Yasemin-Gün 26: Sayıklamalar

Merhaba sevgili sangha!

Şükretme gününden merhaba da diyebilirim 🙂

Bugün akşamüstüne doğru, dışarda bir toplantı vardı, tam iş çıkış saati bitince, baktım 12 dakikalık yol 40 dakika gösteriyor (o da haritanın dediği, kimbilir ne kadar sürecek), otur dedim oturduğun yerde. Avm’de bi kahvecide vakit geçirdim. Biraz derken baya geçirmişim, hakkaten hiç trafik kalmamıştı gelirken. Normalde iş-ev arası böyle bir derdim olmadığı için bi şükrettim ki! Yani kalbimdeki şükran duygusunu anlatamam 🙂 (İstanbul’a baya alıştım desem de bu trafik işine bir türlü alışamıyorum #miniitiraf)

Bayram tatiline giderken, Ankara’da flüt hocama uğramıştım, bayram trafiğiyle Mersin yolunu tamamlayamayacağımı anlayınca, bir gece orda kalıp ertesi gün devam ettim yola. Evet bir flüt hocam var, ‘bu yaştan sonra müzik aletine başlanmaz, ama şimdi başlasam 35’ime geldiğimde 10 yıldır flüt çalıyor olurum’ deyip başlamıştım flute (25 yaşında kendini yaş almış sananlar). Istanbul’a geldiğimden beri bayaca boşlamış olsam da, çok çatapata ilerlesem de iyiki başlamışım ta o zaman (bir şükür daha).  Bu akşam da Odtü’de bahar şenliklerinde Yeni Türkü vardı, flute ilk başladığım zamanlarda, gene bir bahar şenliğinde, ‘Başka türlü bir şey’ şarkılarını dinlerken, ah demiştim, bir gün ben de çalabilecek miyim acaba.. Şenlikten minik videolar izlerken (yaşasın Instagram story’leri) aklıma bu geldi, ah dedim, tabiki çalarım! (#şükürlerce)

Konuyu ne güzel dağıttım.. Bayram tatiline giderken, Ankara’da kaldığım gün, tarih de 1 mayıs olunca, hocam bir arkadaşına şarkı göndermek için plaklara bakarken, bana da Selda Bağcan’ın bir parçasını dinletti (shazam’la spotify’ıma eklemişim hemen tabi ben de). Bugün trafiğin bitmesini bekleyip sonra eve gelirken, shuffle’dan o parça çıktı. O gün Ankara-Mersin yolunda dinlemiştim de bir daha denk gelmemişti. O gün, bir türlü bitiremediğim bir şey, çok içimi kurcalıyordu (kalbimi ağrıtıyordu desem yeridir). Bugün, ya dedim, ne de güzel bitirdim, ne de rahat şimdi içim. Bugün o kalp ağrısını yaşamadığım için çok fazla şükrettim! Nasıl bir şükür anlatamam 🙂

Sonra müziğin sesini açtım, yani baya açtım 🙂 Geçen sonbaharda ani işitme kaybı diye bir şey yaşamıştım. Şair diyor ya, ‘bir sabah uyandım gibi değil, öyle değil..’ Benim ki tam öyleydi; bir sabah uyandım ve dünyadaki bütün sesler yankılanıyordu. Işitme kaybı hızla iyileşti ama yankılar 5 hafta falan sürdü. O dönem değil müzik dinlemek, bütün seslerden uzak kalmak zorunda kaldım, kendi sesim dahil. Sonuç olarak o 5 hafta ve sonrasında da bir süre ben hiç müzik dinleyemedim. Müziksiz hayat ne kadar renksiz anlatamam.. İşte bugün eve gelirken, müzik dinleyebildiğim için ve o günler kısa sürede geride kaldığı için tekrar ve tekrar şükrettim..

İşte böyle sevgili sangha! 12 dakikalık yolda ne kadar çok düşünme (ve şükretme) fırsatım olmuş 🙂

Herkese iyi geceler, tatlı rüyalar:)

Ve de sevgiler..

(Bir de pandemiyle ilgili şükürlerim var bu ara, bu akşam aklıma gelmedi ama hemen her haftasonu sokağa çıkabildiğimiz için acayip bir mutluluk duyuyorum! çok şükür diye diye geziyorum)

Yasemin- Gün 22: “Hava leylak ve tomurcuk kokuyor..”

Merhaba sevgili sanga!

Bugün sonunda çadırdan çıkış ve yogayla kavuşma..

Biraz keyifsizdim, sandım ki yoga yapınca enerjim gelir. Vücudum açıldı evet, ama ne keyif gelmesi, surya’da ağlıyordum 🙂 Defne hoca’nın yoganın büyüteç olmasıyla ilgili sözlerini hatırladım.. Yoga bittiğinde gerçekten, içinden geçtiğim her şey fazlasıyla büyüyüp kafama oturmuştu sanki..

Son birkaç günde, bir türlü başlayamadığım bir işe başladım, bir türlü bitiremediğim bir ilişkiyi bitirdim, bir türlü planlayamadığım bir şeyleri planladım. Bilmiyorum bu kadar başlama bitirme fazla mı geldi.. normaldir dedim, üstüme gelmedim:)

Iki gün geriden geliyordum, yazılanları okudum. Sanki hepsi bana yazılmış gibiydi 🙂 sonra biraz uyumuşum.

Akşam da kendimi zorla kaldırıp parka gittim, yürüyüşe. Galiba hanımelleri ve yaseminler açmaya başlamış ve ayırt edemediğim bir sürü başka çiçek. Mis gibiydi park da sokaklar da..

Aklımda Defne hoca’nın dünkü yazısında geçen cümle “yani demem o ki insan bir derdini çok da kafaya takmamalı. Hayatın ona verecek hediyesi varsa, veriyor. Hediye yoksa, yok değil, sadece o sırada burada değildir.”

Sonra mis çiçek kokuları arasında yürüdükçe sakinledim. Aklıma bir şiir geldi “hava leylak ve tomurcuk kokuyor..”

İyi geceler sevgili sangha..

Sevgiler

Yasemin- Gün 18 : Merhaba (sonunda!)

Merhaba sevgili sangha!

Aslında çoğunuzu tanımıyorum ama yazılanları okudukça bir tanışıklık oldu sanki 🙂 Bütün yazılar için herkese çok teşekkürler! 28 gün bitmeden ben de dahil olayım istedim, bugüne kadar alamadım elime kalemi, ama geç olsun güç olmasın 🙂

Bu sayfa 5 sene önce açılmış, o günlerde shadow yoga adını bile duymamıştım ben henüz. Ankara’da yaşıyordum, Defne hoca’nın Yaz Sıcağı kitabını okumuştum. Yaz sıcağı’nı çok sevince diğer kitapları, Mavi Orman, blog yazıları derken, keşke benim de böyle bir hocam olsa demiştim 🙂 O sene işten ayrıldım, biraz aylak gezdim, sonra İstanbul’a taşındım, derken, tam 1 sene sonra Yeşil Stüdyo’daydım! Şu an normal gelse de, 5 sene önceki ben için inanılmaz bu gerçekten.

Neredeyse 4 sene olmuş, 1. sınıfı halen geçemedim, kaç kere repeat oldum ben sayamadım 🙂 Olmuyorsa olmuyordur deyip bıraktım kaç kere ama bir şekilde de gidemedim, kopamadım.

Insan, hayatı nasıl yaşıyorsa yogasına da aynı muameleyi yapıyor galiba.. Bütün bu süreç, yogamı yaptım yapamadım, sabahları kalktım kalkamadım, yok olmadı yapamadım’larla geçti. Ben böyle eziyet görmedim, insan kendine bunu yapmaz, net! Hayata dönüp baktığımda, o da çoğunlukla öyle geçti aslında. Buraya taşınmasaydım, yok Ankara’da kalsaydım, yok işi bırakmasaydım, bu işe girmeseydim, ne kadar da başarısızım.. oh bir de pandemi geldi, burda olmasaydım.. vs vs türlü çeşit bunalımlar.

Sonra bir noktada ne oldu bilmiyorum, n’apalım yani ölelim mi gibi bir noktaya geldim ve bir rahatlama geldi sanki.. Artık yoga yapabiliyorum! Ok yapabildiğim kadar diye bıraktığımdan beri hep daha fazla.. Şimdilerde nerdeyse her gün!

Ben ona bir adım gidince, yoga bana üçer beşer adım geliyor sanki. Sonra bakıyorum ben kendime gelmeye başlamışım! Ne güzel! Ne mutlu!

Not: bu kadar repeat olmaya yüreğim dayanmayıp son bıraktığımda, Ayça hocam tuttu çekti kolumdan, ne kadar teşekkür etsem az!!