Pelin Burcu- Gün 8 : Bir İstanbul Günü

Merhaba Sanga’cım;

Sabah kaçıncı günde olduğumu unuttum iyi mi? Kaçıncı günü yazmalıyım? Hemen döndüm yazdıklarınıza baktım en son dün yediymiş. O zaman sekiz dedim ve içimin rahatlığıyla başladım. Dokuz olabilir mi acaba diyor zihin. Neyse ne yahu ha sekiz ha dokuz sen yaz yahu. Peki.

Perşembe günü geldiğim İstanbul’u öğreniyorum 🙂 Kuzguncuk’tan Osmanbey’e nasıl gidilir, Osmanbey’den Cihangir’e nasıl gidilir tabii ki yol ve trafik ve saate göre nasıl dönülür? Hep gitmiyoruz ya gittiğimiz yolları tekrar dönüyoruz. Beşiktaş motoru, 30A ve 30M (B de olabilir) , metro, finüküler, DT1 ve DT2, Beşiktaş sarı dolmuş vs hepsine bindim. Bir yere ulaşmak için minimum iki toplu taşıma aracı gerekiyor şükür 🙂

Dün Defne hoca’nın Kış Masalları etkinliği için mesela Kuzguncuk’tan Üsküdar’a 15A ile gittim. Oradan Karaköy vapuruna bindim acaba o da mı motordu? Çünkü İzmir’de motor yok. Deniz üzerindeki taşıma aracımız vapur. Benim için tüm motorlar da bu sebeple vapur. Neyse Karaköy’de indim ama o Eminönü’ne de gittiği için üç kişiye vapurun durduğu ilk durağı sordum. Burası Karaköy mü acaba? Evet. Sonra birine daha sordum burası Karaköy mü acaba? Evet. Sonra birine daha :)) Neden yani değil mi? İkna edilmem gerekiyor. Emin olamıyorum ya ben emin değilken kendimi Eminönü’nde bulursam nolur? En fazla gerisin geri dönerim ama yok illa emin olmalıyım. İstanbul’lu olmadığımı herkes öğrenmiş oldu böylece.

Karaköy’de indim evet. Sonra haritayı açtım. Zoğrafyon Rum Lisesi yazdım. Rota oluşturuluyor. Oluşturuldu 25 dk yürüme mesafesi. Ohh iyiymiş. Salına salına, hiç görmediğim sokaklardan geçe geçe, büyülene büyülene buldum okulu. Lakin ben vardığımda okul kapalıydı henüz. Dedim fırsat bu fırsat ben bir Terkos çıkmazına gideyim. Terkos’u biliyorum dikkat ettiyseniz. Bir yandan da okulu işaretledim zihinde. Albaraka Türk’ün ara sokağı pelocum tamam mı karşı çaprazında da Bambi mağazası var. Tamam rahatlıkla Terkos’a gidebiliriz. Gittim ve döndüm. Hep bu gitmeler ve dönmeler. Ayrıldığım eski sevgililerim geldi aklıma. Kangren olan ama bir türlü ayrılamadığımız sevdiğim adamlar. Adam’lar dediğime bakmayın 39 yaşında bir insan olarak hepi topu 3 adam. Hep gidip gidip dönmeler defalarca. Emre, Koray ve Celal. Hepsi üşüştü dün bir anda. Tek tek gelin dedim ben de. Ama pek niyetleri yoktu tek tek gelmeye. İttifak kurmuş gibi üçü. Neyse ki yürüyordum. Yürüdükçe geldikleri gibi gittiler. İçim bir garip oldu tabii ki. Yıllar olmuş biz ayrılalı, ikisi şu an zaten evli barklı çocuklu. Hâlâ neden gelirler ki zihne?

Kış Masalları etkinliği çok güzel geçti. Defne hoca ve Alper’e teşekkür ederim. İyi ki gelmişim. Pınar hoca’yı da gördüm, Eda’yı da böylece. Lakin bir saat kalabildik biz Derya ile sonra tekrar Osmanbey’e. Beyoğlu’ndan Osmanbey’e 45 dk da varabildik. Şükür 🙂

Akşam Cihangir’de beş yıldan beri görmediğim Gülay diye bir arkadaşımla buluştuk ve beş yılın acısını çıkartırcasına konuştuk özlem giderdik. Sanki araya beş yıl girmemiş ve biz daha dün görüşmüş gibiydik. Böyle arkadaşlıkları çok seviyorum.

Akşam on sularında tekrar geldiğim yolları dönmek üzere yola koyuldum. Gülay Caner diye bir arkadaşını aradı. Çocuk navigasyon bir nevi. Gerçekten. İnanamadım. Herkesin hayatında bir Caner olmalı bence. Üsküdar’a en güvenli nasıl gidebileceğimi sordu. Caner de Beşiktaş sarı dolmuşlar ve ordan da Üsküdar motorunu önerdi. Motor mu vapur mu?

Yirmi üç otuz gibi evdeydim. Akşam rutini. El yüz diş temizliği. Yüz kremleri sürmece. Malum yüzümüz kırışmasın. Ayak yıkamaca Venüs’e adak niyetine.

Ve bir pazar sabahı İstanbul’da. Kahve içip Kafa dergisi okuyorum. Daha ilk yazıdan vuruldum. Bedia Ceylan Güzelce ‘yüz yüze’ diye bir yazı yazmış 100. sayı şerefine. Ağlıyorum içime içime.

‘Kimin bana ihtiyacı var diye düşündüm,zor soru,sorması zor, yanıtı basit, cevabı kalın harflerle yazdım: HİÇ’ B.C.G.

Görüşmek üzere Sanghamu

Pelin Burcu

Herkese iyi pazarlar

Reklam

Pelin Burcu : Gün 6-7- Meydan Okumaca Dünyaya

İstanbul’dan merhaba canım Sanga,

Dün öğlen İstanbul’a vardım. Sabah İzban’la başlayan yolcuğum, uçak ile devam etti. Ardından ayarladığım bir transfer ile Kuzguncuk’a vardım. Sanga’dan sevgili Vincent ve Nükte’nin evinde misafirim. Çok sağolsunlar kapılarını açtılar. Biraz sohbet muhabbet ettikten sonra on beş gibi evden çıktık ve tam üç toplu taşıma ile Osmanbey’e vardık. Dönüşte de aynı döngü devam etti. Gözünü sevdiğim İzmir dedim. Tek vasıta ile bir yerlere gidebilmek meğer ne kıymetliymiş. Nevrim döndü vallahi. Bünyeme ağır geldi. Lakin eve vardığımızda öyle çok da öldüm bittim modunda değildim. Vata çok coşmuştu dilimden farkettim 🙈

Yüz yüze yoga yapmak, uzundur görmediğim insanları görmek, yeni insanlarla tanışmak ne iyi geldi bir bilseniz. Derya da yazmış. Meğersem dip dipe nefes almışız da bir birimizi tanımıyormuşuz. Ne mutlu ne hoş bir buluşma oldu. Boynuna atladım resmen sarıldım. Sarılmak ne güzel şey…

Kaç günden beri aklımda bir türlü yazamadım. Bari vaktimde genişken paylaşayım. Brene Brown’un Acımasız Dünyaya Meydan Okumak adlı kitabını okuyorum. Kitabın kapağında “Gerçekten ait olmak ve tek başına ayakta durmaya cesaret etmek” yazıyor. Türkçe çevirisi çok şahaneli değil onu diyeyim ama idare eder işte.

Kitabın 51. sayfasında şöyle yazıyor ;

“Chicago Üniversitesi’nde nörobilim araştırmacısı John Cacioppo yirmi yıldır yalnızlık üzerine araştırma yapar. Yalnızlığı ‘sosyal yalıtılmışlık algısı’ olarak tanımlar. Kendimizi bağlantımız kopuk hissedince yalnız hissederiz.”

Sonra da şöyle devam ediyor;

“ Yalnız olmanın ve yalnız kalmanın çok farklı iki şey olduğunu bilmek gerekir. Yalnız kalmak, yalnızlık içinde kendinle olmak güçlü ve şifalı bir şeydir. İçe dönük biri yalnız kalmaya büyük önem verir ve ben en çok başkalarıyla birlikteyken yalnız olduğumu hissederim.”

Sayfa 53’te de ;

“Yalnızlık toplumsal bağlantıya ihtiyacımız olduğunu söyler; hayatımız için besin ve su kadar önemlidir. Cacioppo ‘ Yalnız olduğunu inkar etmek aç ve susuz olduğunu inkar etmek kadar anlamsızdır’. der”

Daha önce de yazdığım gibi yıllardır bunun etrafında dolanıyorum. İşte bütün mesele bu diyip yazıyı bitirirmişim. Yok henüz bitirmeye niyetli değilim. Çünkü bize bağlayacağım.

Yani burada yazılanlar, yazıp paylaştıklarınız gerçekten en azından benim için çok kıymetli. Yalnızlık hissiyatı sayenizde azalıyor. Bir grubun parçası gibi hissetmek ve aynı şeyleri sadece benim yaşamadığımı görmek ve aslında hepimizin hikayeler her ne kadar farklı olsa da ortak duyguların ve hislerin etrafında döndüğünü bilmek sanki daha da beni size bağlıyor gibi.

Yani iyi ki..,

Hepiniz iyi ki varsınız.

Öperim sizleri

Sevgimle

P.B

Pelin Burcu : Gün 3-4-5 : Heyecan

Merhaba canım Sanga,

Yaklaşık 20 dakika önce eve girdim. Bir günü de devirdim. Yarın İstanbul’a geleceğim için stüdyodaki dersleri üç güne sığdırmış Perşembe ve Cuma’yı tatil ilan etmiştim. Haliyle bu üç gün koşturmacalı geçti. Ha yazdım ha yazacağım dedim ama yetemedim. Yazdıklarınızı da okuyamadım ben gün 3’te kaldım. Lakin yarın sabah erkenden havalimanına gideceğim ve bir saat İzban yolculuğu beni beklediği için yazdıklarınızı okuyacağım. Söz 🙂

Bavula bir kaç bir şey daha yerleştireyim sonra inşallah güzel bir uyku çekerim.

Sizleri göreceğim için (kimleri göreceğimi tam bilmemekle birlikte) çok heyecanlıyım:)

Öperim Sanghamu

Pelin Burcu

Herkese tatlı rüyalar

Pelin Burcu – Gün 29 : Teşekkürler ve Gidemiyordu

Bu çember açılışının haberi ilk geldiğinde çok heyecanlanmıştım. Heyecanım günden güne artarak katlandı. Buraya yazma ve sizlerle buluşma heyecanı. Yoksa her gün kendi içsel atlasımda heyacan neşe keyif coşku içinde değildi. Düştüm kalktım geçirlerden geçtim, ağladım çokça, çokça da güldüm sayenizde. İnsanlık halleri işte. Ortak insanlık deniyor şefkat eğitimlerinde. Yani yalnız değiliz biz arada öyle düşünsek de. Mesafeler olsa da , birbirimizi hiç görmesek de biliyoruz ki bi yerlerde birileri bizim için bi mektup ötede❤️

Kaçırdığım isim varsa şimdiden affola. Hepiniz muhteşemsiniz. Hepiniz iyi ki sanga.

Felek, Umut, Berrin,Gülhan,Zeliş,Ebru, Şenay, Melek,Tuba K. ,Tansel, Ayşıl ,Aynur, Büşra,Eda,Meltem,Derya,Gizem,Pınarline,Selen,Merve,Alican,Doğa,Yasemin,Nilüfer,Fulden, Özgür

Ve canım hocalarımız ; Pınar, Defne, Ayça ve Fatma.

Ve oralarda bir yerlerde hayalet okuyucu olarak bizi takip edenlere ❤️

Kocamandan yürekten bir teşekkür hepinize. 🙏🏼❤️🌸 Yine yeniden başladığımız günlere dönme niyetiyle. Bu çember döner mi yine? Döner bence 🙂

Sevgimle

Pelin Burcu

Pelin Burcu – Gün 29 : Görüşmek Üzere

Günün aydın olsun Sangamu,

Sabah 05.30 da sol ayak tabanımın kaşınması ile gözlerimi daha açamadan sağ ayağımla kaşınan sol ayağımın işini görmeye çalıştım. Bir iki kaşırım geçer diyorum içimden. Yok ama namümkün. Ben kaşıdıkça daha çok kaşınıyor. Alla alla diyorum bu neyin hikmeti ola ki? Sol ayak tabanı kaşınması ne anlama geliyordu? Bir yere mi gidecektim biri mi gelecekti? Hani sağ ve sol avuç içinin kaşınması para gelecek para gidecek ‘e bağlıyorlar ya. Dedim bu ayaksa kesin bir gitmek gelmekle ilgili. Bu düşünceler geçerken ben kaşıma eylemine devam ediyorum. Sonra bi anda dedim ki acaba Tanrı’ların bi işareti mi bu? Kalk Pelo yogaya dur çağrısı mı? Böyle düşünmek daha iyi geldiği için yeminlen kalktım yataktan. Kaşı kaşı geçmiyor gerçekten. El yüz dil diş temizliğinden sonra araya hiç bir şey koymadan geçtim yoga odasına ışığı ve panjuru dahi açmadan yaktım bir mum oturdum suçiye.

Başladım saymaya. Siz de benim gibi sayanlardan mısınız? Nefes al ver 1 uddhiyana, al ver 2 uddhiyana… Hop ordan mandukasana hop ordan mayura, hamsa mayura( çok seviyorum kendisini) derken başladım. Sayıyorum hep içimden. Dansa başlamadan yeterince ateşle hemhal olmuştum. Bir tur danstan sonra, jyotisha haritamda Güneş düşük bir enerjide olduğundan, Berrin pazar günkü yoga çalışmanda güneşe selamların sayısını arttır diye bir tavsiye vermişti. Arttırdım. Normalde 3 tur yaptığım güneşi selamlamaları 6 tur döndüm. Kan ter gözyaşı bıraktım yoga halıma. Güneş bu adağımı görsün emi? Terler şıp şıp. Hava da sıcak tabii onun da etkisi var. Burası İzmir valla sıcak.

Yere indikten sonra bi ferahlık ve serinlik. Sanki kızgın kumlardan serin sulara atlamışım gibi. Yine sayıyorum tabii nefesleri. Arada da Defne hoca aklıma düşüyor, merak ediyorum. Ne yaptılar nasıllar acaba? Hoop tekrar nefese ve saymaya. Bu bugün o kadar çok tekrarladı ki. Kalk bir mail at hocaya. Yok kalkmicam bitsin sonra mailimizi atarız sorarız ararız tamam mı diyorum. Daha jade lady var, hasta karanalar var. Ortasında bırakamam şimdi. Yok o hala diyor ki Defne ve Kokia ne yaptı acaba? Onun arka fonda konuşmasına izin vererek kaldım. Om ram yam’dan sonra odadan bi çıkışım vardı ki görmeliydiniz. Koşarak elime telefonu aldım. Ve maili attım. Rahatladık mı evet.

Böyle güne başladım işte sangamu.

Öğlen stüdyoda fotoğraf çekimi var.

Sonrasında minik bir toplantı.

Günün özeti.

Şimdi bir kahve demleyip okumadığım yazılarınızı okuyacağım.

Hepinizi çok özleyeceğim.

Varlığınız çok şey kattı bana.

Hepinizi öpüyor ve sarılıyorum.

En önemlisi de bu kadar samimi, yalın, filtresiz yazabildiğime yüreğini açtığın için çok teşekkürler. Sen de aynısını yaptın ve yüreğinden öperim.

Tabii ki görüşcez yine yeni 28günlerde.

Muah

Pelin Burcu ❤️

Buraya bir dua bırakayım;

Bugün, Evreni Yaratan, bize kendimizi yargılamaksızın olduğumuz gibi kabul etmemize yardım etmeni diliyoruz. Zihnimizi bütün duygularımız, düşlerimiz, kişiliğimiz, eşsiz varlığımızla olduğu gibi kabul etmemize yardım et. Bedenimizi bütün güzelliği ve kusursuzluğuyla olduğu gibi kabul etmemize yardım et. Kendimize duyduğumuz sevgiyi öylesine güçlendir ki bir daha hiç dışlamayalım varlığımızı, mutluluk, özgürlük ve sevgimizi baltalamayalım.

Pelin Burcu – Gün 26-27-28 : Çember

Merhaba Canım Sanga,

Seni ihmal ettim sanma. Fırsat buldukça yetişmeye çalıştım yazdıklarınıza. Ben ara ara susup, yazdıklarınızla demlenip yine ara sıra yazan oldum buraya. Bu halimi de sevdim. Sürekli bir yazma baskısı hiç hissetmedim sayenizde.

Az önce Zoom ekranını kapattım ve tahmin ettiğiniz gibi mutfak masasına konuşlandım. Kasım ayında başlayan Mindfulness ve Şefkat eğitiminin asistanı olarak az önce kapanış buluşmasını da gerçekleştirdik. Eğitimde 40 kadındık. Eğitmenlerden David’i saymazsak 🙂 katıldığım ya da asistanlığını yaptığım tüm eğitimlerde bu kural hiç bozulmadı şimdiye kadar. Lakin bu şadov yoga okulu bunu kırdı. Şükür aramızda erkek arkadaşlarımız da var. Ve bu çemberin enerjisini nasıl güzel değiştiriyor aslında.

Kasım’dan bu yana süren ve neredeyse her hafta sonu sabah 10.00-18.00 arası süren eğitimin bitmesi içimde yine bi boşluk duygusu yarattı. İnsan insanın boşluğudur diyordu Hüsnü Arkan bir şarkısında.

Sabah erken bir saatte uyandım. Dün gece kabuslar gördüm. Korkmadım sıcaktan zaar deyip uyumaya çalıştım. Uyandığımda uykusuz değildim. Stüdyonun yolunu tuttum. Öğrencimle buluştum. Bir saat yoga çalışmasından sonra eve döndüm kendime bir kahve yapıp ekran başına geçtim. Derken eğitimin kapanışı. 4 saat su gibi geçti.

Sanga’mızın Jyotish uzmanı Berrin’in sayesinde başladığım Satürn günlerine adak adama ritüeli devam ediyor. Sade Sati boyunca da devam ettirmeliymişim geçen hafta onu öğrendim Berrin’den. Yaklaşık 2 sene yaptıktan sonra şöyle bir ara vermiştim kendimce. Yeniden başladım geçtiğimiz hafta düzenlediğimiz inzivada. Gün onun için sevgili Satürn’e adanmış bir şekilde geçecek.

Dünden beri çember olabilmenin kıymeti üzerinde düşünüp duruyorum. Ve içimden Yeni Türkü’nün Çember’ini söylüyorum. Burada da hocalarımız sayesinde bir çember açtık ve çemberi kapatacağız. Açılır ve kapanır çemberler. Ya içinde yer alcaktım ya da dışında. İçinde yer almayı seçmek beni çok besledi. Teşekkürler Sanga. Gerçi şimdi buraya seçtim diye yazdım ya, 3 günden beri Tansel’in Fularlısını :)) ( aslı Fularsız) dinliyorum. Özgür irade serisini. Yeminlen beynim yandı. 😂 anlayanlar anlamayanlara anlatsınlar lütfen.

Cümlelerime burada son verirken, ne kadar kıymetli olduğunu yine yeniden söylemek istedim.

İyi ki varsın Sanga

Daim ol❤️

Hepinize kolaylıkla akan güzel bir Cumartesi dilerim.🙏🏼

Sevgimle

Pelin Burcu

Pelin Burcu- Gün 25 : Günün Özeti

Canım Sanga,

Yine bi gidip geldim yazmakla yazmamak arasında. Oturduğum muftak masasında güneşi batırdım. 19.30 daki dersim iptal olunca en sevdiğim saatleri değerlendireyim dedim. Güneşin batışını izledim. Hüzünlendim ara ara lakin bugün şükran duygusu çokça.

Sabah hummalı bir güne uyandım. Bahruşka(matruşka gibi:) ve Remzoş geldiler. Pandemide bana gelen ablalar. Onbeş günde bir evi bakıma alıyorlar ve gerçekten iyi ki varlar. Onlar olmayaydı niceydi halim. Evde temizlik başlayınca ben de evden kaçtım resmen. Öğlen dersim vardı zaten. Stüdyoya gittim. Dersten sonra da Ingo diye bir kafeye oturup okumaya yetişemediğim tüm yazılarınızı okudum. Kimi zaman hüzünle kimi zaman yüzümde kocaman bir tebessümle. Yorumları da es geçemiyorum. Onları da okuyacağım elbette ve hatta yorum da yazacağım.

Kafeden kalkınca bir kaç iş hallettim. Daskların süresi gelmişti, trafik sigortası vs derken acentedan çıkarken bir sürü para bayılıp çıktım. Gidenin yeri dolardı elbette çünkü evren boşlukları sevmezdi değil mi? Yani inşallah öyledir:)

Instegram’a fotoğraf yükledim altına bir kaç satır bir şey yazdım. Yok aslında baya uzun bir yazı yazdım yalan olmasın. Pek kimse okumuyor zaten ondan döktürüyorum ara da. Fotoğrafı beğen geç’cileri tespit edebiliyorum artık.

Yine oldu mu sana günce. Şiyirli nesirli entellektüel bilgi paylaşımlı bir yazıdan eser yok şimdi.

Merhaba günlük diye başlasam tam olacak değil mi? 🙈

Yoga’ya durmadım. Çadır halleri devam. Cuma sabahı anca dönerim gibi. Kazaları kılarım Defne hocanınki misali. Ben tembel öğrenci . Pelin Burcu , evet hocam , yoga çalışması yaptın mı? Yok hocam yapmadım. Niye? Çadırım hocam. Oturarak da olsa çadır yogası üstüne jade lady üstüne hasta karanları yapabilirdin. Otur sıfır.

Sıfırı yedim bugün sanga. Sözlüden çaktım iyi mi? Kanaat notu diye bir şey vardı benim zamanımda hala var mı? Geçer miyiz sence sınıfı?

Cumartesi Kalben geliyormuş İzmir’e? Kalkıp gitsek mi ? Ne güzel olur aslında hadi hep beraber gidelim ayy hayali bile heyecanlı.

İzmir’in sıcağına dem vuran canım sanga ben de katılayım kervana. İzmir çok sıcakladı. Şikayet etmiyorum ne münasebet. Biz ne sıcaklar gördük değil mi? Çok şükür bi saatte denizin dibi. Kızgın kumlardan deniz sulara salarız kendimizi.

Öperim hepinizi.

Bu 28günyoga devam eder mi? Etsek ya.

Mis geceler dilerim.

Bu aralar bir ninni dinlemekteyim.

Pelin Burcu

Ninni

Pelin Burcu- Gün 23 : Filtresiz

gün devrilmek üzereyken yettim yetiştim demek istedim, selamlar olsun hepinize…

dün zaten inzivadan kalanları toparlamakla geçti. bugün de devam etti. madem çadıra girmiştim dün hakkını vermeliydim. dinlenmeli ve içimi dinlemeli ‘kendime dön’ meliydim. -meli -malı ‘lardan hiç haz etmiyorum. geç uyandım. her pazartesi günü olduğu gibi 10.00 daki terapistime gidecektim. lakin bu sabah listemi sıralayacaktım. sizi bırakmaya karar vermiştim aslında ile başlayıp alt alta dizecektim gerekçelerimi. gittim ve yaptım da. sonuç devam ediyorum haftaya pazartesi 10.00 da yine gideceğim. şema terapisi çalışıyoruz. ilk gittiğimde bu yaklaşım benim için yeni olduğu için tüm kitapları sipariş edip didik didik okumuştum. bağlanma teorilerine dair okuduğum onca kitabın üstüne bir de şema terapisi eklendi. ( terapi yazmaya çalışırken telefonun bana önerdiği trapez kelimesi daha cazip geldi aslında) duygusal yoksunluk şeması vardı. anam ve babamla bağlanma şekli kaygılıydı. fedakarlık şeması da vardı. terk edilme şemasını da üstüne ekle muhteşem üçlü. ağlamaktan içimin şiştiği ve neden hep ilişkilerle sınandığımın büyük resmi. insan olmak gerçekten zor. yorgunum. bugün de alıp başımı gidesim geldi yine. güçlüyüm de çok. doğum travması var. erkek bebek beklenirken kız olarak dünyaya gelmemden mütevellit. erkeklerin yapabildiği her şeyi yaparım. yeter ki anam babam beni sevsin , kabul etsin. evet kız doğdum ama bakın ben güçlüyüm her şeyi yapabilirim. mevzu uzun içinizi boğmayayım.

uzun derinlikli şeyler yazma endişesi bende de var. bi bakıyorum bildiğin benimki günce gibi. onca yaratıcı yazarlık atölyesi boşa mı yani? edebiyat parçalamam gerekiyor. sanga nasıl da güzel yazıyor oysa ben ? hadi burdan yak kusurluluk şeması. bu da cepte.

fularsız entellik’i dinledim bugün çokça. Tansel’e teşekkürlerimi sundum dinlerken. bir de sıla’nın yeni albümü çıkmış. iyice melankoliğe bağladım. derken Berrinkom’un instegram gönderisini gördüm. çok duygulandım. okudukça ağladım. halbuki ne yapıyorduk duygularla savrulmuyor duyusal olmayı araştıyorduk. gözyaşları şelale. minnetle şükranla teşekkürle.

bugünü es geçecektim gerçekten. halim de yoktu enerjim de.

sonra dedim ki yaz pelo belki iyi gelir kalbe. Geldi de…, oradaki varlığınızı bilmek iyi geliyor yüreğe.

Acımız ortak, görünürde hikayeler farklı görünse de.,

Yaran yaramdır sanga

Acın acımdır

Lakin küçük emrah a da bağlamayalım.

Biz üfleriz birbirimizin yaralarına. İyileşiriz hep birlikte.

Sevgimle

Pelin Burcu

Pelin Burcu- Gün 22 : İnsan olmak zor

Selamlar olsun Sanga,

En son yazacağım diye bıraktığım yazıdan sonra yazamamak…, gün kaç oldu? ben hangi günde en son yazı bıraktım hepsi uçtu gitti çünkü unutmak düş gibi.

Az önce eve girdim. Sessizlik inzivası bitti. Ve ben de biraz telefondan uzaklaşıp doğanın göbeğindeyken sessizleşeyim istedim. Evet ben aracılık eden olarak sessiz değildim lakin telefonu kapatma sözü verdim. O kadar iyi geldi ki sanga anlatamam sana. Bu sebeple ne yazı yazdım ne yazılanları okudum. Affola.

Yazıya durmadan önce kaçıncı gü olduğuna bakıp okuyabildiğim kadarını okudum lakin çok da inemedim aşağılara.

Yorgunluk var illa . Keyif, huzur, şükür, hüzün de yanında.

Duygusal olmayalım ve duyusal olalım araştırmada.

Bu süre zarfında yazmadım ama yoga yapmadım sanma. Berrinkom’la ( sizler onu Berrin Boyar olarak tanıyorsunuz) inzivada verdiğimiz dersler sonrası ikimiz de aynı anda koyulduk. Yan yana. Nefes nefese aktık. O 3.prelüde bağladı ben dansa. Oturduk sonunda aynı anda. Şükrettik aynı okulun öğrencileri olduğumuza. Ne kadar da özlemişiz yoga yapmayı yan yana. Çok iyi geldi hem bana hem ona.

İnziva kısmı uzun, derin, yoğun. doğa ana, gök baba. Jyotish ve Ayurveda da yoganın yanında rehberlik ettiler yolculuğa. Berrinle hep konuştuk. ‘İnsan olmak ne zor’ la başlayan derin sohbetlere daldık. Aynı odayı paylaşıp hatta aynı yatakta da yattığımız için yattığımız yerden unutamayacağımız kahkahalara da imzamızı attık.

Berrin & Ben

Bu şimdi kısacık seni unutmadım, kalbimdeydin yazısı olsun.

Seni seviyorum Sangamu,

İyi olalım,

Mutlu olalım,

Huzurlu olalım,

Acı ve ızdıraptan özgür olalım..,

Sevgimle

Pelin Burcu

Pelin Burcu – Gün 17&18 : Rüya

Günün aydın olsun Canım Sanga,

Dün yazamadım size lakin uyuyana kadar tüm yazdıklarınızı okudum. Az önce de ben uyuduktan sonra yazılanların hepsini. Nedense garip bir his oluştu içimde. Yazılanları okumasam çemberden çıkacakmışım hissi. İçten gelen bir sorumluluk bilinci ile. Hayatımın her alanında keşke böyle olabilsem. Belki zamanla olur. Ne dersin? Dün sabah meditasyon dersimden sonra Berrin’e yardıma gittim. Ev taşıyor. Ben de bir ucundan tutarım diye destek teklif etmiştim. Berrin de sabah destek çağrısında bulununca giyinip çıktım. Oradan stüdyodaki dersime gittim. Dersten sonra bir kaç iş halledip eve döndüm. Bir şeyler ye, evi topla sonra yine stüdyoya. Arka arkaya iki dersten sonra akşam 10.00 da evdeydim. Yazılanları okuyup uyudum. Olağan bir gündü.

Bu sabah da 05.45’te uyandım. Sabah 06.30 daki dersimden önce minik rutinlerimi yapıp stüdyoya gittim. Öğrencim benden önce gelip yerine kurulmuştu. Güzel bir ders yaptık birlikte. Bu öğrencimle ayrı bir bağ var aramızda. Yogaya ilk başladığım yıllardaki bana çok benziyor. Kendimi görüyorum bir nevi onda ve çok fazla eşzamanlılık yaşıyoruz. ‘Hocam inanamıyorum’ diyor bazen bana 🙂 Öğrenci hazır olunca hocasını bulurmuş diyorlar ya, gerçekten de öyle. Herkesin hocası geliyor, benim hocalarımın bana geldiği gibi. Kendiliğinden… Şükürler olsun.

Pazartesi gününden beri psikoloğun söyledikleri ve yaşadığım süreç zihnimin arka tarafında dönüp duruyor. Hani ben bunu yıllar önce çalışmıştım. Hani hallolmuştu. Hani hani hani.. Yoga’ya düştüğümden beri yaklaşık 8 yıl oldu sanırım, ben kimim üzerinde fazlaca çalışmaya başladım. Yıllar yılı bir sürü sessizlik inzivası, aile dizimleri, kolektif alan terapileri, teta healing seansları, kranyosakral terapi, şaman yolculukları vs vs…, hepsi de zamanında çok işe yaradılar ve o andaki ihtiyaçlarımı karşılayıp bana yepyeni bir vizyon ve bakış açısı da kazandırdılar. Bazı şeyler yerli yerine oturdu zihnimin odalarında, kalbimin derinlerinde. Geçtiğimiz Aralık ayında da psikoloğa gitmeye karar verdim. Aralık ayından bu yana her hafta gidiyorum. Biraz yorgunum ve bıkkınım bu ara. O hani soruları son seansta patladı. Boşuna mıydı bunca yılın çalışması? Döndük yine başa. Yo yo yo … Böyle dediğime bakmayın ben yine seve seve devam edeceğim seanslara, kendimi biliyorum. Sonuna kadar 🙈 Bir ömür hatta başka hayatlarda da devam edecek kendimle bitmek bilmeyen derdim. Evet bazen yoruluyorum. Bazen ağır geliyor, bazen bırakıp her şeyi kaçmak istiyorum, böyle uzaklara gitmek. ( o uzak neresiyse ) sanki gitsem her şey değişecek ilüzyonu. Her şey bir illüzyon mu? Bu dünya bir rüya mı? Rüya diyorlar ya ondan yazdım böyle. Rüyadaysak uyanalım. Uyanmak için bunca çalışma. Kendini bilme, kendini araştırma. Sen sen ol uyuma, uyanık ol. Rüya içinde rüya mı yoksa?

Zihnim uçuş uçuş anlayacağın üzere. Bugün çok iş var yine. Yarın sessizlik inzivamız var. Onun hazırlıklarına koyulacağım bu yazıyı bıraktıktan sonra. 4 gün Selçuk’ta Emine diye bir arkadaşımın çiftliğinde. Heyecanlıyım. Ben hoca olarak sessizlikte olmayacağım için yazarım tabii ki size. Oradan da haberler veririm.

Şimdilik böyle sanga

Öperim seni

Tabii ki sarılırım da.

Muaaaa

Pelin Burcu

Not: Ben de sevgili Pınar gibi başlığı en son yazanlardanım 🙂 başlık bu satırlardan sonra yukarda .