Meltem-Gün 17: ‘Domino Taşları’

Sangam, sabah sadhanamda gün çoktan ağarmıştı. Kurmastana’ya indiğimde kuyruğumu biraz daha içeri almaya çalıştım. Beş nefescik, hocaların beş nefesciği kadar olmuyor. Beş nefesciğim bittiğinde onlar hala kurmastanadalar. Koşar adım uzaklaştığım inşaat alanına tekrar geri dönüp yine ve yeniden kuyruğu toparlayıp tekrar giriyorum. Kuyrukla birleşme yeri arasında başka bir kemik daha var önce onu aşmalıyım. Görüyorum.

Bu arada kollarımın uzadığını hissediyorum. Örneğin kendimi iki kere sarmalayabiliyorum. Yere oturduğumda kollarım yerin bir karış altına gömülüyorlar.

Arda Mandala’da arka bacağımı uzattığımı zannedip aslında yerlerde sürünüyor. Canım bacağım, onun neden öyle olduğunu çözdüm. Kalçadan biraz daha havalandım. Arka ayaktan biraz daha yükseldim. Çarkta bir parça tıkırt, yerine oturuş ve dönüş turu. Ardha Bhujangasanada arka bacağın uzaması kasığıma bağlı, bir milim gevşeme domino taşlarını harekete geçirecek. Kalçaya ışık uzatıyorum. Yeşil ışık uzattıkça o da kırmızı ışık. Eninde sonunda tüm renklerin içinde bir beyaz ışık var ya güveniyorum, cesaretim artıyor kırmızıya yaklaşmaya. Olsun sen bana sinyal veriyorsun ya, neler oluyor orada, ona bakmak bana düşer. Selam sana ey kırmızı ışık, sen sinyal ver, yanındayım. Fısıltılarla, minik dokunuşlarla yanına yaklaşıyorum.

Bugün Maslak seansıma, “Haydi gel, dışarıda bulaşalım.” dedim. Üniversite sınavına az bir zaman kaldı. Ergen dostuma bir mola. Zihni biraz olsun dinlendirmiş olduk, hiç durmadan konuştu, hayalleri umut doluydu, içinde kendini rahat ettirmeye yönelik o kadar çok şey vardı ki. Sonrasında Kanlıca’ya yöneldim. Renkli dartlayan parlak arabaların arasından, geçitlerin altından, köprülerin üstünden geçtim. Uzun ağaçların arasından süzüldüm. Bir kuş tüyü gibi kondum. Yüksek bir yerden güneşle selamlaştık. Boğaza doğru geniş bir yamaca gelince rengarenk mis kokulu çiçeklerin rayihası çoktan içimde yol buldu. Yemyeşil ağaçların arasından geçerek anaokulundan yeni çıkmış küçük dostumla bahçede buluştuk. Bir at gibi koşturarak annesine uzattığı küçük tazecik çiçekleri büyük bir çeviklikle, coşkuyla uzatırken, nezaketle uzattı annesi de ona elini. Annesinin kucağındaki, 6 aylık minik kız kardeşi, gözleri kocaman, yanaklar al al, gülümseyen dudaklarla heyecanlı bir bakışla abisinin uzattığına, annesinin elindeki tazecik çiçeklere bakışındaki hal saniye saniye gözlerimin içinde. Bahçede yeni yavrulamış üç pati dostumla içimin derinlerinde titreşen bir bağla selamlaştık. Miniklerin annesi ise çevresine yaklaşan erkek kedilerden korumayı düşündürücü bir dolanışla pür dikkat onların etrafında. Yakında Hollanda yolcusu olan küçük dostumla son zamanlarımızın tadını çıkartıyoruz, oysaki aidiyetliğini yeni hissetmeye, var olmaya, bedeniyle bağ kurmaya, yaşamdan keyif almaya yeni yeni başlamıştı. Onun yeni projesi ait olmayı farklı topraklarda deneyimleme. Ne zamanki evi, kendi bedeni, bunu hissetmeye davet sunana kadar.

Eve geldiğimde uzandığım koltuğuma sırtımı verirken, sarmaladığım kollarımla kımıldamayan nefesimleyim. Kulağım nefes alır gibi titreşen buzdolabımın sesinde, gözlerim gökyüzünde, sakin çam ağaçlarında, parkta oynayan çocuklarda, yürüyüş turundaki insanlarda, sessizce yaklaşan akşamda.

Meltem 17.05.22/İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: img_20220517_172404.jpg
Kanlıca, yeni doğmuş üç minik pati dostum
Reklam

Meltem-Gün 16: ‘Enerji Yumağı, As olan Can’

Dün gece üç buçuk gibi uyandım doğruca kalp köşeme gittim. Oturdum öylece. Sonra da yattım. Sabah rutin işlerim derken CARE’den arkadaşım Dünya Meditasyon Maratonu diye arkadaşları ile birlikte yürüttüğü bir etkinliği, grubumuza göndermişti, gönülden destek olmak istedim. Bir meditasyonu, sistemik yapımızı baz alarak fiziksel ve biyolojik sistemimiz üzerinden şekillendirdim. Sinir sistemi kanalları aracılığıyla metni hazırladım. Heyecanlıyım doğrusu. Yüreğim titreşti. Zaman nasıl geçti anlamadım, hemen giyinip seansa geçtim. İstikamet Erenköy.

Akşam eve gelince kendimce dolunay ve ay tutulması ritüeli yaptım. Bir yerde okumuştum, bu ritüeli bugün yapmaya karar verdim. Dileklerimi yazdım. Yaktığım tütsülerin küllerini dökmemiştim. Küller özgürleşen ateşi simgeliyormuş. Külü çeşitli bölgelerime sürdüm. Üçüncü gözüme, keskin sezgilerle ve iç sesimle bağlantıda olmak için; timüs bölgeme, duygularımı korumak ve olumsuzluğu benden uzak tutması için; göbek deliğime olumsuz enerjinin gitmesi ve alanıma girmesini engellemek için ve ayaklarıma kararlarıma sadık olmak ve yoluma devam etmek için sürdüm. Kalan külleri toprağa ve göğe üfledim. Böyle bir ritüel. Kalp köşeme geçerek dua ettim bir ve bütünün hayrına. Atalarıma teşekkür ettim. Bu gece madenden yeni çıkmış gibiyim:)

Okuduğum bir başka ritüeli de uyguladım. O da şöyleydi
Beyaz mum yaktım. Tarçın tütsüsü yakarak ortamda gezdirdim. Odayı tarçın kokusu kapladı. Mumum karşısına ayna koydum. Aynaya parmağımla üçgen çizdim. Ardından bir daire ve kalp. Sonra üç dikey ve üç kıvrımlı çizgi. Bunun niçin yapıldığı yazmıyor. İyiye yordum:) Ardından elimi kalbime, dilimi damağıma koydum ve on kere nefes alıp verdim ve dileklerimi söyledim. Sessizce meditasyon alanımda kaldım. Bir süre daha buradayım. Bıraktığımız, özgürleştiğimiz dileklerimiz bir bütünün hayrına gerçek olsun.

Başladığımızdan bu yana gökyüzüne göre hareket etmiş gibi hissediyorum. Ay her gün görünür oldu sanki. Günlük rutinimin içinde, her yerden karşıma çıkıyor. Söz, şarkı, tablolar, gökyüzüne baktığımda her an. O mu benim içimde ben mi onun içinde. Neyse dikkatimi verdiğim şeyler görünür oluyor o kadar. Varlığın kendisine şükran. Bedenimin içine yerleşmiş gibi yine ve yeniden ne çok balık hafızalık bir durum. doğduğum gün bedenlendiğim bedene tekrar hissetmek ne çok kopuş oluyor o zaman. Ne ve kim olarak. Bedenlendiğim hissi daha bir şimdide ama geçmişi şimdide toparlıyor, yoğuruyor, parçalıyor gibi kelimeler yetmiyor şu an ki hislerime. Sindirim sistemindeki yağlar, proteinler, karbonhidratlar bedende nasıl küçük parçalara ayrılıp fizikselden kimyasala dönüşerek bir ve bütün oluyor ya böyle bir şey.. bir şeyler eriyor ve yok oluyor. Her şeyin ötesinde sanki hiç hareket etmiyormuşum gibi sahnede görev alanlarımı izliyorum. Beliriyorlar, bitiyorlar, sonra yeniden başlıyorlar. Bir enerji yumağı gibi her şey. Birbirinin içinde, birbiriyle bağlantılı, varlar, yoklar, anlam üretmeden olmasına izin vererek, yaşamın içinde dolaşıyor bir dansla, as olan can.

Meltem 16.05.22/İstanbul

Meltem-Gün 15: ‘Hava Kabarcığı’

Bu sabahki seansımı danışanımın şehir dışından arkadaşı geleceği için iptal ettik. Sabah dinlenmiş bir bedenle uyandım. Duş, çiçekler, yerleri sirkeli suyla temizleme, odayı tütsüleme derken biraz dışarı çıktım. Yeni diktiğim evimin önündeki küçük alandaki çiçeklerimle ilgilendim. Sardunyalar, Aleo Veralar ve Gül. Bitkilerim de gördüm ki biraz destek iyi gelebilir. Onlara destekler hazırladım, güzelce yerleştirdim. Mini kompost hazırlamıştım. Onu da bir güzel ekledim.

Sadhanam öncesi saat on iki de Fatma Hocamla derste olacağımız için bugüne dair Defne Hocam için mumlarımı önceden diktim. Selam olsun Atina’ya.

Yoga sadhanamda bu sabah Fatma Hocamız tek tek dokundu. Minnettarım. Kediler af edilmiş ve biz TV’deyiz:) Ders sonu herkes açsın sesini dedi ya, seslenesim geldi, içimde durduran bir yan var gevezelik etme diyen onu da gördüm. Vrksasada Sita’yı düşündüm Ashoka ağaçları arasında. Ardha Hanumanasana’da durduğum bir an vardı ki umutlandım. Bir şeyler kıpırdandı. Hava kabarcığı gönderdi. Uzattığım bacağa gelemedi o his ancak içte bir yerlerde varlığını belli eden bir his. Hissettiğim görüldüğü an ki varlığıydı. Kasığımın içinde milim oynattığım yeri hissettim derinlerden ses veriyor cılız bir ses. Aşağılara gel, aşağılara. Duyuyorum seni ses vermeye devam et diyorum ona. Geliyorum engelleri kaynaklarımla, hocalarımla aşarak şimdilik, inşaat alanı oralar benim için beni bırakma, ses ver yüreğimle hissetmeye. Hanuman Hindistan’ dan okyanusu bir adımı ile aşıyor ya, cesaretim o kadar büyük. Egoma karşı, yüreğim bir dağ gibi köklü. Fiziksel bir milim olsa da kapsar cesaretim onu da.

Yoga sonrası kahvaltı derken uyumuş kalmışım bir meditasyonu dinlerken. Bugün içe halliceyim. Hiiiç dokunmadım bu halime, izin verdim. Dışarıdan parktan gelen sesler ninnice, neşe dolu, pat pat top oynayan çocuklar, sesler dağılıyor hafif rüzgarla, güneş ısıtıyor bedenimi, gökyüzünü dinliyorum huzurla kımıldamıyorum. Fatma Hocam biz yoginiler böyle zamanlarda (ay tutulması, dolunay) kabuğumuza döneriz içe.. Aldım bunu da kalbime.

Az evvel kalp köşeme geçtim. Hava kabarcığımın hissiyle dokundum tuşlara ve pitta çizimi koruyan bir bedenle, ruhumun dürtüsüyle, suçiden iyi geceler Sangham

Meltem

15.05.22/İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: screenshot_20220515_204421.jpg
Hanuman

Meltem-Gün 14: ‘Sessizliğin İçinde Birlikte Olmak’

Hızlı bir sabah oldu. Rutin persona işleri telefon görüşmeleri sonrası seanslara geçtim. Acıbadem, Maltepe derken Göktürk iptal

Dönüş yolu bilmediğim sokaklarda dolaştım, yavaş yavaş ilerlerken lastiklerin küçük çakıl taşlarıyla temas sesini duyuyordum. Kulağını sallayan köpeğe oryanteyim. Evine bir an evvel yetişmek istercesine hızlı yol alan arkadaki araç. Yol veriyorum ona. Sen geç, acelem yok. Gökyüzü sakin, ay eşlik halinde. Bu akşamda birlikteyiz. Batmak üzere olan güneşe selam. Sessizliğin içinde birlikteliği yaşıyor olmak o an, her şey bir şey. Arabayı hemen sağa çektim. El freni garc, kapı tıkırt, yavaşça indim. Güneş, ay, kulağını sallayan köpek, havada uçuşan iki kuş. Yavaşça yaklaştım, görebileceğim bir açıklığa gelene kadar. Ve sessizce gözden kayboluşunu izledim, hallerim derince. Usulca arabaya bindim. Ay ile evin yolunu tuttum.

Yoga sadhanamı az evvel bitirdim. Bugün bedenim dinlenmek istiyor..

Güzel bir akşam sizlere Sangham

Meltem

14. 05.2022/İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: img_20220514_200211.jpg
İMaltepe’de Bir Sokakta Gün Batımı , Mayıs 2022 Maltepe



Meltem-Gün 13:’Gece Yarısı’

İyi uykular Sangham,

Oldukça geç bir saat, gece yarısını çoktan geçti, yeni geldim evciğime. Bugün Kandilli’den Bahçeşehir’ e uzanan uzun bir günü mandala boyar gibi tamamladım. Kolayından oldu ve fakat geç oldu. Boğaz ışıl ışıldı. Gökyüzünde nereye baksam sanki ay bana eşlik ediyordu. Yorgun ve uykulu hissediyorum ama her şeye değerdi, içim rahat ve huzurda, verimli bir günü geride bıraktım. Şimdi kalp köşemdeyim. Mumlarımı yaktım, gökyüzünde ay oturduğum yerden size yazdıklarıma şahit. 16 Mayısta ay tutulması ve dolunay. Yaklaşıyor.

Bu sabah yedi gibi uyandım. Evi sirkeli su ile sildim, topladım. Sadhana alanımı adaçayı ile tütsüledim. Mumlarımı yaktım. Doğru duşa, orada yoga sadhanama. Sessiz ve sakindi. Kurmastana da beş nefescik kaldım, yayı kopmuş bir tel gibi hemen ayağa kalkmamanın hissini yaşadım. Sonrası yere iki kat battaniye serdim ve sırtıma Pınar Hocamın gösterdiği gibi blok koyarak uzandım. Dün gecenin yorgunluğuna ilaç gibi geldi epey bir süre kaldım. Seans için son toparlanmalarımı yaptım ve evden çıktım.

Arabamı yıkatmayalı neredeyse üç ay oluyor. Kandilli seansı sonrası bulduğum ilk oto yıkamacıya girdim. Aracım temizlenirken güneşin altında, birkaç yazınızı okudum. Güneş o kadar iyi geldi ki gözlerim kendiliğinden kapandı. Tazelenmiş gibi hissettim. Sonrası bir benzinlikte durdum dilim damağım kurumuştu. Bir çay alarak Bahçeşehir’e doğru yola koyuldum. Seans bittiğinde danışanımın bahçesinde tomurcuk tomurcuk açmaya hazır güller, nasılda çoklar. Vakti zamanı gelince açmaya hazırlar. Bir süre yanlarında durdum.

Bugüne dair sadece bir hafiflik var üzerimde. Huzur. Sanki kıyıya vuran dalga gibi. Bir yağmurun döngüsü gibi. Çabasızca olması gereken, dolması gereken gibi. Yerini bulan söz gibi, ne çok hızlı, ne çok yavaş. İzliyorum kendimi. Boş olmak için vermek, edinileni paylaşmak ki boş olmaya yaklaşmak. Var olanı paylaşmak ki yeniden doğmak.. gece yarısı olması gerekiyordu ki uyanıklığımı hatırlayalım. Bir evruka halidir bu benim için. Şu an’ım kutlu olsun.. Tüm destekleyen gölge yanlarıma teşekkür ediyorum. Kalbim titriyor şu an. Sanki toplu iğnenin ucu kadar bir şeye temas ediyorum o kadar geniş. Gün boyu bugünden bana kalana, akana şükran hislerim yoğun.

Şimdi uykuya gidiyorum. Sabahınız güzellikleriyle gelsin. Yoğunluğun içinden geçerken işleriniz kolayından, ruhunuz huzurda olsun.

Sevgilerimle

Meltem

13-14.05.22/İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: img_20220514_005705.jpg
Gece yarısı ve Şişkin Ay, İstanbul

Meltem-Gün 12: ‘Her şey Bir Yıldız Tozuydu O An’

Sadhanamı sabah Ayça Hocam ve sangham ile gerçekleştirdik. Bir tüy gibi hafifti. Ayça Hocam yazınızı okuyunca o kadar hastalıkla ve baş dönmeleri ile ne güzel konsantre yaptırdınız, kapsadınız hepimizi, bir kez daha teşekkür ederim, varlığınız, yüreğiniz ilham, geçmişler olsun. Dört Hocamızda birer melek.

Simay’cığım o dinlenme halinde benimde parmaklar yerdeydi;) İnternetim vrksasanada kesintiye uğradı birkaç seferdir bu sorunu yaşıyorum. Kaldığım yerden devam ediyorum. Ve her sefer ekran donmasını gerçek zannediyor, sadhanamda uzun uzun kalıyorum. Ayça Hocam bu kadar hareketsiz olamaz diyorum. Görüntü kaybolunca anlıyorum:) Şaşkın ve saf halimi de seviyorum. Telefonla bağlantı kolaylığını yaşamak muazzam, teknolojiye minnettarım.

Bugün yıldız tozlarının ve galaktik gezegenlerin, gökyüzünün, okyanusun içindeyim sanki. Ellerimle dolaşıyorum boşlukta, salınıyorum, denizin dibinden çıkar gibi yukarıya doğru hızla döne döne. Ahtapot kollarımla dans ediyorum. Gökyüzü bir harika, deniz ise rengarenk ışıldayan balıklarla donatılmış. Her biriyle dans ederek, ışıldayan balıkların arasına bırakıyorum kendimi. Yumuşak bir hal var havada, rüzgar ılık ılık tenime değiyor.. Gökte dolaşıyorum kartal kollarımla, gezegenlerin arasından geçerek dans ediyorum. ‘Her şey bir yıldız tozuydu o an…’ Yolculuk yüreğin gözüyle derken açık pencereden esen rüzgar tenime işledi. Rengarenk arabalar, güneşin parlamasıyla ışıldıyordu. Hayaller serbest:) hem sinir sistemi hayalle gerçeği ayırt edemez ki. Böyle böyle yanaştım Halkalı’ya:)

Seans çıkışı gökyüzü durgun mavide, gözlerim gökyüzündeki şişkin Ay’da. Ey Ay, yansımanla, ben Halkalı’ da mavi gökyüzünün altında, sen mavi gezenimin etrafında dönerken hepimizi kapsıyorsun ya, ben titreşen bir noktayım sadece. “Sıfatsız”. Selam olsun..

Dönüş yolumda danışanım bitkisinden dikmem için bir parça verdi. Yeni bir bitki ile eve geldim.. Botanik bahçesine dönüşen evime, yeni bir bitkinin enerjisi eşlik ediyor. Bitki bir kaktüs türü.. Hani böyle boyu uzun uzun uzayan bir türü. İsmini bilmiyorum. Ona ismi ile hitap etmem hoşuna giderdi herhalde.

Sangham sevgiyle

Meltem
12.05.22/İstanbul

Meltem-Gün 11: ‘Kafa Lambası’

11.gün sabahı sadhanamın başında, sabahın beşi gelmek üzereydi. Proje Mandala Namaskar. Taktım kafa lambamı girdim içeriye. Elimde her yapının malzemesi vardı. Her bağlantının içinde de fraktal fraktal açılımlar. Temas etmek istiyorum, tortular sarmış. Şimdilik camekandan bakıyorum tortuların arasından bu eşsizliğe. Her sefer biraz daha dokunuş. Her hareketi nefesle yerine yerleştiriyorum, elimden tutuyorlar. Tuvale değen fırça gibi. Eller, dizler, arka bacak, boyundan uzayarak – boyun arada uzamadan arkaya kaçıyor- kayıt imdadıma yetişiyor ve her dönüşte kahveleri koyup, her geçişte kahveleri yere şimdilik bıraktığım bir seri. Ayak tabanlarım olduğu yere basıyor, kayıyor… Kalçadan tutup kendimi sağa sola kaydırasım var. Her udiyanada beden yukarı bir milimin belki yarısına yakını uzanıyor ya o minik çabanın içinde ter, emek kutsanası. Şimdilik o içteki dürtüyü genişletebilirim. Günün aydınlığı ışık verdi mandala namaskara. Var olanla huzurdayım. Çok şükür.

Sadhana sonrası omzumla ilgilendim. Sağ omzundan dirseğine kadar sızı yayılıyor. Ne zaman pencere silsem, ağrı benimle diğer günlerimde. Susam yağı, kantaron yağı ile masaj, yetmedi bir merhem sürdüm. Sardım sarmaladım. Bir de üstüne karabaş otu çayımı içtim okumalarımı yaparken. Çayın etkisi ile uyumuşum. Ağrı hafiflemişti. Ilık bir duş alarak Yeşilköy’ün yolunu tuttum.

Seans aralarında topraklamaya, merkezlenmeye ihtiyaç duyduğum bir an Yeşilköy sahili imdadıma yetişti. Kısa bir an sadece tadını çıkardım. O kadar genişti. Gökyüzünde güneş ve ay bir aradaydı. Balıkçı tekneleri ile martı süreleri adeta dans ediyordu. Güneş, ay, kum, balıkçı tekneleri, deniz, gökyüzü, martılar, sessizlik ve Yeşilköy’ün geniş gövdeli ağaçları derken diğer seanslara geçtim bu kısa molanın mucizesiyle.

Yeni geldim. Ve gözümden uyku akıyor. Size yazmaya oturdum az evvel. Gün içinde, içim sesli orkestra, konuşuyor sizle durmadan, sanki sizde konuşuyorsunuz da ben de sizleri dinliyorum.

Huzurlu uykular

Meltem

11.05.22/İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: img_20220511_165648.jpg
Yeşilköy Sahili, İstanbul, Mayıs 2022

Meltem-Gün 10: ‘Yel Değirmeni’


Dün kalktığım saatte, kendiliğinden bir uyanışla rutin tünellerinden geçerek yumuşak bir salınışla sadhanamda yerimi aldım. Dün sabah mumları nasıl yaktığıma gelince iz sürücü halim devrede: Uyanınca doğruca meditasyon alanımdaki mumları yakıyorum hızlıca, o yüzden kaçırmışım.. Ortamı adaçayı ile tütsüledim güzelce.

Ve benden önce beni toparlayan bir ben daha var ki o da telefonun saat alarmlarını ve telefonu da tümden kapatan bir ben. Kimseye zarar verme.

Zeminle ilişkim bu sabah pek değişikti. Solum yumuşak, sağım biraz sert basıyor. Güzel haber bedenimde ki bu hissin yayılımını sanki ilk defa yediğim yemeğin tadına bakar, koklar, ağzımda yavaşça gezdirir gibi hissettim. İşgüzar halim olanları hayretler içinde izliyor, bir diğeri tadını çıkartıyor, bir sonraki terlikleri yerini değiştirip ayağıma giydiriyor. Daha kaç ben daha var böyle gün içinde, sevdim onları tek tek.. Görüyorum sizi: Merhaba

Çakride her sefer bir alan açılıyor. Öyle hissediyorum. Yuvarlağın içinde demleniyor, sonra oradan aldığım hisle yoluma devam ediyor, şarj oluyor, cesaretleniyor, güvende hissetmek gibi bir his. Soldan inişte sol burun deliğinden nefesi verdiğimi , çıkışta sağ burun deliğinden nefesi aldığımı ve sağdan inişte sağ burun deliğinden verdiğimi ve soldan aldığımı fark ettim. Yel değirmeninin suyu alması boşaltması gibi. istemsiz çalışan kalp gibi. Sonsuz bir döngü. Nokta kadar bir farkındalık o kadar geniş. Kurmastanada başımın altına blok koyduğumda uzun süre kalabildim. Bedenimin arkasına geçip eğilmelerde bir destek veresim var. Sarmaladım kendimi. Bugün sanki yer yumuşaktı, ben de onun içine girmiş gibiydim. İnşaat alanında dipe doğru alan genişliyor bende içine gömülüyorum. Şükran.

Arada bir ellerimi, bileklerimi ovuşturduğumu farkettim. Hafif sizi var. Eller geriye açıldıkça, üzerine bedenimin ağırlığını hissettikçe, onları tutmak gevşetmek, hareket ettirmek, silkelemek istedim. Dokunasım var canım ellerime, incecik bileklerime. Elimden gelenin en iyisisin. Okşadım.

Sadhanam bitiminde pencereyi açtım. Saat ise 06.09, bu sabah hava sisli, nem var, salyangozlar çıkmış. Sessizlikte bir süre meditasyonda kaldım. Kalbim.

Sabah seansa gitmek için yollara koyuldum. Gittiğim en yakın mesafe, evime sadece 8 dk. Bu süre uzadığında sorun var anlamı taşıyor sistemimde. Gideceğim siteye 15dk da ulaştım. Yolda neyse ki hafif atlatılan bir kaza olmuş. Yolun uzaması rahatsız edici bir his. Randevuda çocuğu ve aileyi bekletmek istemem ancak yol şartları, söz konusu İstanbul olunca anlayışın ışığına sığınıyorum. Danışanımın hiç sorun değil dikkatli gelin, demesi bile rahatlatıcı ve şefkatli o an. Ve her neyse o an, anın içinden su gibi geçiyorum oradan. İnsan insana lazım. Bir söz, bir bakış, bir dokunuş çok şey sürüngen beynime. Kalp olsun, anlayış olsun, her zorluğun içinden geçerken ışık oluyor. Hafifliyor insan. Söze gerek kalmıyor. Dönüş yolunda Açık Radyo’da Fırat Akarsel’den ‘Bir Avuç Su’ şarkısı çalıyor.. Nefes.

Elektrik tellerine baktığımda yaz modunda gevşek. Aracımın lastikleri ise kış modunda.. Değişimi için Çekmeköy’deki lastikçime gittim. Aracımda birkaç yazınızı daha okudum. Varolun.

Dönüşte evime uğradım evde yemeğimi yedim, bitki çayımla keyif ve kitabımı okudum ve istikamet Kanlıca. Uzun uzun ağaçların arasında giderken Teoman’dan Mavi’yi dinledim.


Seans bitiminde çocuk ve babaannesi ile birlikte bahçeye geniş açıklığa çıktık, Kanlıca tepelerinde boğaza karşı, uzun iki fırça ile üstüne binerek dolaştık, o kovboy atına, ben de peri süpürgene bindim. Yaprakları süpürdük, tazecik açmış çiçeklere baktık, dört yapraklı yonca aradık, sonra da attım kendimi çimenlere bacaklarımı kollarımı yanlara açtım.. Kelebek misali içimde bir melodi.. Çocuğun amcası ziyarete gelmiş bahçede. Kısa anlık genişleyen zamandan zamansız hisse şükranla bay bay derken, zaman kendini bir anda hooop toparlanmaya, haydi gidiyorum hoşçakallara, sıkışık trafiğe dalışa bıraktı. Yolda Yaşar Kurt’tan ‘Ruhum’u çalıyorum..

Farkettiğim her şeyimi seviyorum. Yolun içinde yolcuyum, semtten semte sevgiyle hizmete, yürekten yüreğe, varlığıma, içime dönmeye sevgiyle. Kalbimdesiniz.

Neşeyle
Meltem
10.05.22/İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: img_20220510_160941.jpg
Kanlıca, Hidiv Kasrı, İstanbul, Mayıs 2022

Meltem-Gün 9: ‘Sarmalın İçinde Her Neyse O’


04.46 alarm öncesi kalktığımda dilimle buluşan yıkanmış ancak ütüsüz bezin, kıvrımlı hali ne hoş, asarken ütülü olacak şekilde asmamışım. Kıvrımları beğenen bir ben hali var içimde. Arya söyleyen kadının elbisesine, perdeye, kedinin bıyıklarına, tuvale yansıyan kıvrımlara, yaprağın, saçın kıvrımlarına ve kıvrımlı olan her şeye uzun uzun bakarım, bezin rengi mavi. Baktıkça derinlere dalarım, her kıvrım kendime açılan bir kapı, yeni yeni öğreniyorum o gelenin bütünlemeye zemin oluşturduğunu ve hazır hissettiğimde izin veriyorum.. Sinir Sistemi, oryantasyonda bir şeye 3 sn’den daha uzun baktığında oradaki görünür olanla bağ değişmeye başlıyor. Anlam kanalı devreye giriyor. İmaj devreye giriyor, duygu, duyum devreye giriyor. Dış çalkantıdayken içte de bir şeyler oluyor. O yüzden nefesle odaklanmak inşaat alanına güvenli adım atmak kendi sistemimde işe yarıyor. Bazen boşluğun içine, anılara, don-savaş-kaç ya da bize ait olmayan parçalara kadar tehdit algılanan dönemden, tetiklenilen her anı geri gelebiliyor. Bazen de bu anılar bütünlenmeye yardımcı. Bazen de sinir sistemi bununla ne yapacağını bilemediği durumda karmaşık bir hal alabiliyor. Yaşam döngüsü sarmal; indikçe içine, bilinmez kendini belli ediyor. Sinir Sistemi regüle oldukça şu anın içinden daha güvenli bakabiliyorum. Sadhanamda inşaat alanına nefesle girmek, kısa bir oryantasyon, kendimi bilmek güvenli, o kadar mühim.

Bir sarpa nidasıyla yoga sadhanamda yerimi aldığımda, dört gölge duvarda, sitenin aydınlatmaları içeride ve odadaki dört mumu önceden nasıl yaktığımı fark etmediğim bir yüz hali ile suçiye oturdum. Odak nokta göbek deliğine geldiğinde dirişti içsel algımda. Bacak aralarımda hafif sızı eşlik ediyor.. Buyur hoş geldin. Bugün sırttan uzama günü fasulye fideleri. Her sabah üç kere çalan telefonumun saati yoga sadhanamda kendini belli etti.. O sırada eğildiğim yogada saliselerle araya sıkıştırdığım privittim imdadıma yetişiyor: ‘Komşularıma ahimsa, Sadhanada içe odaklan’ açtığım privitti pankartıyla. Yogamı hiç bölmemiş nidasıyla eğilerek saati kapatmaya doğruca odaya gidiyorum. Komşularımın kahramanıyım. İçsel algılama tekrar gözler dirişti noktasına çevrildiğimde inşaata geri dönüyorum. Vaniye geldiğimde gün ağarmış, ellerim kalbime geldiğinde ise derin sessizlik, şu an kendi hissettiğim kadarıyla vardığım nokta kadar hisle. Neyse o. Pencereye yöneldim. Tatlı bir serinlik içime işliyor, biraz izin veriyorum. Bunu hissedebildiğim için şükran doluyum. Gökyüzü bulutsuz, kuşlar sürü halinde bir sağa bir sola uçuşuyorlar, ağaçlar ışıltılı yaprakları ile titreşiyor. Dün diktiğim çiçekler canlı, yalnız arkasına geçen pati dostumda bir hareket, arka ayaklar patinajda. Toprak havalanıyor, karışımlar başkalaşıyor. İyi ki varsın pati dostum, dilerim huzurda ve güvende olursun.

Yogamın 9.günü, içimden geçenleri paylaştığımın, yansımalarımı, gölgelerimi, eriyenleri, erimeyenleri, fark ettiğimin, edemediğimin 9.günü. Her şeyin başındayım, yine ve yeniden her sefer sıfırdan başlıyorum. Ve sangham 9.günümüzü kutluyorum; ay bugün ilk dördünde. İyi ki varsınız.


Bir çocuk kitabı var. İsmi ‘Nokta’ kahramanı çizim yapmayı bilmiyor ve her seferinde yapmayı reddediyor. Öğretmen ona bir nokta koy istersen bakalım o seni nereye götürecek diyor. Kahraman o günden sonra çeşit çeşit, renk renk, desen desen, farklı büyüklüklerde noktalar koyuyor. Ve sergi açıyor..

Cesaret bir nokta kadar yakın.. Şu an her neyse o. Sarmalın içinden nefesimle kuşanarak geçmeye varım. Siz de var olun sevgili Şangham. Her haliniz, sizlerden dökülenler, yazıklarınız, kıymetli ve özenli.. çok teşekkür ederim.

Yarın buluşmak üzere,

Sevgilerimle

Meltem

09.05.2022/İstanbul

Bu görselin boş bir alt özelliği var; dosya ismi: screenshot_20220509_162255.jpg
Peter H. Reynolds ‘Nokta’ 2003

Meltem-Gün 8-‘Benim Umutlarım Hala Yeşil’

Shanga nasılsınız? Sabah annemle görüntülü konuştum. Persona işleri, heyecanla yetişmeye çalıştığım Shadow dersim, bir haftalık yemek, atıştırmalıklar derken, nihayet çiçeklerimle dün kaldığım yerden ilgilenmeye devam ettim.

Aleo Vera bitkimin toprak ve saksını değiştirdim. Yeni minik Aleo Veralar var artık.. Onları tek tek ayırdım, köklerini yıkadım. Menekşeden çoğaltma işlemleri denemelerim sonuç vermiş. Çoğalan menekşeyi de bir saksıyla buluşturdum. Tam o sırada pati dostum pencereye geldi. Siyah-beyaz bir kedi. Pencereden bağ kurduk. Nasıl bir güzellik.. Sıcacık bir kalp. Sessizce bakıştık, söze ne gerek var, sessizliğin dili çok sesli bir orkestra.. Var mısın sessizliğe de.. VARIM dercesine, evet varım.. Sanki zaman duruyor o an, kalpten kalbe yol açılıyor hiçbir şeysizlik, parlak durgun sular geliveriyor o an evrenin sesi sıfır noktasında o an sanki. biyoenerjetik olarak hiçbir şey yapman gerekmiyor, kısa bir an. İçim yeşeriyor… Öylecene… Derin bir nefes alıyorum.


Dün aldığım sardunyaları evimin önündeki küçük bir alana toprak dökerek diktim..Kırmızı gülü budadım:) Bu gül önceki evimin balkonundan getirmiştim. Saksıda duruyordu.. Şimdiyse durduğu yerde kurumuş, yeşermek üzere olan bir dal parçası görünüyor…Benim hala umudum var. Özenle kuruyan dallarını budadım ve köklerini toprakla buluşturdum. Bu bitkim peş peşe gittiğim inzivalar sonrası daha öncede solmuş ve sararmıştı. Özenli bir bakım vermiştim. Çello ve arialar bile dinletmişliğim var.. Maria Callas’tan Ave Maria gökyüzündeki aya, yıldızlara bakarak dinlemiştik. 20 gün sonra çiçek açmıştı.
Minik Aleoveraları da sardunyaların önüne diktim.. Heyecanla toprakla bağ kurmasını bekliyorum.

Bade Nose ‘Çiçek Gibi’ şarkısında umuda yeşil ışık yaktığını söylüyor.
‘Çiçek gibi insanlar kondur yoluma ömrüm. Kalbimden caymak istemiyorum.’

İşte böyle sangham
‘Benim umutlarım hala yeşil.’ Kalbiniz yeşil kalsın.

Sevgilerimle
Meltem
08.05.22/İstanbul