Neşe – Gün 16

Merhaba Herkes

Günler, canım Einstein’ ı haklı çıkarma çabası içine girmiş gibi  karaya ayak basma sürem Dünya’nın kendi ekseni etrafında bir kerecik olsun dönmesine yetmez iken Dolunay’a kadar geçen süre zarfında mata ucundan da olsa 28 gün hareketinin vermiş olduğu motivasyonla basabildim. Dolunay’dan sonra iş yoğunluğu azalıp gün doğumlarına yetişebilecekken olgunlaşmamış yumurta isyanı bedenimde vuku buldu. Vakitsizce gelen isyanın öncüsü lekelere kulak asmayıp ara sıra olabilir, haber değeri yok muamelesi yapıp belgesel yayınıma devam etmem neticesinde durum epey kötü bir hal aldı. Yoğun kanama nedeniyle tansiyon düşüklüğü, ellerde titreme dolayısıyla yapabildiğim tek hareket şavasana şeklinde uzanmak oldu. Tedavi neticesiyle (umarım) yarın kanama 10 günlüğüne duracak ve sonra tekrar normal düzenine girecekmiş.

İlaç yardımıyla yapay bir kesilme ve 10 gün sonra olacak ilk kanama yapay bir kanama olacak. Bu süre içerinde yogama devam etsem mi etmesem mi, sadece meditasyon mu yapsam bilemiyorum. Aslında iç enerjiyi kalbin yukarısına taşımak ise durum meditasyon da yapmamam gerek ya da zamansız olduğundan iç enerjiyi kalbin yukarısına taşımamın  faydası mı olur kafam çok karışık…..

Bu 28 günü ne şekilde tamamlarım bilemiyorum, tavsiyelere açığım. Her koşulda sizleri okumaya devam edeceğim. Tavsiye demişken boylu boyunca yatışlarım esnasında okuduğum Ursula K. Le Guin’in “ Zihinde Bir Dalga “ isimli kitabını özellikle yazmaya ilgi duyanlara çok çok tavsiye ederim

Sıhhatle kalın

Reklamlar

Neşe- Gün 5: Dağdan döne döne gelen niyama

Günaydın okuyan herkes

5. Gün evden çıkmayı planladığım saate göre epey erkene kurduğum saat tam vaktinde yapacaklarımı hatırlatmaya çalışan bir mürebbiye gibi harekete geçti. Hemen kalktım koşa koşa mata geçtim diye yazmayı isterdim tabi ama öyle olmadı. Her beş dakikada bir seslenmeye devam eden Mürebbiyeye ses tonunu beğenmedim deyip susturdum. Sanki artık yatakta yatmıyordum da  nakavt olmak üzere boks ringinde yerde yatıyordum. Mürebbiye de sustuğu için uyur kalırsan işe de gidemeyeceksin diyen iç ses yerden kalkmam için ring de 10′ dan geri sayan hakeme dönüştü. Nasılsa 10’dan 1’e kadar hakkım vardı değil mi ? Hakem 6’ya geldiğin de “Değil !” haydi kalk dedim. Yataktan kalkmaya direnirken ne kadar süre geçirdiğimi, yoga ve iş için hazırlık yapmama ne kadar zamanım kaldığını hesaplamak için saate bakarken zihnim fonda 8 fuul hours of sleep parçasını döndürmeye başladı bu parçanın müziğini pek beğenmesem de sözleri ile aramda bir bağ var.
” When you sleep,
No one is homeless.
When you sleep,
You can’t feel the hunger.
When you sleep,
No one is lonely in a dream.
Without classes,
Without nations..
….
And the sun’s always rising
In the sky somewhere,
And if young hearts should explode
From all the lies they’ve been told…
Let the new night bring you peace
And the promise of tomorrow,
Where we can wake to a new beginning.
…..
Tomorrow, tell me,
Where will you wake up?
Beyond title, beyond these careers and laws,
Something more than borders on a map…
And the sun’s always rising in the sky somewhere……. ”

Bulunduğum konumda güneş bu esnada çoktan doğmuştu. Niyet ettim bana doğan güneşe deyip mata geçtiğimde asthanga güneşe selam ile başlayayım derken 20 dakika sürem olmasından mı yoksa binlerce yıllık bir geleneği kendime bu şekilde uyarlıyor oluşumdan mı nedir kendimi kandırıyorum gibi hissettim.Gerçekten gün aydınlanmadan başlayan meditasyon sonrası ilk ışıklarla Güneş’i selamlamak hissiyat bakımından bana en iyi geleni, kendi pratiğimi en yapmışım gibi hissettireni. Eğitimlerde bir şeyler öğrenme halinde yapılan yoga veya grup halinde durum başka dolayısıyla hangi saat olduğu önemli değil ama iş kendi yogamı yapmaya gelince hissiyat bu. Güneşin bağımsızlığını ilan ederek bu şekilde kendimi nereye kadar kandıracağım diye matın üstünde bedenim Dağ pozunda nefesimden bağımsız düşüncelere daldım. Pratikten kaçmak için bahane üretmeye mi çalışıyordum ?  –Yok yok kendimi kandırıyorum  arası zihin *ulolası ile karşı karşıyaydım resmen. Eski zaman olsa bu düşünceleri durdurmaya çalışırdım ama böyle bir yöntemin konunun istikbali açısından pek hayra delalet olmadığını bildiğim için düşüncelerin gideceği yere kadar akmasına izin verdim.  Düşüncelerin ulolaya dönüşmesiyle ya da zihnimde tekrar eden bu akışın bana ulolayı andırmasıyla dağ pozundan çıkıp başka bir bedensel  hareket yapamadan matın üzerinde kala kalmam  *asanaların yoganın sadece bir basamağı olduğunu hatırlattı. Fakat, heyhat kapitalizm, insan seni ne kadar iyi tanısa da tuzaklarına düşmek bazen ne kadar kolay.  Çoğunlukla pazarlandığı şekil;  mükemmel vücutlu, duruşlu kusursuz instagram fotaları olmasından mıdır nedir yoga deyince asanalardan geri kalan basamakların hatırlanması için zihinde bir ulolaya ihtiyaç duyulması ? Bedenim dağ pozunda zihnim yoga basamakları arası bir tırmanışa başlamış iken *Niyamaların ikincisi olan Santhosa’ya geldiğimde ulolamı oluşturan iki düşünce arası geçişime bir karşılık gördüm; hayatın şu an getirdiklerinin, şartların farkında olma. İngilizceden çevirince kanaat etme olarak geçse de benim bütünden anladığım yola devam edebilmek için andaki şartların içinde  kendine huzurlu bir alan oluşturma . Konu ile ilgili yapabileceklerini ve yapamayacaklarını kabul etme, kendini kabul etme

Matın üzerinde oluşturduğum dağın içinden  Santhosa’ya varmam ile aslında  bu kandırmaca hissiyatının; daha önce bahsettiğim bahane balonlarının yardımına koşmuş, onları tekrar üfleyip şişirmeye çalışan bir balon arkadaşı olduğunu fark ettim.

Meğer bugün mata çıkmam asanalardan başka basamakları gözden geçirmeme vesile olacakmış. 5. Gün pratiğim dağ pozuyla başlayıp Santhosa’ya oradan
*urdhva hastasana ve eller kalbin önüne indiğinde “ and the sun is always rising in the sky somewhere” dizesini bir mantraya dönüştürüp benim mürebbiyenin de katıldığı bir om ile son buldu

Seviliyorsun Patanjali
Yoga merakımdan okuyorum  ama bazen pek anlamıyorum şeklinde dönüş yapanlar halen okumaya devam ederse ve bir gün yola çıkmaya karar verirlerse diyerek kısa kısa, basit basit :

* Ulola: iki hareket arası tekrarlı akış
* Asanalar: Yaklaşık 2000 yıl önce Patanjali  Yoga ile ilgili en eski bilgileri derler toparlar ve Yoga Sutraları yazar. Yoga Sutra’da anlatılana göre Yoga’nın sekiz basamağı vardır. Asanalar sekiz basamağın üçüncüsü olup yaptığımız hareketler, duruşlara tekabül eder.

*Niyamalar ; sekiz basamağın ikincisi, kişinin daha çok kendisiyle olan ilişkisi ile ilgili davranışlar

* Urdhva hastasana; yoga duruşu

Neşe – Gün 4: Güneş’in Bağımsızlığı

Merhaba Sangha

 

Birinci günü yazıp gönderene kadar geçen sürede pratiğe devam edebildim heyoo. Devam edebilmemi sağlayan en önemli faktör olan yazılarınızdan aldığım motivasyonun ( Bu arada artık Pınar Ufuk da okuyabilmek bonus motivasyon oldu.) yansıra zihnimde takılı duran bir düşünceyle ilgili yaptığım bir revizyon var; Düzenli yoga deyince illa sekiz saat uyku sonrası sabah kalkar kalmaz yapılan mümkünse her gün aynı saate tekabül eden yoganın makbul oluşu düşüncesi nereden ve ne zaman zihnime yerleşti bilmiyorum. İşimle alakalı olarak değişen zaman dilimleri içerisinde çoğu zaman mümkün olmayan bu durum nedeniyle de pratik yapmıyordum. Bırakınca da geri dönüşü çeşitli bahanelerle pek zor oluyordu. Bu durumu bahane olarak kullanmaya başlamış olduğumu kendime yüksek sesle söyleyememe halim Fatma’nın yazılarını okurken patlayan bahane balonlarımın çıkardığı ses ile son buldu. Artık bulunduğum zaman diliminde Güneş’in ne zaman doğduğundan bağımsız uyandığım zamanı sabahım ilan ettim her gün aynı saatte sabah olmasa da en azından kendime göre bir sabahım var artık. Senelerdir  gitmeyen ve bahaneye dönüşen bu düşünceyi hayata bu şekilde uyarlamak işe yarıyor gibi bakalım nasıl devam edecek…

İşte bu şerait içinde bugün 14:30 gibi doğan güneşim ile uyanıp yoga için mata geçtiğimde sevgili hocalarımdan biri olan  Swami Basu’nun sesiyle  “ meditate meditate meditate “ üçlemesi duyuldu. Bu tatliş aksanı geri çevirmem mümkün olmadığı için başladım meditasyon yapmaya. Mata geçmeden hemen önce çalıştırdığımı unuttuğum çamaşır makinesine dışarıdan eşlik etmeye başlayan tadilat sesinin etkisiyle meditasyon temellerimi atan David ve Zeynep hocalarımı da şefkat meditasyonumun genişleme aşamasına ekleyip sona vardım.

Kaç tur yaptığımı hatırlayamadığım Ashtanga güneşe selam b serisi sonrası azıcık da geriye eğilmelerle göğüs kafesimi genişletmek istedim. Şefkat meditasyonun bu istekle bir ilgisi var mıydı acaba yazarken fark ettim. Düşüneyim…

Ben düşüne durayım sizler de sevgi ve şefkatle kalın o vakit

Namaste

Neşe – Gün I: Düzensizliğin Düzeni

Merhaba
Hatha yoga eğitimim sırasında okuduğum benim için kutsal niteliğinde olan kitap Mavi Orman ile Defne Suman ile tanıştım. Shadow yoga hiç aklımda yokken sırf Defne hocanın engin bilgilerinden faydalanabilmek için başladığım shadow yogaya devam edebilmem için tüm kolaylıkları sağlayan hocama ve devam etmeyi çok istememe rağmen bir türlü pratiğe devam edemedim. Devam edememeyi de geçip tüm başlangıç hareketlerini unutmamla ilgili bir utanç, kendimle yüzleşememe halimden dolayı geçtiğimiz yaz görüp görüp hocasına olan utancından başını yerden kaldıramayan bir öğrenci gibi yazılanları sessiz sessiz okuyordum. Hocamın hocası Emma’nın dvd si elimde olsa da oradan pratik yapmak kendime verdiğim sözlerle yüzleşme olacaktı sanırım bu nedenle bunu yapmaktan da kaçtım hep. Bu sene tekrar 28 gün yoga hareketini gördüğümde yine o utanç duygusu belirdi içimde okumaktan bile kaçacaktım ki çok çok tanıdık daha önce hocalık eğitimimizi birlikte aldığımız Onur’un da bu hareket içinde yazmaya başlamış olduğunu gördüm ve okumaktan kendimi alamadım her okuduğumda yüzümde kocaman bir gülümseme ile sayfayı kapattım. Garip bir şey şu sangha olayı; aylar süren eğitimde içimi dışıma çevirirken sanki orada bulunan herkesin sesi içime işlemiş gibi, onlardan birinin yazdıklarını okurken de sanki okumuyorum yanı başımda anlatıyor gibi oluyor derken sayfanın kenarında başka tanıdık bir isim daha olduğunu fark ettim. Yıllar yıllar önce yollarımız ilk kesiştiğinde benim görevli olduğum bir seferde Bangkok -İstanbul arası havada bir yerlerdeydik. O zaman yoga eğitimini duyduğumda kaç tane sorumu kibarca sıkılmadan yanıtladığını hatırlayamadığım meslektaşım şimdi yazdıklarıyla, zamanın ve mekanın karmaşasında içimden geçenlerle bir oluyordu. Fatma ile bir başka karşılaşmamız da birbirimizden hiç haberimiz yok iken Shadow yoga eğitiminde olmuştu. O günden bugüne geçen zamanda aynı işi yaptığım birinin işin tüm zorluklarına rağmen shadow yoga pratiğine devam edebiliyor oluşu, bahane balonlarımı patlatıp içimde daha açık bir görüş alanı oluşturması ile birlikte benim için umut oldu.

İki arkadaşımın yazdıklarını okumak motivasyonumu tamamen geri getirse de 28 gün düzenli yoga hareketine katılıp kendime verdiğim bir sözü daha tutmamak ile daha sonra yüzleşmek istemiyordum. 28 günün sonuna yaklaşırken yaptıkları çağrıları gördükçe bir yanım hadi kalk kalk diyor diğer yanım sessizlikte kalmayı istiyordu. Defne hocanın 28 gün sonundaki yazısını okuyuncaya dek kabuğumda kalmak daha ağır basıyordu galiba. “ Sizi seviyorum. Canı gönülden, çok seviyorum……” satırları içimde kalkıp sarılmak isteği uyandırdı. Kafamı yerden kaldırıp sarılmalıydım; yazdıklarının, yaptıklarının nerelere ulaştığını göstere bilmek için yazmak fiziksel bir temas teşekkür olacaktı. Aynı şekilde Fatma’ya, Onur’a ve yazan tüm herkese de sağladıkları motivasyon için birer teşekkür borçluydum. Sesinizi duyuyorum ve tüm düzensizliğimle buradayım diyen sarılma ve teşekkür ihtiva eden bu yazının devamı düzenli bir şekilde gelir mi bilemiyorum.

Tüm motivasyonla birinci gün matın üstüne çıktığımda başlangıcı güneşe selam ile yaptım. Topukların havada olduğu aşağı bakanda konfor alanımdan çıkıp topukları yere indirmeye çalıştıkça hamstringleri çimento dökülmüş İstiklal caddesi gibi hissettim; bırakın bir ağaç gibi uzamayı, esnemeyi tramvay bile geçmiyordu. Yoga yapmadığım her gün bir kasıma kilit vurulmuş gibi hissediyorum. Bedenimin pratik yapmamaya verdiği tepki hızının zaman birimleriyle ölçülebilir olmaması bedenle aramda küslük yaratan bir durum oldu hep, aynı hızı pratik yapmaya başladığımda da göstermesini istemek nafile. Sanırım bu yolla beni disipline etmeye çalışıyor ya da sabretmeyi öğretmeyi amaçlıyor. Topukları indirmek bu kadar zorlayınca biraz daha üstüne gitmek için padahastasana pozunda kalmaya karar kıldım. Beş altı nefes sonra bedenim sese dönüşseydi komşular itfaiye aracı çağırabilirdi. Dünyanın uydusuna kuyruk sokumumu sabitlemeye çalışırken, ellerimi ayaklarımın altına her koyduğumda görüntü daha da bulanıklaşıyordu ama bir yandan da bu pozda kalmak sanki kilitlerimi açıyor gibi hissediyordum. Pozda kalmak zorlaşıp karıncaların çoğalmasıyla aynı oranda bir rahatlama hali de geliyordu. Pratik kendiliğinden padahastasana pozunda uzunca vakit geçermeli Ashtanga güneşe selam b serisi olarak bir döngü halini aldı. 3-4 turda bir çocuğa geçip bir kaç nefes bedenimi dinleyip bedenim durmamı isteyene kadar bu şekilde devam ettim sonunda savasana esnasında ise yeni bir uydu olarak yörüngeye oturmuş gibiydim. Üçüncü günde yazabildiğim birinci günüm bu şekilde bitti sevgili sangha. Düzensizliğin düzeninden hepinize selam olsun. Namaste kalp & kalp