Pınar K. – Gün 14

Bu sabah dersimiz vardı. Sen misin “Topu topu üç hareketim var” diyen! Defne hoca bi dolu yeni hareket ekledi. Şikayetim yok elbette ama ah bu hafızam. Yanımda defter de götürmemiştim, utanç içinde eve gidince hemencecik yazarım dedim. Yolda gelirken, hazır çarşıya çıkmışken şu işimi de halledeyim, şunu da yapacaktım diye diye vakti geçirdim. Zaten kafamdaki yerlerinde zar zor duran hareketleri de dikkatim dağılınca hepten kaybettim. Aklımda kalan tek şey kahveler…

Eve geldikten sonra da hala akıllanmadım. Öğrendiğim hareketleri bir yere yazma işini de yapılacak diğer işlerin olduğu listeye ekledim, gönlüm rahata erdi. Listeye ekleyince sanki unutma katsayım sabit kalacak. Olayın farkına varamadım, başka işlerle meşgul oldum. Sıra geldi sıradaki ünlü işimize. Yazmaya başladım. Kahveler… Hımm. Eee. O kadar. Aklımda önce hareketlerin tariflerini yazıp, sıralamayı bir güzel ezberleyip sonra da bugünkü yogamı yeni haliyle yapıp yazımı yazmak vardı. Baktım yazamıyorum, bizim pdf imdada yetişir dedim. Sevgili pdf’te de tanıdık olarak sadece kahveler var. Bir kaç hareket daha var ama sırası başka yerde. Bari yaparak hatırlamaya çalışayım dedim, ki bunu da yapmamam lazım biliyorum. Şimdiye kadar yaptığım eski seriyi daha az tekrarla bitirip yeni hareketlere geçtim. Kahveleri de düzgün yapamıyorum zaten. Nefes oturmadı. Bir tek onu bile çalışsam iyi aslında. Geriye kalanları da aklımda kaldığı kadarıyla, bazılarını unutarak, aradaki geçişleri hepten şaşırarak yapmaya çalıştım.

Bugünkü derste de farketmiştim ki daha önce öğrendiğimiz soğumalardan bile unuttuğum hareketler varmış. Yani bir sonraki derse defter kalem şart oldu. Yarın yoga yok.  Yarını bu problemimi çözmeye adayacağım. Bugünkü yaptığım sırayla bir yazayım. Üstüne düşüneyim. Bakalım belki çıkarlar bir yerlerden. Çıkmazlarsa da mecbur soracağım.

Bir de hazır bugün 8:30’da kalkmışken yarın da bu şekilde devam etmeye niyetliyim. Bakalım. Şimdi buraya yazdım ya, kesin yapamam. Sessiz ve sinsi bir şekilde ilerlesem daha başarılı olabilirim bu konuda.

Pınar K. – Gün 13

Yogasız geçen üç günün ardından bugün yoga yapmak için pek hevesli bir şekilde kalktım. Özlemişim. Kalktım derken erkenden kalkamadım yine, olsun. Olacak, bir gün o da olacak, hem de yakında.

Hevesle başladım ve ne göreyim. Vücut herşeyi unutmuş gibi kaskatı. Sabah katılığı da değil biliyorum. Ara verince bende hep böyle olur. Hergün yaptığım hareketlerle onca zaman açtığım yerler birkaç gün es geçince hemen geri kapanır. Herşeyden şikayet etme halimi bir kenara bıraktım. Ne de olsa daha dün felsefe dersinden çıktık, bari onun hatrına yapamayacağım şeyler için kendimi hırpalamayı bir süre erteleyeyim. “İyi ki bu gün erkenden yogamı yaptım.” diye içimden geçirdim, bu gün de geceye bıraksaydım tüm günü bu kaskatı vücutla geçirecektim ve o katılığın bana verdiği gerginliğin farkında bile olmayacaktım. Şimdi farkındayım, daha yumuşak daha nazik davranacağım kendime bu gün.

Kafam çok karışık sevgili sanga. Okunacak tonla kitap var. Daha birinden bile başlamadım. Hiçbir şeyin de bir sırası yok biliyorum. Benim huyumdur, kitapları okumaya başlamadan önce bir sıraya sokarım. Bu işle öyle oyalanırım, öyle oyalanırım ki epey vakit alır. Onları sıraya sokmam o kadar uzun sürer ki bir bakmışım o gün okuyacak vakit kalmamış. Ama şimdi biliyorum. Hiçbir şey sırayla olmak zorunda değil. Bir yerinden başlayıp aynı kitabı defalarca okumam da gerekecek. Önemli olan o kitabı okumuş olmak değil, ondan alabildiğim bilgi. Şimdiye kadar hep okumuş olmak mı önemliydi? Büyük ihtimalle yarı yarıya. Şimdi içim biraz rahat. Yeni bir yolculuk, ve bu yoluma da öğrenilecek bi dolu yeni şey girecek. Üstelik becerebilirsem beni dönüştürecek şeyler.

 

Pınar K. – Gün 8

Yine bir gece yogasının ardından selam olsun sevgili sanga. Bugünlerde birazcık sessizsin sanki. Ya da bana öyle geldi. Haberlerini bekliyorum.

Bu gece yogalarını genelde sırf yapmış olmak için yapıyorum. Geçen gün bahsettiğim gibi, gecenin sessizliğinde seriye teslim olmuş halimi kaçtır kaybettim. Bugüne de tik atabilmek için yapıyorum. Zaten öyle çoğunuzunki gibi bir saat falan sürecek olsalar hayatta yapamazdım böyle geç vakitte.

Bir pozum var, başımın belası, bazı günler hah diyorum ilerleme gösterdim, bugün çok daha iyiyim. Ertesi gün önceki halimden de beter oluyorum. Neredeyse bir önceki gün hayal kurduğuma inanacağım. Ya da yine kaçak bir yol bulup hareketi olması gerektiği gibi yapmadım ve farketmedim diyorum. Ya da vücudun katılığı vs. işin içine giriyor. Hangisi olduğuna karar veremiyorum tabii. Bu gece mesela pozum bana daha rahat gibi geldi, ama acaba ayakların açısıyla gereğinden fazla mı oynadım, ya da aralarındaki boşluğu olması gerekenden daha kısa mı tuttum.

Bir de içime bazı şüpheler düştü bu gece. Şunun gibi. “Galiba ben seriyi unuttum, hepten yanlış yapıyorum. Nefesi şöyle alıyorduk da böyle vermiyorduk galiba. Arada bir şeyler daha vardı ve ben kesin onları atladım. Bundan sonra bu geliyordu, yoksa gelmiyor muydu, ben hep yanlış sırada mı yapıyordum acaba.” Elimde serinin olduğu kocaman pdf olmasına rağmen böyle. Gerçi hepsini ezberledim ve ona epeydir bakmıyorum. Bunun için kendimle gurur duyduğum günlerim olmuştu başlarda ama şimdi o gurur şüpheyle yer değiştirdi. Yapacak bir şey yok, doğrusunu tekrar görene kadar yanlış yapmaya devam edeceğim.

Sonuç olarak bütün bu düşünceler yoga esnasında da benimle birlikte olduklarından, benim yoga her zaman üç kuraldan “odak” tan mahrum kalıyor. Nefes zaten bazen güzel bazen bi bakmışım gitmiş. Ama biliyorum ki gün geçtikçe raylar yerine oturacak. “Haa, işte buymuş!!!” diyeceğim anları heyecanla bekliyorum.

Pınar K. – Gün 7

Sabah yine yandı. Çeşitli aktivitelerden sonra gece 11:30’da eve ulaştım. Yolda gelirken aklımda sürekli eve gider gitmez yogamı yapıp yazımı yazıp yatacağım düşüncesi dolanıp duruyordu. Gelince mesajlarıma baktım. İştahla yeni gelen yazıları okudum. Saat de ilerledikçe ilerledi tabii. Defne hoca da yogasını kaçırmıştı. Yapmayınca da oluyordu yani. İnsanlık hali. Ben de yapmasam olurdu. Ama bir de şey demişti. “Bunu sizden saklamayı düşündüm.” Bu düşüncenin arkasında yatan sebep şu an benim aklımdan geçen hınzır düşüncelere yer vermemekti belli ki. Yani yapmasam olmazdı. Yapamasam belki. En iyisi ısınmalara doğru yola koyulup paşa paşa yogamı yapmalıydım. Yaptım da. E fena değil güzel bir seri çıktı. Sayıları bir bir artırmayı böyle hevessiz, mecburen ve araya sıkıştırılmış serilerde yapmıyorum. Yani standart sayılı bir seri idi. Güzel haberleri yakın zamanda vereceğimi umut ediyorum. Bu yakın zaman giderek uzaklaştıkça da yüzüm aynı ölçüde giderek kızarıyor.

Gelelim konumuza. Çaba ve teslimiyet. Ben bir şeyi çok istediğim zaman onun için deli gibi çalışırım sevgili sanga. Her zaman elde eder miyim edemem elbette. Ama çok çalışırım. Hem ona ulaşmanın yollarına çalışırım. Hem de bütün açılardan elde etmek istediğim şeye benim ulaşmamı ne engelleyecekse arar, bulur, değerlendirir ve onları ortadan kaldırmaya da çalışırım. Şimdi yazdığım şu üç beş cümleyi tekrar okudum ve kolaylıkla bir aşk cinayeti çıkarabilecek potansiyelde olduğumu gösterdiklerini farkettim. Sakın yanlış anlamayın, bahsettiğim şey etkenlerden birinin başka bir insan olduğu veya gönül işine dayanan işleri kapsamıyor. O durumlarda elden ne gelir deyip yola devam ediyorum.

Bahsettiğim şeyler neler mi. Örneğin yeni bir şey öğrenmek, mesela başarılı olmak istediğim bir ders, bir sınav, bir spor, ya da elde etmek istediğim bir sportif başarı. Canımı dişime takıp o dersi çalışırım, onunla yatıp onunla kalkarım. Bazen bu kadar çalışmama bile gerek yoktur, ama ben mağlubiyete en ufak ihtimal vermemek için fazlasını yaparım. Çoğunlukla da varmak istediğim yere ulaşırım. Mutluluk son safhada olur böyle durumlarda. Bu kadar çabaya yine de mağlup olduğum da olur. Mağlubiyette de içimde bir rahatlık olması gerekir aslında. Elimden gelenin en iyisini yaptım ve olmadı diye. Ama olmaz. O kadar kendimi kaptırmışımdır ki, içimde teslimiyetten eser kalmamıştır. Hüsran ve gözyaşı tüm bedenimi kaplar. Çaba gösterirken yaşadığım gerginlik dolu anları geçiyorum, bu hüsran ve gözyaşı sahnesi defalarca bir kabus gibi hayal edilip prova yapılmış ve yaşanmaması için daha sıkı çalışılmıştır. Ama yine de yaşanır. Derken, e ölmediğimize göre toparlanma süreci başlar. Kalınan yerden bir sonraki hedefe ulaşma çabasına devam.

Bir de öteki yanım var. İstiyorum istiyorum deyip de nasıl olsa suçu teslimiyete atabilirim iç rahatlığıyla yeterince çaba göstermemek. “Herşey benim elimden gelseydii, ohooo” hissinden bahsediyorum. Bütün günü tembellik ederek geçirip, “Hımm, bugün de böyle hissettim demek ki, vücut böyle istedi, çalışmadım. Can sıkmaya gerek yok.” düşüncesiyle sanki evren beni tembellik etmeye zorlamış gibi bütün sorumluluğu evrene bırakabilirim. Halbuki evrenin benim sorumluluğumu falan aldığı yok, hemen yanıbaşımda benim geri almamı bekliyor o gönül rahatlığıyla bıraktığımı zannettiğim şey. Buradan da ya gerçekten istemiyorum sonucunu çıkarıyorum. Aslında belki de yeterince istemiyorum demek ki. Ya da istediğim şeye ulaşacak savaşı verecek gücüm kalmamış. Giderek de istediğim şeylerin sayısını azaltıyorum, nasıl olsa ulaşamayacağım diye, ki bu çok tehlikeli bir durum. Acilen güç toplamam lazım.

Epeydir birinci yanımdan çok ikinci yanımla yaşıyorum. Yani bu yoga kafası bana iyi mi geldi, kötü mü çözemedim sevgili sanga. Bir şeyleri yanlış anladığım kesin.

Pınar K. – Gün 6

Kaçamak yogalardan biri daha bitti. Çok mahcubum. Öyle uykum vardı ki, tam uyumaya gidecekken bugünün yogasını yapmadığım aklıma gelince başımdan aşağı bir sızı geçti. Olur ya hani, aniden çıkan yüksek bir sesten korktuğumuzda ya da büyük bir utanç içinde kaldığımızda. Bana oluyor. Tepeden tırnağa bir sızı. Hatta bazen ömrümden de kısaltıyor gibi geliyor. Muhtemelen dünkünü gece yarısı, yani bugünün saatleri içinde yaptığımdan dolayı vücut da zihin de hepten şaşırdılar. Ne zaman bir karar alıp uygulamaya kalksam böyle olur zaten. Başlarda hepten sapıtırım, dediğimin aksine aksine giderim. Düzenli ve her gün aynı saatte kalkıp yoga yapacağım dedim ya, hali hazırda var olan düzenin de iyice dışına çıkar, abuk subuk saatlerde yoga yapıp kendimi delirtirim. İtiraz etme safhası diyorum buna. Sonra sakinleşir kendime gelirim. Bu sefer de öyle olacağını umut ediyorum.

Yoga yapınca uykum da biraz açıldı. Hazır açılmışken yazıyı da ihmal etmeyeyim dedim. Gerçi bugün çok yazı da düşmemişti bloga. Sadece üç, Ayça, U. Pınar ve Tansel. Zevkle okuduğum üç yazı. Gerçi daha birkaç gün önce Dolunay’dı ama ne olur ne olmaz Yeniay tarihini kontrol ettim. Yoo, taa 17 Ocak’taymış.

Yazıyı yazarken de sizinle bugün hangi durumumu (derdimi) paylaşsam diye aklımdan geçirdim. Uzun zamandır aklımı kurcalayan ve aslında az da olsa anladığım ama anlamamazlıktan geldiğim bir konu var. Buraya girişini yapayım, devamını bir sonraki yazıya saklayayım, çünkü çok uzun sürer. Ben bir türlü yoga’daki ve dolayısıyla hayattaki “çaba” ile “çabasızlık/teslimiyet” arasındaki dengeyi çözemiyorum. Disiplinli bir şekilde çalışmak yoga için gerekli. Bunu anlıyorum. Bir yandan da senden üstün bir gücün varlığına teslim olma durumu var. O aşamaya ne zaman geçmemiz gerekiyor onu çözemiyorum. Çünkü çok erken geçersem bende tembellik olarak yansımasına kavuşuyor ve hiç bir zaman hedefimi tutturamıyorum. Tam geçmem gereken yerden bir adım önce bile geçsem hedefe ulaşamıyorum. Teslimiyet aşamasına geç geçersem de devreler yanıyor, endişe, stres, türlü türlü kaygılar yer ediyor üzerimde. Sanki herşey benim elimdeymiş de elimden geleni de yapmıyormuşum (tembel) ya da yapamıyormuşum (beceriksiz) gibi. Yani benim için bu denge şaşmış vaziyette sevgili sanga. Daha bundan çok dert yanacağım sana.

Pınar K. – Gün 5

Bugün işler geceye kaldı. Az önce yogamı ve oturumumu tamamladım. Galiba gecenin sessizliğinden, bende bir teslim olma hali vardı her şeye. Hoşuma gitti. Hımmm, şimdi sıra bu ısınmada, yapayım o zaman, şimdi de bu pozda bekliyoruz nefes alıp vererek, peki. Çabasız ya da uykulu olduğum için böyle oldu biliyorum ama yine de hoşuma gitti. Hele hele bütün gün saatler ilerledikçe yogamı hala yapmamış olmanın verdiği endişe ve vicdan azabını düşünürsek, bu teslim olma hali ne güzel bir histi. Hala onun içinde yavaş yavaş yazıyorum bu satırları. Sonra da uykuya teslim olacağım. Her ne kadar bu hissi sevsem de yine de sabah ilk iş erkenden kalkıp yogamı yapmayı ve kurtulmayı tercih ederim. Mantığa bakın sevgili arkadaşlar, “yogamı yapıp kurtulmak”. Sanki bir “illet”ten kurtuluyorum. Ben daha çook yolun başındayım biliyorum ama yolun en başında da olsam bu mantık bana da yanlış göründü. Şimdi de aklımdan hepinizin her sabah gayet mutlu bir şekilde serileri tamamladığınız ve hiç böyle benimkisi gibi şeytani duygular taşımadığınız sahnesi geçti ve bunun da gerçek olmadığını biliyorum. Bakalım daha duygu dünyam neler neler gösterecek. Ne oyunlarla karşıma çıkacak.

Tahmin edeceğiniz üzere dün attığım zafer nidaları bugün cılız mağlubiyet tınılarına dönüştü ama pes etmiş değilim. Değişik bir gündü. Hazır güneş varken, bol bol dışarda vakit geçirdim ve eve geldiğimde yapmam gereken her şey toplanmış ilgi bekliyordu. Hepsiyle tek tek ilgilendim. 28gunyoga yazılarını da yarın sabah okumaya karar verdim. Geriye bir tek o kaldı, en zevklisi.

Pınar K. – Gün 4

Bu sabah kendimi bir zafer kazanmış gibi hissediyorum sevgili sanga! Dün başaramadığım 8’de kalkma hedefimi gerçekleştirdim, üstelik gece 2’de uyanıp uzun süre uyuyamamış olmama rağmen hiç mızmızlanmayıp alarmla birlikte ayaklandım. Yirmi dakikalık oturmamı ve onun üstüne hiçbir yere yetişmeme gerek kalmadan sakin sakin yogamı yaptım. Birer nefes daha ekleyerek on nefeslik bir seri çıkardım. Bazı hareketler henüz beş tekrara çıktılar tabii. Bu defa bacaklarımın yandığını da hissettim. Bir nefes daha duramayacak haldeyken kalktım. Kimbilir belki de durabilecektim. Onu keşfetmek de yarına kalsın. Günlük hareketlerimi de ekledim, kendimce güçlü kalmak için sayıca az da olsa günlük şınav, mekik vs. yapıyorum. Onları da bitirince saatim 9 alarmını yeni çaldı. Vay be! Bir saatte bütün bunları yapabiliyorum demek! Çalışmam gereken kitabımı kucağıma alıp kanepeye yerleştim. Kanepeye yerleşmek bir hataydı, masaya geçsem çalışmak için daha uygun bir ortam olacaktı. Yarım saat geçti geçmedi,  uyku gözlerimden akıyordu. Uyuyakaldım, ama bu defa gönül rahatlığıyla. Sabah erken kalkıp yapmam gerekenleri özellikle de yogamı yapmış olmanın verdiği iç huzurla gözlerim kapandı. Ne kadar basit bir şey aslında. Ama ben nedense bir zafer kazanmış gibi hissediyorum. Yarın belki uyuya da kalmam.
Her birinizin yazılarını okumak bana ne kadar iyi geliyor bir bilseniz. Birçok duygu veya aynı kaynaktan çıkmış tam tersi duygular ne kadar da tanıdık. Her birinize mücadelenizde saygı duyuyorum ve sizden kendi mücadelem için güç alıyorum. Teşekkürler sevgili sanga!

Pınar K. – Gün 3

Dün akşam söz vermiştim kendime, Ayça’yı dinleyip sabah 8’de kalkacak, yogamı yapacaktım. Hatta eğer becerebilirsem Aylin’in dediği gibi her gün böyle yapacak, sonra da bir hafta boyunca bu işi başarabilirsem saati 7:30’a çekecektim. Bir ay sonra da 7:00’ye ve böyle böyle saat 6’ya kadar gidecektim. 6 yeterliydi. 8 ise başlamak için iyi bir saatti, kendimi fazla zorlamamış olacaktım. Gerçekten çok istekli ve kararlıydım. Alarmımı da kurdum. Hem 8’e hem 9’a. Oldu ya 8’de binde bir ihtimal kalkmak istemedim ve kalkmadım, 9’da artık uykumu almış olacaktım, kesin kalkardım. Hiç yoktan iyiydi. Çünkü bugünlerde zaten 10’da kalkıyorum. Gece de 12:00’ye 5 kala yattım. Normalde 2’ye kadar sarkabiliyor yatağa varmam. Her şey incelikle ayarlanmıştı, iş bir tek sabahki can’ıma bağlıydı.

Alarmım saat 8’de çaldı. İçerisi hala karanlık. Üstelik bugün iyi dinlenmem lazım. Koşu antrenmanımın en uzun koşusu bugüne. Hımmm, en önemli bahaneyi buldum. Bunu neden gece düşünemedim ki. Haa düşünmüştüm doğru ya, ama 8 saat uykunun havada karada yeteceğini de düşünmüştüm. Neyse, vücut pek dinlenmiş gibi görünmüyor, yoksa nazlı nazlı keyif mi yapmak istiyor. Neyse, garantiye alalım, uyumaya devam. 9 alarmı da aynı şekilde kapatıldı. Pardon tam olarak aynı olmasa da bu sefer “on dakikaya kalkarım” diye diye saate en son 10’da baktım ve ışık hızıyla da kalktım.

Yüzümü yıkayıp, dişlerimi fırçaladıktan sonra 20 dakika meditasyonda oturdum. Meditasyon diyorum ama tabii ki değil, esasen sırf nefesi takip etme. Asıl meditasyon dediğimiz şeyin ne kadar zor ve çoook sonraki bir aşama olduğunu daha yeni öğrendim. Ve yoga, 20 dakikacık süren yogam. Ayça’ya ilk sözümde mahçup oldum zaten, ikincisini bari tutayım diye aklımdan geçirerek, her pozumu (topu topu 3 tane pozum olduğunu söylemiştim) normalde yaptığımdan  bir tane daha fazla veya bir nefes daha fazla durarak yaptım. Hımm, bu da yakmadı hiçbir yerimi ama illa ki yakana kadar beklemem gerekmez, sadece bir artır demişti… Hemen kalkayım yarın bir tane daha artıracağım çünkü. Her ne kadar başlarken, geç kaldığım için aceleye getirdiğimi düşüneceğimi, annem kahvaltıyı hazırlamış beni bekliyor olacak diye endişeleneceğimi sansam da genel olarak huzurlu hissettiğim bir pratikti.

İşte hep böyle pazarlıklar, esas faydasına kendini teslim etmek yerine kurallara uymacalar, yapmış olmak için yapmalar.

 

Pınar K. – Gün 2

Bugün sosyal medya ile olan arkadaşlığımın nasıl da ince bir dengede durduğunu ve ancak çok çok iyi karın kası olan bir ip cambazının herhangi bir tarafa düşmemeyi başaracağını tekrardan farkettim. Aslında tüm bu Facebook, Instagram, Whatsup, hatta Gmail bile …vs. hem hayatımızı çok kolaylaştırıyorlar hem de işte ip cambazı olmayı beceremeyen benim için zaman yönetimini hüsrana uğratıyorlar. Her post’a bakayım, her saat başı bir kontrol edeyim dedim mi işim var. Bütün zamanımı neredeyse orada burada fink atmakla geçirebiliyorum. Fink atmasam bile bölünen dikkatim herhangi bir başka işi kotarabilecek yoğunluğa ne yazık ki gelemiyor.

Şimdi haksızlık etmek istemiyorum. Bugüne kadar birçok güncel haberi, kampanyayı, kendime lazım olan workshop’ları, daha neleri neleri Facebook’tan öğrendim. Bana katkısı bu anlamda çok oldu sevgili Facebook’un. Whatsup’la dahil olduğum gruplardan da öğrendiğim çok şey var. Instagram’dan henüz çok bir şey öğrendim mi emin değilim, illa ki bir katkısı olmuştur. Ama işte o denge, faydası mı çok zararı mı sorusu, beni bir çözüm aramaya itti.

Birkaç ay önce Facebook’a girmeyi haftada bir-iki seviyesine indirmeyi başardım. Allah’tan Instagram zaten hiçbir zaman bana çok çekici gelmedi de ona bakmayı hep unutuyorum. Geriye whatsup mesajları ve Gmail mesajları kalıyor. Bir hafta öncesine kadar whatsup mesajlarının ve Gmail’in telefondaki bildirimlerini kapalı tutuyordum. Whatsup mesajları için telefonun bildirimini kapatınca çok geç farkediyorum mesajları ve bazen önemli şeyleri kaçırmış oluyorum. O yüzden tekrar açtım. Hazır whatsup’ı açmışken Gmail’i de açayım dedim, önemli bir mesaj gelir görmezsem maazzallah. Kapalı kaldığı dönemde kaçırdığım, geç yanıt yazdığım bir iki mesaj oldu ondan bu korkum.

Sanga tekrar yazmaya başlayana kadar herşey yolunda sayılırdı aslında, mesaj kutuma çok fazla zamanımı alan bir mesaj gelmiyordu ve gereksizleri silip, önemlilere göz atıp almam gereken aksiyonu alıp işlerden kurtuluyordum. Şimdi hepinizin güzel mi güzel yazıları tek tek mesaj kutuma düşer düşmez okuyorum. Mesajı da değil tüm yazıyı. Görünce meraktan dayanamıyorum ki. E haliyle o an ne yapıyorsam yine bölünmüş oluyor. Yine sosyal medyanın ince denge çizgisinin bi tarafına yuvarlanmış oluyorum. Her ne kadar bu bana mutluluk verse de öteki taraftan da benden götürüyor.

Şöyle yapmaya karar verdim. Bildirimleri yine kapatacağım. Sanga’nın o sevgili yazılarını okumak için de günün belli bir saatinde bir vakit ayıracağım. Önemli bir mesaj gelirse de üç beş saat gecikirim yanıtlamakta bir şey olmaz. Anlayacağın sayende doğru yönteme geri dönüyorum sanga.

Bugünkü yogam yine kahvaltı öncesine kadar dayandı. Ayça’nın mesajını, -sağlam bir iç disiplin için yogayı neden yaptığımı kendime hatırlatmam gerektiği, günün ilerleyen saatlerinde gördüm. Bakalım yarın sabah kaçta kalkıyorum ve ne yapacağım. Dün burada yoga sırasında kaçak dövüştüğümü itiraf edince bugün biraz daha uzun kalmaya çalıştım pozlarda. Her gün her gün tembellik yapmayayım diye.

Pınar K. – Gün 1

Bugün de çoğunlukla olduğu gibi kahvaltıdan önceki vakitlere kadar sarktı yoga pratiğim. Bir yıldır çalışmadığım için erken kalkmak gibi bir zorunluluğum yok. Ben yine de erkenden kalkmak istiyorum. Çünkü ne kadar erken kalkarsam günüm o kadar dolu geçiyor. Çoğunuz hak vereceksiniz buna eminim. Ama ne yazık ki sabah saat 6,7,8, olduğunda bir türlü “Hazır fırsat varken uyu, bak çalışmaya başlayınca bu günleri mumla ararsın. Hem kalkınca ne yapacaksın ki.” düşüncesiyle olan savaşımı kazanamıyorum. Halbuki kalkınca yapacak o kadar şeyim var ki. O an o soruyu sorduğumda aklıma da geliyorlar gelmesine de, “Nasıl olsa onları kendim için, istediğim için yapacağım, mecbur değilim, beni uykusuz bırakacaklarsa, şu anki keyfimi bozacaklarsa beni o kadar da mutlu etmezler.” düşüncesi beni ele geçiriyor. Acaba gerçekten istemiyor muyum erkenden kalkmayı. Bu sorunun cevabı net değil. Çok istiyorum istemesine ama uykudan daha çok istiyor muyum bilmiyorum. Uyku benim için her zaman çok önemliydi. Acil durumlar haricinde uykusuz kaldığım da olmamıştır. Bu konuda verecek tavsiyesi (bir taktik, kendi kendini ikna etme…vs.) olanlara şimdiden şükranlarımı sunuyorum.

Gelelim pratiğime, topu topu üç pozum var zaten. Onlarda da standart nefes sayısı kadar durup kaçak dövüşüyorum. Daha bacaklar yanmaya başlamadan, pozun içinde acılar içinde kıvranma evresine geçmeden, hooop, nefes sayısı bitti, hadi kalkalım. Belki de bu yüzden sadece yirmi dakika sürüyor. Bir yandan da eğer uzatırsam bana zor gelir, o günkü yogayı hiç yapmam diye korkuyorum. O ince çizgiyi tutturmak ne zor şey, hem hareketin bana en çok faydası olan ana kadar beklemek, hem de bir sonraki gün bir önceki günü aklıma getirip, off ne zordu, kim duracak şimdi o pozlarda o kadar süre fikrine kapılmamak ve yogayı yapmaya devam etmek.

İnsanın kendi kendisiyle mücadelesi ne bitmez tükenmez bir zulüm.