Ceren – Gün (17..)29: (G)üçleme

“Bir terminoloji önerisi: ‘Güçleme: Güçlendirme ve Güçlenme”. Bu makaleye denk geldim Sanga biraz önce kapanışı yapmak için üçüncü (zannettiğim : )) blog yazıma oturup, başlığı atıp, kelime oyunlarında kendimi bulduğumda. Güçleme diye bir kelime olmadığına eminim sözlükte ama dur bakalım Google ne diyor bu konuda? İlk çıkan sonuç: işte ilk cümle! Yine ikna oldum: ilk adımımız güce değil miydi? 28gün güçlemesi! *bu sefer başlığı önce atanlardanım.

Döngü sonu zili çalarken Gün 17’den devam ederek notlarımı toparlayıp yazmak ve heybeyi boşaltmaktı niyetim, lakin gözlerim ve bedenim aynı fikirde değil. Sabah erken başlayacak hızlı bir güne dinlenme uyarılarını vermeye başlayalı birkaç saat oldu. Ve elbet ki biriktirdiklerim yeni döngülerde tekrar gündem olacaklar.

Sneak peek: Tutulmada tutulduktan 3 gün sonra döndüm tam performans yogama. Bu arada dizimin eşlikçileri tuz ovmaları, buz ve Arnica. Ve yavaş yavaş 2. prelüd: Vajra, Çakra Mandala ve 3. günün sonunda yeniden Karkottaka. Tekrar fark ediyorum ki bağıran dizim olsa da kasılmam ve tutulmam taa sol ayak parmaklarımda. Ve tam olarak Gün 19’da Kalimera Pera! Teyzelik müessesesinde yeni bir sayfa. Ben de bir tek çocuğum sevgili Sanga, kuzen çocuklarına teyzelik ne güzel sefa. Gün 20 ve ötesi ise esas fırtına: Çadırda servis edilen sergi hazırlığı, organizasyon, koşturmalar, dağılan toparlarlanan projeler, buluşmalar, eğitimler, kararsızlıklar, sorumsuzlar yüzünden yüklendiğim sorumluluklar. Şimdi bir daha girilmez bu fırtınaya! İki arada bir de sevgilim dedi ki: albümleri dolduralım mı birlikte bir ömür boyunca, olalım mı karı-koca? Çaktırma, önce ben sormuştum ama hadi uyalım racona : ) Ve ben çadıra yerleşirken sıkı Balakrama turları atılıyor bizim sınıfta. Gün içinde yüksek tempo ama yogamda iyi bakıyorum, dinliyorum, zorlamıyorum zira belli ki göz kırpacak yine Karkottaka. Derste aldığımız Upavişta’da ağırlığı iyice bırakma uyarısı kulağımda. Leğeni zemine yerleştiriyor ve suların durulmasını gözlüyorum. Kozmik yumurta’da ise denge döngünün sonunda tombik tarafta. Umarım yogam önümüzdeki günlerde Balakrama 2.0 tekrarlarına… Çalışılacak konu çok, program pek sıkı bizim sınıfta.

Namaste Sanga… Son günlerde çekim alanından uzak kalsam da elbet yolum tekrar düşecek ‘blob’a fısıldananları dinlemek için buralara : )

*bu albüm önerisi de benden uzun yollara, yolculuklara…

Ceren – Gün 15,16: Plastik

Tek gün gibi geçen iki gün.

Pazar günü bu kadar dolu olmamalıydı ama bazen denk geliyor işte herşey üst üste.

Ciklet de uyanamadı bir türlü öğleden sonra uykusundan, hadi yürüyüşe gidelim, geç kalıyorum. Çöpü de çıkartayım bu arada onu da atarım.

Tamam korkma kızım çöp konteyneri bu, yemez seni.. Aa.. o ne?! Bırak çabuk! Bırak… O plastik poşeti yediğine inanamıyorum Ciklet. “Köpekler fırsatçı canlılardır” Doğru.

Kusturamadım da. İlk yarım saatte tuza doygun su içirip kusturmak gerekirmiş. Geç kaldım! Bu bilgiyi öğrenmekte de, ağzında poşeti fark etmekte de geç kaldım. Bekleyeceğiz artık. Üstüne bir de buluşmaya geç kalmayayım. Hadi.

Bizim lisenin ‘kampüs’üne giden güzel yol ve kendi kanunları olan bir kasabaya girdiğini hissettiren alanı. Bazılarını neredeyse çeyrek asırdır görmediğim yada artık avatarlarına aşina olduğum suretler. Şenlik, bol gürültü ve kalabalık. 3 sene önce geldiğimde yaptığım gibi her köşeyle ilgilenecek, anıları derinlerden çağıracak, geçmişe daha berrak bakacak, “bir daha ne zaman gelirim bilinmez” etkinliğinin tadını çıkartacaktım… (Neredeyse) Çeyrek asrın özetini geçip, olan biteni kısa zamanda sindirmeye çalışıp, dönüşen tüm hayatların (neredeyse) çeyrek asır önce hafızama kodlanmış versiyonunun hala karşımda durup da nasıl bana bakabildiğine defalarca şaşırıp yılların izini sürecektim, ama aklım evde. Bir de hiç dayanamadığım sıcak, ısrarla çökmeye başladı. “Bıraktıramadım, geç kaldım, şimdi n’olacak?”

Geldim Ciklet geldim! İyisin di mi? Hadi çıkart o yediğin plastiği. Keyfi, iştahı yerinde. Bu iyiye işaret. Ama akşam kargosunda beklediğim paket gelmedi. İçeride yol uzun, 24 saat beklemeli, sabır. Biraz Ciklet’e biraz da kendime masaj ve günün ikinci duşu. Günün ikinci duşu zamanları geldi mi? Henüz gelmemeliydi…

Kaçırdığım ders Balakrama’ymış, o zaman sabah yapayım ben fırsat bulmuşken. Dolunay, hem de tutulma ama geç kalmayayım, bugün yeterince geç kaldım. Dersimi aldım…

… Almamışım. Sabah bu kadar erken kalkıştığım ilk Balakrama. Vücudum sert, herhalde açılmadığından. Zihnim poşet derdinde, kaygısında, birkaç saate başlayacak dersin planlarında. En sevdiğim pozlardan birindeyiz: Karkottaka (kelimenin tınısı, pozun zerafeti ayrı güzel) Hop! Noluyo? Dönemedim. Dizim.. Takıldı… Ah! Bildiğim bir acı: 6 aylık periyotlarla kendini hatırlatmasa olmaz! Acele etmeden, dikkatli bir şekilde açmam gerek dizimin arkasını V şeklinde tutan her neyse. Yavaş yavaş, iniyor.. iniyor.. “tak”… şimdi oldu, oh, bu arada ders Samakonasana’ya gelmiş. Sızı nasıl? Fena değil. Azıcık devam, zorlamadan, hafif hafif hareket etmek iyi gelir. Poşet çıkmadı hala di mi? Çıkmadı… 24 saat olsun hele bi.

Günün telaşları ve bilgisayar başında yarım saat aynı pozisyonda kalınca kendini hatırlatan dizim. Bir daha mı Ciklet? Yo yo yoo dostum, bu sefer reflekslerim senden hızlı: Bırak! İkinci bir poşet kaygısını kaldıramam.

Sakatlığımı paylaştığım sevdiceğime Ay’ın döngüleri, yapılan yoganın etkilerini ve sakatlığımın sebeplerini gel-gitlerle anlatıp (bana da yeni sayılan bu ritme kendimi de) ikna etmeye çalışırken cümlelerde olmadık yere uçuşan elektronlara gülmeye başladık bir anda. İlahi!

Bu da ne?? Su kabının kenarındaki siyah plastiği de mi kemirdin Ciklet? Ne ara? İnce-şeffaf kesmedi bana oradan sert-siyah verir misiniz lütfen? Çeyrek kalıp.

Poşet çıktı mı? Evet! Oh.. Girdiği boyutta. İçeride nerelere uğrayıp hangi dehlizlerden geçtin şu 18 kiloluk tüylü bedenin içinde? Ne gerek vardı? Ya çıkamasaydın? Plastik sen ne istilacı bir malzemesin!

Tek gün gibi geçen iki günün dersleri bol. Üstüne derste de gündem ay, döngüler, tekrarlar.

“Dolunay ve Yeniay dönemlerinde yapacaksanız yoganızı ağırdan alın, yerde ve restoratif pozlarla geçirin. Beden zorlandığında bu dönemde oluşan sakatlıklar daha zor iyileşebilir yada kendini tekrar edebilir” dedi Pınar, gülümsedim dizime doğru: Hiç iyileşecek misin acaba solum? Yada şöyle sorayım seni sakatlamayı bırakacak mıyım bir noktada?

Ve aslında en büyük gölgeydi gündem, fırtına gibi esti geçti: Dünya’nın gölgesini gördü bir yerlerde insanoğlu Ay’ın yüzeyinde. Kıpkırmızı. Ve ben bu andan beslenmek, kendimi dinlemek ve ‘retrospektif’ (çalışkan ikilere selam : )) niyetindeyken küçük bir plastik poşetin yarattığı kaygıda şuralarda bir yerlerde dolandım durdum:

Apollo 17 mürettebatının gözünden The Blue Marble, 1972

CEREN – GÜN (3..)14: ÇUVAL

Her gün pratiğe devam ediyor ve yazıp yollayacak bütünlüğe varmayan notlarımı alıyorum kısaca bir kenara. Gözlerim “ekran zamanın doldu”, zihnim de “bugün sindirebildiklerin bu kadar” uyarısını verene kadar da okumaya gayret ediyorum yazılanları. “Birikti, hadi çuvalı boşaltayım ben de (hafiflerim)” derken yine araya giren yapılacaklar listesi ve sürpriz planlar… Treni yakalama zamanı benim için bugün.

Hocam Pınar’ın da bir derste söylediği gibi sistemli bir çalışma yapıyorum üzerimde, bir deney olarak görüyorum 28gün’ü. Yeni rutinler oluşturuyor, eskileri tartıyor, sonra belki de tekrar karşıma çıkacak yada gündem edeceklerimi not alıyor, gözlemliyorum. Tam burada John Perry’nin Erteleme Sanatı kitabına referans vermeden de geçemiyorum. İşlerin yetişmesi gereken son tarihlerinin ertelene ertelene takvimimde katlar oluşturduğu, belirli periyotlarla paralize olduğum günlerde bana çok iyi gelen, mizahına ve netliğine bayıldığım, “bir sorun var ama kimse öyle görmüyor”un açıklaması olan kitap bu. Girizgah için: Structured Procrastination. Kaosla beslediğim yılların sonrasında çok çalıştım erteleme üzerine… Neyi, neden ertelediğim, neleri tercih ettiğim, nelerin zorunda olduğum, alet çantam üzerine… Bitmeyecek bir öğrencilik bu! Evet, ben de bir erteleyiciyim. Neyse ki son birkaç senedir yeni metotlarım ve alet çantam var 🙂

28gün’ü okurken kocaman bir “Blob” canlandı gözümün önünde. Yazarlar yüzeyine oturuyor, yatıyor, sarılıyor… Her bir yazı yüzeye anlatılan, fısıldanan, titreşime, salınıma sebep olan, içe dışa dalgalar oluşturan çeşit çeşit ses. Şuna benzer bir görsel zihnimde canlanan:

Kaynak: Adobe Stock Images

“Blob” görseli ararken ilk karşıma çıkan haber de burada dursun: https://twitter.com/dw_turkce/status/1187023564366663680 Tabiat sürprizlerle dolu! Gözden kaçırmışım bu canlının haberini 2019’da. “Alışılagelmiş bir beyni olmamasına rağmen problem çözme yeteneği olan bir canlı, öğreniyor… İki Blob birleşince biri bilgisini hemen diğerine aktarıyor.” Benim için taşlar yerine oturdu, ikna oldum “Blob” formuna Sanga 🙂

Bugün ayın ikinci Balakrama günü benim için, bir rutin oluşturuyorum: Cumartesi sabah Balakrama. Rutinler netleştiriyor zihnimi ve kolaylaştırıyor bedenimin gün içindeki hareketini. Yogama başlamadan önce son dersimizin kaydının başındaki konuşmaları iyi ki izlemişim: Hanuman ve Samakonasana her prelüd’de, haliyle Balakrama’nın sonunda da yerini buluyor. Pratiğin içinde ödevimi de aradan çıkartacak olmanın keyfi ile başlıyorum. Vahni’de sarmaşık kollar yine iş başında, suyu alıp bedenime dolanıyor. Artık önceden nasıl yapıyorduk hatırlamıyorum, Balakrama 2.0’da böylesi daha doğru geliyor. Bu sefer bir de oturağım kendini hatırlatıyor, Gorakşa Suçi’den farklı değil. Balakrama ile ikinci prelüdün detaylardaki benzerliklerini yakalaya yakalaya devam ediyorum. Bu sefer ılınmayı ayakta değil de yerde yaptığımı şimdi yazarken fark ediyorum.


Ve çuvalımın içindekiler:

Gün 3: Sessiz. Aslında bitmiş gibiydi ikinci prelüd, hanuman ile yeniden başladı. Çadır sonrası ayağa kalkıp tüm prelüdün tekrarını yapınca ne çok detayla, ne çok çalışılacak ödevle karşılaştım. Bayram tatilinin son günlerinde sessizleşen şehir ile birlikte yogamda da sessizlik anları beni karşılıyor, sanki dünya tamamen susuyor.
Ve bugün ilk yalnız araba yolculuğumuzu yaptık Ciklet’le: bu sefer kusmadı, sıkılmadı, yatarak tadını çıkardı.

Gün 4: Bırak. Ciklet’e bırakmayı öğretmeye, bıraktırmayı öğrenmeye başladım. Sanki ben ustaymışım gibi ahkam kesiyorum : ) Bırakmak öyle kolay mı? Hiç değil!
Gün boyunca dindiremediğim açlığımı dünkü hanuman’a bağladım. Bugün yogamda sessizlik anları yine benimle ve uttanasanalarda fark ettiğim minik uddiyanalarla açılıyor arka hattım. Uzun uzun manduka sonrası ellerimi top çevirmelerde buluyorum.

Gün 5-6: Rutin. Alev mudra ile rutin’i mühürlüyorum.

Gün 7: Chalana ile temizlik gününe hazırlık. Dün gördüğüm rüyada (umarım rüyaydı da bir yerde gözüme çarpmadı) bir meyhane menüsüne “Ara Çayı: 5 TL” iliştirmiş. Yok artık!

Gün 8: Yeniden. Kendimi sabah yakalayınca (kimbilir kaç ay sonra) Balakrama’ya döndüm. Bana kış mevsimini hatırlattı ve 20lerimi. İkinci prelüd orta yaş dinginliği, Balakrama gençliğin gürül gürül halleri. Görüşmeyeli Mangala Namaskar değişmiş, Vahni’ye girişte kollarım Mızrakçı’ya selam çakıp böbreklere uğrayarak yukarıya dolanıyor: bedenimi çevreleyen bir sarmaşık. Çakri’de bacaklarım omuzlar, belim boynum oldu sanki, dönüyor da dönüyor, tıkır tıkır. Minik uddiyanalar yeni Balakrama’da, son bıraktığımda orada değillerdi.

Gün 9: Cendere. Bayram tatilinden sonraki ilk ders günümüz çalışkan ikiler olarak. Tam bir cendere girip çıktıklarımız, çöküp kalktıklarımız… Ama ders sonrasında tenimdeki ve saçımdaki yumuşaklık, omurgamda beni dik tutan balonlar.

Gün 10: Sabır. Uzun süredir ders sonrası ağrı çekmezken bana kendini gün boyunca hatırlattı baldırlarım. Enerjim yüksek döndüm bayram sonrası çalışma sahalarıma. Çıraklarım proje teslimi ve sergi hazırlığında oldukları için oldukça gergin, ama çalışkan… derken… Bayram tatilinin silmiş olduğunu fark ediyorum bazılarının hafızasından bir hafta önce tane tane anlattığım ve anladıklarına emin olduğum konuları. Pınar da bir yazısında bahsetmişti: görüyorum, gösteriyorum ve derin bir nefes alıp sabırla aynı şeyleri anlatmaya devam ediyorum. İçimde volkanlar, önce bir bira… İlerleyen saatlerde biraz ılınma, Sukhasana ve Jade Lady ile duruluyorum.

Gün 11: Yeniden. Hanuman ve Samakonasana çalışması. Açılıyor ve açılıyorum. Ayaklarım tekrarlar sonrası pofidik ama yere sağlam basıyor. Omurgam beni dikleştirmeye devam ediyor.

Gün 12: Haftaiçi. Yogam gün içinde devam ediyor böyle günlerde, sabah ısınma gece ılınma. Ortada da gün yogamın hatırlattıkları ile içeride çalışmaya devam ediyor çarklar. Zaman zaman solumu boşta bıraktığımı fark edip ağırlığımı o tarafa kaydırıyorum (Ah bu solum!) Leğen kemiğimi sağa sola döndürüp merkezliyorum. Şimdi tamam. Gün batımında yapayım istedim yogamı ama bastıran açlık ve sonraki saatlerin yapılacak işleri ancak günün son saatlerinde bir Gorakşa Suçi’ye vardırdı. Bu sefer topuklarımla leğen kemiğim birbirine kenetlendi, dizlerim biraz daha açıldı: yumuşak ve ısıtan bir oturuş. Suçi’ye geçerken de ‘pat’ diye inmeyeceğimi gösterdi bana, ‘tıp’, narince kondum. Ve Suçi, değişti, bugün de o günlerden… Topuklarım dünyanın en rahat sandalyesi sanki. Hani şu diz üstü oturulan ergonomik sandalyeler gibi, ‘cendere’ gibi görünen : ) Parmaklarım aynı fikirde değil ama sadece topuklarım olsa kalırım burada saatlerce. Ardından Vajra sıcak bir kucak gibi ve Uttanasana’da can akışımı hissediyorum.

Gün 13: Bonus. Yine yogamın gün içinde devam ettiği günlerden biri: sabah ısınma, gece ılınma ve arada günün rutini. Bonus’u sergi gezisi: ne çok özlemişim!

Ceren – Gün 0,1,2: Hemzemin > Geçit

Gün 0: Kırmızı. Yaklaşan tüm kutlamalara, buluşmalara, gidişlere hazırlanan şehrin kalabalığı, telaşı. Yüksek ritimde uğultulara dönüşen sesler. Gündemin yoğunluğu. Hiçbir zaman bitmeyen yapılacaklar listem. Yeni ay ama benim biraz ısınmaya, içime dönmeye ihtiyacım var. Birkaç gün önceki ilk samakonasana ve hanuman cenderesinden çıkışta hafifleyen, uçuşan alt karnım ağır, yoğun ve her fırsatta zeminle buluşmaya meyilli. Zihnim ters yöne çekiştiriyor, şehrimin hava durumuyla bir: puslu, bulutlu ve yağdı yağacak. Kısa bir regl serisi içinde ağırlıksız, salınımsız, sessiz bir ısınmaya uzun uzun davet eden kozmik yumurta: şarj oluyor, yükleniyor. Bekleyin… Ama siz yine de dokunmayın, ısırıyor.

Gün 1: Kırmızı. Günün duyu organlarımda tüm biriktirdikleri uğultuya ve zihnimde bir yoğunluğa dönüyor. Gündem konfor alanının dışı, geçmiş hesaplar, gelecek öngörüleri, yolcu ettiklerim, bekleyenler. Yine zemine meyilli pratiğim. Isınmaların orta yerinde dişliler kıtırtılarla hareket etmeye başladı. Bugün kozmik yumurta sivri tarafında dengede kalmayı deniyor, omurgam mesajı iletiyor. Sukhasana’da katlanmak kalça eklemlerime yapılabilecek en iyi masaj, omuzlarım da direnmiyor. Daha da yumuşadım sanki? (*hocalar zincirine teşekkürlerimle) Tamam, hazırım şimdi, gönderin günün kalanını gelsin!

Gün 2: Kahverengi. Yeniden buluşmak üzere bir hoşçakal sevgiliye.. Didişmek nispeten kolay, uğurlamak hep zor. İlk defa havalimanına birini bırakmaya gidiyorum, oysa bırakılan taraf ben olurdum hep. Köşeme dönünce tekrar merhaba samakonasana! Birkaç gün zeminde şarj olduktan sonra yavaş yavaş ayağa kalkma zamanı, çok zorlamadan. Son aylarda çoğunlukla olduğu gibi yine gün batımına doğru, udiyana yerine damdapada’lı, hanumansız bir son ders tekrarı. Kurmastana’da başım yangın yeri, göz hizamdaki leğeni izliyorum, çıkışındaki nefes ile ellerim senkronize, tüm yangını iki ayağımın arasına indiriyor, bu yakıtla uzuyorum. Yere taktığım fişim bedenimin tüm arka hattından şarjı iletiyor: sana da merhaba uttanasana! Üstüne kısa bir regl serisi, zemine ve alt karnıma bir teşekkür.

Ve değişmeyen tek şey: her sabah günün haberlerini samapada’dan yada balıksırtı mudra eşliğinde sukhasana’dan aldıktan sonra 10-15dk bir ısınma ile bedenime günaydın. Gecenin raporunu almak ve kendi raporunu bırakmak için dışarıya çıkmayı bekleyen bir çift göz heyecanla beni izliyor, arada (hocam Pınar’ın da bahsettiği) takıntı nesnelerini ayağımın dibine bırakıyor. Yavaş yavaş öğreniyoruz birbirimizin ritmini ve dilini. Rutinim onunkiyle senkronize olduğundan günün sonuna doğruya döndü genelde yoga pratiğim, ee ne de olsa 2. prelüd öğrencisiyim : ) Sahi, ben yeniyim, köpekli (koşturmalı, çekiştirmeli) hayatta nasıl mümkün oluyor sabah pratiği? Hele hele Brahma Muhurta hiç mümkün olur mu bu bedensel yorgunlukta?

Ciklet ‘Kahke’. Hemzemin. ~8 aylık. Izmir, 30.04.2022

Söz verdim, suya atlıyorum nihayet!

28gün’e, küçük halkadan sonra büyük halkaya, Sangha’ya merhaba!

*söz vermek demişken, bugün radyoda çalan: (20 sene olmuş bile, koşturuyor zaman)