdu arkadaş da. Bugün de yoga yok ama hizmet var, ev işi var, yazmak var 🙂 Allah kabul etsin.

Mutfak beni çağırıyor. Bulaşık makinesi bozuldu. Usta gelene kadar iki gün bulaşıklar elde yıkanacak.

Sevgimle.

Berrin

Not: Satürn ile yazdığım iki yazının linki aşağıda. Satürn’ü görünce içinize bir haller olduysa okumak isteyebilirsiniz 🙂

GÜN 26 – LATE NIGHT SOCIETY – BERRİN

Ayın kaçı bilmeden başlamışım yazmaya. Sabah 10.30 civarı. Sabah erken dersim var diye bugünün yogasını nasipse olur diye günün ilerleyen saatlerine bırakmıştım. Ders iptal oldu. Öğrencinin regli bitmemiş. Son dakikada iptal olan ders. Öğrenci gelecek diye sabahın köründe yapılan temizlik. Evi tütsüleme. Neyse, temiz temiz kendi yogamı yapmış oldum. 

26. günmüş. Perşembe yani Jüpiter günü. Gurunun hatta guruların gurusunun günü. Bilgeliğin, neşenin, talihin, bolluk ve bereketin sembolü Jüpiter’in günü. Eskiden tüm talihsizlikler başıma Perşembe günleri gelirdi. Fark edince korkmaya başlamıştım Perşembe’den. O zamanlar bilmiyordum bilgeliğin o talihsizlikler kanalıyla bilincime yolculuk yaptığını. Her bir günün enerjisini sembolik olarak temsil edildiği gezegenin (daha doğrusu graha’nın – kontrolü altına alan enerji formu olarak gezegen) ritmiyle uygun yaşayınca zorluklara karşı daha sabırlı olduğumu hissetmeye başladım son zamanlarda. 

Bugün de bu sebeple yoga asanadan sonra sessiz oturuşta yönümü kuzeydoğuya döndüm. Jüpiter’in yönü. Meditatif çalışmaların kuzeydoğu yönüne doğru dönük yapılmasının destekleyici olduğu söylenir. En azından benim için öyle oluyor. Daha uzun, daha sessiz, daha derin. Derinleştikçe kaçmak isteyen, gündelik hayatla dikkatimi dağıtmaya çalışan zihnim, kimsenin sözünü dinlemeyip afacanlık yapan, sonra bir anda birine/bir şeye dikkat kesilip sessizce onu izleyen bir çocuk gibi eli kucağında oturuyor benimle. Bazı günler aniden derinleşen bir denize girer gibi oluyor. Vaişaka’ya kadar kıyıda oynadığını sanan zihin bir anda hooop denizin dibinde buluyor kendini. Boğulur gibi yapıp çırpındığı oluyor bazen ama bazen de bırakıveriyor kendini ve böylece dalıyorum derin serin sulara.

Dün akşam geç saatte biten bir dersim vardı. Geç saatte ders verince ertesi sabah hiçbir şey yapmak istemiyorum. Perşembe erkenden başka bir ders daha olduğu için yoga sadhana yerini Jyotişa sadhanaya bırakıyor. Bu sabah ders iptal olunca attım kendimi eşyasız, temiz, ferah yoga odasına. Bedenim akşamdan kalma olunca Sankalpa evrene emanet diyerek başlıyorum. Sadhanayı evrene emanet edince arzularım, kaçındıklarım, ben dediklerim aradan çıkıyor sanki. Bugün de 2. Prelüd çıktı kutudan. Yumuşacık, yağ gibi. Martı çığlıkları, yeni evin kocaman pencerelerinden giren tatlı esinti, arka sokaktan gelen korna sesleri, camdan girip oturduğum yere kadar gelen beyaz bir kuş tüyü, yumuşacık eski ahşap parkeler, evdeki sessizlik, kapıda beni beklediğini bildiğim Berlin (bizim küçük kedi kızımız) hepimiz yekpare oturduk uzun uzun sessizce, yönümüz Jüpiter’e dönük. 

Jüpiter, boşluk, eter. O olmasa yaşam olmazdı. O olmasa öğretmenler, rehberler, bilgelik öğretileri, şans, neşe, keyif, bolluk, bereket olmazdı. Jüpiter kimseye düşmanlık da beslemediğinden yüzümüzü güldürmek, gönlümüzü ferahlatmak için bir yolunu buluyor. Biz de şanslıyız ki öğretiyle ve hocalarımızla bir araya gelmişiz. Bir insanın iyi bir öğretmenin olması iyi bir karmanın göstergesi denir. Punya ile doğmuş olmak! 

Kusanga’nın Satsanga’nın önüne geçtiği bir çağda iyi ki bir sanghamız var. Kusanga, Satsanga’nın tam karşıtı. Vedik kültürde ‘rubbing elbows with princes and princesses’ manasına gelen bir deyiş varmış. Zenginlik, şöhret, iktidar sahibi insanlarla ahbaplık etmek babında. Bizimkisi de ‘rubbing elbows with saintly people’. Robert Svoboda Light on Life adlı kitapta şöyler der: “When you expose yourself to people who are saintly, some of their saintlly qualities tend to rub off on you, making you a better person thereby; this is satsanga.” Kusanga da “fallen/false guru” peşinde sürüklenip gitmek. 

Ben tüm gençlik yıllarımı tacizci terapistler ve sömürgen erkekler aracılığıyla kusanga da geçirdiğimden 20li yaşlarımın ortasında yavaş yavaş tadını almaya başladığım satsangaya her gün bu yüzden şükrederim.

Bu yazı da Jüpiter’e ithafen ve ona hürmetle son bulmuş. Sabah kağıda yazdıklarım ancak type edildi. Sanırım ben de gece kuşu oldum. Hepimize iyi geceler tatlı rüyalar. 

Sevgimle.

Berrin

GÜN 24 – SON DAKİKACI – BERRİN

Tam da hayal ettiğim gibi bugün büyük işler bitti ve çember kapanmadan yine yazıyorum. Bira pek sevmem ama bugün hak ettim. Feliz Kulpa’dan bir koli bira almış kocam. Yarısı buğday burası – hiç sevmem. Geri kalan yarısında da severek içeceğim bir çeşit var, onun da kavgasını veriyor benimle. Altı aylıkken ilk kavgamızı da ton balığı yüzünden yapmıştık. Onun salatasına daha az ton balığı koymuşum, onun daha çok proteine ihtiyacı varmış, neden onunla aynı porsiyonu yiyormuşum. Ne bileyim ben? Bünyem yakıyor.

Ben de eskiden çok içerdim Umut. Şimdi bir kadehle/bardakla/şişeyle gözlerim şehla bakıyor. İkinci de toparlıyorum ama üçü de içersem yoga haram olur diye içmiyorum. 

İlk biranın hafif bulanık kafasıyla yazılanları okuyup bin bir parça halimden parçalara şahitlik ettim. İçimden cevaplar yazdım. Sohbetler ettim. Sonra Sermet (kocam) domatesli makarna koydu önüme. En sevdiğim yemek. İkinci biramı soğuturken yazıyorum. Gökyüzünü gördüğüm balkonumda. Biz aynı binanın en alt katından en üst katına taşındık. En alt kata da 1.5 sene önce taşınmıştık. Nasıl bir perde indiyse gözümüze ev diye mağaraya taşınmışız. Bırak gökyüzünü görmeyi eve giren tek gün ışığı karşı binanın camlı balkonlarından yansıyan güneşin ışığıydı. Neyse, şimdi burada kargaların masadan yemek çaldığı balkonda gözüm o mor çiçekli ağaçta yazıyorum. Ama gözüm sürekli o mor çiçekli ağaçta. 19.30’dan beri açık bu sayfa. Gözüm ağaca daldıkça ellerim duruyor. Güneşe, aya, kuşa, böceğe, ağaca, denize, dağa gözüm kayınca her şey duruyor. 

İki gündür yazılanları okumak için baya zaman yaratma gayretine girdim. Sınav öncesi, sunum öncesi, proje öncesi son dakikacılığı gibi. Sonra keşke daha çok vaktim olsaydıcılık gibi. Keşke herkesin her yazdığını tek tek okuyabilseydim. Bugün okudukça ne kadar benzeştiğimiz bir yana ne çok eş zamanlı anlar/anılar yaşadığımıza da şahit oldum. Kediler, bağımlılıklar, terapiler, bulanık kafalar, imrenmeler, yetenekler, yetinemeyenler, az gelenler… O zaman yatmadan önce ikinci bira ve biraz daha okuma.

İyi geceler tatlı rüyalar sangha xxx

YARIM KALAN İŞLER BAKANI BERRİN

Günaydın Sangha,

Ben bir vardım sonra bir daha yoktum ama aklım/gönlüm buralardaydı. Svadharma aklımı da gönlümü de kapadı ki taşınma işlerine konsantre olayım ve kısa zamanda bitirilmesi gereken işlerle uğraşırken aklımda blog yazısına başlıklar atmayayım; zamanı olmayan zamanlarda ve mekanlarda günlüğü elime alıp yarım kalan yazılara başlamayayım. Bir sıçrayışta girdiğim çemberden bir sıçrayışta çıkışımın sebebi budur. İki gün taşınma izni dışında yoga çalışmalarıma ara vermedim ama ne sana ne bana düzenli yazabildim. 

Hatta daha yeni evin yarısına bile yerleşemeden bir de Pelin Burcu ile organize ettiğimiz sessizlik inzivası için Kuşadası’na yakın bir çiftliğe taşındık. Orada da gün boyu çalışmak icap ettiğinden yine ancak dar zamanlarda yogaya vakit oldu. 

Bir de yalan değil bazen zor geliyor her şey. Öyle olunca da her şeyi bırakıyorum. En sevdiklerimi bile bırakıyorum. Duruyorum, susuyorum, iyice kabuğuma çekiliyorum ve bunu yapmayı çok seviyorum. 

Bizim 28günyoga başladığında ben Pastoral Vadi’deydim (Fethiye’de bir ekolojik çiftlik). Bilmeyenler için ağırlıklı olarak okaliptüs ağaçlarının olduğu bir ormanın içinde, kıyısında bir derenin aktığı, ağaç/taş/kerpiç evlerde veya çadırda konaklayabildiğimiz, tüm yemeklerin odun ateşinde piştiği bir çiftlik. İlk gittiğimde dere akmıyordu. Bu sefer o derenin canlı varlığı ve onun yanında geçirdiğim saatler bana yoga oldu. Ve şöyle dediğimi hatırlıyorum: Böyle anlar olmasa yoga asana çalışması esnasında bedenin katılığına, zihnin cızırtısına rağmen fark ettiğim ve içime yerleşen o boşluğun kaçınılamayan hafifliğinin ne demek olduğunu bilemezdim. Sanki zihnim tasmamı çözüyor ve uçsuz bucaksız o diyarda özgürce dolaşıyorum. Orada olduğum her gün yazdım, dönünce type eder paylaşırım diye. Sonra araya geçen yazıda bahsettiğim yaralı animus ve taşınma işleri girdi. Dersler girdi. Gündelik hayat girdi. 

Verdiğim yoga sözünü tutmak değil de bu yazmak ve paylaşmak onca işin arasında hep aklımda takılı kalınca, her yazdığım yarım kalınca ben de bıraktım. Kapattım kendimi kolilere, kutulara. Dersleri de iptal ettim. Bugün yine yeni evin işlerine balıklama dalacağım. Ben yokken biter diye umduğum tadilatlar bitmemiş. Yapılır dediğim işler kalmış. Her şeyi bıraktığım gibi buldum. Eşimin canı sağ olsun; ben yokken evin üçüncü kedisi oluyor 🙂

Velhasıl kelam şu an Bostanlı’da en sevdiğim kafede (Leaf) ikinci kahvemi de içip sana yazmaktan aldığım keyfi cebime koyup eve gideceğim. Ustaları karşılayacağım ve yakalarını bırakmadan kalan tüm işleri bugün bitirmeleri için çenemle illallah dedirteceğim. Benden korkuyorlar 🙂 Belki biter işler ve yarın akşam artık gökyüzünü görebildiğim kocaman balkonuma oturur ve yine yazarım. 

Hepimize güzel bir hafta olsun. 

İzmir’den sevgiler.

Berrin

BERRİN – GÜN 12

Merhaba sevgili Sangha,

Bugün günlüğü direkt  sana yazmak istedim. Tanımayanlar için ben ikinci sınıflardan Berrin. Üç senedir Defne hocanın öğrencisiyim. Shadow Yoga ile Defne hocanın İzmir Yoga’da düzenlediği kurslar vasıtasıyla tanıştım. Yeni istifa ettiğim zamanlardı. Zamanımın çoğunu alan iş kimliğimden silkelenip biraz sakinleşmeye çok ihtiyacım vardı. Babam ölmüştü, evlenmiştim ve kısa bir süre sonra öğrenecektim ki Vedik Astroloji’ye göre Satürn’ün Ay burcumdan bir önceki burca girmesiyle başlamış, 7.5 yıl süren (Sade Sati) bir dönemin tam da ortasındaydım. Ölüm, büyük değişiklikler (evlenme, işdeğiştirme, taşınma vb), keder, tasa bu dönemin ana motifleri. Bunları anlatıyorum çünkü tam da kendime geleyim dediğim zamanlarda Shadow Yoga çalışmalarına başlayınca hepimizin geçtiği malum yolda gölgeler birer birer serbest kalmaya başladılar. Üçsenede o gölgeler sayesinde evrimim devrimsel nitelikler kazanmaya başladı ve şu an bu günlüğü sana yazmak da onlardan biri.

Yaralı animus’um Şakti’yi içeride kudurtuyor. Yaratıcı potansiyel çalışıyor ama animus Şiva’nın onu görünür kılmasına izin vermiyor. Belki tanıdık gelmiştir J Velhasıl kelam Shadow Yoga çalışa çalışa yırtılmaya başlayan zarlardan biri de bu; az biraz görünür olmaya izin çıktı. Bir diğeri de kendim dediğim ne varsa ondan daha büyük bir güce teslimiyeti Vaişaka’larda Aşvata’larda Skandasana’larda yana yana öğrendim. İstanbul’da Defne hocayla canlı derslerimizden bir tanesinde Vaişaka’da beklediğimiz o yarım saati hiç unutmam mesela J (3 dk idi muhtemelen). Acının ötesindeki o yeri o zaman görebilmiştim. Oraya gitmek için acının gerektiğini de! Sanırım böyle böyle tüm acılarımı sevmeyi de öğrendim. 

Şimdi hızlıca ileriye sarıp bu 28 günlük yoga ve yazı ayına geliyorum. Gündelik hayat yoga asana çalışmasına vakit ayırmamak için çok bahane dolu. Benim özelimde bir de Sadhanama Vedik astroloji çalışmaları eklenince her zaman kağıtlı kalemli çalışmalar tercih sebebi olduğundan yoga asana “tüh, bugün de zaman bulamadım”lara eklendi. Her yeni ayın niyeti “bu ay regl zamanları hariç her gün yoga asana çalışmalarıma devam edeceğim” oluyordu bir süredir. Yalan değil, ilk seneler Brahma Muhurta saatlerinde haftada 6 gün yapılan yoga asana çalışmaları 1,5 senedir haftada üç kere yaptıysam öpüp başıma koyduğum hale döndü.

Sonra derken bir söz verdim. 28 gün boyunca yoga asana çalışacağım ve yazacağım. Kime söz verdim? Sanghaya söz verdim. Hakikaten birlikten kuvvet doğuyor. Yoksa bir ev taşımanın ortasındayım, seyahatler başladı, işler yığınla birikti ama nasıl oluyorsa o yogaya zaman bulunuyor 🙂 Kendinden daha büyük bir güce söz vermenin ilahi gücü. 

Bir talebe talep ettiği bilginin yüzde 25’ini hocasından, ikinci çeyreğini kendi çalışmalarından, üçüncü yüzde 25’ini sanghasından, son çeyreğini de zamanla hayattan alırmış. Jnana Shakti hocadan, Kriya Shakti benden ve sizden, Maya Shakti’de de evrenden 🙂 

Bu 12. günde 3 gündür kırmızı çadırda yoga asanasız günlerde bol bol yazıyorsam sana verdiğim sözdendir Sangha. Bizi birleştiren ulu güçlere ve hocalarımıza minnetle! 

Güzel bir gün dilerim. 

Tekrar görüşmek üzere.

Berrin