Gülhan – Gün 28/12 Daha başındayım…

12 Mayıs Perşembe saat 07.00 sekizinci dersimiz. Dersi hangi hocamız ile yapacağız belli değil.

Sürpriz 🙂 tastaman hayatın ritminden ilham alarak ilmik ilmik örmüş Shandor hoca bu sistemi (sanırım diyeceğim, daha başındayım)

Bağlantı kuruluyor ve ekranda ılımlı ninja 🙂 Ayça Hocam ve yoğun balakrama ninja sınıf arkadaşlarım :+)) Hocam unutmamış dizimdeki nazlılık konusunu sordu sağ olsun. Pek güzel, pek verimliydi yogam. Serinin menüsü yavaş yavaş büyüyor, yeni parantezlerle. Bu arada söylemem gerek hocalarım, derslerimizin kaydının access passcode efsane 🙂 tekrara düşmeyelim, otomatiğe bağlamayalım diye olsa gerek ince ince ayarlar. (sanırım diyeceğim, daha başındayım:))

Matımın üzerine her geldiğimde diyemiyorum, ortada mat yok. Her yer mat al sana özgürlük.

Benim marka olmayan! yeşil renkli emektar bir matım vardı. ( emektar matımı arkadaşımın kızı istedi ona verdim) İnzivalara giderken katlayıp, bavula bile koyabiliyordum, bir de omzumda onu taşımakla uğraşmıyordum.

Zaman geçiyor ben hala yeşil matımla mutlu mesut yogamı yapıyorum. Hatta bazen katlıyorum koyuyorum kenara böyle zemini daha iyi hissediyorum, falan diyorum. Sağımda solumda, karşımdaki yoga komşularım hint fakirleri gibi mi? Yapacaksın diyorlar. Valla hint fakirlerinin böyle yapıp yapmadığını bilmiyorum.

Bana sadece iyi geliyor.

Efendim gel zaman git zaman salonlarda, inzivalarda renk renk lifeform matlar. Kullananlar nasıl anlatıyorlar nasıl övgüler, sanki yogayı mat yaptırıyor. Lİfeform matların fiyatları malumunuz.

Ben de hala yeşil markasız mat.

Ve mahalle baskısı ,eee hadi gülhan değiştir şu matı artık. Hemen değil aradan yine epeyce zaman geçti bir kampanya çıktı karşıma. İngiltere lifeform dünya yoga gününde bir kampanya başlatmış.

Bu kampanyadan Türkiye pazarında bir ! tane alabileceğim fiyata, iki ! tane mat aldım.

Hu hu komşu komşu mat geldi mi ?

Geldi.

Nerede?

İnzivada.

İyi bakın kendinize, iyi bakın Can’ınıza.

Reklam

Gülhan- Gün 28/11 BAZEN

Gün 28/10 Gün dışarıda tempolu. Eve geldim, akşam yemeğini yedik. Çay demini alana kadar, birazcık kestireyim dedim. Başımı yastığa koydum, sonra mı ? misler gibi uyumuşum. Blog yazısı hayal olmuş.

Yeni gün 28/11 hoş gelmiş sefalar getirmiş. Sabah ezanını duyuyorum, yataktayım. Hadi Gülhan ” Erken kalkan yol alır” deyip bir gazla kendimi yataktan çıkarıyorum. Virittilere maruz kalmadan hemencecik Suçi’ye oturuyorum. Yoksa evde gözüm olmadık şeylere gidiyor. Saçma sapan. İçeride hep bir dialog. Şimdi, biraz sonra, yarın olsa, ne gereği var mız mız mız. Kendimi ikna etmeye çalışırken yakalıyorum çokça. Sonrası enerji kaçakları ve yorgunluk.

Evet Suçi’deyim, şükür. Ayak parmakları, dizler güzelce köklenin salın kendinizi toprağa. On birinci günün ilk Uttanasa’sı dizlerin arkası daha uyanmamış, biraz uzun duruyorum hoşuma gidiyor. Arada udiyanalar kendiliğinden geliyor. Kendini buraya getirdin ya merak etme bundan sonrası ben de diyor ERİL , dişili dansa kaldırıyor, dans başlıyor. Canlarım benim pek de yakışıyorlar birbirlerine. Tü tü maşallah

Dansın ritmi arada bir kaçıyor ( laf aramızda sangacım birden çok kaçıyor, ama daha fazla üstüne gidip tadını kaçırmayım, keyif alarak geliyor, zamanla ritim gelir, diyorum)

Şekerim bir daha yapalım mı ? Olur diyor, tü tü maşallah 🙂

Ağır geliyor bazen beynime, bazen kalbime. Bazen eş zamanlı ikisine. Birbirlerinden rol çalmasalar, sıralarını bilseler iyi olacak ama, işte bu da ritim sanırım.

Ağır gelen ne diye sorsanız? Vallahi bazen anlıyorum, bazen anlamıyorum. Bazen de gidin başımdan kendi aranızda çözün ya da salla gitsin diyorum.

Sadece yoğun bir his.

Kendime annelik ediyorum, başlayan her şey biter, başka bir şeye evrilir, devrilir, dönüşür sabır sabır sabır diyorum.

Orkestra şefi ben ben ben diye afra tafra yapıyor, ama velakin Kalp onu tanıyor 🙂

Dansın hediyesi ısı, ışık, merhem sürüyorum orama burama ohhh mis şifa olsun.

Haşiye : Yazıya başladığımda, başlık yoktu. Yazı içinde pek bi kullanmışım bazen bazen.

,

Gülhan – Gün 28/8 BAĞLANTI

Ne güzel kelime dimi Sangacım.

Bağlantı !!!

Bugün Pınar hocanın dersinden sonra, yogamın hediyesi bu kelime.

Sağ dizim bu aralar biraz nazlı. Dizlik takıyorum yogamı yaparken. Balakrama birinci sınıf öğrencileri olarak sürüngenleri tanıyoruz. Toprağın kokusunu içimize çekiyoruz, emekliyoruz. Usul usul ayakta durmaya çalışıyoruz, titriyoruz. İçeride gürül gürül bir şeyler oluyor, zaman ilerliyor kafalar biraz kıvama geliyor. O vakit hocalar zinciri diyor ki: işte bu büyük Prana

Yukarıdakileri bağlayım bağlantıya. İnanalım hayata, gerçekten büyük Hayat bizi duyuyor, ihtiyacımız olan ile yollarımız kesişiyor. Nasıl mı ? Tabi biz evdeysek. Hayat geliyor evimizin kapısını çalıyor çalıyor, ama biz evde yokuz.

Unutmadım bağlıyorum. Sağ dizim nazlı demiştim ya. Hocalarıma hassasiyetimi söyleyeceğim, dizlikle yoga yapacağımı. Direksiyonda Pınar Hoca, co- pilot Defne Hoca ve süpriiiiiz haber, menüde

Restoratif yoga.

Teşekkürler Hayat !!!

Sangacım, yazıları geç de olsa, mutlaka okuyorum.

Bu günün ikinci hediyesi GüVEN !!!

BAĞLANTI ve GÜVEN

Çok özel paylaşımlar, cesaret ile paylaşılıyor. Bu beni çok etkiliyor. Güven duygusunun, insan olmanın gibi gibi bir çok konunun sınavdan geçtiği bu dönemde hepimizin burada olması, birbirimiz için çok güzel bir hediye. iyi karmamız varmış 🙂

Nefes, udiyana, uttanasa, anilasana, kurma, çakra mandala, vani, ashvata, virasthana… hep beraber ikilikten birliğe.

Bu güvenli ortam ve bağlantıya ,bildiğim bilmediğim her şeye minnettarım.

Sevgilerimle

Gülhan- Gün 28/7 BÜYÜK P

Merhaba Sevgili Sanga,

Dün akşamdan planlarımı aklıma yazdım.

Benim planlarım, hayatın planları, ailemin planları bakalım neler olacak.

Plan 1- Alarmı kurmadan bakalım saat kaçta uyanacağım. Plan sadece bu kadar. Kalkıp yoga yapmak yok 🙂

Plan 2 – Parkta yürüyüş.

Plan 3 – Akşam yogamı yapacağım.

Saat 05.00 ‘ de uyandım, kalktım mutfak kapısını araladım. Günün bu saatlerinin mübarek olduğunu, Nazife teyzeden dinlemiştim. Demişti ki: Kızım kalk kapını aç, günün bereketi, kısmetin evine girsin. Ya tutarsa . Nazife teyze nurlar içinde ol.

Sonra mı ? Doğruuu yatağa. Benimkini korkutmayım, usul usul alışalım dimi. Her konunun basamakları, hazırlıkları, hak edişleri varmış, peki madem 🙂

Saat 09.30’a geliyor. Hadi Gülhan üşenme, araya bir şeyler girmeden, at kendini sokağa. Müzik dinleyerek yürümeyi ,bir süre önce bıraktım. Şimdilik bu süreçten memnunum. Yokuş aşağı inmeye başladım. Kimi esnaf kepenklerini yeni açıyor kimi tezgahlarını düzenliyor. İçimden konuşuyorum, kazancınız bereketli olsun. Şehre, evlerine dönüş yapan tatilciler, sağlıkla evlerinize, sevdiklerinize kavuşun.

Bir teyze önümde yavaş yavaş yürüyor ve kendi kendine konuşuyor : Ah ah ne günlere kaldık.

Parktayıııım!

Maraton başlasın. Biraz koştum, çokça tempolu yürüdüm, stretching ile taçlandırdım. Çimlere oturdum. Bir kaç telefon görüşmesi yaparken, çimlerin arasında küçük bir kağıt parçası. Falım sakızından bir mani:

Yüzücüdür balık gibi

Çok güçlüdür kalbi

Bir sana dayanamaz

Görünce çarpar, kuş gibi.

Eve doğru çıkarken, Melisa’yı aradım. (kızım olur kendisi) Şekerim çayın suyunu koy lütfen. Aklımda alışveriş listesi, markete girdim. Bu aralar sıkça etiketlere söyleniyorum. Bazen içimden, bazen sesli. Alabiliyorum ve buna şükrediyorum. Bazen gördüklerim, duyduklarım çok etkiliyor. Mesela mı? Sangacım. Sıcağı sıcağına şahit olduğum, marketin kapısında kızı ile pazarlık eden bir baba

-Baba : Bak anlaşalım içeride abur cubura saldırmak yok tamam mı? Sadece ihtiyaçlarımızı alıp, çıkacağız.

– Kızı : Tamam baba.

İçeride durur mu? bizim ki. Abur cubur reyonunun önünde, bundan istiyorum, lütfen baba lütfen.

Baba: Kızım ondan evde var, hem biz ne konuştuk senin ile. Ama baba bundan yok gerçekten yok, bunu çok seviyorum ben.

İçimdeki sesler binbir.

Ne olur hediye etsem?

Babanın tepkisi ne olur? …

Vazgeçiyorum.

Evde vardır, umarım.

Eve girdim, mis gibi çay kokusu. Güzel bir kahvaltı, eline sağlık Melisa.

Sevgili büyük P nasıl bir şey her şeyin içinde olmak, her şeyin içinden akmak ve sonra çıkmak.

Bazılarında bir gün, bazılarında yıllarca var olmak, var etmek, toprağı, ateşi, suyu, havayı ve boşluğu.

Can vermek, canlandırmak. Zaman zaman, o zaman. İDRAK

Plan üç, yoga. Akşam randevum var kendimle.

Hareket etmenin; bereketi, bu yazı

Hoş kalın

Parkımızın Cadısı

Gülhan- Gün 28/6 EV KARANLIK

Nasrettin Hoca evde tespihini kaybeder. Bakar ev zifiri karanlık, tespihini sokakta aramaya başlar. Nasrettin Hoca’nın yerde bir şey aradığını görenler sorar :

-Hayırdır Hoca ne arıyorsun? Tespihimi kaybettim, onu arıyorum.

Konu komşu hep beraber aramaya başlarlar. İçlerinden biri Hoca’ya derki:

-Hocam tespihi nerelerde kaybetmiş olabilirsin, oralarda arasak.

Hoca derki:

– Evde kaybettim.

– İlahi Hoca, niye evde aramıyorsun?

– Ne yapayım? Orası karanlık !

Sevgili Sanga güzel bir akşam dilerim.

Gülhan – Gün 28/5 Yol tabelası

Rahmetli annem derdi ki: Her şeye bıt bıt cevap verme; ya bir söyleyen olur ya da bir söyleten.

Ne güzel ne imrenilesi bu bilgelik hali. Bu hal; ruhsal esenlik, santoşa, olgunluk, terbiye istiyor sanırım.

Annemin bu sözünü anlamam baya bir zaman aldı. Şimdi ise yaşayarak görüyorum, kaç kez tanık oldum, oluyorum.

Kendime gol attığım, kendime sahip çıkamadığım zamanlarda Canımdan Can eksilttiğimi. Geri çekilmeyi becerebildiğim, olanla arama mesafe koyduğum anlarda Canıma Can kattığımı.

Yoga = Terbiye

Sevgili Brahma Muhurta adım adım yaklaşıyorum. Bu sabah yine çok güzeldin.

Bu sabah bir doz terbiyemi aldım. Lakin bir aması var bazı parçalarım aldı. Bazıları isyanda, bazıları aldı alacak eli kulağında.

Fatma Hoca bir yazısında yazmıştı. Kısmet, hizmet ister.

Yine güzel bir yol tabelası.

Hizmete devam.

Sevgili Sangam, bu gece özel misafirlerimiz var kulağımız kapıda, pencerede olsun. Afiyetli bir gece ve Hıdırellez olsun.

Gülhan- GÜN 28/4 GÖLGELERİN Gücü Adına

Gölgelerin gücü adına.

Kılıcımı kaldırsam ki buradaysam kaldırdım

Gölgeler beni nasıl karşılar, ben onları nasıl karşılarım acaba?

Gölgeler beni şöyle karşılarmış: Gel bakalım gel hazır mısın? Bedel ödemeye, sorumluluğunu almaya.

Bakalım neler olacak Sevgili Sangacım, güç bizde 🙂

Hepimizin yolculuğu, geçişleri kolay olsun.

HeMan yardımınlarını bekleriz.

Sevgilerimle

Gülhan 28/3 – Eskimeyen Dost

Ne söylesen sen haklısın

Aylar var ki görüşmedik

Bir köşede oturup da

Bir kadehi bölüşemedik

Kim ayırdı bizi bizden

Kadere dur diyemedik

Kim ayırdı bizi bizden

Kadere dur dur dur diyemedik

Ne yazık ki o günlerin

Değerini bilemedik

MERHABA Sevgili Sangha

Bu sabah biraz daha erken biraz daha hafif kalktım. Ağız bakımı yapıldı ama yüz yoganın sonunda Agni ile yıkanacak. Suçi’ye oturdum bu hareketin bende ki hissi: Doğum. Hadi bakalım diyorum kendime bakalım nasıl olacak doğum ve aşamaları. Udiyanalar yapıyorum hareket ve nefes bazen ahenk içinde ama bazen. Birinci Prelüd öğrencisiyim daha. Hareketleri yaptıkça, günce yazdıkça fark ediyorum nefesin ritmini, her harekette genişliğini, sıkışıklığını, ferahlığını ve hissini ayrı ayrı.

Vaişaka benim için ilk günler katlanmış bahçe hortumlarının bağlı olduğu çeşmenin açıldığında suyun tazyiki ile katlanılan yerlerdeki hortumun hareketi, hortum başlığının sağa sola alıp başını gitmesi gibiyken, şimdi küçük adım adım (bebek adımları yavaş yavaş, sular aşağı, agni yükseliyor) ağırlığımı ayaklarıma geçirmeyi öğrendiğim, ayaklarımı yere doğru düzgün yaymayı; omuzları, kolları, kuyruk derken hareketin ayrıntılarına merhaba dediğim bir sabah. Ayça Hoca’nın bir sabah yogasında şimdi saatleri 10 dakikaya kuruyorum dediğinde: Nee? 10 dk Vaişaka mı? 🙂 Ayça Hocam bu sabah 5 dakika Vaişaka desen olacak bir hal vardı ama bu sabah.

Kurmasana nasıl derseniz, Tahammül sınırlarını mı genişletmek istiyorsun. Gel gel Kurmasanaya gel. Fonda Pınar Hocanın yumuşak, sakin yönlendirmeleri nefes al, nefes ver udiyana. Hocammmm hadi.

Ashvata büyük adımlar, çökmeler derken hadi çay içmeye otur bakalım. Bu sabah bol parantezli yogamı tamamladım. Sonunda tatlı bir sakinlik. Meyve çayımı yaptım, televizyonu açtım karşımda Zeki Müren “Eskimeyen Dost” şarkısı. Bu şarkısını ilk kez dinledim. Ay çok iyi geldi. Ey Shadow yoga sen nelere kadirsin.

GÜLHAN- Gün 28/2 YA TUTARSA

Yine benden önce uyanmış, güneş ve kuşlar. Balkon kapısını açtım mis gibi ekmek kokusu. Binadan gelen seslere kulak kabarttım, bayram namazında gelen komşular.

Rahat bir şeyler giydim. Bu sabah sağ dizimden gelen ses dikkat çekici ,dedim tamam anladım seni.

” Şefkat” TDK sözlük anlamı ne bilmiyorum, lakin bendeki anlamı: ” Farketmek

Sağ dizim çörekotu yağı istiyor. Oturdum, döktüm avucuma yağı. Sağ dizime masaj masaj , oradan kaval kemiğine, oradan Indravasti noktasına ( Defne hoca derste bahsetmişti) bu ara Shadow yoga kitabında marmalar dikkatimi çekiyor. Hayat kavşakları ne güzel tanım değil mi? kavşakları gösteren noktalara baktıkça şu et, şu kemik, şu kas, şu iskelet bedende her yer hayati kavşak. Veeee sonra sol dizime masaj masaj küsmesin, misss.

Yirmi sekiz gün yogamın ikinci günü, yoga köşeme gidebilirim. Oturdum köşeme kapattım gözlerimi. Bu yirmi sekiz gün bana rehberlik edecek bir Sankalpa. Nefesimi dinlemeye koyuldum.

Sevgili Sangacım, içeride bir çok ses . O mu? Bu mu? Şu mu?

Neye ihtiyacım var ? Gerçekten

Bu sesler birbirleri ile biraz konuşsun. Biri dinlesin, biri gözlemlesin. Sankalpa hemen gelebilir de, gelmeyebilir de.

Godot’yu bekler gibi, bekleyeyim.

YA TUTARSA !