Gülhan-Yoga ve uzuuuun gün

Şimdi yoga başlıyor…

Tüm yoga zincirindeki herkesin herkesin Yoga günü kutlu olsun olsun olsun !

Bu sabah yağmur , sağanak yağmur ve gök gürültüsü ile uyandım.

Ankara’da hava oldukça değişken.

Siyasetin, bürokrasinin, ülkenin merkezi ondan mı acaba?

Sevgili Zeus ve Sevgili Hades, onlarda bizden memnun değiller sanırım.

Madem kulaklar uyandı, içim uyandı, hadi dedim kendime.

Karşıla en uzun günü, yoga ile.

Ver selamını güneşe. Güneş kendini, ona sunulanı ve hizmetini esirgiyor mu? ihmal ediyor mu? Yok bugün doğmayım diyor mu?

Demiyor, hem de hiç

Aklıma Can YÜCEL’in bir şiiri geldi.

Buldum, okudum iyi geldi.

Paylaşmak ve hatırlatmak istedim.

*******************************************

SAĞLIK OLSUN

Öyle sabah uyanır uyanmaz yataktan fırlama

Yarım saat erkene kurulsun saatin

Kedi gibi gerin, ohh ne güzel yine uyandım diye sevin..

Pencereni aç, yağmur da olsa, fırtına da olsa nefes al derin derin

Yüzüne su çarpma, adamakıllı yıka yüzünü serin serin

Geceden hazır olsun, yarın ne giyeceğin

Ona harcayacağın vakitte bir dilim ekmek kızart

Çek kızarmış ekmek kokusunu içine

Bak güzelim kahvaltının keyfine..

Ayakkabıların boyalı olsun, kokun mis, önce sana güzel gelsin aynadaki siluetin

Çık evinden neşeyle, karşına ilk çıkana gülümse, aydınlık bir gün dile

Sonra koş git işine, dünden, önceki günden,
Hatta daha da eskiden yarım ne kadar işin varsa hepsini tamamla,
Ohhh şöyle bir hafifle

Bir güzel kahve ısmarla kendine, seni mutlu eden sesi duymak için alo de

Hiç işin olmasada öğle üzeri dışarı çık

Yağmur varsa ıslan, güneş varsa ısın, hatta üşü hava soğuksa

Yürü, yürürken sağa sola bak, öylesine değil, görerek bak

Çiçek görürsen kokla, köpek görürsen okşa, çocuk görürsen yanağından makas al..

Sonra, şöyle bir düşün, kimler sana yol açtı, sen çok darda iken kimler seni ferahlattı,

Hani kapını kimsenin çalmadığı günlerde kimler kapını tıklattı?

Ne kadar uzun zamandır aramadın onları değil mi?

Hadi hemen uğrayabilirsen uğra, arayabilirsen ara

Hatırlarını sor, öyle laf olsun diye değil, kucaklar gibi sor..

Bu sadece onların değil, senin de yüreğini ısıtacak, yüzünde güller açtıracak..

Günün güzeldi değil mi? Akşamın da güzel olsun..

Yemeğin ne olursa olsun, masanda illaki kumaş örtü olsun..

Saklama tabakları, bardakları misafire

Sizden ala misafir mi var bu dünyada

Ailecek kurulun sofraya, öyle acele acele değil,
vazife yapar gibi hiç değil,
şöyle keyife keyif katar gibi,
lezzete lezzet katar gibi, eksik bıraktıklarını tamamlar gibi
tadına var akşamının..

Gece evinde, dostların olsun

Sohbet mezen, kahkahan içkin olsun..

Arkadaşım, hayat bu daha ne olsun?

Ama en önce ve illaki sağlık olsun!

**************************************

Yogamı yaptım, çayımı içtim, çayımı içerken şiiri okudum, bu sabah kendime sözüm geçti, kendime gücüm yetti. Can Babanın önerilerinin bir çoğunu yaptım. Dışarı çıktım, selamlarımı verdim, sesini duymak istediğim kişiyi aradım… Çok şükür !

Böyle iken böyle sevgili sanga. Dilerim hepinizin sağlığı, keyfi yerindedir.

Sevgiler bolca

21/06/2022

Gülhan- GÜN 28/28 PEKİ

Dün sabah dersten sonra hastaneye gittim, tam kan tahlili yaptırmak için. Gittiğimde arkadaşım giriş işlemlerini, istediği tahlilleri sisteme girmesi için bölüm sekreterine vermiş bile. Müsaitim zamanım var otur konuşalım dedi. Odaya bir kadın geldi, bir şeyler ikram etti.

Almayım çok sağ ol kan vereceğim (dedim)

Giriş yaptığın arkadaşım (dedi arkadaşım) tanıştık.

Dilerim sonuçlarınız güzel çıksın, dedi.

Biraz lafladıktan sonra, kan vermek için yukarı kata çıktım. Odanın kapısı açık, içerideki kadına seslendim: Müsait misiniz ? Lütfen buyurun. Elimdeki bandrol ve tüpleri aldı, çantanızı askılığa asın, yere koymayın, peki. Yumuşak eli varmış, gerçekten ve bitti. Dışarıda dinlen, pamuğu bastır, verdiğim bandı beş dakika sonra yapıştır. Diğer tahlil için bir üst kata çıkacaksın önce şunu yap, sonra bunu yap, bandrol şuraya ver sana bu kadar bilgi yeter sonrasını oradaki arkadaşlar yönlendirir, kafanı karıştırmayım (dedi)

Geçmiş olsun, güzel olsun senin için ( dedi) PEKİ

Yukarı kata çıktım, bankodaki kadın hoş geldiniz, geçmiş olsun .

PEKİ dedim Karmama.

Yirmi sekiz gün döngüsünün ortalarını hamam ile desteklemiştim. Sonunda da gideyim taçlandırmak iyi olabilir dedim. 2022 senesinde hayatıma tekrar dahil ettiğim bir alışkanlığımı, diğer yıllardan ayıran özelliği; yalnız gitmem ve kimseciklere kendimi yıkatmıyor olmam. Lakabım bile var ” kendini yıkayan”

Çok iyi geliyor, kendim ile kalmak.

Önce sauna on beş dakika, soğuk duş, doğru odaya dinlen.

Sonra buhar odası, soğuk duş, doğru odaya, su iç

Ve hamam.

Boş kurnaya yerleş, kahve, köpük.

Yanımdaki kurnaya anneanne ve torun geldi.

Selamlaşmadık

  • Aysel ablan mı? ben mi? kese yapayım sana.
  • Sen yap, o çok acıtıyor.

Ben: Evet çok sert kese yapıyorlar.( içimden)

Rahmet ile anıyorum Sevgili Türkan Saylan’nın kitabında okumuştum. Kesenin deri için faydası olmadığını ve önermediğini.

Türk kahvesi ile masaj yaptım, yumuşak yumuşak böyle bildiğin bebekle ilgilenir gibi ilgilendim kendimle.

Komşu kurnadan gelen bir merak dalgası hissi 🙂 ne vakit başımı çevirsem bakıyor, neden ablalara yaptırmıyorum acaba

Anneanne torunu keseledi, yıkadı. Aysel seslendi hadi gel yat göbek taşına.

Anneanne şifa dileyerek gitti.

Mutlu son.

Sağlıcakla kalın sanga.

Gülhan- Gün 28/25 Dede koruk yer, torunun dişi kamaşır _ VASANA

Eylemlerini, alışkanlıklarını kontrol ederek daha iyi bir hale gelebilirsin. Her eylem bizim sistemimizi iyi -kötü anlamda etkiler, demişti hocamız katıldığım meditasyon inzivasında.

Bir grup arkadaş “kontrol” kelimesi duyar duymaz içeride ne tetiklendi bilemiyorum. Lakin önce kendi kendileriyle, sonra birbirleriyle hararetli bir tartışmaya başladılar. Odada ciddi bi ses kirliliği birbirlerini dinlemiyorlar “kontrol gerekli, gereksiz, saçma, yok efendim ben şu kitabı okudum. Böyle böyle yazmış, diğeri ben de bunu okudum…” diyen, demeyen, dinleyen bir oda dolusu insan.

Hoca bir süre dinledi, izledi yorum yapmadan biraz bekledi.

Ve sonra: Arkadaşlar siz buraya niye geldiniz? diye başlayan kısa bir konuşma yaptı ve Oh sessizlik.

Nasıl bir canlıyız dedim: bir kelime, bir bakış, bir ima nasıl darmadağın ediyor.

BİR AN’DA !

Bu aralar yeni alışkanlıklar edinmeye başladım, bebek adımlarımla.

Alışkanlık 1- Yatağımın başucuna bir defter bir kalem. Uyandığımda aklıma güzel şeyler gelip konuyor bazen, sesli kendime söylüyorum tekrar ediyorum havaya yazma, aklına yaz diyorum ama nafile.

Sonra dön dön neydi neydi. Artık uçmasın, kağıda dökülsün istiyorum. İlham olsunlar hayatıma, ilham olalım birbirimize.

KIYMETLİ !

Alışkanlık 2- Sabah yogamı biraz bedeni açmaya, biraz güçlendirme odaklı çalışıyorum .Bu zihnime , bedenime iyi geliyor. Günüme iyi geliyor. Akşam bol parantezli çalışıyorum. Şimdilik düzenek böyle.

Alışkanlık 3- Şu kısa hayatımda güzel günler göreyim ayol. Düşündüm eskiyi göndermenin kibar bi hali ne olabilir?

YENİ ALIŞKANLIKLAR !

Benim ona, onun bana hizmeti bitmiş her şey, meşgul etmesin, etmeyelim birbirimizi.

Alışkanlık 4- Vedalaşmayı öğren

Yeni alışkanlıklar hayatımda yer buldukça, dedemler, ninemler zincirinden gelen konularda değişir, dönüşür diyorum, diliyorum, bu bilinçle.

HOŞ GELSİN !

Her şey torun için 🙂

Sevgiler sanga

Gülhan- Gün 28/22 İnsan İnsanın Panzehiri

Dile gelen, söze gelen, yazıya dökülen tüm paylaşımlarınız içimi büyütüyor. Olanın içindeki hoşu görmeme vesile olan herkese yirmi ikinci günden Merhaba.

Güzel bir Pazar sabahı insanlığın dinlence günü. Kırlangıçlar gökyüzünde mesaiye başlamış dansa devam dercesine çılgınlar gibi uçuyorlar. Onların umurunda değil ha pazar, ha pazartesi 🙂

İlham gökyüzünden geldi, hadi gülhan ha gayret sağa sola dağılmadan güzelce yap yoganı

  • Peki (dedi)
  • Aferin

Her günün tadı başka. Deneyimledikçe öğreniyoruz, hallerimle. Hayat şaşırtıyor ve bunu seviyor sanırım. Olmaz dediğim oluyor, olur dediğim ya olmuyor, ya da zorluyor. Çok iyi yönetmen beni nasıl oynatacağını biliyor ve gayretim hoşuna gidiyor, destekliyor. Lakin aaa bu da pek iyi oldu dediğimde anında bi çelme, haddini bil, sadece yap mı? diyor acep. Nazarı uzaklarda, başkalarında arama gülhan.

İnsan kendini zehirleme konusunda da maşallah pek bi usta. Dualite dünyası işte hem zehir/ hem panzehir.

Yazının başlığına vesile olan söz, tatlı bir teyze ile sohbetimizden bana kalan hediye.

Teşekkürler Hayat !

Afiyettesinizdir inşallah.

Gülhan- Gün 28/21 I see you (2)

Bugünlerin hediyesi; kendime yakın olma hali.

Yıllar öncesine götürdü, bu hal. Sevdiceğim doğum günümde koç burcu temalı bir kart göndermişti. İçindeki yazı bugünün hediyesinin tohumu mu? bilemedim. Şöyle yazmış :

” Bu yeni yaşında insana yaklaştıkça, kendine yaklaşacaksın, değerini gerçek değerini göreceksin. “

Ayol bu kart geleli kaç yıl oldu hatırlamıyorum, lakin upuygun karşılaşmalar zincirine ve sevgili Cengiz’e sevgilerimle.

Yoga bilgisinin damla damla üzerime damlamaya devam ettiği bugünler de, Shadow yoga okulunda olmaktan, bu zincirin parçası olmaktan mutluyum. Ete kemiğe bürünmüş, katman katman içeriden dışarı, dışarıdan içeri halden hale, aşağıdan yukarıya, sağdan soldan, yüzümde, dilimde tatlı tatlı “Can’ı” hissetmek çok güzel.

Nadileri hissetmek çok güzel. Hani derler ya : Beden hep konuşur ve hep doğru konuşur. Evet!

Shadow yoga ete kemiğe bürünmüş beden katmanlarında kim bilir ne kayıtlar bulacak.

Açıl susam açıl !

Ali Baba ve Kırk Haramiler benim izlediğim ilk tiyatro oyunu. Ankara’da Küçük Tiyatro’da izlemiştim. Kolidorda Hulusi Kentmen ile karşılaşmıştım, başımı okşamıştı.( ruhu şad olsun)

Hep bir şey başka bir şeyin mayası demek ki yazdıkça aklıma bir anı daha geldi. Melisa’yı götürdüğüm ilk tiyatro oyunu Bencil Dev Ankara Sanat Tiyatrosunda izlemiştik. Bir gün önce biletleri almaya gittik, biletleri aldık, bizim ki tutturdu, ben oturacağım koltuğu görmek istiyorum. Arkamızdan bir ses:

Çocuklar salonun ışıklarını açın, küçük hanımefendiye gösterin koltuğunu.

O ses Rutkay Aziz. (ömrüne bereket)

Oyunun posteri hediye edildi. İyi seyirler dendi ve baş okşandı. ( daha ne olsun)

Ne demiş sevgili Nasrettin Hoca “ya tutarsa”

Hocam maya tutmuş, analı- kızlı severiz tiyatroyu.

Kendi tiyatrom; çalkaladıkça, eğildikçe, çöktükçe, katlandıkça, tuttukça görünür olmaya devam. Su elementi gözlere can veriyor, yıkıyor yıkandıkça içim dışım berraklaşıyor. Ateş havadan aldığı destekle yanıyor, yakıyor, kül ediyor. Küller havadan aldığı destekle, karışıyor bir yerlere gidiyor. Anlıyorum önemini toprak. Bu oyunda dalgalar, gölgeler ancak be ancak köklenerek karşılanır. O ayaklar size sesleniyorum, dış kıyılardan güzelce yeri kavrayın, iyi hizalanın. Yerin bilgisinin içeri girmesine izin verin, açıl susam açıl

(şifre : mağaranın kapısının açılması için kalçalarını güzelce çevir gülhannn)

Eyyy sinir sistemi demem haşa sevgili sinir sistemi hürmetlerimi kabul et. (yönetmen ile arayı iyi tutmak lazım) Provalara devam, hocalar zincirinin sesleri kulaklarımda:

-Yapacak çok işimiz var.

Sinir sistemi durur mu : I see you (diyor)

Güzel bir gece olsun.

Gülhan- Gün 28/20 I see you (1)

Benim için güzel bir haber Avatar2 Aralık’ta geliyormuş, sevindim.

Upuygun koşulların ardı ardına gelmesi ile bir araya gelişimizin yirminci gününden herkese Merhaba **merhaba deyince aklıma bakın ne geldi. 1 Eylül Dünya Barış günü, şehir Ankara, mekan Atatürk Kültür Merkezi ( Hipodrum) sahnede Zülfü Livaneli ve ilk şarkı MERHABA***

Dünyanın ucunda bir gül açılmış

Efil efil esen yele merhaba

Karanlığın sonu bir ulu şafak

Sarp kayadan geçen yola merhaba …

O yıllarda (hangi yıllar pek aklımda tutamıyorum) değişmez kadro arkadaşlarımla beraber keyifle dinlediğimiz konserlerdi. Livaneli konserde bahsetmişti, merhaba; benden sana zarar gelmez demekmiş.

Tarihleri hatırlama konusunda iyi değilim lakin, böyle şeyleri unutmuyorum. Duyduğumda etkileniyorum, hatta heyecanlanıyorum (bu hal, hala baki) Sistemim neyi duyacağını, neyi kaydedeceğini, neyin mayalanması gerektiğini biliyor. Alma, filtreleme, işleme, depolama, atma konularında güzelce senkronize oluyor ( aradan çekilince ben gizli özne)

O yıllar da boşluk daha çokmuş demek ki.

Şimdi notlar notlar, notlara notlar şeklinde İçeride boşluk olmayınca istediğin kadar not al.

Nafile ! Sevgili beden ne çektin be, çekiyorsun hala.

Uzun yıllar değişmez kadromuzla beraber 1 Eylül Barış konserlerine gittik, ta ki iptal olana kadar.

Ve yine upuygun günler bir bir birbirlerine eklenmeye devam eder iken.

Bugün bu grupta olmamın, bir anlamı olmalı dimi sangacım.

Shadow yoga ile tanışmam, ilk kırk günlük sadhanayı tamamlayıp, tamam mı? devam mı? sorusuna devam demem. Adına ne dersem deyim, ne anlam yüklersem yükleyim. Yaşanmış konuları anlamak biraz zaman alıyor. Önce yaşa, sonra AHA anı.

Çağımızın an’ da kal klişesi, klişe olmayı hak ediyor bence

Kavradığımda öncesi, sonrası olmayacak.

Hoş olması gereken zaten oluyor.

Ama

Doğanın ritmine, dansına ,upuygun karşılaşmalar zincirine, bilinçli katılma hali

başka bir hal olsa gerek.

Sevgilerimle

GÜLHAN – GÜN 28/16 Hoş geldin

Dolunay

Ay Tutulması

Ve

Kırmızı hoş geldin, sefalar getirdin

Biraz geri çekilme

Tuz lambasının ışığı

Bilgisayarın ışığı

Havalar ısındı, pencereler açık

Komşularımın ev hallerinin sesleri

Benim hoşuma gidiyor, birileri şikayetçi

Tahammül büyüyor

Kendime razı, kendimden daha memnun

Daim olsun

Yıllar önce ne başlattıysak, bu gün ve önümüzdeki günlerde sevabı ve günahı kolaylıkla gelsin geçsin üzerimizden dileğim.

Tutulmalı, dolunaylı geceden sevgilerle

Gülhan – Gün 28/15 The shadow of your smile…

Engin Geçtan ‘ruhun şad olsun’ Hayat isimli kitabından

Ursula Le Guin’in Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar adlı kitabındaki “Çocuk ve Gölge ” adlı yazısından alıntı yaparak diye başlamış Engin hoca

” Bir zamanlar, der Hans Christian Andersen, kuzeyli kibar, utangaç ve bilgili bir genç adam, güneydeki sıcak ülkeleri ziyarete gitmiş; güneyde güneş delice parlarmış. Genç adamın penceresinden bakıldığında, sokağın karşı tarafında bir ev varmış; genç adam bir gün bu evin balkonunda güzel bir kızı çiçekleri sularken görmüş. Güzel kızla konuşabilmek istemiş, ama çok utangaçmış. Bir gece, mumumun ışığı gölgesini sokağın öbür yanındaki kızın balkonuna düşürürken, gölgesine ‘ şakacıktangidip eve girmesini söylemiş. Gölge de gitmiş, eve girip onu terk etmiş. Genç adam biraz şaşırmış bu işe, ama hiçbir şey yapmamış. Zamanla kendine yeni bir gölge edinip ülkesine dönmüş. Gel zaman, git zaman yaşlanmaya başlamış, bilgisi görgüsü artmış; ama başarılı olamamış. Güzellikten ve iyilikten söz etmiş, ama onu kimse dinlememiş.

Orta yaşlarını sürmekte iken bir gün gölgesi ona dönmüş- zayıf, kara kuru, ama pek şıkmış. Adam hemen “Sokağın karşısındaki eve gittin mi?” diye sormuş. ‘A, tabi ‘ demiş gölge. Her şeyi gördüğünü iddia etmiş, ama hepsi uydurmaymış. Adam sorularını sürdürmüş: ‘Odalar dağın tepesinden yıldızlı gökyüzünün göründüğü gibi miydi? diye sormuş, gölgenin bütün diyebildiği ‘Tabii tabii hepsi vardı’ olmuş.

Ne cevap vereceğini bilemez haldeymiş, sadece bir gölge olduğu için giriş holünden öteye geçememiş çünkü. ‘ Eğer kızın yaşadığı odaya kadar gitseydim, ışık beni yok ederdi, ‘ diye açıklamak zorunda kalmış sonunda…

‘Adamın hatası gölgesini izlememekte… Bu nedenle, ne kadar iyi ve bilgili de olsa bunlar işe yaramıyor, hayat dolu bir varlık olamıyor, çünkü kendisini köklerinden ayırmış. Tabi gölge de aynı şekilde çaresiz; tek başına gölgeli giriş holünden ışığa çıkamıyor. Hiçbiri diğeri olmadan gerçeğe yaklaşamıyor…

Bu sabah yoga buluşmamız vardı. Saat 11.30’da hocalar zincirinden ‘ f ‘ hocamız ile. Ders sonrası iyi demlenmiş bir fincan çay içerken, içeriye yardımcı olmak maksadım, çay bahane :)) Elimin altında duran Hayat kitabının altı çizili cümlelerine göz atarkeeen, bu yazıyı paylaşmak istedi içim.

Malumunuz Shadow yoga içeriyi çalkalayan, dışarıyı bazen ( mi? ) ahh (latan) ve güçlendiren bir sistem allahtan , yoksa nice olurdu halimiz 🙂 Bloktaki üst sınıfların ,hocalar zincirinin ve ninja sadhana grup arkadaşlarımın yazıları bu yolu aydınlatıyor.

Blok da önerilen film, kitap, videolar, yazı için de yazılar için, çok teşekkür ederim, notlarıma alıyorum.

Dileğim; 28 gün yoga, blok okuma ve yazma, iç dış muhasebe ile odağımı buralarda tutmak, bunu yapmak istiyorum.

Güneşimiz delice parlasın hepimizin sangacım.

Gülhan – Gün 28/14 Tutunmak

Bugünün kahramanı güzeller güzeli !!! fotoğrafını aşağı ekledim.

Günlerden 30 Ekim 2020 İstanbul’dayım, eğitim için. Arkadaşım Şirin ve Cem’in misafiriyim. Sağ olsunlar yağmurlu bir İstanbul gününde perperişan olmayım diye bulunduğum yerden gelip beni aldılar ve arabayı doğru Atatürk Arboretumu Parkına, sürdü Cem. ( rotayı oraya çevirmesini söyleyen Şirin) Hafif bir yağmur, takılmadık gezmeye başladık. Gel gör ki sağanak yağmur başlayınca, Cem arabaya gidip, şemsiyeleri getirdi, sağ olsun. Ağzımızın tadı, keyfimiz ve sağlığımız yerinde hava muhalefeti, bizi birbirimize muhalefet edemedi 🙂 parkı gezdik.

Yemyeşil ağaçların arasından, sıcak bir aracın içinde yolun keyfini sürerek eve geldik. Yemekler hazırlanmış.

Şirin : Sadece çorba yapacağım.

Ne çorbası yapacaksın dedim.

Şirin : İlk kez balkabağı çorbası deneyeceğim

Bu çorbayı çok sık yaptığım için dedim ki: Ben yapayım mı ?

Şirin : Olurrrr (çocuklar gibi şen şakrak)

Şirin’in elinin lezzeti yemeklere geçmiş. Yemekler yendi, şömine ateşinin gölgesinde şaraplar içildi, sohbet sohbeti açtı. Ben çay severim, Işılak ailesi kahve sever( koyusundan) Şirin pek çay içmediği için, iyi çay demleyemem diye konuyu Cem’e pasladı. Tatlı menüsünde San Sebastian cheesecake var. Bilin bakalım kim yapmış? C… m 🙂

Sabah mis gibi kahve kokusu geliyor burnuma. Çay severim dedim, lakin kahve de içerim 🙂

Hadi Gülhan kalk, dedim.

Işılak ailesi kahvaltı hazırlıyor. Bir fincan kahve içiyorum oh mis , sonra bir tane daha 🙂

Bahçeye çıkıyorum, ön bahçeye . Arka bahçeye çıkamam Alex var kocaman ve simsiyah.

Duvardaki sarmaşık dikkatimi çekti ,sokuldum iyice yanına. Çok etkilendim ya, bir çok açıdan fotoğrafını çektim. Öyle akıllı, öyle emin adımlarla, hiç acele etmeden gideceği yöne, usul usul ayak parmaklarını yayarak, küçük sürgünlerle yola devam etmesi o günüme, ve bu günüme hala ilham olmaya devam ediyor.

Bu gün bu yazının ilhamı taaaa İstanbul’ dan, Şirin’ den geldi. Benimkinin yeni fotoğrafını göndermiş ve bonus olarak evin şirinesi Saşa ( beyaz olan ) ve parktan arkadaşı.

Tutunmak

Kök salmak

Büyümek

Olgunlaşmak

Ne yapacağını, nasıl yapacağını öğrenmek hatırlamak, hatırlatıcıları fark etmek, gözlemlemek …

Velhasıl TUTUNMAK !

Gülhan- Gün 28/13 kıssadan hisse

Bu gün ilk kez dolmuşta şoförün yanındaki koltuğa oturdum. Dolmuş şoförlüğü ne kadar kadar kompleks bir iş. Yolcuların olmadık yerlerde inmek istemesi, para alma para üstü verme ( bence dolmuşlarda da kart sistemi olmalı) çalan telefon ile konuşma yaparken gözler hem yolcu avında, hem trafikte, hem de polis kontrolünde. Adres sordum tamam orayı biliyorum dedi. Ses tonu, sakinliği, aracı kullanmasındaki mahareti süperdi.

Geldik dedi. Parkın altındaki sokağa gir, üç yüz metre yürü, ilk soldaki sokakta aradığın adresin tabelasını görürsün.

İyi günler, kolay gelsin dedi.

İyi bir gün oldu, işlerim kolay oldu.

Google Maps yok muydu? neden onu kullanmadın derseniz . Şoförün yanına oturunca, o an aklımdan silinmiş böyle bir uygulama.

Ve dolmuşta yıllar önce okuduğum ( eve gelince kitabın içindeki tarihe baktım 2001)

Korkmasaydın ne yapardın? bu cümle dönüp durdu.

13. günün yogası bu yazı yayımla tuşundan hemen sonra.

Böyle sangacım

Dilerim yarın görüşürüz.