Yeşim- Gün 6- Gittiğin yere geri dönmek

Herşey bir lastik ile bağlı gibi. Bir salınım var sana izin veriyor ve sonra zamanı gelince seni geriye çekiyor.  Nereye gitsen; bir zaman sonra nerden başladıysan seni oraya çekiyor.  Ama bu sefer zaman değişmiş, sen değişmiş ve aynı mekan gibi gözükse de mekan da değişmiş oluyor. Sen de sebat var mı diye test ediyor belki yaşam seni. Hergün aralıksız yapınca birşeyi, ilerlediğini hissettiriyor sana ama bir bakmışsın buna rağmen bir gün-yoga içinse bu durum; heryerin tutulmuş. Eeee ne oldu şimdi.

Vücudun ayar çekiyor.  “Dur öyle hemen şımarma, hele havalara hiç girme!!! Dün bir, bugün iki-hemen oldum zannetme. ” Hiç de böyle hallerim yok ama benim gibileri çok görmüş herhalde olma olasılığına karşı önlemini alıyor!!!

Şimdiler de bunu yaptığım yoga da ve yenice hayatıma giren ingilizce de gayet net hissediyorum. Evet bir şeye hergün düzenli olarak maruz kalmak ilerlemenin anahtarı. Ama bazen herşey tıkır tıkır giderken bir takılma hali var. Devam edince yapmaya tekrar açılıyor, sonra bir daha tıkanma halleri.

Acaba; böyle birşeyi , bekledigim bir durumla mı mümkün kılıyorum ben? Beklentiden vazgeçeli epey oluyor oysa ki! Belki de ikna olmuyorum “yok canım tam tamına yapmış olamam- ya da olmuş olamaz ” mı diyorum içerden bir yerden.

Salına salına; bir ileri bir geri mi, yoksa iki ileri bir geri mi – tekrar bakacağım.

Belki de aynı yere geri geliyorum ama derinlik artıyordur kimbilir!!!

Yeşim-Gün 5-Aynı Parçalar İle Başka Resim

Dün Sabancı Müzesinde Ai Weiwei sergisine gittim. İnanılmaz etkilendim. Sergi boyunca eserlerin arasındaki videoları seyrettim; hem eserlere,  hem anlayışa hayran kaldım. İçimi çok acıtan şeyler oldu . Gözlerim dolu dolu dolaştım . Hem olan bitene üzülerek, hem de sanat denilen şeyin bir şeyi nasıl güzel kıldığını ve aynı parçalardan başka bütüne mucizevi varışını gözlemleyerek.

Bugün sabah yogamızı yaparken yine aynı his kapladı içimi. Odayı kaplayan herkesin aynı anda aldığımız nefesle odanın camlarını buğulandırması; tek nefese ve tek kalbe dönüştüğümüzü vurgulaması bir sanatçının tavrına çok eşdeğer değil mi!

Ve hem bireysel ve bir o kadar kollektif değil mi?

 

 

 

Yeşim-Gün 4-Zor Oyunu Bozar

Bazı hareketlerin kendine ait doğası-sırası geldikçe- benim sevgili bedenimi bir halden diğerine rapt ediyor. Ne demek mi rapt ediyor? Raptiye nasıl kalın şeyleri tutmazsa benimki de doğru başlasa da pıt diye atıyor olması gereken durumdan kendini başka bir duruma. Niye? Sırt- boyun- omuzlar; yılların bankacı gerginliğini keçe formunda muhafaza ediyor hala. Göbek; başladığım yere göre çok farklı belki ama istediğim duruma gelmesi için daha çok çalışmak lazım gibi duruyor- kendi haşmetiyle “iyidik burda çok kurcalama, rahatımızı bozma” der gibi. Kafanın dize değmesi ya da kafanın koldan içeri girmesi gereken durumlarda; kafa da direniyor o zor diye tabir edilen yere girmeye ya da değmeye- zamanında zor hallere çok kez kafa topu için sıçradığı için.

Bugün sabah ki derste sorduğum soruyu cevaplamak için Defne hocam “gel göster burda ne demek istediğini”deyince; benim bu parçaların hepsi başrol kapmak için yarışa girmesin mi!!! Kalçayı koruyayım derken, ayak bozuldu, ayağı düzeltirken kafa isyan etti “beni buraya kimse sokamaz diye”. Ben bir kez daha başlangıç pozisyonuna dönüp canım uddiyanama sığındım göbeği küçülttüm güya ama yetmediiii.

Sevgili hocam bunun için yemeği de ayarlamak lazım diye kulağıma küpe takıverdi doğal olarak. Oysa bunun için esasen uğraşıp duruyorum ben. Diyabet, tiroit, menopoz üçlüsüne boyun eğmemek için ne taklalar atıyorum. Hep hareketliyim, sağlıklı besleniyorum vs.vs. Ders bitince aklımda bunlar var-daha ne yapabilirim diye iç sesim bıdı bıdı başlayınca hooop dedim ona. Tamam bunlar olabilir ama demek ki yaptığın yetmiyor. Ve karar verdim daha çok hareket daha az yemek işine.

Kararım şu ki; Mart kursunda sert yerleri yumuşak kılıp, şiş yerlerin havasını alarak, kafamı girip çıkması gereken yerler için ikna edeceğim.

Bana şans dile sevgili sangham👍

Yeşim- Gün 3-Asla Tam Bilemezsin!

Üç gün önce doğum günümdü ve yaklaşık son 25 ile 35 yılıma tanıklık eden 3 yakın arkadaşımla yeni bir yaş dönümü kutlaması yaptık. Keyfimiz müthiş ve sohbet koyulaştıkça her birimiz bir sürü farklı konu hakkında anlattıkça anlattık ve birbirimiz için sürpriz bir çok hikaye geldi geçti önümüzden.  Çok güldük , çok düşündük ve çok şaşırdık! İnsan ne değişik bir varlık; her zaman sana sürprizleri var- hoş kendimize sürpriziz biz çoğu kez, niye başkasına olmasın ki!!!

Herşeyini bildiğini sandığın yerden gelen bilgi; kulak kabartırsan  hiçbir şey bilmediğini gösteriyor sana. Yabancısın ve şaşırıp kalıyorsun tanıdık bildiklerine…

Esasen tıpkı bedenin gibi dostlukların. Bedenin de seninle birlikte ve  en yakında bu yaşamda, en fazla onun hakkında bilgi sahibisin zannederken hiçbir şeyini bilmediğini göstermiyor mu yoga yaparken ya da hareket ederken sana. Asla yapamam dediklerini zaman ayırırsan yaptığını görmek, üç nefesten öteye gidemediğin yerlerde onbeş nefes kaldığını görmek, iki kilometre yürüyemezken onbeş kilometre yol yapmak!!!

Çok yakınım ve çok iyi biliyorum dediğin dost da bedenin de- sana, eğer sen açıksan, yeniyi ve bilmediğini sunmaya amade. Aslında ne güzel sürprizli hayat. Tahmini mümkün olmayan haller;  ilişkinin devamında ” arkası yarın” diye hayatı bir gün sonraya atarken- seni meraklı kılmaya ve seni motive etmeye yetiyor. Dostun için de-bedenin için de…

Yeşim- Gün 2- Örümcek Ağları

Sadece durduğun yerden ve durduğun zaman görebildiklerin ve hissedebildiklerin; hayatındaki en büyük ihtiyaçlarından birini-ait olma ihtiyacını karşılarsa, bu noktada kalma isteğinin giderek artmasından daha doğal ne olabilir ki !!! Hal böyle iken, daha büyük bir halkayı hissetme ve daha büyük bir bağlantıyı farketmek için  yine de bir çağrıya ihtiyaç olabilir mi? Bilmediğin birşey değil elbet, hissettiğin birşey -ama  bazen ses ile bildiğin bir seyin bedenine teması başka bir etki yaratıyor.  Evet birinin sana örümcek ağları gibi ağlarla aynı amaca yüzünü dönmüş insanlar arasındaki bağı işaret etmesi iyi geliyor ve o an esasen ne kadar büyük bir kalp olduğumuzu ve bunu oluşturanların bizler olduğunu-bu olduğumuz şeyin ne kadar büyülü bir şey olduğunu bize gösteriyor. Aynı anda nabzının atması- bu nabız sesisinin dup dup dup dup senden başlayıp seninle aynı odada yoga yapan arkadaşlarından da gelmesi Dup Dup Dup Dup ve sonra  tüm dünyadaki sanghana bağlanması DUP DUP DUP DUP…

Yeşim- Gün 0

Selam dün giriş yapamadığım için gönderemedim size başlangıç yazımı.

Dolunay ; koca siyah bir kartonda muntazam kesilmiş bir küçük yuvarlak. Oradan büyük bir ışık sızmış içeri. Öyle yoğun ki gözün kamaşıyor bakamıyorsun. Çok karanlıktan mı yoksa çok aydınlıktan mı gözün kamaşıyor belli değil. Sen nerede durdun bakıyorsun ? Karanlık taraftan mı, aydınlık taraftan mı? Bu yuvarlağın içi boş mu, dolu mu? Birşeylerin başı mı , sonu mu?

Bizim için bu sefer başlama noktası. Hergün yaptığın yoga biraz daha aydınlatacak mı karanlığını? Yoksa ışığın hep açık kalıp ne yaptığını görmeni mi sağlayacak?

Nasıl olursa olsun başlamak iyi geliyor. Ve sen nasıl anlamlandırırsan öyle; başladığın yer bazen bir son, bazen yeniye davet.

Yeni; kocaman karanlıkta gözümü alan küçük bir aydınlık ama gözüm orada-dikkatim oradaysa ve beni heyecanlandırıyorsa yeni keşiflerin küçük kapısı seni büyük düzlüklere taşıyabilir mi?

Girdim bu aydınlık yuvarlaktan yavaşça. Nazik, sessiz ve beni yuvarlamasına ve köşeleri yumuşatmasına teslim olarak…