Melike 2 – Gün 11

Merhaba sevgili sangha,

(ben de bu kelimeyi ve hitabı sevenlerdenim)

Yazamadım ilk günden sonra hiç ama sözümü tutuyorum, merak etmeyesin 🙂 Sadece bir gün yoga yapamadım ama o günde bir ghatilik (bu blogtan öğrendiklerimden) meditasyonum için oturdum. Yoga zaten hep var..

Yazılanların hepsini severek, heyecanla okuyorum. Bebeğimi emzirirken geçen uzun zamanlarda, uçak modundaki telefonumdan, e-maile gelen versiyonlarını okuyorum çoğu zaman. Hep aklımda siteye girip beğen tuşuna basmak, yorum yapmak veya sitedeki fotoğraflara bakmak olsa da atladığım çok oluyor. Kendimi yazılanlara o kadar çok veriyorum ki; bebişin ağzından çıkan meme ucu, uyuyan bebek, hiçte sağlıklı gözükmeyen vücut şeklim ve keyifli benle son buluyor emzirme seansları.

Size bunu 7. günümden yazıyorum, hangi gün okuyabilirsiniz bilmem. Bebişin uyku zamanlarına sıkıştırmaya çalıştığım kendimle, evle, işle ilgili işlerin arasına yazmayı yada yogayı koymuyorum. (sıkıştırmak kelimesini kullanmak istemedim burda) O yüzden de günün bana ait saati akşam 9-11 arasında yogamı ve meditasyonumu yapıyorum. Defne hocanın bugün yine yazdığı sabah yapılan yoganın güzelliği ve yararını bilsem de günümü hala buna göre ayarlayamıyorum. Daha sonraki zamanların niyeti olsun bu..

Defne hoca demişken; Defne hocaya daha önce hiç teşekkür etmediğimi farkettim. Size hocam desem de sizinle daha önce hiç tanışmadık yada sizden ders alan o şanslı gruptan olamadım, henüz 🙂 Ama yazdıklarınızdan o kadar çok şey öğrendim ki! Blogunuzla ilk tanıştığımda Hollanda’da yaşıyor ve kuzeyin karanlık ve soğuk sabahlarında 6.30 treniyle işe gidiyordum (selam ederim Beste’cim sana, hatırlar mısın o uzak günleri :)). O sıkıcı ve bitmek bilmez tren yolculukları, blogu okumaya basladıktan sonra heyecanla beklediğim, ‘trene binsemde başlasam okumaya’ ve ‘aaa geldik bile mi yaf’ dediğim yolculuklara dönüşmüştü. Sonrasında Dünya’nın bu ucuna taşınma durumları belli olmaya başlayınca, ben birazcıkta yazılarınızda bahsettiğiniz Thailand’taki yoga okuluna gidebilme olasılığından dolayı heyecanlanmıştım. Pantrix hayatımdaki en önemli deneyimlerden biri oldu sayenizde, gidenler biliyor ne demek istediğimi 🙂 Bu coğrafyadan dönmeden uzun dönem gidebilmek isteğim..

(Tabii ki tek oturuşta bu yazıyı yazmam mümkün değildi, başka birgün başka bir mekandan devam edeyim günlük tadındaki yazıma sangha :))

Öyle yani Defne hocam. Bu yazıyı okur musunuz bilmem ama çok teşekkürler, sizden çok şey öğrendim! En azından sizinle aynı kıtada yaşamayı denk getirebilirsem, öğrenciniz olmayı ve shadow yogayı sizden öğrenmeyi çok istiyorum.

Ben Ashtanga yapıyorum. Doğumdan önceki 1.5 yıl, nerdeyse her sabah uyanır uyanmaz Mysore stilinde Ashtanga yaptığım shala’ma gittim, bitince bana ait olan zamanlarda hala etkisi altında olduğum yoga kafamla ya oturdum yazdım yada yeşilliklerin arasında yürüdüm. Sabah 10 olmadan, güneşin dayanılmaz sıcaklığı başlamadan günden en çok ihtiyacım olanları almış oluyordum zaten. Şimdi özlemle anıyorum bana ait o zamanları..günlerim de benliğim ve bedenim gibi değişecek, dönüşecek, bambaşka hallere bürünecekler.

Burada bir açıklama yapmak istedim sangha! Çocuk yapmak kararı benim için çok zor bir karardı. Bana bağlı-bağımlı birinin varlığı korkunç geliyordu, özgürlüğümü ellerimle teslim etmem demekti, neydi bu özgürlük bilmesem de.  Şimdi tabii ki çok seviyorum oğlumu, herşey yolunda, hayattaki herşey gibi bunun da geçici bir zaman olduğunu ve keyfini çıkarmam gerektiğini biliyorum, çıkarıyorum da! Korktuğum şeylerin o kadar da korkunç olmadığı da ortada çünkü anticipation is always worse than the reality. Eski, bana ait zamanlara olan özlemim aklımın oyunları sadece 🙂 Madem iç dökme yeri burası, benim de içimde bunlar varmış, haberim yoktu, bunlar döküldü, silmeyeyim kalsın burda.

Ne zaman evde yapsam yogamı, ısınmalardaki güneşe selamlar için pazarlıklar başlıyor zihnimde. 5 tane A’dan, 3 tane B’den yaparım yeter, zaten ‘Utthita Hasta Padangustasana’ (adına internetten baktım tabii ki) pozunu da yapmam, ona daha hazır değilim, kurmasanalara giremem zaten hocam yok yanımda, sonuna kadar yapamam zaten zamanım yok…gibi. Shala’ya gittiğimde yok ama o sesler. Mecburluk hissi, öğretmenin varlığı kısıveriyor o sesleri hemen. Okulda öğretmen gelmedi diye ders düşürmek, müdür yok diye işten kaytarmaya çalışmak. Hepsi aynı kaynaktan geliyor sanki. Hani yogayı kendim için, sevdiğim, eğlendiğim için yapıyordum. Ne bu kaytarma merakı? Dirençlerim orada yani her defasında. Fatma’nın bir yazısında dediği gibi, dirençlerimle birlikte, onların ellerinden tutarak yapmaya çalışıyorum şimdi. Tamam gel bi başlayalım, bakalım nereye kadar gideceğiz. Tabii ki istemezsen tutmazsın baş parmağından, kaldırmazsın o ayağı, sen gel hele bi. Sonunda çok iyi hissedeceksin bak söz. Hem kim pişman olmuş ki yogasını yaptıktan sonra 🙂 Fatma’nın diğer başka bir yazısında dediği gibi, umuyorum bir zaman sonra vazgeçip susmaya başlayacaklar bu direnen pazarlıkçı sesler.

Benim için iyi olduğunu bildiğim; yaparsam gelecekteki ben’in müteşekkür olacağı, yapmazsam da gelecekteki ben’in pişmanlıkla karışık kızgın hissedeceğini bildiğim aktivitelerde neden o kadar yüksek çıkıyor bu dirençgillerin sesleri? Yogamı her gün yapmak, sağlığıma, yediğime, içtiğime dikkat etmek, para kazanabileceğim o projeyi yapmak gibi veya comfort zone’umu (Türkçesi çok açıklayıcı gelmedi sanki – rahatlık alanım?) büyütecek olan o aktiviteler. Tembelim işte açıklaması da yetmiyor bana, yada kendime yediremiyorum belki de bu açıklamayı. Mecbur değilim, o yüzden mi yapmıyorum? Nefs’le kavga halinde mi olmak gerekiyor sürekli? Kendime karşı dürüst ve adil olmak ilişkilerimin en zorlayıcı olanı galiba. Sizin açıklamalarınız, kendinizle olan ilişkiniz nasıl bu durumlarda?

Yoga pratiğimi anlatmak istiyorum ama aklımda bunlar varmış 🙂

Uzun bir aradan (doğum öncesi ve sonrası olarak toplamda 5 ay) sonra yogaya başladığımda ilk hissettiğim o genişlik hissiydi. Sanki yoga veya herhangi bir egzersiz yapmadığım bu zamanda hücrelerime varıncaya kadar bedenim küçülmüş, içine çekilmişti. İlk bir kaç seferden sonra hissettiğim o büyümek, genişlemek, daha çok alana nüfuz etmek hissi ilk defa deneyimlediğim ve çok iyi hissettiğim bir haldi. Normalde savasanada farkettiğim zihnin durgunlaştığı, alanın açıldığı o halleri hücrelerimde ve fiziksel bedenimde hissettim. Artık kalmadı. Bugünlerde nefeslerimin uzamaya ve rahatlamaya başladığını, bedenimin eski haline her gün biraz daha yaklaştığını duyumsuyorum. Ama karın kaslarım hala yerinde değiller. Olsun biraz daha zamana ihtiyacım var.

Şimdi size 11.günümden sesleniyorum sanghacım. Hala bitirip post edemedim bu yazıyı, aklım hep burda kaldı. Üstelik son 3 gündür yogamı da yapamadım, üzülerek söylüyorum. Benim oğlanın uykular bir garipleşti, haliyle bizim hayatlar da. Bu saatte yapılan yoganın en kötü tarafı, ne kadar az ve erken yemeye çalışsam da akşam yemeğinden sonra yapıldığı için ağır ve yavaş bir yoga olması. Son 3 gündür çok geç zamana sarkan akşam yemeklerinden dolayı, kusmiyim diye yapılamadı yani yogam. Ama şimdi bu yazıyı koyar koymaz, alıyorum yerimi matımın üstünde.

Daldan dala konduğum, günlük tadındaki yazımı okuyabildiysen teşekkürler sangha 🙂

Reklamlar

Melike 2 – Gün 2: Lohusa depresyonu ve yoga

Merhaba 28günyogacılar,

Ben de ilk dönemi sessiz takip edenlerdenim. Yazılanları okuyup, kendi yogamı yapmaya çalışarak geçirdim ilk dönemi. Bütün paylaşımlar, kalpleri açışlar için ben de teşekkür ederim. Böyle bir grubun varlığının bilgisi bile iyi hissettirdi beni.

İlk dönem için yazdığım ama sizin hiç okumadığınız yazıda şöyle demişim: Sizin sayenizde kendime bir söz vermek ve o sözü tutmak istiyorum. Yeni rolüm anneliğin bütün dengemi ve önceliklerimi değiştirdiği, dünyanın bir ucunda (Malezya’da) tek başınalığımı daha da fazla hissettiğim bugünlerde hem kendim için birşey yapmak (ki en sevdiğim), hem bitemeyen bu lohusa depresyonumla başedebilmek, hem de uzaktada olsa aynı şeyleri yapmaktan hoşlandığım bir grubun parçası olmak istedim. İyi ki internet var! Üstelik yoga sayesinde bedenim nihayet iyi hissetmeye başladı tekrar, zihnime de yansır bu yakında biliyorum. İyi ki yoga var!

Önceki yazımı şimdi okuduğumda çok karanlık buldum. Belki de umduğum gibi, her gün bile yapamadığım yoga iyi gelmiş bile bana. Yazmanın, hele günlük tutmanın, böyle bir güzelliği var işte; kendindeki değişikliği seriveriyor gözler önüne.

Bu dönem için ilk niyetim kendime daha anlayışlı davranmak. Bunu açıkça yazması, tanımadığım insanlarla paylaşması çok zor olsa da tam ihtiyacım olan şey bu açıklıkmış gibi geliyor. Kendimi yeterli hissetmekle ilgili dertlerim hep oldu, kendini sevmekle mi ilgiliydi bunlar bilmiyorum. O tarafa bakmak istemedim galiba hiç. Ama en gerçek yetersizlik duygusunu bebeğim doğduğunda sütüm gelmediği için yaşadım. İlk 10 haftayı pompa makinesiyle en yakın arkadaş şeklinde geçirirken ve bebeğime formula yedirirken yeterince iyi bir anne olamayacağıma dair kanaatim oluşmuştu bile. Sütümün olmaması ve formula yedirmem ilk sebepti işte yetersiz anneliğime. İlk ne zaman ‘formula yedirmek kötüdür’ fikrine sahip olmuştum yada orjinal olarak benim fikrim miydi önemi yoktu. Yargılama yapılmış, karara bağlanmıştı. Bu deneyimle yeterliliğin ne olduğunu tanımladım ilk defa galiba. Gayret varsa, elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorsam yeterliyim işte. Bugünlük bu kadarım ve olduğum halimle yeterim. Kendime bu anlayışı göstermeye başlayınca, rahatladım ve sütüm de geldi 🙂 O yüzden yetersiz hissettiğim diğer konularda da kendime anlayış göstermeye niyet ediyorum. Günde en az bir kere canım ben demeye niyet ediyorum 🙂

Ben yogamı akşamları yapabiliyorum. Sabah yogasının yerini tutmayacağını bilsem de, bana ait olan günün bir saatini uyumak yerine yoga yaparak geçirebildiğim icin mutluyum. Dengemi buldukça zaman kullanımında da hünerleneceğim bu yeni rolde diye umuyorum. O zaman bana ait daha çok saatlerim olacak gün icinde (ya olmazsa, ya annelik böyle bir şeyse diye korkarak fısıldıyor içimdeki seslerden biri). Çok sık yazı yazamayacağım büyük ihtimalle ama her gün yoga yapmaya niyet ediyorum.

Şimdilik bana ayrılan zamanın sonuna geldim. Bir dahakine yogamı da anlatmayı umuyorum.

Sevgiler shanga..