Ceren2-Gün22: Tuhaf bi çocuk

Merhaba herkese,

Önceleri kendi daralmışlığımda umarım enerjini düşürmedim sangha. Bugün iyiyim ve bu enerjiyle yazmak istedim.

Bazen çok seviyorum yazmayı ama düzene sokmam zor. En son 5 gün önce yazmşım yine… Düzenli bir şey yapmak genelde bana zor zaten. Ne zaman ki bir şeye girişsem, bir iş, bir resim, müzik yapmak ya da bunun gibi bir şeylerle uğraştığımda eğer insanlar iyi/kötü yorum yapsa ya da benden dahasını beklemeye başlarsa hemen motivasyonum düşer ve devam etmeyi reddederim. Uzun bir ara veririm o yaptığıma. Neden olduğunu anlamış değilim, çok pis bir huy. Oysa ki düzenli devam etsem, adım adım yaptığımda gelişebilirim. Canım isterse, başkaları benden bir şey beklemediği zaman harika iş çıkarırım. Bale yaptım, piyano, gitar çaldım, voleybol oynadım.. devam edemedim. Ya da ne bileyim en basiti sabah 9-akşam 6 düzenli işe girdim her normal insan gibi.. Her ne yaptıysam ne zamanki rutine girdi orda bana bir sıkıntı geldi. Bir de bunları beraber yaptığım insan faktörlerinden dolayı darallar geldi genelde bulunduğum ortamlarda. Dön bir aynaya bak di mi? Sonuçta genelde yaptığım iş saçma geldi ve bıraktım. Çok iş değiştirmişimdir o yüzden. Sanırım kendimle bir problemim var 😊 Oysa eğlenceli biriyim. Ama bu durum ben çook ufakken de böyleydi, yuvadaki karnemde yazıyor. Arkadaşlarıyla uyum “zayıf”. Yahu yuvada karne mi olur? Hadi karne olsa da zayıf mı verilir? Beni 5 yaşımda etiketlediler. Yemek yeme zayıf, o zayıf bu zayıf diye.. O karneyi bulmam lazım. Bir tane de değil yani zayıflar.. O zaman bu yana kendimi çoğunlukla uyumsuz hissettiğim doğrudur bir şeylere.. Düşünüyorum da aile faktörü hele çok önemli, küçükken onların ağzından çıkan her kelime bizim beynimize işliyor, ona inanıp yaşıyoruz. Annem bana sıklıkla tuhaf bu çocuk, benden nasıl çıktı anlamıyorum demiştir mesela.  Yani söylerken de gülüyor muhtemelen özünde komik bir annem var, düşünmeden konuşur sadece, ben de öyleyim malesef, neyse konudan sapmayım ama ben o söylediğini duyduğumda uzaylı olduğumu hissettim bir kere.

Yoga pratiğim hayatımda düzenli yaptığım ve üşenmediğim sınırlı şeylerden biridir. Ondan hiç bırakmadım. Kendim olduğumu hissediyorum matın üzerinde, iyisiyle kötüsüyle. Çoğu yerde böyle hissedemiyorum işte.. Ancak o matın üzerinde hiçbir şeye uymak zorunda değilim, kendim gibi olmam yeter… Gerisi akıyor.. İşte şu son 3-4 ayda sakatlık yüzünden kendimle mücadele etmekten öteye gidememiş, durumu kabullenememiş, hayatta sevdiğim ve düzenli yaptığım tek şey de bitti, yogayı bırakmam lazım heralde diye korku ve panik içerisinde depresif hallerden hallere akıyordum. Ama şu son günler bir hafiflemeye başladım. O boğucu ağırlığı üstümden atmaya başladım ufaktan. Demek ki kendimle ve değişen fiziksel durumumla bir uyum yakalamayı başardım! Bugün keyfim pek yerinde. Çünkü kalçam iyi bugün, yani toplasan 5 kere hareket esnasında“ah kıçım” diye bağırmışımdır gün içerisinde. Harika!!! Yani düzenli pratiğin, sevginin ve ilginin sonucunda meyveler olgunlaşıyor galiba 😊 Güneşe selam pek yakındır, hissediyorum!

Çok sevgiler sangha!

Reklamlar

Ceren2-Gün17

Merhaba Sangha,

Hergün yazamıyorum malesef, kelimeler rahatça dökülmüyor. En son 11’de kalmışım. Pratiğimi aksatmadan yapıyorum ama. Pratik derken iyileşme yogası benimkisi. Eskiden “iyileşmek için birtakım egzersizler” derdim ama artık bunun da bir yoga akışı olduğunu içselleştirmeyi başardım :))

Bu kabulleniş sayesinde sanırım bugünlerde kendimi daha iyi hissediyorum. İyi hissedince kendimi her şeyim yolunda gidiyor zaten. Kanada vizem çıktı mesela, acaip güzel bir pesto sosu yaptım bu sabah, ayrıca haftada 2 gün özel ders fırsatı çıktı. Başka bir yerde daha ders verme imkanım var yine hele bir iyileşeyim de. Osteopatım güneşe selam akışını yapıp nerelerde acı veriyor vb yazmamı istedi. Malesef akışı yapamadım; öne katlanıp, arkaya adım atamıyorum mesela ama pozları teker teker denediğimde, değişik modifikasyonlar buluyorum. Uzun süre sonra ilk kez başlayabildim bunları denemeye. Bence gerisi gelecek, tahtalara vurun benim için 😊 Haftasonu başlayacak olan stüdyo derslerimde daha da toparlamış olmayı diliyorum.

Bu grupta bildiğim sadece 2-3 kişi var. Defne hoca ve öğrencilerilerinin olduğu bir shadow yoga grubu olduğunu bilimiyordum mesela ilk geldiğimde.. Ekol olarak bilmediğimden, pozların adları farklı, prelüdler var tabi ne nedir anlayamıyorum, çoğu zaman ne dediğinizi görselleyemiyorum kafamda, açıp internetten bulmaya çalışıyorum. David Malka’nın yoga teorisiyle ilgili ufak bir konuşmasına katılmıştım Moda’da. Bundan 2-3 sene önce sanırım tam hatırlayamıyorum zamanını. Bahsettiği ufak bir şey kalmış aklımda, fiziksel olarak özellikle bacakları güçlü tuttup orayı sağlama almadıkça enerjiyi yukarıya çıkarmanın pek de mümkün olmadığını, shadow yoganın da bu açıdan pek bir faydalı olduğunu anlatmıştı. Tabi daha detaylı ve doğru kelimelerle, benim bu kadarcık bir şey kalmış aklımda. Keşke bir daha dinleme fırsatım olsa. Benim enerji bloke olmuş haliyle, alt bedenden üste tıkalı bir musluktan su akar gibi.. Neyse, bu küçük şey bu aralar kendi kendime doktorun verdiği egzersizlere ek olarak pratiğime kattığım bir rutine dönüştü. Ve iyi geldiğini hissediyorum. Sizdeki adını bilmediğim ama yogada “at pozu” olarak bildiğim harekette iki dakika durarak başladım, arttırarak bir rutine oturtuyorum. Şöyle bir 5 dakika rahat durmak iyi olur sanki, çünkü benim alt bedeni iyice güçlendirmem gerektiği hisleri içindeyim. İçerdeki bana öyle diyor, öyle ezber değil yani bedenimi duyduğumu hissediyorum. Çok güçsüz kalmışım zaten son 3 aydır bir şey yapamadığımdan. Bir de biz vinyasada su gibi ordan oraya aktığımızdan, durmayı es geçmişim sanırım. Anladığım kadarıyla ilk başlarda shadow yoga’da bol bol bacak ağrısı çekiyor herkes. Geçen gün Defne hocanın öğrencisi Savaş’la karşılaştım, onu da ashtanga’dan biliyorum. O biraz anlattı. İyileştikten sonra deneyimlemek niyetindeyim, bakalım.

Velhasıl çok düzenli yazmadım buraya ama birkaç yazıda içimi dökmek bile üzerimden o yükleri atmama, sürecin seyirini iyi yönde değiştirmeme yardımcı oldu. Desteğiniz kalbimde hissettim hep ve o motivasyonla devam ettim yogama. O yüzden iyi ki varsın sangha.

 

Ceren2-Gün11: DALGALANDIM DA DURULAMADIM

Sangha’da bol bol sosyal medya detoksunun bahsi geçer oldu. Bu aralar sanki benim de ihtiyacım var, çünkü sürekli elim telefona gidip boş boş bakarken yakalıyorum kendimi. Bir de daralmaya başladım yoga pozlarında insanları görmekten.. yargılamıyorum tamamen benimle alakalı bu durum. Yapamıyorum ya herhangi bir şey -İTİRAF- bildiğin kıskanıyorum. Kampları, pratikleri, koşuşturmaları, yoga festivalleri olsun. İçimde fırtınalar esiyor bu ara.

Hiç yogik bir yazı olmayacak bugünkü. Okuduklarımız, bildik sandıklarımız, duruşumuz başına dengeni bozan bir durum geldiğinde toz olup uçuyor. Bunun çok uzun yolu var, senelerce pratiği var… Asıl işte o rüzgar ters estiğinde dengeni korumak mesele.  Aynı zamanda eğitim aldığımız arkadaşlarımı çatır çatır pratiklerinde ilerlerken izliyorum sosyal medyada. Çocuk gibi üzülüyorum. Benim yogam ise taa ilk başladığım noktanın da gerisinde şu an. Sadece asanalar değil, bi de duruşum, bu yaşadığım duruma yaklaşımım konusunda da geriye gidiyorum. İşte bunlar hep duygusal dalgalanmalar. Bugün kötü bir gün benim için, enerjini alıp götürmek istemiyorum ama bunları paylaşırsam eğer dönüştürebileceğim için sana yazıyorum sevgili sangha. Çünkü beni kolumdan tutup yukarı çekiyorsun her yazdığımda, hikayelerinizi okuduğumda.

Kocama dedim ki, sanki bana ait değil bu kalça, bu bel. Başkasının kıyafetini üstüme giymiş gibi rahatsızım. Kabul edemiyorum. O da iyileşmenin bu yeni durumla mücadele etmeyi kesip kabul etmeye, hatta onu olduğu halde sevmeye başladığımda gerçekleşeceğini söyledi. Mekaniğim bozulmuş doktorun söylediği, artık her şeyin eskisi gibi olmasını beklemek hayal olur dedi. Kötüsü olduğunda onu da kabul etmek gerekir değil mi? Yoksa benim gibi yerinde sayarsın. Yenisine de şefkatle yaklaşmam lazım. Onun da sevilmeye ihtiyacı var.

Ondan diyorum benim asıl yogam bu süreç, her şeyi anlamaya çalıştığım, yeniden sorguladığım, kendimle mücadele etmeyi bırakıp kabul etmeye çalıştığım bir zaman. Çok zor sangha çok. Bu psikolojik durumlar ağrımı sızımı da tetikliyor sanki. Black Swan’da Nathalie Portman’ın durduğu yerde bacaklarının çatır çatır kırılıp düştüğü bir sahne vardı, aynı öyle bugünkü hissiyatım.

Pazartesi osteopat’a gittim yine. Çok canım yandı, psoas’tan girdi, sakrum’la oynadı, kuyruğu yerine oturttu. Yukarı kadar omurları manipüle etti yine. En son priformis’teki ağrım için akapunktur yaptı. Herhangi bir değişiklik yok ağrımda, kalçam yine yamuk, yataktan az daha iyi kalkıyorum ama. Bana Perşembe akşamı yavaş yavaş yoga hareketlerine başlamamı ve ağrı çektiğim noktaları çöp adamlar üzerinde not etmemi istedi. Güneşe selam ödevim var. Bir tarafım mutlu oldu çok ama hazır değilim, iyi olduğumu düşünmüyorum henüz. Korkuyorum açıkçası, çünkü ne zaman ki ağrıyla pratik yaptım, ertesi gün iptal oldum, yataktan doğrulamadım. Ama belki böyle olmaz bu kez değil mi? Bi de haftaya derslerim başlıyor stüdyoda.. Yine elleri arkada kavuşturup direktiflerle vericem dersi vermesine de.. acaba ne durumda olurum çok merak etmekteyim.

Ceren2-Gün5/6/7 FALCIBABA

Merhaba Sangha,

Hep 3’er günlük periyodlarda yazacağım galiba. Son 3 gündür durgunum, içimden gelmedi yazmak. Sonra bugün duşta sabunu yere düşürdüm ve eğilip alabildim. Wouhouuu!!!  Gün bugünmüş! Bu heyecanla yazmak istedim. Hareket kabiliyetim artmakta. Çılgın egzersizlerim meyvelerini vermeye başladı galiba. O heyecanla denemek istedim acaba kedi ve inek pozu yapabiliyor muyum diye, yok olmadı ☹ Olsun, haftalar sonra ilk kez dizlerimi yana devirip twist yapabildim!

Tamam ufak tefek iyileşmeler var, belli bir disiplinle çalışıyorum haliyle. Birkaç egzersiz de ekledim, iyi netice alırsam yine buradan paylaşırım. Ama yarın öbür gün kalkıp her şeyi yapabilecek kadar iyi olsam da, sanırım yapamayacağım. İçten içe korku yerleşmeye başlıyor. Ya yine eskisi gibi olursa, daha kötü olursa diye. Öyle hassas hissediyorum ki, sanki birisi yanlışlıkla belime dokunsa kırılacak gibiyim. Sakrum, o bölgeden geçen sinirler öyle çıplak halde duruyor gibi. İnanılmaz hassas, ben de öyleyim.

Aslında duygusal olarak hep hassas biri olmuşumdur ama bu hassasiyet hayatımda 3 kere doruk noktasına ulaştı. İlki, korkunç doğum kontrol haplarını kullandığım dönem; 2 yıl yaprak dökümü kıvamında ağlak geçti. Diğeri, yogaya ilk başladıktan sonra katlanarak artan ağaca, böceğe ağlama, sevgiden bayılma hali. Sonra pratiğimde zaman geçtikçe sakinleştim allahtan. Bu da son sefer işte, ağrımın sızımın en tepede olduğu zamanlar. Bu kalçalar darman duman yapıyor insanı vallahi. O yüzden dün içtim sevgili sangha, sarhoş olana dek içtim, mojito’ları cin tonikleri götürürken, ağrımı ve hayatımın sekteye uğradığını düşünmeden her şeyin tadını çıkardım.

Akşamdan kalma olarak yazarken düşündüğüm yegane şey kök çakra, topraklanma.. her şeyin merkezi. Problemlerimin temeli. Ah o kök çakra yok mu ah.. Kazadan önce de belli birtakım duygusal problemlerim vardı zaten. Detaya girmeyeceğim şimdi. İyileşme sürecimin yavaş olması da bundan işte. Karamsarlığa düştüm. Kazadan sonra bunlar pekişti tabi, onun üstüne fiziksel anlamda da dağıldım. Yoga yapmaya başladığım günden beri değişim var elbet ancak hala çözemediğim durumlarla mücadele ediyorum. Onca eğitim aldım, derslere girdim, ders verdim, türlü türlü meditasyonlar, terapiler.. Sanki hiçbir şey bilmiyorum.  Her şey uçuşuyor kafamın üstünde.  Hangisi hangisini tetikledi çözemiyorum duygusal durum yüzünden mi fiziksel olarak bu kadar dağıldım yoksa, saçma saçma mı konuşuyorum şu anda.. Bunlarla ilgili daha çok okuyup, araştırma yapmak istiyorum. Aklına güzel bilgili bir isim, bir kaynakça gelen varsa burda yoruma yazarsa pek şahane olur.. Gerçi bu işin kolayı da varmış internet açıp da falcibaba.com’a girip baksaymışım yetermiş.

Kök çakrası – nedir – nasıl açılır – Uygun meditasyonu nedir? Kök çakra açmak için kullanılması gereken malzemeler:

  1. Doğal hematit taşı
  2. Kırmızı bir mum
  3. Mümkünse karanfil tütsüsü
  4. Yasemin yağı
  5. Mümkünse kırmızı bir kumaş parçası.

Bu malzemeler olmadan olmuyormuş canım. O değil de bi iyileşsem hayatımda her şeyin olumlu yönde dönüşeceğine dair bir hissiyat var içimde. Biliyorum bunun şifası bende, onu arıyorum bu süreçte.

Ceren2-Gün 2/3/4: Seni doğurduğumda gayet sağlıklıydın

Sevgili sangha, ilk günden sonra birtürlü yazamadım. Bahanelerim var; 2. Gün başım çılgınca ağrıdı, 3. gün ise regl ağrısı ile cebelleştim. Ama bunlar pratiğimi yapmadığım manasına gelmiyor 😊

9 sene önce yogaya başladığımdan beri hep kalçaların ne kadar esnek, ne kadar şanslısın diyor herkes. Genetik benimkisi, sanırım annemin karnından lotus’ta çıktım. Tamam birçok pozda çok avantajlı olsa da, onları hizalamak, merkeze toplamak için ne kadar uğraştığımı bir ben, bir de hocalarım bilir. Sanırım geçirdiğim kazadan sonra hala toparlanamamın sebeplerinden biri oradaki bağların halihazırda çok esnek olması, kimbilir.

Güne doktorumun verdiği egzersizlerle başladım. Bir süredir düzenli pratiğim bunlardan ibaret olduğu için belki benim gibi kalça, kuyruk, sakrum sıkıntısı çekenlere bir faydam dokunur hem.

Hani dişinize dolgu yaparlar da bir fazlalık kalır ya bazen, sonra dişçiye yine gideriz onu yontsun da dengelesin diye. İşte benim sakrum biraz fazla kaydığından yere sırtüstü uzandığımda aynı öyle bir fazlalık yaratıyor. Sanki bana ait değilmiş gibi batıyor, dolayısıyla pis bir sinir acısı ona eşlik ediyor. Bazen diyorum ki birisi gelip çakacak o yumruğu, yerine oturup rahatlayacak.

image1 (2)Neyse, bu rahatsızlık sebebiyle sırtüstü pozlarda 4’e katladığım inek desenli battaniyemi kullanıyorum. İnek desenli olması mühim. Bu yaz günü pek akıllıca değil ama olsun çok yumuş yumuş. Onarıcı dinlenme (Constructive rest) yani dizler bükülü, ayaklar yerde en rahat şekilde yerleştikten sonra bazen 20 dakika psoas gevşetme ile başlayıp, bir süre hüngür sümük ağlıyorum. Ama bugün direkt egzersizle başladım. Yaptığım şey sadece göbek deliğini sırta doğru bastırmak, 5 saniye kadar, sonra geri bırakıyorum. Leğen kemiğini kedi köpek gibi hareket ettirerek sırtı bastırmıyorum yere, böylesi sol kalçama inanılmaz acı veriyor, hep göbek deliğinden bir hareket. Hatta dirsekleri büküp elleri bel kavisine yerleştirince poz daha güzel hissediliyor. Şöyle bi 20 tekrardan sonra bu kez popo kaslarını sıkıp bıraktım 10 kere. En son kegel egzersizi ile bitirdim. Bunlar inanılmaz faydalı diyor doktorum ve pelvis’le alakalı izlediğim onlarca video; stabilizasyon için içteki kasları güçlendiriyor.

Diğer egzersiz çok zevkli, pilates topunda minik minik zıplıyorum 3-5 dakika. En son sandalyede ayak bileğini dize yerleştirerek o pis sinir hissini almadığım, herhangi bir ağrı olmayan noktaya kadar öne katlanıyorum. Bu aylardır ağlayan priformisimi inanılmaz rahatlatıyor, herkese tavsiye ederim.

Beni tedavi eden osteopatım bir de düzenli olarak pelvik tabana nefes almamı öneriyor, yüzüstü ya da dizler bükülü uzandığımda. O bölgedeki kan akışını hızlandırmak önemli.

Neyse bütün bunlardan sonra 45 dakika meditasyon yaptım. Klavyenin başına oturduğumda her ne kadar bu egzersizlerden bahsetmek istesem de, aklımdan asıl geçen kendi asana pratiğimi ne kadar çok özlediğimdi. Fi tarihinde baş duruşuna çıkmaya can attığım zamanlarda, deniyodum deniyodum bi türlü o iki dizi yanyana getirip pozun yarım versiyonuna çıkamıyodum. Hile yapıp zıplasam dahi olmuyodu ve hiç anlam veremiyodum neden olmadığına dair. Düzenli olarak matın üzerinde çalışmamın yanısıra artık o kadar çok takmıştım ki kafama, bu kez metrobüste işe giderken zihnimde çalışıyodum pozu. Elleri yerleştir, ayak parmaklarını tak köpeğe gel, pıtır pıtır yürü öne gidebildiğin kadar, parmak ucunla ittir bul ağırlık merkezini, kullan karnını, hah şimdi bük bi dizi karnı bırakma, sıkıştırma omzunu itmeye devam ön kollarınla yeri, hop diğer dizi yanına getir, kal orda derken… birgün zihnimde yaptım pozu, algıladım en sonunda! İşin enteresan yanı aynı akşam derse gittiğimde hayatımda ilk kez çıkmıştım baş duruşuna.

Şimdi gözümü kapatıp hayal ettiğimde dahi giremiyorum aynı poza, canım acıyor. Ne tuhaf. Onu geçtim, çocuk pozunun hayalini kuruyorum. Ayrıca hareket kısıtlamalarımdan dolayı kilo almaya başladım. Ama yenicem seni yamuk sakrum!!

Annem geçen gün beni aradı, işte bu durumlardan konuştuk ve bana dediği şuydu; “ben seni doğurduğumda gayet sağlıklıydın, yani nasıl oldun böyle anlamıyorum”. Valla asabım bozuldu.

Ceren2 – Gün1: Kuyruksuzlar

IMG_8289

Sevgili Sangha, merhaba 😊

Bugün ilk gün, benim için zor bir dönem, biliyorum ki geçici. Ama zor.

Pır pır, zıp zıp sabahları ashtanga yapıp ordan işe gittiğim zamanlar… Güneşli bir Nisan ayı, bundan hemen hemen 4 yıl önce, işten kaytarıp kocam ve bir arkadaşımızla beraber Kaynaklar kaya tırmanış şenliğine gittik. Öyle çılgınca tırmandığımdan falan değil, maksat biraz hava almak, doğada olmak diye. Biraz tırmandım da tabi, taa ki yüksekten gözlerim kararıp indirin beni diye bağırana dek. Böylece yükseklik korkumun sinsice yıllar içinde kat be kat arttığını görmüş oldum. Tırmanışı bi kenara bıraktım, bana göre değil. Zaten o ayakkabılar ne, eciş bücüş içeri sokmaya çalışıyosun parmakları. Benimki gibi grek ayak tipine uygun değil o lanet ayakkabılar. Konfor alanımızdan çıkmayı öğreniyoruz, tamam ama, ayak bu.

Neyse, orda olduğum için yine de mutluyum, yogamı yapıyorum, çiçeğin ağacın tadını çıkarıyorum. Derken.. son gün geldi çattı. Konser düzenlemiş Ege Üniversiteli çocuklar, onu izlemeye karar verdik.  Öyle ayakta dikilip – artık olgunuz ya -milletin çılgınca pogoda birbirinin üzerine atladığını uzaktan ‘oha biz de böyle atlardık Eskişehir Hayal Kahvesi’nde, ne saçma’ diye izliyodum. Sonra bi ara, hayal meyal hatırlıyorum, karanlıkta uzaktan bana doğru uçan ve kendini durduramayan bi şey gördüm. Lost dizisinden bildiğimiz Hurley’in tıpkısının aynısı, belki hatırlarsınız. İşte o, duramayıp benim üstüme düştü. Ben de sanırım aynı hızla geriye doğru uçarak kalçamın üstüne düştüm. Dediklerine göre kıçımla şişe kırmışım. Adrenalin böyle bir şey heralde, hiçbir acı hissetmedim merak etmeyin.. Sonra beni kaldırdılar kenara taşıdılar. Dağın başı tabi, doktor yok bi şey yok. Öyle yüzüstü yatıp geceyi geçirerek ertesi gün apar topar hastaneye gittik.

Röntgen odasında acımdan zorlanarak uzanmaya çalışırken, hemşirenin yat hadi diye beni yatağa itmesinden tutun, orda yarı çıplakken kapıyı açık bırakıp gitmesi, içeri giren çıkan amcalar. Hepsi gözümün önünde. Sınavım o gün başlamış meğer.

Orda bir şeyim olmadığını söylediler, oysa zor zor yürüyordum.

İstanbul’da kuyruk sokumu çatlak simitte otur geçer dedi doktor. Simidimi çok sevdim. Ama geçmedi tabi.. Sonra belim çok ağrımaya başladı, teşhis bel fıtığı, fizik tedaviyle iyileşir dediler, yok olmadı. Bi ara öne katlanamamaya başladım bu kez bacağa yayıldı, ashtanga yalan oldu. Bunlar hep 2-3 aylık periyodlar. Bir iyi bir kötü.. İyiye gittiğimde akışkan su gibi vinyasalarla devam ettim yogama, şükrettim hep bir yol var diye. Bu arada verdiğim dersler epey gelişti, öyle pozları göstermeden güzel güzel anlatabiliyorum. Valla anatomi bilgim gelişti. Neyse, geçtiğimiz sene komple kitlendim kalça ağrısıyla bu kez çok yeni bir histi. Yeniden MR, meğer sakrum kaymış bu yıllar içinde, bağlar onu tutamıyormuş. Karyopraktır rahatlattı geçen kış, bi 4 ay idare ettim derken şimdi yatakta sağdan sola dönemiyorum, yine.. Canım asana pratiğim constructive rest bu aralar… Meditasyon yapıyorum bol bol.

Biliyorum geçici, uzun ve zor bir süreç, ağrılı bir süreç, ama geçici. Her şey geçici şu hayatta.

Ama ben bugün bunu yazarken hala o dört yıl önce üstüme düşen çocuğu affedemediğimi farkediyorum. Tırmanmayı sevmediğim halde beni kayanın ortasında ipte beklettiği için kocamı affedemediğimi farkediyorum mesela. Bu saçma sapan durum yüzünden hala iyileşemedim diyorum kendime. Hep bir suçlama hali. Neden benim başıma geldi? Sürekli terapiydi, masajdı… Ağrı, acı. Bir ileri, iki geri. Biliyorum neler neler geliyo insanların başına, hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Ama hayatımın sekteye uğradığını düşünmekten alamıyorum kendimi.

İşte bu duygudan arınmak üzere, asıl yoga şimdi başlıyor. Bu 28 günde niyetim adım adım ilerlemek, şifa bulmak. Derslerimi yeniden fiziksel engelim olmadan verebilmeye başlamak. Yeni bir tedavi sürecindeyim, önce ‘bu benim nasıl başıma gelir’den sıyrılıp kabul etmeyi, sonra onunla barışmayı, sonra belki de Hurley’i, ve öfkeli olan kendimi affetmeyi başarırım. Pratiğimin ilerleyişini burdan paylaşıyor olurum hem. Akut durum geçtiğinde priformis, sacro iliac ve siyatik ağrılarına iyi gelecek, beli, karnı güçlendirip psoas’ı esnetecek güzel bir vinyasa serisi hazırlama hevesindeyim.

İyi ki varsın sevgili sangha, şimdiden pek bir rahatladım. Ve iyi bayramlar!

PS: Evde 2 kedim var bu arada; birinin kuyruğu yok, birinin kuyruğu felçli öyle arkadan sarkıyor, bi de ben varım işte kuyruğu sakrumu yamuk. Anlıyoruz birbirimizi. Hayat işte.