Tuba K. – 28. Gün

Sanga,

Birlikte yarattığımız buradaki sıcak mekanımız için teşekkür ederim. Yıldızların, ayın, güneşin varlığı kadar doğal olan varlığımızla, içimizi paylaşabilmekten daha sıcak bir mekan var mıdır, benim için yok.. Böyle bir çağda ve son yıllarda, iyice zamanın dışına düşmüş gibi hissettiğim yaşamımda, burası, sabah derslerimiz kadar nefes aldırıyor. Bazı günler, yazmış olmak için yazsam bile, birlikte derinleştiğimizi hissettiğim bu yola karşı samimiyetim sarsılmıyor. Hep özlemini duyduğum sıcak insan ilişkilerini, dün paylaştığım yazımda bahsettiğim babacan doktorumla ve Ankarada ki dostlarımla tatmıştım. Şimdi ise paylaştığımız yaşamlarımızla o günlerin başka türlüsünü hissediyorum.. Hayatımda en çok kullandığım sözcük, gitmek gitmek gitmek olsa da, burada bulunabilmeyi ve bağımızın devam etmesini çok isterim.

Bugün kadınlık hallerinden dolayı yoga yapamadım ama en az yoga gibi sevdiğim için, bol bol dans ettim..

Sonraki 28günlerde görüşmek dileğiyle,

t.

Surlar/muhabbet

Tuba K. – 27. Gün(Ankara)

Sanga,

İlk karı Ankara’da görmüştüm. Çocukken astım krizlerim için Hacettepe’ye götürürlerdi. O zaman, o şehre aşık olmuştum. Şehri saran beyaz tül, sokakta yürüyen özgür insanlar, insana huzur ve güven veren masal ülkesi Ankara. Elleri şişman ve sıcak, babacan doktorum bu şehir senin nefesine iyi gelir demişti. İçimde yanıp sönen umut ışığı şehrim Ankara’ya üniversite okumaya gitme kararımı o zaman vermiş ve talih el verdiği için gidebilmiştim. Babam, ilkokul ve ortaokuldan sonra, devlet okullarına gitmemi hiç istememişti. Bu yüzden benim Ankara siyasal hayalim, pekte içime sinmeyen bir tercihle Bilkent olarak sonuç bulmuştu. İyi ki de öyle olmuş. Bugün birkaçı hariç, çoğu Türkiye dışında olan, bana çok şey öğreten dostlarımı, varlığını unuttuğum anıları, sokak isimlerini ve en çokta merhem gibi lapa lapa karını, Ankara’yı özledim.

Ankara günlerinden eksik olmayan kahve.

Tuba K. – 26. Gün(Yanıyorum)

Sanga,

Yanıyorum, gerçek anlamda yanıyorum. Sabah yogam biter bitmez, menzili belli olmayan fişek gibi hissettiğimden, kendimi su kenarına attım. Oysa soğuma, sakinleşme her şeyi uzun uzun yapmıştım. Daha da sakinleşeyim diye dilimi çıkarıp köpek gibi nefes alıp verdim(hararetimi alsın diye) O da yetmedi, arkamdaki gençlerin gülmesine aldırış etmeden sinek kuşu gibi kanat çırptım. Yanıma gelen hamile kedi, uzun uzun baktı, kedi baktıkça benim boğazımda yoğunlaşan bir takım elementler hıçkırık olarak çıktı. Etrafımda kim var kim yok demeden hıçkıra hıçkıra ağladım. Kedi çok dilsiz acaba ne istiyor diye, önüne sucuk vs bulup getirdim. Yemedi. Kendini sevdirmiyor da.. Bu bakışma içimi daralttığı için, oradan da ayrıldım. Doğal taşlar satan bir yere girdim, durumu izah ettim. Bana, küçük bebeklere verdikleri bir taşı tavsiye ettiler. Olur dedim. ama bunu bebekler için yapıyoruz bir daha uğrayın size uygun hale getirelim dediler. Ona da olur deyip, yana yana evin yolunu tuttum. Birazdan çıkıp koşacağım. Kendimi fazla canlı hissediyorum. Herşey dokunuyor. Karşımdaki yaprağın kımıldayışının bedenime etkisini hissediyorum. Yaprak içimde kımıldıyor. Kedi de öyle, herşey içimde. Sonuç itibariyle yanıyorum.

Nazım Hikmet’in şiiri geldi aklıma;

Dert çok
Hemdert yok
Yüreklerin kulakları sağır
Hava kurşun gibi ağır

Ben diyorum ki ona
Kül olayım Kerem gibi yana yana
Ben yanmasam
Sen yanmasan
Biz yanmasak
Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa

Resim; Bahar.

Tuba K. – 25. Gün

Sanga,

Bugün yogamda öne kapanmak istedim hep, uzun durdum başımı eğdiğimde. Yogam bittikten sonra bir ilahi söyledim. Annem, aranızda durur isem delireceğim deyip, dün, kahvaltıyı yarım bırakıp evden gitmişti ve gece gelmemişti. Kendisi, babam ve benin aksine fazlasıyla dışa dönük ve neşeli bir karakter. Bizim ayaklarımız yaz günü üşür iken onunkiler kış günü yananlardan. Uzatmadan, kendisi bizim bu sessizlik ihtiyacımızı, eve misafir gelmesini sevmeyişimizi, büyük bir sorun hatta abartmıyorum bir tür sakatlık olarak görüyor. Bu yüzden babam sigarayı aç karnına içmesin diye, yogam biter bitmez, erken uyanan babama yumurta, domates biber, kendime de karpuz dilimledim. Sevgimizi sarılarak ya da konuşarak gösteremesek de, birbirimize güç verdik.

Neyse annem ne kadar şikayet etse de bizsizliğe dayanamayıp, az önce geldi. O yokken uzun zamandır istediği, onun için önemli olan bir konuyu halledip gönlünü aldık.

Astrolojiye biraz girmek istiyorum. Son yıllarda yıldız transitlerim, aylık vs yorumlayıp hazırlık yapabilmek(pek mümkün olmasa da) için kendi haritamı yorumlayabilecek kadar bilgi sahibi oldum. Haritamda mars ve saturn baskın. Bu iki zıt enerjiyi birleştirmek zaman alıyor, sağlıklı olan ise ortayı bulmakmış. Bunu niye anlatıyorum, babam çocukluk günlerimden itibaren, kızım bak ne çok önden ne de arkadan git diye bu yaşıma kadar nasihat etmişti. Harita okumayı öğrendiğimden beri, babamın dediği her şeyin, olasılığın(çok faydalı bir siyaset insanı olacağımı vs) orada olduğunu gördüğümden midir nedir, bir sürü aşırılıklarla kayıp verdikten sonra onun dediklerine kulak vermeye başladım. (Umut, aşırılıklar buna ek olarak karşı gelme bozukluğu bendede de var.)İnat ve hırs bu yaşıma kadar çok işime yaradı, hakkını yememeliyim, ama şimdi onun yerine sağlıklı bir azim, sabır sebat lazım. Yıldızlarım tersini söylese de, bunlarda inanılmaz zorlanıyorum. Belki inanç lazım. Bir şeye inanmak. Ne olduğuna bakmaksızın ona dört elle sarılmak. Mesela, 28günyoga, ben buraya dört elle sarılmış durumdayım.

Birde mars koça geçtiğinden midir nedir, öfkem tepede, içimden ne çıkacak korkar halde öfke serbest bırakma meditasyonları vs ne varsa deniyorum. Benim marsa çok dikkat etmem gerekiyor, sizde durumlar nasıl? var ise nasıl başa çıkıyorsunuz, hele etrafınızda sizden birkaç tane daha varsa?

sevgiler,

Tuba.

resim; -e rağmen.

Tuba K. – 24. Gün

Sanga,

Ben bu dünyada mevcut olmayan bir mutluluğun peşinden koşmuşum. Kardeşimin düğünü, Antalya günlerim, karıştığım kalabalıklar sonucunda iyice emin olduğum, bu dünyada mevcut olmayan mutluluk peşinde koşan yanımla size sığınarak, her zaman yazdığım daracık odama çekildim. Oysa ruh gezegenim Jupiter imiş, genişlemek, bilgelik, guru, uzaklar seyahatler…vs, ardımda bıraktığım otuz üç yılımda ruhumun bu yaşamda deneyimlemek istediği konulardan hiçbirini deneyimlemiş değilim. Yukarıda yazdıklarım şikayet kesinlikle değil, en azından artık değil. Şiddetle azalan arzularım sonucunda bir kabulleniş.

Size günlerdir yazamıyorum, yazamadığım bu günlerde yogamı eksik etmedim, edemem de. Tanrı’nın benim için taktir ettiği bu hayatta peygamber sabrı, kapasitesi ve tevekkülü için bu ömrümü gece gündüz yogaya adamam şart. Hem sevdiğimden hem de sanki benim hergün Tanrının rahmetine sığınmam, ağlayabiliyorsam bol bol ağlamam, kimi günler dövebilirsem dizlerimi dövmek büyük bir ibadet, kavuşma…

Kardeşimin düğünü bitti, bol halaylı, ışıklı, görkemli bir düğündü. Düğünün ertesi sabahı babam benimde evlenmemi istedi. Babam beni bu dünyaya zincirleyecek bir şeyleri gerek gördüğünden bunu dedi. Yoksa, kendisi evliliği, aile kurumunu bu zincir görevi dışında gerekli bulmayan post-modern feodal bir derviş. Günde üç kere ben niye bu hayattayım diyen, tüm yaşam mücadelesi ailesi ve köklerinden kurtulmak olan babamı kırmamak için, daha vakit çok dedim. Bir şekilde çokta inanmadığımız ama oynamamız gereken rolleri oynayıp, benim evliliği damat bulunana kadar ileri tarihe attık.

Düğün bittiğine göre, hiçbir meşguliyet ve özel hayatımın olmadığı, mutlak yalnızlık günlerime geri dönebilirim. Mardin planı hala devam. Buna ek olarak, yaşamımı biraz sabitlesin diye, oradaki üniversitede bir süre ders verebilirim. Eskiden okul, bir kelime bilmek için ne çok çabaladığım günleri hatırlıyorum da, hepsi bana perişanlıktan başka ne getirdi diye düşünmüyor değilim. Birde bunun üstüne yogaya bulaştım. Öğrendiğim herşey ile biraz daha tuhaf, garip biri oluyor gibiyim. Sanki başka türlü biri olsaydım, hayattan zevk alırdım. Tombul, al yanaklı, gamzeli, şen şakrak bir çiftçi karısı mesela. Mahsul, çocukların gelecek ay harcamaları, eve yeni koltuk, yeni kıyafet, mahsulden kalan paraya bilezik vs diye sevinirdim. (Bir yabancı ve gözlemci olarak kaldığım köy evi inimde, gözlemlediğim köy halkının mutluluğundan kısa bir kesit)

gamınız hafif, neşeniz bol olsun.

sevgimle,

Tuba.

nerede olduğunu bilmediğim, kayıp yoldaşım maya.

Tuba K. – 18. Gün

sanga,

*ben duygularını kolay kolay ifade edemeyen, kendini açamayan bir insandım. Hala çoğunlukla öyleyim. Ama shadow yogaya başlamam, Defne hoca(gıpta ettiğim, çok kıskanıp, çok kızıp, çok sevdiğim hocam)burası, sizler, ilk sene olan güce adımda, yataktan sadece yemek yemeye çıkabilecek kadar sarsılsam da, bana tuhaf bir güç veriyor. “Sıkı tutun sanga” sadece bir söz değilmiş. Ve Tanrıya da çok kızıyorum, ilkokul birde yaşamam gereken duyguları, hisleri bu kadar geç bahşettiği için. Bir yandan da çoğu şey eskisi gibi ne çok sevindiriyor ne de çok üzüyor. Dünyada tutunacak dalı olmayan insanları düşünüyorum, hayatım boyunca düşünmüştüm ama şimdi en çok onları düşünüyor ve hissediyorum. Sanki onlara bir gönül borcum var.

Geçen günlerde gece yarısı uyanıp anne babamın yanına koştum, korkmayın diyorum. Ağlıyorum, ellerini öpüyorum, onlarda ağlıyor. Neden dediğimi bilmiyorum, ne kadar korkmuş olduklarını biliyorum. Bu iki yaşlı insanı yaralarından öpmek istiyorum. Babamda beni kalbimden öpmek istiyor.

Kardeşimin kınası var akşama. Hayallerden ve düşlerden oluşan günlerime, yeğenim, alışverişe çıktığımız yengelerim, yol kenarında tanıştığım gezgin müzisyen ve sokakta söylediğimiz şarkılar, şehrin rengarenk baharı, açan çiçekler, ırmak kenarında sarılan aşıkları izleyerek verdiğim Akdeniz molası devam ediyor. Düğünden sonra döneceğiz. Hayatımın büyük kısmı Akdeniz şehrinde geçmesine rağmen Denize pek düşkün olmadım. Ama karanlığı bol, göğü izleyebileceğim büyük, yüksek ve büyük genişliklere çekiliyorum.

Okuyamadığım birçok kitap gibi Yüzyıllık Yalnızlığı da okuyamadım. Ali Şeriati’den mektupları okuyabiliyorum.

“Tanrı’nın o tertemiz ışığının seni okşayan gözlerine yakın olduğunu kalp gözüyle gördüm, Ey dost, senin hayalin canımın yoldaşıdır; ey can, sana kavuşmak bedenimin arkadaşıdır.”

Tuba K. – 17. Gün

Sanga,

dolup taşıyorum ve kendimi unutmak istiyorum. (Dolunay, hayat, ömür çarpması) (Babamda yan odada aynı çarpılma etkisinde. Ruhum sıkışıyor diyor, ruhumuz sıkışıyor, babamın ki daha çok sıkışıyor, iki gecedir uyuyamıyoruz, annem bu ağır havaya dayanamadığını söyledi, bizim yüzümüzden o da kötü hissediyormuş -haklı- Özge, hayatın nesi bu kadar zor dedi, o da haklı)

*

Allah a dua ediyorum, hayattan su kadar kolay akmayı diliyorum. Hep bunu diliyorum.

*

Yaşar Kemal’in cenazesinde söylenen şiir.

Tuba K. – 15. Gün

Sangha,

İyi ki burada buluşuyoruz ve varız, burası bana birliğin duvarları aşabileceğini hissettiriyor. Bu yüzden olsa gerek, isim koyamadığım bin bir hisle, çok sevdiğim ve hayran olduğum X milletvekiline mail gönderip, hapistekilere benden iletmesini istediğim notları kendilerine de ilettim. Buranın birliğinin, bugün, bende uyandırdığı hisleri onlarda yaşamalı diye düşündüm.

Bugün ki yogamda her zamankinden farklı olarak, Drishti noktama muhammedi güllerini yerleştirdim. Boğazımda esen rüzgarlar yoğundu. Ve gün, son günlerde olduğu gibi, düşünce dünyamda boğulmama izin vermeyecek kadar hareketliydi. Anlatmaya değer görmediğim, günüme ayak bağı olan çok şey olsa da, küçük yeğenim badeye bol bol sarılarak, saçlarını koklayarak, ona tekerlemeler mırıldanarak, günlerdir ihtiyacım olan ferahlığı buldum. Bade bana yitirdiğim güven duygusunu en çok veren kişi. Çocuklar ve hayvanlar bana umut veriyor. köy evi odama fırlayan, o an çok rahatsız olduğumu düşündüğüm, ama odamdan kovduktan sonra hüzünlendiğim yarasalarda öyle.

Münzevi hayatıma ara verdiğim Antalya günlerim ve buradaki yogam ile köydeki, ben, ilişkilerim farklı, geçen yazımda söylediğim gibi bu küçük sehir bile bana büyük gelmeye başladı, başka bir ülke için olan rotamı Türkiye’nin doğusuna çevirdim. Bu kararım aylar önce, tuhaf tesadüflerle bir araya geldiğim bir şaman rehberliğinde yaptığım yolculuktan sonra iyice netleşti. Mardin, ve taş evleri, tüm ıssızlığıyla, doğdum şehre, anne babama ve köy evi inime arabayla dört saat. Bu kararıma babam içlenerek, çok şey ifade eden bakışlarıyla ağlayarak cevap verdi. Bir süre orada yaşamak hayalim. Annem ise, olurda onsuz iken, kimselere güvenirim diye tedirgin oldu.

Yazılarınızı okuduktan sonra, size çok mu hüzünlü sözler yazıyorum diye düşünüyorum. Sanki sevinçten bahsetmem bile hüzünlü. Atalarımdan aldığım mirasın en belirgin yönü; hüzün, yas ve ağıtlar.

Ağıt yakma ustası teyzem.

Tuba K. – 14. Gün

Sangha,

bugün ki yogamı, bu daracık odada, yanda inşaat sesleri, mutfakta aile meclisinin gergin varoluşları eşliğinde tamamladım. Vaişaka’ya bu kadar değil, daha çok daha çok durabilirsin diyerek, İbrahim’in(Hz.)sabrıyla durdum. Aralarında, çocukluktan beri görünmeden var olabilmeyi başarabildiğim öfkeli mutfak halkına acı kahve pişirip ve hararetlerini alsın diye su verip, evden hırsla çıkarak, sokağa sığındım. (

kavmimi öfkelendiren şeyler beni hırslandırıyor)

İnsanlığın hayatı hep bir tekrar mı olmak zorunda diye içlenip, bol bol şiir okuyarak şehri tavaf ettim.

Bütün bu yaşadıklarımın bir anlamı olmalı diye düşünüp durdum.

Benden uzak olan, sevdiğim, zarif, asil, asi adamı, derin sevdamı düşündüm.

Ruhumdaki güvensizlik duygusunu bilmediğim, anlamadığım dillerin samimi ve sıcak ezgilerinde yatıştırdım.

Derin sevdam. Ali.

Tuba K. 13. Gün

Buraya yazabiliyor olmak, belli aralıklarla bir araya gelebilmemiz, bana yaşamın zincirleme günlerden oluştuğunu hatırlatıyor. (zaman, sıra, yer-yön..vs bunlarla temasımı arttırdıkça, gündelik hayatla bağımda kuvvetleniyor-) Tabi sabah vakti yaptığımız yogadan sonra, gün nasıl akşama döndü derseniz bugün pek bilmiyorum.

Ardışık olmayan günlerden kalma yaptığım resmi ekliyorum.