Sevgi- Söylesin zaman

Merhabalar sangha

Uzun bir aradan sonra

An’ın bana anlattıkları konseptinden sonra kayboldum. An’lar çok konuştu benimle ben onları dinledikçe. Sonra bir kaosa sürüklendim. Kendimi içinde buldum, nasıl olduğunu anlayamadığım bir kendiliğindenlik.

Bütün yaptığım düzenli çalışmalar sanki beni bu kaosa hazırlamış gibiydi. Hayatın enterasan örüntüleri, o bağlantılar beni onları her farkedişimde dehşete düşürüyor. Yol beni nereye götürecek bilmiyorum ama kendimi kaybetmekten de çok korkuyorum. En zor yerinden sorular soruyor bana bu aralar hayat. Gördüklerimi, yaşadıklarımı anlatmaktan çok şu an netleştirmeye çalışıyorum buraya yazarak. Buraya yazarken çok güzel netlik kazanmışlıklarım çok, sağolun sangha.

İki yolum var. Ya bırakmak ya da ateşe yürümek. Yılların ataleti ve garanticiliği bir yanda, diğer yanda da cayır cayır bir ateş, beni yakacak çok belli.. Yanmalı mı yanmamalı mı? Bilemiyorum ki , ataleti savuran da ateş gibi duruyor. Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk. İyi de yani, niye ateşe atlıyoruz ki 🙂 Ne gerek?!

Kediyi merak öldürür diyorum da dinlemiyor içim, ateşe koşuyor.

Bilmiyorum ama içim içime sığmıyor. Yanıyorum daha ateşe doğru giderken bile. Daha içinde değilken. Korkunun da ecele faydası yokmuş. Ölmeden de ölünürmüş meğer.

İtiraf et seviyorsun derdi kederi deyişi geliyor aklıma bir Vega şarkısının. Bu acıya bayılmalar neden?! Dönüşüm merakı mı? Niye dönüştürme derdindeyim peki hep? Niye yakıp pişirmek istiyorum hep? Olmamış bu diyorum kendime heralde. Pişirin belki bir şeye benzer. 🙂

Kendini sevmeyişlerden bu ateş merakı belki de. Sevmeyince, kendini kabul edemeyince at ateşe yansın mı deniyor acaba?! Yeniden yeniden ölelim ki tekrar doğunca belki güzel bir şeyler çıkar diyoruz belki de.

Anlamak zor. Ben yine anlayamadım. Dolu da almıyor, boş da dolmuyor içimde. Hangisi doğru bilemiyorsam, söylesin zaman..

Reklamlar

Sevgi-Gün 27-28: Ser hoş!

Sevgi’li sangha,

Bir döngü daha bitti böylece. An’ın anlattıklarını düzenlice dinleyişim böyle böyle sonlandı. Bana çooook iyi geldi. O kadar ki şu an kanatlanıp uçabilirim. Dinledim dinledim an’ları hepsi ilaç oldu bana. Kendimi çok zengin hissetme hali var üzerimde. Yaşadığım her şey bana bir lütuf gibi gelmeye başladı tuhaf bir şekilde. Şems’in sözünü hatırlatayım size: İçimize girip çıkan her nefes Tanrı’nın bize olan sevgisidir. Yani lütuftur aslında aldığımız her nefes ve yaşadığımız her an!

Bu iki gün şehir dışındaydım. Yogamı aksatmadım. Akışıma meditasyon eklemek müthiş oldu. Kendi kendimle konuşuyorum ve kendi kendime akıl veriyorum sonra çat susuyorum çok tatlı oluyor. Bırakıyorum oraya ne varsa. Sonra da en sevdiğim pozları bir akışa diziyorum ve bedenimin gücü içime atıyor ateşi sıcacık oluyorum. Kocaman gülüyorum sonra yoga bitince de etkisi epey sürüyor. Zihnim saçma sapan konuşsa da bazen o düşüncelerde o duygularda savrulmuyorum. Bu benim için çok büyük bir başarı. Kendime çok teşekkür ediyorum ya. Resmen çok tatlıyım 🙂

Burada başka bir zenginliğimden bahsetmek istemiştim. O güzel anlarımdan birinde şöyle düşündüm. Benim çok kuvvetli bağlarım var bazı insanlarla. Sanki farklı yerlerde kurduğum ailelerim var. Bi beni hayata fiziksel manada getiren ailem, bir de psikolojik olarak beni destekleyerek yaşatan benim de onlara can olduğum ailelerim var. Akıl sır erdirilmez sessiz anlaşmalarım var sanki sırf varolarak kendi hayatlarını yaşayarak bana dağ gibi destek oluyorlar. Belki ben de onlara böyleyim. Onlara anlatırken, onlarla anlarımızı paylaşırken zenginliğimin sarhoşu oluyorum. Ser hoş sangha! Sizin de öyle olsun!

Sevgiler

Sevgi

Sevgi-Gün 25-26: Hepimiz toz beziyiz!

Merhabalar sevgili sangha,

Dün büyük bir buhran içindeydim. Yogasız ikinci günümdü. Bir şey yapmaya yoktu mecalim. Şükür böyle zamanlar çabuk geçer oldu. Eskiden telaş basardı. Şimdi bırakıyorum kendimi o kötü olma haline. Söyleniyorum ofluyorum pofluyorum. İyi olmak için bir şey yapabilir miyim diye bi yokluyorum. Olmuyorsa amaaan ya diyorum bir gün daha böyle manasız çabasız geçsin ne olacak ki diyorum. Mıy mıy mıy mıy takılıyorum. Kendimi yiyorum ama kendimi kendi haline bırakıyorum. Malumunuz deli biraz. Sağı solu belli olmayan bi türüm ben. Uysal sakin görünümlü başına buyruk kafasının dikinde kalbinin de peşinde bazen saftorik bazen şaşkın bazen de tatlış bazen huysuz bazen dahi bazen dangoz herşeyden biraz biraz.. Ortaya karışık yapmışlar biraz ondan biraz bundan. Eh böyle olunca başına buyrukluk da hediye paketinde geliyor. Bilemezsiniz 🤔🤗 Tam ay ne kadan tatlı gadun diyecekken siz bişi yaparım deli mi ne ya bu garı ne tuhaf diyiverirsiniz. Burda herkese açıklıyorum. Ben uzaylıyım. Yıldız tozlarından oldum hep. Toz bezi gezegeninden geldim.

Bugün de dün ne kadar kötüysem o kadar iyiyim. Kendime despotluk etmeden nazikçe sabah yoga akışı blog yazımı tamamladım. Peşimden atlı koşturuyor edasına kapılmadığım yoktur biliyor musun sangha. Belki ilk kez bu kadar rahatça bişiler hazırlayıp keyfe keder uyguladım. Akıştaydım sadece yogada değil. Durum, an ne gerektiriyorsa ona göre davrandım. Misafirimiz gelecek tamamlayamadım diye ağlamadım. Elimden gelenin en iyisini yapacak şekilde yazımı tamamlayıp yoga akışımı da büyük bir keyifle yaptım. Akışıma meditasyon da koydum. Güzel bir müzik listesi de hazırladım akışıma uygun. Çok eğlendim. Her gün yapıp her gün eğlenmek niyetim. Ben yogayı çok seviyorum sangha. Sabahları ay yine gün başladı ufff diye uyanıp yoga yaptıktan sonra eee şimdi ne yapıyoruz? What’s next? Moduna giriyorum. Her şeye de hazır ve de nazır.. Yoga nasıl bişi diyenlere anlatmakta zorlanıyorum. Büyülü bişi sihirli bişi bence ✨ Ve abartmıyorum. Hepimiz yıldızız. Hem Tilbe hem de stardusts..

Bilmezsin ne olduğunu

Vazgeç ötelerden yorma kendini

Kendine gel bi düşün

Ben senim sen ben arama boşuna 🙂

Hayyam’dan..

Sevgi-Gün 23-24: neler oluyor hayatta

Merhabalar sangha,

İki gündür rutinlerimden çıktım. Farkettim ki esnekliğe yönlendiriyor hayatım. Malumunuz tatildeyiz 😎

Rutinlerin ne kadar mühim olduğunu biliyorum da beni despotlaştırmasından şikayetçiydim. Bu sabah yine kendi kendimi sıkıştırırken buldum. Bir blog yazısı hazırlayayım dedim kendime hadi Sevgi bu yazıyı bitirip uygulaman lazım zaman geçiyor diye sıkıştırır buldum kendimi. Hazırladığım yazı benim en çok ihtiyaç duyduğum yoga pozlarından ve meditasyon çalışmalarından oluşan bir derlemeydi. Yazının güzel olması için kendimi heder ederken karnımın gurul gürül sesleri geldi. Acıkmıştım sabah yogası da yalan olmaya gidiyordu. Dedim cancağzım Sevgicim ne yapıyorsan şimdi bırak. Kalk kendine bir kahvaltı hazırla. Yoga yazını akşam yazarsın ve yoganı akşam yaparsın. Sonra kocaman gülümsedim. İşte esneklik! Oh be dedim, bana bu lazımmış.. Temizlik yapmak istiyordum bugün dip köşe. Kahvaltıdan sonra ona giriştim bir Game of Thrones seansından sonra. Temizlik yaparken arkadaşım aradı. Tam her yeri talan etmişken. Erteledik görüşmeyi ben temizliği tamamlayayım dedim ama temizlik yapasım kaçtı. Toparladım ortalığı. Alışveriş yapılacak diye çıktım evden. Aldım alacaklarımı ama kendimi deniz kenarında bira içip bu yazıyı yazarken buldum 🙂 Tatil böyle bişi. Spontanlık da benim bu hayatta en sevdiğim şey. Niye kendimi mahrum bırakayım dimi?! Çok spontanlık dağıtır. Aşırı disiplin bunaltır. Dengesini bulmalısın çağrısı hep bunlar. İç abi biranı. İç sigaranı. Kendine zaman ver. Değişim ve dönüşüm birden olmuyor işte. Zamanın ruhuna uy. Daha çok meditasyon yap. Tutunduklarını bırakmayı öğren. Sevdiklerine de sarılmayı. Kocaman bir kucakla. Ve tüm içtenliğinle. Kandırma kendini bu iyi bu kötü diye ayırma. İşte zamanın ruhu diyorum iyiler bazen kötü, kötüler bazen iyi hep iç içe. Sen bu yola kendinle barışmak için girdin. Yoluna samimiyetle bakmayı öğrendin. Kalbini açmayı öğreniyorsun. Kendine zaman tanı. Körün körüsün gözünü açmayı öğreniyorsun. Elbette zamana ihtiyacın var. Hayatında olup biteni izle ve gönlünce katıl.

Neler oluyor hayatta, bir de şu rüya gerçek olsa

Sabah olup uyanınca her şey yine aynı kalsa

Sevgi- Gün 21-22: disiplin serhoşluğu peşinde türlü türlü despotluklar

Merhaba sangha,

An’lar bir dünya şey anlatıyor. Dumur olmaktan yazmak bugüne kaldı sevgili sangha. Yine soru ve cevaplarla başlayalım:
Soru 1: Nasılsın, nasıl hissediyorsun anlat biraz.
Günün cevabı: iyiyim hoşum. Uykudan yeni uyanmanın verdiği mahmurluk var biraz. Yapacaklarım beni bekliyor. Bu sıralar kendimi disipline etme çabalarım kendime eziyet etmeye dönüştü, bunu nasıl dengeleyeceğim onun üzerine düşünüyorum. Cevaplar da bu an’lardan çıkıyor. Mesela içimdeki inat ediyor yapmamak için, üşengeçlik ediyor bin türlü bahane söylüyor; ben ona teslim olmadan diyorum ki ne yapmak istiyorsun o zaman. Genelde bi cevabı olmuyor ben de o sırada yazmak gibi sevdiğim bir eylemin başına geçiyorum. Şimdi de öyle yaptım. Rutinlere başlamak zor gelince. Yazmak bir tür zihin temizliği. O bahaneleri üreten beni atalete sürükleyen sesimin nazik ve naif düşmanı. En başarılı yok edicisi. Rutine yazarak başlamak en sağlıklısı gibi duruyor. Disiplinli çalışmak bana en iyi gelen şey ama bu çalışmanın yorgunluğunu atmak dinlenmek de en çok zorlandığım şey. Kendimi baskılamakta iyiyim ama bırakmakta kötüyüm. Dün arkadaşımla meditasyon çalışırken arkadaşım çok direnç gösterdiğinde ben yine kendime konuşan o despot öğretmen oluverdim. Bir de tesadüf müdür değil midir bilemiyorum ama ikimiz de kendi kendimizi disipline etmek konusunda zorlanıyoruz. Bu zorlanışa bulduğumuz çözüm esnemeye pay bırakmak, kendimize kızıp şefkatsiz, sevgisiz hırpalamak yerine. Ama zorlanıyoruz. Meditasyon yapmanın ikimiz için de önemli olduğunu düşünüyorum. Benim de meditasyona oturmaya zorlandığım bu evrede öğrendiklerimi paylaşmam bana da vesile oluyor. Süper zamanlama ve benzer durumda olma enteresanlığı. Çalışmayı o da istemişti benden ama çok sıkıcı diye meditasyon yapmak istemiyor ama yapıyoruz bir şekilde. Birlikte çalışırken benim en sevdiğim bırakma çalışmalarından birini sevmedi. Ben de çok bozuldum bu duruma. Nası ya?! Nası bu kadar bırakmaya izin vermezsin diye konuştuğum ben miyim yoksa arkadaşım mı? Yükseldim baya orada meditasyon anlatan bir gerginlik abidesi oluverdim. Ne saçma 🙂 oksimoron diyorlar bu tip durumlara meditasyon ve gerginlik gibi birinin olduğu yerde diğerinin olmaması gereken iki halin bir arada olması. Orada anlatamıyor oluşuma mı sinirleniyorum, yeterince iyi olmayışıma mı, yoksa zihnin bize zararının ne kadar çok olduğunu görüp de onunla savaşmanın zorluğuna mı bozuluyorum?! Çok zor ama cidden o zihinle uğraşmak. Başka türlü de olmuyor, öldürüyor bizi o zihin ona kapılıp gittiğimizde. Onsuz da olmaz malumunuz. Onu yönlendirmek, yönlendirebilmekse ustalık.. Bu an bana şunu anlattı her an yeniden yeniden daha önce çalışıp çözdüğün meseleleri karşına çıkarabiliyor. Çünkü o o an çözülmüşken başka bir an farklı bir şekilde belirebiliyor. Sanki her an bağımsız birbirinden. Bizim de anda kalmamızın zorluğu, bundan sürekli kaçmamızın nedenlerinden biri olarak bundan olabilir. Çizgisel zamanla çalışan zihin bir şeyi çözer ve bitirir, önceki veriler üzerine yazar bilgisini arttırır ve sonra daha iyi çözer daha çabuk çözer ama yaşamın zamanı döngüselde her an yeni bir başlangıç ve yeni bir son. Hayat zihin gibi akmaz. Biriktirip biriktirdiklerini kullanmaz. Her an bağımsızdır birbirinden. Ve meditasyon da bizi hayata adapte eder. Meditasyon zihnin düşmanı değildir ama zihin meditasyonun düşmanıdır çünkü meditatif hallerde zihnin yeri yok. Garantici zihin kendimizi bilinmeze bırakmamızı istemez ama hayat her zaman bilinmezdir. Meditasyon da bizim bilinmezle ilişkimizi geliştirir. Korkup kaçmaktansa sakin kalma egzersizleri gibidir.

Soru 2: Bir ihtiyacın var mı? Nedir?

Günün cevabı: abhyanga masajı çok iyi gelir ya cildim çok kurudu.

Soru 3: Bugün ya da dün bir şey farkettin mi?

Annemle ilişkimde çocuk değilim artık derken çocukça davrandığımı gördüm. Kendimi ona ispatlamak için baya efor sarfettiğimi farkettim. Sen görmüyorsun ama ben de varımı gözüne gözüne sokuyormuşum meğer ve sonra çok kavga ediyormuşuz. Aslında çok benziyoruz. Ve ben en çok o kadar atıl olmaktan korkuyorum. Yaşam sevincimin kaybolmasından. Kendi kendime bu kadar baskı yapınca da neşe kalmıyor tabi. Yani anneme de kendime de baskı yapmayı bırakıp acık akışına bırakma modunda ilişkiyi dinlendirmem lazım. Biraz hava alsın 🙂

Sevgiler,
Sevgi

Sevgi- Gün 20: sorular ve cevaplar

Merhaba sangha,

Anın bana anlattıklarını anlamaya soruları cevaplamaya karar vermiştim. Onu hatırladım. Bakalım neler diyeceğim bu yazımda merak ediyorum.
Soru 1: Nasılsın, nasıl hissediyorsun anlat biraz.
Günün cevabı: Şu an biraz yorgun hissediyorum. Uykudan yeni uyandım üstelik. Uykusuzum acuk. Şunu fark ediyorum kendimde kendime baya baya baskı yapan despot bir tipim ben. Sürekli gerizekalı onu niye öyle yaptın, böyle yapman lazımdı. Ay yine saçmalıyorsun ne aptal kadınsın ya sen diyen bir manyak var. Ay çok biliyor. Herşeye de bi sözü var. Susmuyor nalet. Ben onu susturamadım yine. Bana dedi ki Sevgi kaybedecek vaktin yok. Otur çalış. Bu arada ben doktora yeterlilik sınavından kaldım sangha. 3 ay sonra yeniden gireceğim. Yani ne diye bu on günlük tatili kendime eziyet haline getirdiğimi de anlamadım açıkçası. Zaten eziyet gibi çalıştın uzun zaman. Biraz durmaya hakkın var. Ki durup dinlenmeden, yenilgiyi de hazmetmeden, üzüntünü yaşamadan başlayamazsın yeni bir savaşa. Az bi dur dimi?! Duramadım. Ama arkadaşım aradı Eskişehir’den geldi ve kalacak bir süre bizde. Ben beceremedim zihnimi susturup azıcık dinlenmeye kendimi ikna etmeyi. Öyle güzel denk geldi ki. Ben sevmesem sevemesem sevmeyi beceremesem de O beni sevip kolluyor arkadaş. Ne güzel 😌

Soru 2: Bir ihtiyacın var mı? Nedir?

Dinlenmeye ihtiyacım var. Meditasyona daha çok zaman ayırmaya. Ve yine nasıl güzel bir tesadüftür ki arkadaşım meditasyon öğrenmek istiyor. Birlikte meditasyon yapıyoruz. 🙂 Ben en çok en iyi anlatırken öğreniyorum.

Soru 3: Bugün ya da dün bir şey farkettin mi?

Dün kendimden kaçtığımı farkettim. Bazı farkındalıklar bazı alışkanlıkları etkilemiyor. Kaçmaya programlanmışım 🙂 Kaçmamak için tüm uğraşlarımı da takdir ediyorum. Şükür be sangha 🙏🏼✨ Namaste!

Sevgiler,
Sevgi

Sevgi-19. Gün: Yine gönlüm karardı

Merhaba sangha,

Canım çok sıkkın bugün. Yine gönlüm karardı.

PS: Bu sanghanın L&M ve ekibinden sorumlu bakanıyım kanımca. Ne anlatsam sanki içimden onlardan bişi çıkıyor. Nasıl seviyorsam yurtdışına mı gitsem sorgularımda burda kalmaya karar verdiğimde sırf bu adamlar burada böyle işler yapıyor diye Türkiye’de kalabilirim demişliğim var. O kadar benden o kadar bana dair bu adamlar…

Dün kararlı olmak adına yapacak çok şeyim vardı. Şunu bunu yapacağım dedim ama bugün bezdim de bezdim. Hareket etmeye mecalim yok. Çok güzel uyandım yogamı da yaptım. İyi de hissediyorum bakmayın abarttığıma ama öyle bir karanlık çöktü işte şimdi. Olur böyle bazen. Çok telaşlanırım ama böyle zamanlarda. Eyvah napıcam şimdi gibisinden. Bişi de yapılmaz böyle zamanlarda. Bazen bi durmak gerekir. Duran adamı hatırladım birden. Kal geldi hepimize şokta kaldık ya o adam ne güzel anlattı. Ya aslında çok şey anladım ben de yazamadım hiç. Şimdi de yazamıyorum. Yazamadıklarımın şoku içindeyim sanırım. Ya da hiç biri doğru değil bu anlattıklarımın. Bilemiyorum ki Altan ya. Kafam öyle karışık. Ama şunu söyleyeyim yıllar önce bir kitap okumuştum Zen ile ilgiliydi. Bir sözü çok sevip her yere asmıştım. Başımıza her ne geliyorsa başımıza gelebilecek en iyi şeydir diyordu. Öyle gerçekten. Karşıma çıkan insanlar, bana söylenen sözler daha anlamlı gelmeye başladı gerçekten dinledikçe. Ve gördüklerim daha çok şey anlatıyor ben onlara yürekle bakınca. Her an bir dünya şey anlatıyor ben burada anlatamıyorum. Şu anı anlatabiliyorum ancak. Ve işte gönlüm karartılı. Her nedense. Vallahi bilemiyorum. Ben yorgun olunca böyle olurum sangha. Boşver beni mühim değilim diyecek oldum ama sen mühimsin ben mühimim biz mühimiz sangha 🙂

Yine delirdim inceden

Mazur görün

Sevgiler,

Sevgi

Sevgi-Gün 10-11-12-13-14-15-16-17: Yazmak üzerine..

Merhaba sangha uzun bir aradan sonra.

Anın bana anlattıkları konsepti çok zor bir konu gerçekten. Ama buraya yazdığımdan beri anın bana anlattıkları o kadar çokmuş ki. Her an bir şey anlatıyor sanki. Ve buraya yazdıkça da daha çok beliriyor. Gerçekten bu yazma işi muhteşemmiş. Yazdığım her şey hatlarımı derinleştiriyor, ben’i belirginleştiriyor. Ve çok fazla şeyi netleştiriyor. Yazmak benim en sevdiğim meditasyon oldu sangha. Şu an buraya yazarken düşüncelerime bakıyorum mesela. Ve bu düşünceler beni nereye götürecek bilmiyorum. Bloglarıma yazdığım her şeyi bir keşif gibi herkese anlatmaya başladım. Neler neler gizli saklıymış içimde benim. Neler nelerin farkında olduğumu gizliyormuşum kendimden. Yazdıkça da kaçmıyorum. Kaçmakla olmuyor sangha. Kaç an anlattı bana yenilgilerimde hatırlayamam her birini. O kadar çok. Hayat kazanmak ya da kaybetmek değil tabi. Onlardan ibaret değil. Kaybetmeyi sever hale geldim bana kendime dair çok şey anlattığını gördükçe psikopatça. Tabi sırf bunun için belaya atlıyor değilim ama bayılırım belaya. 20’li yaşlarımda daha gözü karaydım. Biraz daha hedonisttim. Bakmazdım artısına eksisine. Yoga bana hayır demeyi öğretti. Hayırlarımla sınırlarımla belirdiğimi gördüm. Evetlerimin daha kıymetli olduğunu. Güneşi selamlarken sopada yeri iterken güçlü bir hayır diyorum, kobrada da güzel bir evet 🙂 o selamlar dans eder gibi.. Nasıl canlandırıyor sonrasında. Yoga bana o kadar çok şey anlatıyor ki! Dinlensem mi biraz diyorum mesela bu on gün tatilde. Sevgi diyorum yogadan biliyorsun her gün yapınca daha güzel oluyor. Gücünü eline al topla kemiklerini.* Antrenmanlarını yap ve savaş, kendin için, kendin olmak için!

*Burada esin kaynağım Elif İşcan’dır. Bora Ercan’ın bir keresinde söylediği söz geliverdi aklıma, esin kaynağımı belirtmedim; şimdi yaptığım düzenlemede ekliyorum. Bora Hoca dedi ki: yazılarınızda mutlaka kaynak belirtin, bir başkasının hakkını çalmak gibidir. Dolayısıyla Elif İşcan’ın sopa pozunu anlatırken kalbine yer açmak için hayır deyişin netleşsin dediği videoyu da eklemek istedim. Benim Can’ım esin kaynağım, Elif’im, İşcan’ımın sözlerinden esinlenmemdir bu işaretle belirttiğim bölüm. Kemikleri toplamak da öyle. Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı anlattığı Vahşi Ruh Atölyelerinden 🙂

Sevgiler,

Sevgi 🙂

Sevgi-Gün 9: Ali Atıf’ın kızı Eftelya

Merhabalar sevgili sangha,

Neler öğrendim neler, maydanozlu köfteyi solda sıfır bırakacak faideli bilgiler.. Kriz anlarındayım diyorum ya ne kadar çok şey anlatıyormuş meğer bu anlar.

Harıl harıl çalışmaya çalışıyorum. Bu arada 3 tane yazdığım bloğum var. Birine çalışmak istediğim kitapları çalışırken yazıp paylaşıyorum. Şu an İnsanın sekiz yeteneği kitabını paylaşıyorum mesela. Gurmukh İnsanın Sekiz Yeteneği kitabında Kundalini Yoga ve çakraları anlatıyor. Ben de parçalara böldüm. 6. Çakra bitti. İlgilenenlere: freeasacat.wordpress.com 🙂

Sonra heves ettim burada yazar olan Yağmur sağolsun, onun paylaşımlarını görünce ben de aranıza katılmak istedim. Buraya yazıyorum.

Bir de kendi bloğum var. Yeni ekledim onu da. sevgisozugecer.wordpress.com. Bu bloğa da sevgili İlhami’nin geldiği zamanlarda yazayım diye düşündüm.

Ben bu yeterlilik sınavına çalışırken o kadar çok yazdım ki. Sevgi çalışmıyor galiba diye düşünüyordur herkes. Söyleyenler de oldu Sevgi telefon düşmüyor elinden diye. İyi ki lisans döneminde akıllı telefonlar yokmuş da konsantrasyon bozulmadan 20li yaşların enerjisiyle çalışabilmişim. O çalışmalar olmasa bugün metin olamazdım, şükür!

Böyle bol bol yazarak çalışıyorum. Yazmak bir çeşit terapi oldu bana. İçimi döküyorum. Ama dün bu yazarak iç dökmeleri yetmedi. Kafayı yiyecektim panikten. Zihni’mi o kadar zor derse yönlendiriyorum ki. Yaramaz çocuk mübarek. Bana ne istemiyorum diyor sürekli. Ne yapsam ikna edemedim. Arkadaşlarımı arayıp bol bol ağladım 🙂 Ağlanamıyorum da artık. O ağlanmalar daha çok kendimle alay etmeye dönüştü ama bir şeye yaramıyor hiç biri.

Güzel bir tesadüf daha oldu dün. Rüyamda yunusları hatırla demişti kuzenim. Sabah yunus ne anlama geliyor acaba diye bakınıp nefes ile ilişkili olduğunu öğrendim. Yogamı yapamamıştım bir önceki gün uykusuzdum ve ders çalışmak için de okula servisle gideyim dedim. Bari serviste gözlerimi kapatıp karın nefesi alayım dedim. 10-15 dakika boyunca karın nefesleri sonrası hala huzursuzdum. Ders çalışmadan iyi olamam deyip oturdum dersin başına. Çok da güzel çalıştım şükür. Ama yoruldum tabi. İçimde karma karışıktım. Detoks da yaptığım için bütün gün semiz otu, yoğurt sumak ve ceviz karışımı idi ana öğünlerim. Ara öğünüm de salatalık. Bari dedim semizotumu yiyeyim. Yedim ama değişen bişi yok. Yine karışığım keyifsizim. Yunus bana neşeli ol diyor ama imkansız yani ne neşesi. Bu arada yazarken farkettim kendime eziyet etmişim her türlü. Tabi ki isyan eder içimdeki. Neyse çalışmalar ve sıkılmalar artık sıkıntıdan isyan etmeler sonrasında önceden aramış olduğum psikolog arkadaşım bana geri döndü. Anlattım böyle böyle durumlar, çalışıyorum ama çalışamıyorum deliricem. O da dedi ki Sevgi nefes almayı hatırlıyor musun? Çok tatlı ya, kaçıncıya denk geliyor bu nefes meselesi. Yine yunus 🐬 Konuştuk konuştuk, arkadaşım sen profesyonel öğrencisin benim sana önerebileceğim bir teknik yok. Korkularına odaklanma yeter yaparsın sen, sen de biliyorsun dedi. Beni bıraktı benimle. Çünkü benim ilacım yine bendim. Kaçtığım bendim. Disipline etmeye çalışırken kendimi köleleştiren de bendim. İsyan eden de bendim. Müzik dinleyeyim bari dedim. Türkü dinleyesim geldi. Her defasında olduğu gibi Kardeş Türküler açtım. Sonra değişik türküler öğrenmem lazım benim bilmiyorum dedim. Kardeş Türküler kanalını açtım Spotify’da. Bir çok şarkı ardından Hakan Yeşilyurt’un Eftelya şarkısı çıktı. Babam benim paylaştığım bir resme yorum yazmıştı sağlığında. Ali Atıf’ın kızı Eftelya.

O türkü konuştu sanki benimle. Sözleri:

Bir el uzanır bana

Sınırların ardında

Büyümeli sevdamız

Kardeşlik toprağında

Ver elini ver bana

Eftelya

Uzansın elimiz eftelya

Benim divane gönlüm

Seni ister eftelya

Ayni topraktan geldik

Biz bize benzeriz

Sevda ile dururken

Neden kavga ederiz

Bu şarkıyı dinlerken aklıma da şu düştü:

Sevda sensin bebeğim, sevgili Sevgi, sen sevgisin. Ne diye kendinle kavga ediyorsun. Bırak! Koca bir gülümsemeye döndü yine babamın konuşması benimle. Oley!

Sonra yine bir ara ders çalışamıyorken 🙂 Defne Hoca’nın instagram sayfasında (Defne Suman mı desem hoca mı derken hoca demeye karar verdim. Diliyorum ki bir gün dersine katılabilirim, yüz yüze görüşebilirim! 🙏🏼 ben böyle dileklerimi önce bloğa yazıyorum sonra tanışıyorum. Elif İşcan’la tanışma hikayem de böyle. YouTube videolarını çok sevdim bloğumda paylaştım ve görüşmeyi diledim. One in Peace Yoga Festivalinde yakaladım. Tanıştım. Şimdi hiç dibinden ayrılasım yok. Hastasıyım :))

Neyse Defne Hoca diyordum instagram sayfasında paylaştığı fotoğrafın altına ben en çok yogayla zihnimi esnetmeyi öğrendim yazmış. Sonra girdim bloğuna yazılarına bakılırken, bir yazısında da her sabah yoganızı yapın aksatmayın yazmış.

Böyle böyle birbirinden bağımsız değişkenler beni şu düşünceye getirdi: Zihnime çok ihtiyacım olan bir dönemdeyim. Böyle mızıkçılık yapacaksa işim zor. Madem ki zihnimi esnetmem lazım, tembellik etmeyip bedenimle uğraşmam da lazım. O bedenim için ayırdığım zaman, kendime ayırdığım zaman bir lüks değil. İhtiyaç! Ben oynamıyorum diyip basıp gidiyor sıpa. Onu eylemeden, onu dinlemeden onu sevmeden onunla ilgilenmeden oyunbozana dönüyor başına buyruluyor zihin. Vee o yüzden bu sabah yogamı yaptım. Bu yazıyı yazıyorum ve müthiş hissediyorum. Hazırım 💪🏼 Bugün çok süper çalışacağım 🙂

Sevgiler, Sevgi

🐬🦄✨

Sevgi-Gün-6-7-8: Zihnim çok sinir :) şaka şaka iyiyiz biz, oyuna devam..

Merhaba sangha,

Geçen gün di yazarak katılmışım aranıza. O kadar yoğunum ki cebim yazıyor artık buraya. Doktora yeterlilik tarihim belli oldu: bu Pazartesi.. Anam ben yanıyorum ama heyecandan. Kendimi sakinleştirmek için ne yapsam olmuyor en iyi çalışarak sakinleşiyorum. Zihnim ya felaket senaryoları üretiyor ya da soruları ne kadan da güzel cevaplıyorsun senle iftihar ediyorum diyor. İlla bi yöne çekecek mi yani bu zihin, sürekli farklı konuşuyor bir de tutarsız ki anlatamam. Yani sen neye göre nasıl çalışıyorsun anlayamadım ki ben 🙂 Ama iyi gelmediğin kesin sevgili Zihni'm az bi susar mısın? Duyguları da zihin oluşturuyormuş öyle okudum bir yerlerde. Bana mantıklı geliyor iki tane tutarsız acayip kıl olduğum şeyler varsa bu ikisi. Görünmesinler gözüme :)))

Olmuyor tabi o öyle 🙂 yani zihin nasıl çalışıyormuş zart zırt kriz anlarında hiç bir işe yaramıyor azizim. Öğrendiğim her şeyi unutuyorum. Yalan ya unutmadım, şu an derdimi abartıyorum. Çaresizim yani, eğer yerseniz 🙂 Ben yemiyorum, sizi bilmem. Yoga yapmıyorum iki gündür detoksa başladım yapsam çok iyi olacaktı biliyorum ama malesef yapamadım.

Rüyamda kuzenim bana yunusları hatırla dedi. Nefesle ilgisi varmış yunusların. Ben de pratiğimi azalttım bari pranayama yapayım dedim. Sabah onu yaptım. Dün de baya bi neşeliydim. Yunuslar o hali de hatırlatırmış. Çalışmak bana keyif veriyor. O keyfi sürdürdükçe bişicik olmaz. Özü aslı hayatın aşka olan yoludur. Dünya yalan dünyadır, üstü altı rüyadır. Bu geldi aklıma sangha nerden geldi bilmiyorum:) Seviyorum ben bu çalışmacayı, hatta bu yetiştirme telaşlarını. Lisans yıllarımı hatırladım. Ben disiplinli çalışınca çoook iyi hissediyorum. Bir kaç aksilik çıktı, panikledim ama oyuna devam. Biz hiç yenilmedik, biz hiç yorulmadık desem yalan, oyuna devam 3)