Gün3: Parçadan Bütüne Gidemeyince, Bütünün Parçasını Görmeyi Denemek!

Dünün sabahıyla kabıma düşen yumuşama, an be an değişe dönüşe, yüksele alçala renkten renge boyadı nefesimi. Bir sıkıştım, bir gevşedim. Pratiğe açtığım alan da, hevesle ve heyecanla bilgisayarı alıp elime yazmaya başlatan isteğim de en sevdiğim yemeğe seremoniyle hazırlanışıma benziyordu. Çok sevdiğim bir yemeği hemen tüketmeyi sevmem. En güzel hazırlıklar onun için başlar. Masa kurulur, ihtiyaçlar yamacıma taşınır, eşlik etmesini istediğim bir şey, bir parça, bir ses ya da bir nefes davet edilir. Oh, çok şükür! Dilime değdirmeden, burnumla da tadarım sevdiğimi, doya doya koklayarak. Sonra başlarız birbirimize karışmaya..

İşte kelimeler dökülürken içimden, tadı, kokusu, rengi, sesi çıkıyordu içimdekilerin de bir bir. Baktım az evvel canım sıkılmış, üzüldüğümü hissetmişim, ama ona takılıp kalmamışım belli ki. Yazıyorum çünkü. Red de etmemişim ama! Alanımda ve hala hissediyorum kırgınlığın titreşimini. Yalnızca ondan ibaret olmadığımı hissediyorum bir yandan da. Diğer tarafta, planlar dönüyor, hangi sırayla yapılacaklarını söyleyen seslerle içimde. Peki, diyorum, sizde kalın bakalım, elbet bu mücadeleyi kendi içinizde kazanır ve hayatın içindeki yeri haklı bir sırayla bulursunuz. Ve ben yazmaya devam ediyorum..

Tam da iki günümü şelalenin altında tüm bu duygularla yıkanmışım hissiyle yazmışım tek tek! Bir rahatlamayla uzandım yatağıma. Ardından bir minik gözyaşı geldi, tek bir küçük damla… “daha yavaş ve yumuşak yürüyebilirsin, yürümelisin değil, istersen bu seçeneğin de var” diye seslendi içimdeki sesim! “ne istediğini duyumsaman yeter!” ohh! çok şükür! gevşedim, açıldım, sarıldım ve uyudum derin derin!

Derin bir yamacı aşmışım gibi, kalbim normalin üstünde bir hızda pır pır açtım gözlerimi! Ah biraz daha uyumalı, uyumamalı derken, bugün o zor biraz diyerek kaldırdım kendimi izleyerek, kıvrılıp gerinerek.

Hoooop matın başına! Tadasana! Sesler başladı:

Zemini hisset!

Hissedebiliyor musun?

Ah, tamamen değil,

Peki savaşacak mısın?

Hayır!

Bir dakika dur o zaman. Dur ve sor? Cevabı hissedecek kadar zamana yay bekleyişini: “Ne istediğini duyumsayabiliyor musun?”

Sağ ayağın dışı beni dışa çekiyor. Sağ ayağın içi kayboluyor. Yarım bir köklenme ile hayat da yarım mı alınıyor?, diye konuşup söylenirken sustu sesler. Güzel, tok bir ses: “Sert değil, yoğun bir pratik istiyorum. Gözyaşı değil ama ter istiyorum. Ve başladım akmaya. Ne geliyorsa yol açarak, yoğrulmaya. Oh, ne güzel her bir parçayı hissetmek, açılmak, kasılan noktaları görmek. Arada dengelemeye çalış diyen bir zihne “hadi canım sen de!” diye seslenmek. Terden sırılsıklam olmuşum, hala sağ ayağın içine dair hissizliğime takıldığım anda: Yine geldi o tok ses: “Parçaya takılma, yolu izle. Her zaman biri diğerini etkilemiyor, etkileşim yaşanıyor! Parçadan bütüne varamadığında, bütündeki parçayı bulmayı dene!” Oh! Çok şükür! Yol açıldı: Peroneus Longus: Ayağımın altından kıvrılarak sağ ayağımın sağından bacağımı saran bütüne odaklandım. Oradan uza, oraya köklen! Bir şükür daha: Bedeni tanımak: benim spiritüel kanalım; yolu, yolumu yeniden bulduran.

Pratiğimi tamamlayıp gevşediğimde, gözlerim kendiliğinden açılıverdi odaya! Diktim tavana gözlerimi, dokuları izlerken, odayı kokladım, kendimi kokladım. Aklıma mıknatısın hikayesi düştü. Mıknatıs çeker değil onun doğrusu, mıknatıs tepkimeye girer! Olasılıklarını arttır, yollar açılır, çiçekler açar, açan çiçekler göze görünür. Likya Yolu! Nasıl açılmıştı sahi? ❤

Reklamlar

Gün 1:Dün:Zaman beni bekliyor! Gün 2:Bugün:”Ben de Varım” diyor!

İki gece önceydi, yeni ay gecesi. O gece niyet etmiştim matımla buluşmaya. Bu kez avucumda ne çok şey birikmiş bir halde ve bir ailenin içine büyümeye de niyet ederek. Hoşbuldum!

Döngünün ilk pratiği, içimin dingin fırtınası gibi sert geçecekti belli. Yamaçları çiçek açmaya yüz tutsa da bir o kadar dik vadilerin kadınıyım, bağımsız, asi, kadın, insan.

Isınmaya başlayan bedenimden çıkan ateş, yalnızca unutmaya yüz tuttuğum kayıtlarım değil, kendi isteğimle kopmaya, koparılan bir çiçek gibi, isyanımın da sonucuydu sanki. Başladım sadece açılıp kapanmaya. Açıldım, varoldum, kapandım, varoldum. Ateş, ateş, alev… Ne bekliyordum başka derseniz, beklediğim birşey yoktu, sürprize oynuyor ve bırakıyorum. Bırakabildiğim anların toplamı çoğalsın, manipülatif zihnin beni terkettiği anlarla mümkün olsun bu hazine diye bugün buradayım.

Ahhhh ne ısınma, ne yükseliş, ne açılma! Varlığım varlığınıza armağan olsun dedim, and içtim acıyı yeniden tadar ve insafa gelmeyen şiddetle pratiğime devam ederken. Acıkmış, susamış gibi. Çok şükür bunu da gördüm. Dile geldiğim an ikinci gün! Ve şu an ilk günün aşkına gelen ruhumun ikinci gün konuşmasını yapıyorum, balkon sakin..

Öyle bir yoğurmuş, yoğrulmuşum ki içimde, ilk gün, barınan her can’ın sesi olmuşum kendimden gayrı. Bugün ikinci gün matım sıcak, başım serin. Şeffaflık var bana dair. Kalp var, yumuşama gelmiş, hoşgelmiş. Daha fazla incinebilirlikle daha çok güven ekmişim bahçeme! Şükür ❤