Meltem-Gün 29 ‘Şifre Sarkacın İçinde’

Sanga dün sabah erkenciydim her günün sabahı gibi. Seansım Erenköy’deydi, trafik akışta, tam da söz verdiğim saatte kontağı kapattım:) Sürprizler devir teslim töreni gibi ayna nöronların azizliği. Minik dostum sürprizlerle karşıladı. Gözümü kapattım şifre ile odaya alındım, şifreyi buluna kadar tahmin süreçlerinden geçtim. Gözlerim kapalı odaya geldiğimde oturacağım sandalyede, gözlüklü pembe, sarı tüylü ve üzerinde parlak yıldızları olan, öğretmen bir flamingo oturuyordu. Sarıldık birbirimize.. Şifre derinleri de açıverdi o an… Döktü flamingoya içini. Babasından bahsetti, onu çok özlediğinden, en son geldiğinde babasıyla uyuduğundan, uyandığında annesinin sürprizli bir şekilde ona flamingo aldığından özlem hikayesi derindi çok derin. Bunları anlatırken sakin, cümleler o kadar yavaştı ki Türkçesi anlaşılabilirdi. Anne Rus. Kökeni Ukrayna’ya dayanıyor, çok göç var hikayelerinde, derinler çok derin, anne ile Rusça, baba ile Türkçe konuşuyor. Uzun süredir görmüyor babayı. Rusya’nın doğusunda, Çin’e çok yakın bir bölgesinde çalışıyor. Aktarmalı iki buçuk günde ancak ulaşabiliyor. Epey konuştuk. Kırılgan bir taraftan hazır hissettiğinde özel çalışmalardan dokunuş, alabildiğinde keyifli dramalara geçiş, her geçişte bir boşluk ne kadarına hazır o kadarıyla kucaklıyor. Bir sarkacın içinde sallanır gibi. Tamamlandığında neşesi yerine gelmişti, onun sürprizleri ise bitmemişti, bana minik bir kağıda çizdiği resim ve üzerinde sarmal şekilleri olan iyi ki doğdun yazan balonumla evimin yolunu tutmuştum.. Sarmalın içinde sarkaç işaretli yolu takip et. Salın ve dans et Gir boşluğun içine otur. Nokta kadar his içimden fısıldıyor.

Sabahın akan trafiği birkaç saat sonra yoğunlaşan bir trafiğe dönüşürken Pınar Hocamla olan buluşmamıza yetişmeye çalıştım. Kapıdan girerken parolayı söyle: Shadow 108. Kurulu düzeneğimi hemen açtım, Pınar Hocam konuşuyordu, tamda yeni aydan bahsediyorken bir hoş geldinimi de eksik etmedi, hoş buldum da yüreğimle. Mesaj kutusuna bir gecikme özür yazımı yazdım. Bundan pek hoşlanmıyor ve fakat akanı bölmek istemedim. Ekranı kapatıp, gölgemden sıyrılırcasına odama geçip yoga kıyafetlerimi giydim, kulağım hocamda. Bir jet hızıyla, mumlar, biraz tütsü, odayı havalandırma. Yerimi aldığımda bir gölge yan bitmiş diğeri içe dönmeye hazırlanan bir gölge yan görevi devralmıştı. Pınar Hocamın sesli orkestrası da hazırdı, eşsiz sesleri bize kadar ulaşıyordu, sahi Pınar Hocam ötücü kuşların ismi neydi? Çok şey aldım sadhanama dair. Deneyimledikçe hissiyatına gireceğim. bittiğinde kan ter içinde kalmıştım. E kolay değil inşaat alanı. Doğruca ayaklar tavana, sessizlikte yumuşacık bir yatakta yatıyor gibiydim yüzeye çıktığımda. İçeride bir şeyler oldu, ha dediğim. Kayıt gelince geciktiğim kısmı tekrar dinledim. Ayşıl’a sorduğunuz o soru benim de içimde canlıydı:).

Dün dinlendim, birkaç gündür yazdığım yazının üzerinden geçtim. İzlemekten keyif aldığım Şifre belgesi gözümde canlıydı. Belgeselde Matematikçi, bir kavanoz dolusu şekerin kaç tane olduğunu 160 kişiden tahmin etmesini istiyordu. İçlerinden dört kişi gerçek sayıya yaklaşıyor, diğerleri çok ya da az oranda uzağında cevaplar veriyordu. Matematikçi uyguladığı deneydeki tüm cevapların ortalamasını aldığında gerçek sonuca oldukça yakın bir sonuç çıkmıştı. Sonuç, az da söylesen çokta söylesen kollektif bilgelikte buluşuyordu.

Aynı fraktal yapının içindeki eşsizliğimize. 28 gün yogasındaki 29.gün durdum boşluğun içinde sabah erkenden, yeni açan tazecik pembe gülle, oturdum sessizce kalp köşemde, çemberimize sevgiyle sangam, şifre hep aynı

Meltem, 29/30. 05.22, İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: img_20220530_061816.jpg
Penceremin önündeki Pembe Gül

Meltem-Gün 28: ‘Bir Molada Buluşma Anları’

Sabahın erken saati, gün ağarmak üzereyken, mavi bezimi dilimle buluşturduğum o dakika, on kereli dokunuşlarla ellerimdeydi içimdeki organlarımla katıldığım dil Sadhanam. Sirkeli suyum zeminle, tütsülerim havayla, açtığım pencereden giren rüzgarın enerjisi tütsülerle yakınlaşırken, ılık bir duşa girdim. Mumlarımı yaktım başladım suçi, samapada.. Perşembe dersinde Defne Hocam dizler bacaklar üzerinde durmamı söylemişti.. Bacaklar, iç bacak kasları kırmızı sinyalde ağrısız son sınıra kadar aşama aşama yaklaştım. Nefes eğer kontrolsüz girerse o vakit, hava yutmuş kasın bükülmeye çalışırken yan duvarlara uğrattığı basıncın derinlerdeki sesi acı bir bağırıştı. Her nefesin içindeki düzenli alış-verişlerde ise sessizdi, seslenene nefesimi düzenleyerek karşılık verdiğimde yaralı bölgeye sanki merhemini sürmüşümde okşamışım gibi bir şefkatteydi. Yine ve yeniden bu yol uzun. Elbet bir yolu vardır kaslarımı gevşetmenin..

Bittiğinde arkasından gene yoga nidra 70 dakika hareketsiz, derin dinlenme…

Sonrasında sessizliğimi korudum. Düşünce geldiğinde nefese döndüm..

Storları çektim kabuğunun altına saklanmış kaplumbağa gibi algıyı içe daha içe çevirdim. Doğruca çalışma masama geçtim. Birkaç gündür devam ettiğim yazımın başına oturdum. O sırada danışanım, ailecek hastalandıklarını yazdı ve sonraki saatlerde iptal olunca evimin içinde saklanmaya devam ettim. Şimdi bir mola vererek, bahçeye çıkmış sanki yandaki kafede, sizlerle bağ kuruyorum şimdi ve şu anda.

28.gün ve kalbim her birinizle hala konuşuyor. Mavi balonum odanın içinde dolanıyor. Mor menekşelerim açarken, kaktüsümde sarı sarı çiçekler açmış. Barış çiçeğim bir çiçek daha açarak varoluşa ben de varım derken yakında açacak olan penceremin önündeki güller tomurcuk tomurcuklar. Bugün evde dinleniyorum.

Bu iyi geldi.

Biten bir şey yok, sonsuzluğun içinde yol var, ırmak var, dağ var, yürek var ve var olduğumuz sürece, evrilerek akıyor, sadece zamanın bir bölümüne karşılaşmamızı onurlandırdığımız, yüreğimizle bir molamızda buluşma anlarımıza isim vermiş olduğumuz ’28 Gün Yogası’ var.

Teşekkür etmek istiyorum her birinizin varlığına,

Sevgiyle sangam

Meltem, 28.05.22, İstanbul

Meltem-Gün 26-27 ‘Küçük Dostum’

Dün sabah Defne Hocamızla sadhanımız sabah yedideydi. O yüzden uzun uyumuş gibi hissettim kendimi. Sabahları erken kalkıp sadhanamın başına geçmek bir alışkanlık oldu. O saatte geçemeyince boşluk hissettim, sizde durum nasıl? Defne Hocam, bize adadan seslendi. Yalnız Defne Hocam beton zemin üzerinde gösterdiğiniz her harekette bedeninizi düşündüm. Dilerim rahat geçmiştir. Dizlerim, bir gece önce sürdüğüm susam yağından biraz rahatlamıştı.

Sadhanam sonrası bilgisayarda biraz yazı yazdım. Ve evden jet hızıyla çıktım. Aklım babamdaydı.

Halkalıya geçtiğimde gittiğim siteye yakın bir yerde yol kenarında bir lokantada çorba içtim. Havanın sıcağı kavurucu, ona rağmen sıcacık çorba o kadar iyi geldi ki, gözlerim açıldı. Sonra danışanın sitesinde park ettiğim yerde bir psikolog arkadaşla konsültasyon yaparken aracımın yakınına yaklaşan bir araç üstüme üstüme geliyordu ve yakınıma park etti. İçinden uykulu ama neşeli bir bayan çıktı tam da Fatma hocanın bize tarif ettiği üniformasıyla.. Özür diledi, kabul ettim. uçuştan geldiği ve yorgun olduğu her halinden belliydi bu rağmen neşeli ve güleryüzlüydü. Seansım sonrası bir başka danışanıma geçtim hiç ara vermeden. Neler yaptığımı sordu -uzun süredir gittiğim bir danışanım ve birbirimizden haberdarız, tüm yolculuklarımı biliyorlar- Shadow yogaya başladığımı söyleyince hocalarımdan birisi de amir dedim ve Fatma Hocam bu pilot danışanımın size selamı var.. Sizi tanıyor.

Dün gece eve çok geç geldim.. Doğruca yatağa geçtim.. Yazamadım. Bu halimi de gördüm. Uzun saatler trafikte kalınca dizler bükülü, kollar gergin, bedenim yorgun.. Uzun bir yatışa, gerilmeye, esnemeye ihtiyaç duyuyorum.

Bugün Kanlıca’ya geçtim, üstün zekalı, üç yaşında olan bir danışanımla çalıştım. Gözlerinin içi gülüyor, mizah anlayışı yüksek. Neşe ve keyfin içinden geçmek işimiz. Okuyor, işlem yapıyor, dünyayı tanıyor, tüm ülkeleri, başkentleri, özelliklerine kadar kendi kendine araştırarak öğreniyor, her gün onun için bir keşif, ve her defasında yenileri ekleniyor, kendi doğasında var, olanla… Özellikle hiçbir şey öğretilmemesi yönünde bir yaklaşımı aileye sunduğumda, Allah’tan ailede bunun önemini anlayışlarına yerleştirdiler ya, içim rahat. Her şeyi akışına bıraktık, ona sormadan, sistemini zorlamadan, onu yormadan, sadece ruh sağlığını korumak ve çocukluğunu yaşaması için özen göstermek ve ilişkisel olmasını sağlamak. Eğlenerek, paylaşarak, sevgi ve nezaket üzerine bir anlayış geliştirmek. Sosyal olgunluk hızla ilerlerken çocuk olduğunu unutturmadan tadını çıkartmayı öncelik haline getirmek. Şu anın içinden geçerken kibirle değil de var olanı bütünle paylaşarak geçirmesi, toplumdan kopmadan, yaşama karışması, oyunla tadını çıkarma üzerinde duruyoruz. “Ben bildim” yerine, “kendimle gurur duyuyorum” fark ettirmek.. Birlikte eğleniyoruz, bilmenin değil de deneyimin ve hislerin peşindeyiz.. Anda kalmayı birlikte deneyimliyoruz. Bir ara balkona çıktı, “Çatı katındayım, ne harika diyerek oryantasyona başladı, yüzündeki tarifsiz sevinç, görülmeye değerdi. Küçük dostumun keşfettiği kıymetli küçük anları var. keşif halinde ve bunun tadını çıkartıyor. Kısa ama bir o kadar hoş geniş anları yakalıyor. Genellikle üstünlerde bir alan önde giderken Psikomotor beceriler geriden gidebiliyor.. Hızlı düşünürken düşünce trafiği o kadar kalabalık olabiliyor ki bununla ne yapacağını bilemeyebiliyor ve organizasyon sorunları doğabiliyor ve regülasyona ihtiyaç duyabiliyorlar. Sistemi dinlenmek nediri bilemediği için bu onlar için bir hayli yorucu olabiliyor. Sessizlik anlarına ihtiyaçları var regüle olabilmeleri için. Aileler bu durumu fark edemedikleri için daha fazla soru sorarak buradaki enerjiyi, aktivasyonu daha da artırabiliyorlar. O sebeple bazen agresyon, kızgınlık belirebiliyor ya da iletişim sorunları doğabiliyor, hareketlilik artabiliyor. Bunların farkında olarak ona özen gösteriyoruz küçük dostuma.

Diğer seansım iptal oldu, anne eczacı ve nöbette. Çocukları annesine bırakmış o yüzden İstanbul’un diğer, güzel ucuna yolculuğum bugün yoktu, eve döndüm. Tamamlamam gereken bir yazı var, başına oturmak için fırsat doğdu. Az evvel babamla görüştüm ateşi düşmüş, şeker normale dönmüş. Takipte. Tüm dualarınız ulaşıyor. Şükran doluyum. Kalbimdesiniz.

Sangam geceniz rahat ve huzurda geçsin. 27.günümüzdeki birlikteliğimizi kutluyorum, yazan, okuyan, yaşayan gönlünüze sağlık.

Meltem, 27.05.22,İstanbul

Meltem-Gün 25: ‘İlham’

Sabah duş sonrası sadhanamda yerde başladım. Bittiğinde 06:45 idi. Diz kapaklarım el bileklerim ayrı özen istiyor. Perdeleri kapattım içerisi eh biraz loş. Sakin ve dingin. Matımı yere serdim, mumlarım yanıyor, biraz daha tütsüledim. Kalın battaniyeler ve göz bandımı da alarak, üstüme de ağır bir battaniye, epey bir süre yoga nidra dinleyerek bedenimi hareketsizliğe davet sundum. Sabah uyumaktansa bu sistemime iyi geldi. Sonrası kahvaltı ve bilgisayarın başına oturdum, ilham, perdeler kapalı loşluk sürüyor, sadece tek bir şeye konsantreyim o da yazmak. Üç saate çok şey sığdırdım. Yazı yarıladı.

Hızlı bir kalkışla seanslara gittim bugün Yeşilköy’deydim. Seans arası 15 dakika vardı. Bir yere oturdum kitabımı açtım, sırtıma vuran güneş arkamdaki gül bitkisi sakin bir ortam az ama sistemime sonsuz iyi gelen bu 15 dakikanın her saniyesinin tadını çıkardım. Kitabıma dokundum, kokladım, arkadan gülün kokusunu içime çektim ve bir de sıcacık bir çay, üşüyorum bugünlerde sıcacık kumum üstüne yatasım var. Kitabıma geri döndüm. O an okuduğum satırların her cümlesi sanki bana bugün okumam gereken görünen cümleleri aktarıyordu. Sonrası seanslara devam.

Eve dönüş yolunda Ankara’dan bir doktor arkadaşımla görüştüm. Babam rahatsızlandı, durumu ile ilgili ona danıştım. Polonya’ya bir operasyona gideceğini dönüşte ne gerekiyorsa yapacağını söyledi. Biraz olsun bana moral oldu. Bu süre zarfında bir arkadaşı ilgilenecek. Ay sonu babamlar, Ankara yolunda. Uzaktan ilgilenmek çok zor oluyor. İçim üzgün. Yol nasıl geçti anlamadım. Babamm. Tünele girdiğimde yolun sonu ışıktı, sakin, sessiz, ışık halkalarından geçerken, nefesime geri döndüm. Kalbim, herkes iyi olsun.

Şimdi uykuya ama önce el bileklerime diz kapaklarıma susam yağı süreceğim. Bugün için her şeye dair, uzaktan gelen müziğin sesine, 15 dakikama, az yediğim çokluğa, yoğun trafiğin çabucak bitmesine, babama, günün hafifliğine şükran. Dilerim herkes iyi olsun.

Meltem, 25.05.22, İstanbul

Meltem-Gün 24: ‘Ol’

‘Sabah kalktım yogamı yaptım’ artık yazmak pek de istemiyorum ancak bu grubun niyeti Tansel’inde nazik hatırlattığı gibi bir çember niteliğinde, ne güzel oldu 28 gün yogası, tadını çıkarttım ve çıkartıyorum, varlığım varlığınızı onurlandırır. Parmaklarım bir şeyler yazıyor ve o da yürekten, onu da kutluyorum ve sizlerin her birinin yüreğini de selamlıyorum. Güvenle bıraktığım bu yerde, hocalarıma şükran hislerimle, benim dört meleğim var, hani biraz şanslıyım(DPAF). Daft Punk gibi:)

Hayatın içinde hayatın tadında, kendiliğinden var olan ritüellerimin var olmasına şükran duyuyorum. O an çok kutsal. Sabah saatleri şu bedenlendiğim dünyada personadan dolayı en uygun saatler, en sessizlikle biraz daha yakın olabildiğim sistemimin dingin bir frekansı ve kendime yakın hissediyorum kendimi.. kendimi bilmeye gönüllü olduğumda dört yıl önce kendimi tanımaya anlamaya tutmaya, sevmeye başladım. Sistemim bana ait olmayanları da barındırdığını da son dört senedeki kavrayışımla kalbime aldım. Karanlıklarıma ışık tutabilmek için ise gücümü kalbimi hissettiğim bir yerde olduğumda özdeşleşmeden, bir hiç olduğumla yola çıktığımda ancak bakabildiğimi anlayabildiğimi fark ettim. İlişkilerimde anlayışın ışığına sığındım. Her gün her an niyet etmeye gönüllü oldum ve bunu hatırlatayım diye bir kalp köşesi oluşturdum, orası benim ilahi ile olan bağım, kalbimle kurduğum bağ, her şey orada, bir gün akıyor, incilerim dökülüyor, göz yaşlarımı onurlandırıyorum. Kutlamalarımı yaptığım bir yer, sessizlik, meditasyon yerim. Kendimi bileyim kendimi dediğim, gözümün önüne hatırlatmalarımı koyduğum bir yer. Yaşam döngümü proses ettiğim bir kalp köşesi işte, orası sessizliğim, sessizliğin müziğini tekrar yine ve yeniden hatırlayalım dediğim. Yaşam bana sunulmuşsa en doğru bir şekilde dokunduğum, var olduğum, destek olduğum, hizmet ettiğim, varoluşum saygı duyduğum bir yer yerden, bütün olarak yaşayayım diye oluşan niyetlerin tepesinde olduğum bir yer. Damla damla dökülen incilerimin tek tek peşindeyim. An’ın içinde neşe var, varlığımın derinlerinde dinginlik var. Dayadım sırtımı buraya, ne kadar derine kazı yaparsam son nefesime kadar, o kadar. Sunulana şükranlarımı sunuyorum ve yine ve yeniden arınmaya niyetle. Karanlıkları iyi hissettiğim tolerans penceresinden bakmaya gönüllüyüm. Eşiğimde düşme hissettiğimde ise topraklamaya niyetle, olanın içinde olanla bir ve bütün olmaya niyetimi, her daim hatırlayarak, desteklerimi , kaynaklarımı alarak en güvenli yerden yine ve yeniden bağlantıda olmak her daim bunu bedenliyorum, o yüzden deneyimliyorum, zihnimle değil de bedenimle. .. Ve böyle en doğal eşsize oryanteyim sekiz duyumla var olanla kurduğum bağda, bana ilham yine ve yeniden ilham, dalıyorsam rüyaya, tekrar hatırlamak ve uyanık olmak için, bakarken bir ismi var, hissederken bütün ve eşsiz, daha derinken hiç, bir yıldız tozunun içinde ve içindeyim…

Sabah erken kalktım ve yogamın içinde oldum. Ol, Ol yine Ol, yeniden gene Ol, unutursam hatırlat tütsüm, unutursam hatırlat mumum, unutursam hatırlat sessizlik inzivalarında getirdiğim kozalak, banyodaki dil bezim Ol Ol, kalktığımda ayağıma giydiğim terlik hatırlat yürüt beni, yüzümü yıkadım su hatırlat, Sadhanama, hangi halde olursam da, hangi gölgem işlerse de, onu da ikna et Ol, yapma sadece ol kendime gözlerimden fışkıran yaşa her an hatırlat, dövmem bir simurg yan kül ol, gene ol.. diğeri kalp, gene hatırlat gene hatırlat, yüreğinle gör. Çok derin hem de çok derin, biraz daha yakın biraz daha kalbimin fısıltısını duysam, daha yakın. Bana huzur veriyor her aşağılara indiğimde yorucu da olsa, bedenimde ağrılarım da olsa yogamdan oluşturduğum yer her neresi olursa olsun, sabah uykulu da olsam o an geldiğinde şükranlar yağıyor kalbimin derinlerinde..

Sabah yoga erken saatlerde, açık toz pembe, kırmızı çadırlıktan uzak düşündüren kaygılı hisle okey, Kartal-Maslak-Kanlıca rotası ile Persona, bugün yolda uzun trafiklerde kalma günüm podcast önerisi Fularsız şükran ve iki arada bir derede gönülden okuduğum sangamın satırlarına kalp, aldığım bir eğitimin atölye çalışmasına yetişebildiğim için mutlu ve bitiminde tüm nöronlarım ateşlenmiş ve kalbe indiğim çakmak çakmak gözlerle size yazar bir halde bulduğum kendime ve tüm ola gelene şükranla iyi geceler, sangha, sangam ve tüm varlıklar..

Meltem, 24.05.22/İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: img_20220524_141030.jpg
Kalp Ağaç, Maslak

Meltem-Gün 23: ‘Hindiba’

Kalkış sabah 05.45. Gökyüzü bulutlu, hava serin, çimenlerde hindibalar ışıl ışıl. Sabah pek bir romantik kalkış yaptım, ne mi yaptın diye sorsanız Sadhanam öncesi bir mum yaktım, tütsü ve yeri sirkeli su ile silme.. Güzelce duşumu aldım ve online kayıt videomu koydum, nefesimle başladım yolculuğuma, içe dönmeye. Bedenimde çok iş var, özenle hazırlıyorum yolculuğuma.

Yoga sonrası ders çalıştım. Masayı pencere kenarına çektim, arada bir oryantasyon iyi geliyor, katıldığım bir eğitimin tekrar videolarını izleyip notlar alıyorum. Küçük molalarda dışarıyı seyrettim, bulutlar gitmiş, güneş açmış, mayıs sonu olmasına rağmen tazecik bahar yeniden gelmiş gibi.. çimler biçilmiş, güzelim hindibalar gitmiş. Neyse ki havada uçuşuyorlar, yeryüzüne inmek için. Özenle tel tel birleşiyorlar, ufak temasla. Hafif bir rüzgarla, birden uçuşuyorlar çok olmak için. Ey Hindiba ilhamsın bana..

Az evvel geldim eve. Bir psikiyatrla konsültasyon için yazışmıştık, o da yoğun bende, birbirimize bu saatlerimiz uygun, onun aramasını bekliyorum.

Gün böyleydi, görüşme bitince yatacağım, Sizlerin yazılarını okuyorum, kimi yerde sevincinize ortağım, kimi yerde sessizim, kimi yerde gülüyorum, duygulanıyorum, elim kalbimde nefes alıp veriyorum, kimi yerde karnım doyuyor, mis gibi ekmek kokuları geliyor burnuma, kimi yerde affına sığınarak Emma Hoca kabusum, sarılıyorum, kimi yerde ya evet işte bu, kimi yerde oturup hareket halini izliyorum ve dinliyorum sizi, duyuyorum yürekten… Oralardayım, buralardayım.

İyi geceler Sangam
Meltem-23.05.22-İstanbul

Meltem-Gün 21-22: “Orman’dan Atlantis’e”

Dün erkenden uyandım. Yaptıracağım meditasyon sabah sekizdeydi. On beş kala zoomu açtım. Sekize doğru yaklaştıkça kimsecikler yoktu. Sonra bir, iki, üç derken dört kişi oluverdiler, yüreğim pır pır, gelenler az kişiyiz galiba dediler, bana göre bir insan bile kendi başına bir topluluk, 100 trilyon homo sapiens hücresi olduğu var sayılırsa.. Sonrasında mısırın patlama sesleri gibi katılım güzeldi. Başladım, Orman Meditasyonuna.. Bayağı ormanın içindeydik. İyi hislerle kimi ormanda devam etti güne, kimi iyi hisleri bedenledi, kimi sessizde kaldı.. Ben ise hafiflemiş hissettim bir kuş tüyü gibi. İyi bir histi. Öğleye kadar meditasyonlara katıldım. Sonra seanslarıma geçtim. Eve gelince koltukta yatay vrksasanada, üzerimde yumuşacık battaniyeyle, başım yanda sabaha kadar uyudum, uzundur böyle sabaha kadar koltukta uyumamıştım ve akşamı sessizce pazara bağlandım. Kolum ses veriyor…

Sabah erkenden seansa geçtim. Erenköy’de tazecik pazar gününde harika sürprizlerle dolu bir Rus çocukla çalıştım. Gün aydındı.. Arkadaş görüşmeleri derken sonrası, besin alışverişi, eve dönüş, miskinlik, kitap okuma, film izleme.. -bu arada Paterson izledim, teşekkür ederim Eda- Filmin karakteri kitaplıktaki William Carlos Williams kitabına yöneldiğinde filmi durdurup W. Carlos’un filmde geçen şiirlerini okudum. Kitap olurken de okuduğum kitaptaki yazarın dinlediği müzikleri açmak heyecan verici ve kitabı öyle okurum ya da bahsettiği yazarları okurum, izlediği filmleri izlerim, ruhunu hissederim. Sanki bende yanı başında kitabın içinde gibi… Film güzeldi. Şair W. Carlos’un sözlerinin bol bol yer aldığı filmde ‘Bazen boş bir sayfa daha fazla imkan sağlar insana’ diyor ya şu ana kadar yaşamımızdan kesitler boş sayfalarda, tuşlara dokunuyoruz öylece akıyor gidiyor gene, sayenizde Sangham

Ara ara pencereye yaklaşıyorum, pati dostum ağacın altında kendine gölge bir açı bulmuş, uyukluyor. Ne zaman pencereye yaklaşsam, bir kafa uzatıyor, bunu nasıl yapıyor anlamıyorum ses bile çıkarmadım. Bıyıklar, bıyıklar…

Az evvel Balakrama serisinden çıktım, sanki Atlantis’te dolaşmış, suyun içinden sahile bir anda çıkmış bir deniz kızı gibi hissediyorum şu an. Kumlar ışıl ışıl tenimde, sahilde gün batımı, hafif bir esinti ve güneş geniş bir açıklıkta kayboluyor. Balıkçı kulübesine yöneliyorum, gaz lambasını yakıyorum.

Ruhum bir dağın tepesinde genişlikte oturuyor şu an, akşam olmak üzere, mumları yaktım. Tütsü hafif hafif yayılıyor. Sessiz nötr hislerdeyim, şimdi sizlerin yazılarını okumaya devam.. Ay ise bu gece yarım ayda. Defne Hocamın minik kedisi kucağımda, dilerim minik yaşama tutunur, öyle de oluyor. Bir dokunuş çok şey..

Meltem, 21.05.22/22.05.22, İstanbul

Meltem-Gün 20: ‘Çiy Taneleri’

Eşsiz bir sabaha yayından fırlamış ok gibi uyandım. Doğruca sadhanama. Gene seriyi baştan sona uyguladım. Şu ana kadar fena gitmiyorum. Her hareketin kendi içinde çalıştığım aşamaları oluştu artık. Bir mağaranın içine girmişimde göz göz odalar inşa ediyorum. Her şey bittiğinde sabahın altısıydı. Çiy taneleri pırıl pırıl parlarken, sabahın serinliğine, bedenimden buharlaşanlar kavuşuyordu. Şükran.

Gidip sekize kadar uyudum. Bugünlerde uykuya ihtiyacım var. Kalktığımda koşuşturmam başladı. Seanslarımın hazırlıkları derken Kandilli’den Bahçeşehir’e uzandım. Aracım sesli bir orkestraydı, her halime kucak açtı. Aile, arkadaş, konsültasyon görüşmeleri, yemek molası, hafif şekerleme… Aracın içinde bir dolu dünyada hareket halinde olunca bugüne dair, şükür minnet duydum.

Eve geç geldim ve yarın sabah bir meditasyon uygulaması yaptıracağım. Son dakika başka bir hesaba ait gireceğim zoom bilgileri ile ilgili anlamadığım bir sorunum olduğunu fark ettim. Şu saate kadar çözebilmek için uğraştım. Güzel haber bunu iyi ki sabaha bırakmamış olmam. Ona seviniyorum şu dakikalar. Sonunda araştırarak, destek alarak çözdüm. Destek almak güvenli ve de birisi sakince anlatıyorsa. O zaman sistemim dinginleşiyor. Dışarıda çalkantılar olurken içerisi de boş durmuyor. Sakin bir ses tonu dinginleşmeye ayna.. Bu gece de benden olsun, gecenin bir buçuğu. Hemen hemen iki hafta önce telefon alarmlarımı kapatmıştım. Yarın sabaha tekrar ayarlıyorum:)

20. günde olmanın kutlaması da var içimde ayrıca. Uykulu da olsam bunu burada atlamayacağım. İyi gidiyoruz. Hayat olurken 20.gün de oluverdi, sayenizde. Kaldı 9 gün. var olun, hayat kolayından olsun.

Meltem, 20.05.22,İstanbul

Meltem-Gün 19: ‘Hamak’

Yoğuş yukarı tırmanıyor gibiyim, sangham. Eve geç dönüyorum, uykularım öteleniyor dün gece uykuya geçemedim bile, brahma muhurti saatine geldiğimde suçideydim ve sonrası gidip yattım sulu gözlerle.

Sabah 6.30 gibi tekrar uyandım Sadhanama. Balakramayı bu seferlik udiyanalara odaklanabilmek için kendi başıma yapmaya niyetlendim. Bazı hareketlerde udiyanalarım cılız. Hafiflemiş olarak seriyi bitirdiğimde, kendime gelmiş gibiydim. Nefes aldığımı hissettim, çok şükür. Bir gidip, bir dönüyorum kendime. Seans hazırlıkları için bilgisayarda çalıştım, içimde bir arı vardı o an sanki. Daha çok kalmak istedim bir proje çıkmak üzereydi. Sabah seansım vardı. Kat kat giyinerek dışarı çıktım. Ve akşama kadar semt semt. En son Halkalı’ya dilim damağım kuruyarak.. Köprüden geçerken artık gözlerim kapanıyordu. Yolda ne yiyeceğimi planladım. Yoksa hemen yatabilirdim bugün öyle bir potansiyelim var.

Yorgun hissediyorum, uykum var. Pırıltılı bir denizin yumuşak sesiyle, mis gibi çiçek kokuları eşliğinde bir hamakta sere serpe yatasım var. Biri beni sallasın ve ben sıcacık yumuşak bir battaniyenin altında hafif hafif uyuyayım, öyle bir hissiyat.

Akşamınız güzel geçsin. Dilerim sabaha bedeniniz dinç, yüreğiniz hafif, zihniniz sakin uyanır, sevgiyle
Meltem, 19.05.22, İstanbul

Meltem-Gün 18: ‘Aç Kapıyı Arala’

Sabah gevşeme halinde oturduğum sessizliği nefesle samapadaki bedenime, davet sunmaya bağladım ve bedenimi tangoya davet ettim. Zihnimin bedendeki dağılımı gözlemlemeye ve bedenin duyum akışını takibe iç algımı çevirirken ılık bir duşun altında hissettim. Rahat bir zihne gelebilmek için bedenimi baştan ayağa bir radardan geçirdim. Sonra nefesle üzerinden geçtim. En son sessizce her şey aşağıya inerken dışarıdaki kepenkler de kapanışta. Rengarenk aydınlattığım içeride başladım aşama aşama çalışmaya, bugünkü projem udiyanalar. Mesele udiyanaların ne kadarı işlevde olduğu. Sırtımın arkasına ne kadarı ulaşıyor, tangonun sesi, ne kadar duyuluyor, o ne kadar eşlik ediyor, herşeyin gizemi bilge bedende. Canım bedenim eşsizliğin ne kadarda tam, seni ne kadar tadabilirim, seni ne kadar işitebilirim. Sana geri dönüyorum. Aç kapıyı arala. Kaslarımı gevşeterek içime doldurduğum her nefesin kürek kemiklerimin aralarındaki sıkışmışlıkla mücadelesine şapka çıkartırım. Kolumun sırtımın ağrıması boşuna değil, işe yarıyor ki ağrıyor. Açılıyor, kolumun uzaması da bundan değil mi gevşiyor, kas uzar mı hiç, yılların kasmışlığı ifade buluyor, gevşiyor aşama aşama. Artık daha az yorulduğumu hissediyorum.

Sadhanam sonrası çiçeklerimi suladım. Hava rüzgarlı, evi topladım sildim ve jet hızıyla evden çıktım. Bugünkü içindeki araştırmalarım ise kuyruğu içeri almayı hatırlamak. Dik bir şekilde kasmadan araba sürmek, yürürken kalçayı biraz öne almakkürek kemiklerini arkaya aşağıya almak ve gevşeyerek.

Ataşehir’e bir tost sıcaklığında uğradım, cafelerden yükselen duman, pencerelerden sarkan canım insanlar, sıkışık bir öğle saati herşeyi kapsamış, kapatmış gürültüyü de içine alarak, bir tost sıcaklığı yeterliydi buralar, sevdiğim bir kitapçı kapanmış.

Oralar beni Yeşilköy’e bir ok gibi fırlattı. Uzun gövdeli ağaçların dalları sağa sola bazen de karışık dansta, hava rüzgarlı, çiseleyen yağmuru, bedenimde serin hisler karşıladı. Gri bulutlu ama sakin, olanı hoş karşılayan Yeşilköy halkıyla. Sahilden örtüleriyle kaçışan canım insanlarla doluştuk bir kafeye, hafif yağmurun etkisi bizi bir kafede buluşturdu. Bakınıyorum sakinliği. Bir yazasasım var size birazdan seansa geçeceğim. Yan masa annesinin doğum gününü kutluyor neşeyle, karşımda kızlı erkekli gençler cep telefonları ellerinde sakince oturuyorlar, sadece o güzel gözlerin sıcaklığı kaçıyor ellerinden, sırtlarında bir boğumla. Bilgisayarında çalışanlar, camın etrafında dışarıyı seyredenler, garsonla mücadeleye girenler bir gülümseyişi merhabayı eksik bırakarak dilden kusurlar üzerine garson iletişimi, bugün nasılsın sevgili güzel gözlü garson?, Pusetinde mışıl mışıl uyuyan bebekler.. Gökyüzü bir gürleme halinde.. Ben ise onlarla bağlantıda ve şu kalan birkaç dakikamın tadını çıkartarak, kulağımda kulaklığı özenle hazırladığım böyle zamanlar listemle, bir de size ses edesimli hislerle…
Meltem, 18.05.22/İstanbul