Zelha-Gün 7- Yedi

Yedi sayısını seviyorum, Yedi de beni seviyor mu diye düşünmüyorum. Nazım Hikmet’in o meşhur dizesi gibi; yani sen elmayı seviyorsun diye, elma da seni sevmesi şart mı?!

Üniversitede öğrenci yıllarımdı. Bir arkadaşım kafede otururken aniden sence sevmek mi sevilmek mi, diyerek anneni mi babanı mı seviyorsun garipliğinde bir soru sordu. İnsan ikisini birden ister elbet. Fakat tek seçmeli bir sınav sorusuysa cevabım, sevmek olmuştu. Sevmek, aktif bir eylem değil mi. Olan biten senin içinde, sisteminde hareket. Sevilmek, fazlaca edilgen ve göreceli, birinin baktığı yere göre hal alabilirsin. Dün sevilenken bugün aksi olabilirsin. Sevdiğin hep sevdiğindir. En azından bir an sevdiğindir. Değişen bir durum varsa da sendeki bir değişimin doğrudan uzantısıdır. Bu minvalde bir şeyler gevelediğimi anımsıyorum. Yıllar içinde bazı şeyler değişiyor bazıları aynı kalıyor, bu da öyle. Bugün kalabalıklar içinde sizi okurken bunlar döküldü. Bir de severim yaradandan ötürü, cümlesindeki sevmek ile falanca kişiyi çok seviyorum cümlesi arasında, sanki ‘sevmek’ sözcüğünün anlamı değişiyor. Birinde o kişinin sistemdeki yeri konusundaki farkındalığının bir izi, diğerinde paylaşımın derinliği, büyüklüğünün adı oluyor, gibime geliyor. 

Bugün iki ayrı grup misafir ağırladım. Sabah kahvaltı masasını kurdum, o sofra hiç dağılmadı. Etrafında çocuklar oyunda, büyükler sohbette. Neşeliydi. Akşam gelen arkadaşımın biri masamdaki Ursula K. le Guin’in yorumuyla Lao Tzu, Tao Te Ching kitabını eline aldı, biraz karşılıklı okuduk. Şu anda çok yorgun hissediyorum, yazarken neredeyse uydum uyacağım, bu yüzden bağıntı kuramadan öykülemeden uzak, okuduktan sonra epeyce – ki her okuduğumda aynı etki- sessizce durduğumuz ‘gücün sırrı’ ile size sevgilerimi gönderiyorum. Eminim yayınla tuşuna basar basmaz rüyalara koşacağım. 🙂

Gücün Sırrı 

Bilen

konuşmaz.

Konuşan

bilmez.

Açıklıkları kapat,

kapıları ört.

bıçağı körelt,

bağı çöz,

ışığı karart,

yolun tozuyla bir ol ki

derin aynılığa varasın.

O zaman yönetemez seni sevilmek

ya da sevilmemek.

Yönetemez seni kar ya da zarar.

Yönetemez seni övülmek

ya da aşağılanmak.

O zaman şereflisindir göğün altında. 

Reklam

Zelha- 6 Gün- Gezdim Şu Aleme Islah Edeyim.

Yağmurlu bir Al Jubail’e uyandık, Su kızım boğazım ağrıyor diyerek usul usul geldi yatağa, yatağından kalktığı anı bilir gibi karşıladım, sabahın 5.30’u çaydanlıkla ıhlamur buluşmuştu. İyi hissetmeye başlayınca, okul yolu göründü uğurladım iki yavruyu. Geçen hafta iki defa yağmur tatili verilmişti, bu defa tatil olmadı. İzmirlinin kara verdiği tepkiyi, yağmura gösteren bir yerdeyim. Yakın bir his. Günlerdir matı börtü böceğin kanadına, yemeğe kattığım tuzun tanesine seriyordum da halıya yerleşemiyordum. Bir anda çok tanıdık bir tını, his doldu içime, tekrarla çalınmasına ayarladım, dışarıda yağmur ince ince usul usul neş’eyle yağarken, ara ara dinlesem de uzun zamandır yekten kalmadığım eski bir dostla samapatiye durmuşum; gezdim şu aleme ıslah edeyim! 

Bir Eylül sabahıydı. Vakit brahma muhurta eşiğinde, uykumu almışım, ohh en sevdiğim anlar, kitap değil de sese çekildim. Bu türkü, şu deyiş derken kucağıma bir misafir geldi; “gezdim şu aleme ıslah edeyim!” İlk duyuşta aşk! Nabzının attığı kainat avuçlarımda, çalıyoruz, söylüyoruz. Günlerden cuma, malum tatil, çocuklar bey evde. Fasılasız dinleyeli saatler olmuş. Tatile yakışır bir kahvaltı beklentisi var, görüyorum. Mutfağa indim, de bağlamanın telinden aşağıya inemiyorum. Toktum. Zeytin, peynir neydi, çay nasıl demleniyordu. Mesela o an kapı açılsa…Böyle kırk gün geçirdim. Halı desenleri notasına sarılmış dans ediyor, duvarlara rengi vurmuş. O günlerde sazlı sözlü bir atölyeye katıldım, ikinci ve üçüncü haftası misafirime ayrılmıştı. Ben mest. Cevabı bilinen, bildiğimi unuttuğum, hatırlayıp yeniden unuttuğum ve bilmediğimi bildiğime çokça yol oldu. 

Sabah samapathide bir kaç defa döndü, ısınmalarda duyuyordum, vayişakadan sonra uzun bir sessizlik hani mekanik bir sessizlik olur, öyle bir şey. Birinci savaşçıda arka bacağı düzleştirme gayretimin arasında yeniden girdi hayata.    “Özümü meydanda buldum sonradan”! Balasana, mandukasana, yogasanada epey hasret giderdik; jade ladyde Leo dahil oldu. Sonra yağmuru izledik birlikte, ince ince usul usul neş’eyle tüm gün yağdık. 

Dostlukla,

Zelha

25.01.2023, Suudi Arabistan

Zelha-Gün 4- Balık

Sevgili sanga, 

Dünkü miskinliğin arkasından çok hareketli bir günden geçerek geliyorum size. Hareket dediysem öyle büyütülecek türden değil. Hani öyle küçük bir fanusun içinde yüzüp duran bir balıktan hallice. Durmuyor ve fakat varmıyor da! 🙂 Ha varılacak bir yer var mı, cevabı belli kocaman bir soru işareti!

Şöyle ki 🙂 çocukların okulunun bus monitörü idim, sabah ve öğleden sonra iki defa yirmi çocukla paylaştım fanusu, ikisinin arasında da beş metre kare mutfakta bir başıma duraksız bir hareketim oldu. Otobüs dışında akşam yediye kadar oturmadım, desem abartmış olmam. Ve akıllı saatimin aklına göre o beş metre kare içinde oturduğum o ana dek neredeyse altıbin adım atmışım. Şaşırtıcı! Bacaklarım bir o tezgahın önünde bir diğerinde, ocağın başında, fırının kapağını aç kapa, lavabo önünde, hızlı bir kamera çekimi ile izlendiysem yukarıdan, diye düşündüm. Komik! Mutfaktan çıkan yemeklerin bir kısmı ailecek hasta komşuma, bir kısmı memleketten yeni gelen diğer komşuma ve pek tabi ev sakinlerine pay edildi, savaş alanına dönen mutfak hakkıyla temizlendi. Şükür!

Şu bir gerçek, balık olmak tamam, akan su olsa daha ala. Belki akıyordur da haberim yoktur. Diyeceğim o ki pınarlayn’a katılıyorum akalım! 

Çocuklar, türlü aktiviteler, oyun, çiş, diş, kitap örüntüsüyle 🙂 uykuya karıştılar. Size yazmaya can atan bu kalp, çocukları uyuturken bir süre kitap okudu, minderde öylece oturdu, harfler olmadan bu satırları yazmıştı bile, dahası vardı. Kalemi elime almadan bey film izleyelim mi, dedi. Hay hay, dedim. Tuşlarla yeni buluştum. Kısa da olsa akışta sesim olsun istedim.

Sevgimle, 

Zelha

Zelha- Gün 3- Sis

Dün gece uykum bölük bölüktü hem uzun bir geceymiş gibi hissettim öte yandan sabah yataktan dinlememiş kalktım. Çocuklara kahvaltı, beslenmelerine yemek hazırlığı, odada dolaşan bir telaş yumurtalar yendi mi, suluklar dolduruldu mu, anne ben fındık istiyorum çantama, vakit gelmiş saat 6.45 servis neredeyse kaçıcak hadi hadi, ayakkabılar ayakta çantalar sırta, uğurlama seromonisi öpücükler havada ellerle yakalama partisi ve arkalarından uzunca bir bakış; el sallayarak koşuyorlar çantalar peşlerinden zıplıyor, gözüm öyle yavaş çekim gördüki bu sahneyi saç tellerinin havalanması dahi hafızamda. Ve göğün kıyısında selam veren güneş!

IMG_3505.jpeg

Normalde ne kadar yorgun uyanırsam uyanayım evdeki bu rutin, bayramlarda olur ya ona benzer bu telaş ve gökteki güneş beni kendime getirir ya minderime, belki yogaya ya da defter kaleme yahut o günlerde hangisine takıldıysam o melodinin play tuşuna olmadı mıntıka temizliğine beni taşırdı. Ancak hiçbirini yapacak gücü kendimde bulamayışım, bugünlerde çok dinlediğim ‘eksiklik kendi özümde’ ile derinlere gitmeye ise hiç hazır olmayışım sebebiyle Leo’ya bir işaret çaktım, odaya bir karartma, yorgan üstümde, elimde uykuma eşlik etmek üzere kitap, uyumuşum. Rüyalar arası rüyatobüsteyken Leo uyandırdı, ee haklı yavru sabah gezintisini yapmamıştı duygusuyla hala yatak mıknatıs gibi çekse de mıknatısın çekim gücüyle ancak baş edebileceğimden olacak resmen zıpladım. Güneş neredeyse ortaya gelmişti, çıktık dışarıya. Öyle yavaş yavaş sessiz sessiz güneş üstümüzde yürüdük. Güzeldi. Yolda karşılaştığım bir arkadaşım alış verişe gitmek istedi, benim de gitmem gerekiyordu da erteliyordum, tamam dedim. Döndüğümde neredeyse çocuklar gelmek üzereydi. Ne kadar hızlı geçti zaman ve ne çok zamanı orada bıraktık, aklım almadı. Rüzgar nereye savurduysa eserekli bir gündü. Esmesini severim, esene takılmayı da, ne var ki bugün biraz anlamsız bir tat bıraktı. Belki güne başlamamdaki hatta başlayamamamdaki o hal sebepti, ne biliyim hiç masaya oturmamışım, tek cümle olsa da iz bırakan bir kelam okumamış ya da etmemişim, çizmemişim, bir melodiye gömülüp elim kaleme gitmemişim .. veya bunlardan tamamen bağımsız bir nedenle sisli göründü her yer. Ne yaptıysam savruk. Sisin arasında bir kaç an göz kırpıyor ne mutlu, gerisi bulanık. Bu gri alandan avucuma şimdi düşen bir Oruç Aruoba şiiriyle berraklaşır belki ötesi 🙂 

“Yaşamın, geri gidip, hep, kendini eskiden tıkanıp kaldığın bir noktada bulup, hep ileriye itmeye çalışmanın süreci olacak.

Yaşamının durumlar zincirini izlediğinde, bulacağın, hep, kendin olacak. 

Yaşamın yaşadıklarındır.

Yaşamaya karar verdiklerin 

Ya da yaşamak istediklerin değil. 

Nasıl olsa öleceğimize göre, yaşamalıyız.

Yaşamın bir bekleme olacak- ama, beklemeden yaşayacaksın.”

Sevgimle,

Zelha

23.01.2023, Suudi Arabistan

Zelha- Gün 1-Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak

Ben de geldim, yetiştim. Yoğun günlerin ardından ve yeniden yoğunlaşacak günlere ramak kala ailecek iki günlük araya sıkıştırdığımız Bahrain tatilinden sonra Çöl’ümüze yeni geldik. Eve eşyalar atıldı, Leo komşumdaki misafirliğine son verip kuyruğunu sallayarak eve giriş yaptı, yarın haftanın ilk okul günü telaşıyla çocuklar yatağa koştu, ben de size. Bu cümleler hızlıca iniverdi hatta hep yazılıymış gibi ben değil onlar bakıyordu, sonra durdum, yazdım sildim, her şey uçup gitti, göğe baktım karanlık!

Yol boyunca size söylenmeyi bekleyen dolu söz vardı, ne oldu bilmiyorum zihnim delice bir hızla dalgalandığından şu anda toplayamıyorum, mesela arabaya atlasam geldiğim yolu geri gitsem yola savrulanları tek tek alabilir miyim, yoksa onlar da masalda evlerinin yolunu bulmak için çocukların yola attığı ekmek kırıntıları gibi kuşlar tarafından kapılmış mıdır. 🙂 Ya da  o yoldan geçen her araba bir sözümü almış olmalı, kim bilir belki orta çağdan bu yana bu denli dünyaya yaklaşan yeni ayın etrafındaki, nereden bahsin açıldığı belirsiz aile muhabbetlerine, taşımıştır. Yani umarım. 

Bugünlük sohbet oralarda sürsün, eminim buralara da düşer.  Yolda elimde Ursula K. le Guin’in “Tanrı Kuşlarıyla Buluşmak” şiir kitabı vardı. Tekrar buracıkta buluşmanın sevinciyle, tüm kuşlara ve başlayan dansa selamla; kitabın arka kapağındaki sözleriyle bugünü noktalayayım.

“Bu nefes başka bir nefes,

Ne alındı, ne salındı geçmişte.

Ölüm susunca konuşan bir ses

Ertesiz bir şimdide.

Bir nefes alıyorum tekil bir nefes.

Bir an için ağzımda özgürlüğün tadı.

Başlıyor dans, es rüzgar es,

gibiyim söğüt dalında bir söğüt yağrağı.” 

Sevgimle,

Zelha

21.01.2023, Suudi Arabistan

Zelha- Gün 29- Minnet


Bir iple çekilir gibi Defne hocanın sesinden insanlık halini dinlemeye çekilmiştim, henüz pandeminin başıydı. Yıllarca çok yakınımda İzmir yogadaymış kendisi, ancak o zamanlar dünyayı bireysel hukuk dosyaları üzerinden kurtaracağını sanan işini aşkla yapan öyleki bebeleri kırkı çıkmadan ofis yollarını tutan hayli yoğun bir ben vardı, aleminde yaşayan. Gel zaman git zaman pandemiden altı ay kadar evvel kendi rızamla karantinaya girmeye karar verdiğim çöl diyarında, tüm dünyanın karantinasının kesiştiği o kümede bir araya gelmek nasıl büyük bir nasip. 

Salı akşamlarıydı yanlış hatırlamıyorsam önce İnsanlık Hali sonra Mavi Orman kalem sese geldi de dinledim. Hem de ne keyif. Bir kısım okuma akabinde ufak bir sohbet, o araya gizlenen lezzet. Bunu aile içi özellikle annem ve dedemin az sözle, özü çok muhabbettelerinden anımsıyordum, bir buhar gibi etrafa yayılır ve habersiz sarılır varlığına, nüfus eder, senin olur. 

Yoga dersi olsa da katılabilsem diye kalpten geçirdim, hatta email de yazdım. O dönem eski öğrencileriyle kapalı bir grup çalışıldığını cevaben öğrendim. Öyle kalptendi ki isteğim çok geçmedi bir mail, balakramaya davet. İki yıl pandemi sebebiyle memlekete ormanıma gidememiştim, vuslata eşlik eder şekilde Temmuz ayında başladık. Shadow kitabımı daha buradayken sipariş etmiş, benden önce köye o varmıştı, annemle benden önce buluşmuştu. Vardığım ilk günlerdi uzun zaman sonra annemle buluştuğumuzda derin bir sohbetimiz oldu. Hani dünya nokta olur. Noktanın içinde iki nokta, sadece gelen duyulur. Sohbetin hemen üzerine makro ve mikro cosmosla ilgili bir kaç lakırtı ettiğimi anımsıyorum. Sonra shadow yoga kitabını aldım elime gün ormanın yeşili üstünde portakal gibi dönüp gidiyordu anneme sesli okumaya başladım. Okuyorum üzerine yorum yapıyoruz. Biraz önce söylemeye çalıştığım şeyin ne muhteşem açıklandığı sayfada epey durduk. Bugün o öğlen başlayan sohbetimiz ve okumamız bir sahne perdesini ara ara açıveriyormuşum gibi hep içimde canlandı, o halle hemhal oldum. Ve bisürü iyi ki dedim. Buradaki bir olma hali, bütünlük ve  bütünün bir parçası olmama minnetim çok, ayrı ayrı her parçaya, bu noktaya taşıyan her ilmiğe teşekkür ediyorum. Ve parçaların toplamının bütünden fazla olması, tamamlanma hissiyle mi ilintili diyerek (?)bitiriyorum. Görüşmek üzere 🙂 

Sevgimle,

Zelha

29.05.2022 son dakikaları, Suudi Arabistan

Zelha-Gün 28- Yirmidokuzun ilk dakikaları

Ne yazacağımı bilmeden üzerine hiç düşünmeden açtım sayfayı koyuldum yazmaya. Bir kaç sabahı olmayan, erteleneni yaşayan bir gece kuşuyum hepsi bu. Sabah kalkıp yüzümü yıkamadan zihnimi akıttığım mavi kaplı defter say. Herkesi uyutmuş, ingilizce ödevini gün yirmidokuz olmadan göndermiş rahatlamış bir öğrenciyim aynı zamanda. Şimdi olan ne peki, bir öğrenci edası mı içime yerleşen ki hesapsız yazmaya durmuşum. Öğrencilikteki sırtındaki yükü aşağıya indirme telaşından başka bir şey. Görev hiç değil. Alışmak. Sevdiğin bir alışkanlığınla bir araya gelmek. Meditasyon minderine bakıp çağırması mesela. Alışkanlığına -okumak da çok sevmeye dahil bir yerden – the end denmesine az bir zaman kalacağını yeni öğrenmiş gibi koşmak. Buruk bir telaş. ( Bu noktada yok hayır biz aynen yazmaya devam ederiz deyin lütfen, bunu duymaya ihtiyacım var. 🙂 )

Tam iyileşiyorum derken iki üç gündür yeniden ilkokul çocukluk hallerimden hallice sümüğümü çeke çeke dolaşıyorum. Hernekadar böylesine uzun süren bu halin, bu sürece rastgelmesine içten içe üzülsem de dinlenmeme, üstelik sizi dinlerken kendimi dinlemeye bir kapı olmasına da minnet duyuyorum.

Sabah sürünerek kalkma halimi sıcak bir duşla yıkadım banyonun deliklerinden akıp gitti. o vakit bu vakit ara ara dursam da evde de bende de bir hareketlilik hüküm sürdü. İki sabahtır kahvaltıda zeytinin, peynirin yanına “Leo markette”, ”Leo bir pilot”, ”Leo adliyedeki bir hav-ukat” gibi gibi hikayeleri koyduk, çocuklar göbeklerinden güle güle, “anne bi daha anlat”, ” benim bir fikrim var, Leo markete girer ve hey selamünaleyküm Abdurraman man…” versiyonları arasında çokça gülmeyle geçti. Herkes öğleden sonra bir ara dağıldı. O araya da ingilizceyi sıkıştırdım. Zaman pek tabiki nasıl geçti anlamadan, eyvah çocuklar ve bey geldi, daha ocağa konulmuş bir kap yemek yok, duygusuyla baş etmeye çalışan kalbim kapıda akşam yemeğine bir tanrı misafirini karşıladı. Türkiye’den yeni gelmiş komşumuz. Ortamdaki enerji açığını kapatmaya ve uzun suskunlukları doldurmaya programlanmış tarafım resmen salonda at koşturuyordu. Onu bir ben mi görüyordum ! At sonra mutfağa açıldı, orada devam ettik. Bence iyi bir ikiliyiz. Koşunca enerji dolanlardan; verirken alanlardanım, bu doğru. Çay, kahve, bahçede masada bir ara sirkülasyon, yeniden çay, kahve. Yarın okulun ilk günü; çocukların hazırlığı, uykusu. Olmuş mu gece yarısı! Böyle bakınca düne- artık dün oldu, adı bile nasıl hızlı değişiyor- hoşluk veriyor, günün şeffaf bir kapağı varmış da bugün de böyle der gibi bir kapamışım. Kulağımda masadaki kahkahalar, devinim iyi ki varsın dedirten at ve ben, misafiri memnun ettiğine dair ufacık bir his ve yeni güne bağlayan ilk dakikalardaki tam şu anda şuracıkta buluşmanın sevincini duyan öte yandan kalemi burkularak yazan ben. Sona bir kala benden bu kadar, biraz da sizdeki dünü okuyayım.

Sevgimle,

Zelha

29 Mayıs ilk dakikalar, Suudi Arabistan.

Zelha- Gün 24-Kendi olarak, sana gelen

Selam sanghacım, 

Neredeyse bir hafta oldu dumanlı başımla dolanıyorum. Dışarıda bitmek bilmeyen çöl rüzgarı toz duman, al benden de o kadar. Bu ara okumak, yazmak beni zorluyor, bir tek sizi okuyorum onda da yazının içinde bir yerde gülüyorum ya da dikkatimi çeken bir husus oluyor, yorum olarak şunu yazıyım diyorum. Yazıyı beğen, sayfayı alta kaydır yorum penceresi…o sırada tabiri caizse kal geliyor. 🙂 Ben ne okudum, ne diyecektim, yanıtı sanırım ömür boyu aranacak ben kimim, nerdeyim gibi uzayan sorularla uzay boşluğundan hallice bir alanda sallanıyorum. Bende bir hoş sedanız kalıyor. Filizlenmeye maya olan. 🙏

Sabah çocukları yolcu edince bakılacak bir dosya, çalışılacak, ödevleri yapılacak İngilizce dersim vardı ki malum bendeki kafa hiç o kafa değildi, dahası kalp iki seçeneğe de mesafeli. Masanın başında durdum, o aradan iki ay önce çizdiğim yarım kalmış mandalam el etti, istersen bana gel dedi. Olur, dedim. Tatlı bir davet bu. Yeni Türkü’den günebakanı, masama kalemleri açtım. Noktalar, çizgiler, çiçekler, yapraklar yol oldu ben de yok. Kucağına kendini de almış kapıma gelmiş. Zaman canlı bir organizma eline alıp şefkatle besleyebilirsen büyütebiliyorsun.Hani ahenk olsun, romantizmden burada başımız dönsün diye demiyorum, hissime mercek oluyor kalem, yazıyorum. Az olan çoktur gibi bir şey, yok olunca var olmak.  Mabed yerinde mıh gibi dururkenki bu esneme, olanı esnetme kabiliyetinde gizlenenle ufacık bir göz temasından sonra şavansanada bir süre öylece durdum. Yerçekimi kara parçasının içine magmaya doğru da yürüyor mu. 

Bir dost kapımı çaldı, yerküreye tırmandım, kahvelendik. Yeniden tek kaldığımda öğleden sonra olmuştu çocuklar gelmek üzereydi, onlar gelmeden mandalayı yeşillendirdim, mühürledim. 

Sonrası Leo başkanlığında çocukları karşılama, ağırlama, sohbet, sohbette sıra kapmaca ve ‘anne benim karnım aç’ korosu eşliğinde mutfak saati. Zaten nasıl oluyor bilmiyorum o saatle uyku saati arasında bir rutin köprüsü var, hop geçiyorsun farkına varamıyorsun, öyle bir şey. Şimdi köprünün diğer ucundan yazıyorum. Spotifyda ninni listemizden “ yum yum yum gözlerini, ay dede çoktan uyudu, gökyüzü yıldız doldu” çalıyor, böyle dinleyince sözler spotlar altında komik göründü gözüme. Baya baya sen niye ayaktasın baskısı varmış haberim yokmuş 🙂 Ya da bizimkiler artık bu ninnilere göre büyümediler mi yahu duvarına da tosladım. Neyse burada satırlarımı sonladırayım yoksa bir annenin gece sonu sorgulamalarına dönüşme ihtimali büyüyor. Gözlerime de yine bir sis bulutu geldi çöktü, elleri var beni içine doğru çekiyor. İyiiiiii geeeeceelerrrrr sanghaaaa 🙂 

Sevgimle, 

Zelha 

24.05.2022, Suudi Arabistan

Ağacın kendi damarlarını izledim. orta kısmındaki gölge onu o yapan yanı. Kucağına kendine de kapıma gelmiş, demekte haksız mıyım. Ayrıca bugün çizerken, bitince bakarken bende Oruç Aruoba’nın aşağıdaki dizeleri gezdi. Sizde de gezsin mi,

kendi olarak, sana gelen . .

sana gereksinimi olmadan, seni isteyen . .

sensiz de olabilecekken,seninle olmayı seçen .

kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan . .

O işte. ”

Zelha- Gün 20 -Kırkbir

Bugün benim doğum günüm. Teomanın şarkısı gibi oldu. 🙂 Ama ona var; dokuz yıl kadar. 

Geçen Mayıs kırk eşiğini atlamıştım bugün artık artı bir. 

Miladım. 

Kırkbir yıl önce bugün yaklaşık bir saate geldim bu hayata. Dün ve bu gece hala toparlayamadığımdan yatağımda bir kaç sefer o an’a yürüdüm. 

Dede evinde bir ebe yardımıyla doğuyorum. İki oda bir aralığı olan kalın duvarlı taş bir ev. Avlusu var.  Ki avluya bizim oralarda “hayat” denir.  Hayatında tandır evi. Sokağa bakan odada bir telaş. Annanemin heyecandan pembe yanakları. Aralıkta teyzeler dayılarda tatlı bir bekleyiş. Nejla teyzem kesin ona verilen işleri Samiye teyzeme satma peşinde 🙂 Bazı minikler diğer odada uyuyor. Babam abimi babanneme bırakmış, bir de bir hediye vermiş. Mutfakta tabiki bir hareketlilik. Annemin babamın ikinci çocuğu, annane dedemin ikinci torunu geliyor yol’da. 

Pazar Mahallesinin camisinden okunan ezan bu odada öyle güzel duyulur ki, taş ocağından sökülüp ikiyüz yıl önce örülen duvardaki taşlar aynı frekansta titrer. Hele kendine has bir serinliği ve sessizliği olan o saatler…Doğmak için güzel saatler bence.  

İlk kucağa alınışım, ilk dünyaya bakışım, bana bakan gözler, gözden süzülen yaşlar, şükre dalmış kalpler, odayı saran dualar hepsi annanemin elleriyle dokuduğu kırmızı halının üzerinde olup bitiyor, ara ilmiklerinde bir yerlerine ilişip duruyor. Hoş bir an. Neşe veriyor. Hayatı her rengiyle ilmik ilmik dokuma sevinci.

Kırkbiri sekize bölsem – neden sekiz bilmiyorum hangi yaştaysam o yaşı yaklaşık on beş yıldır sekize bölerim- beş ayrı dönem beş ayrı hayat yaşamışlık hissi duyuyorum. Her birinin eşikleri var, olup biteni, alıp verdiği. Bazen birinin diğerine etkilerini görüyorum birbirinde uzantısı, yayılması pek hesap edilemez.  Her birine derinden bağlarım var sekiz yıldan da büyük. 

Yeni dönemin birinci yılını geride bıraktım. Nasıl desem, değişik bir yıl, bir anlam bulması için vakte ihtiyacı var, daha çok toy. Onu da büyütürüz. 🙂 

Olduğu gibi,

Olduğu kadar.

Hayata çok teşekkürüm var buraya sığmaz. Ya da halsiz uykusuz bu halimle sığdırmak istemem. O bir top sarmalı minnetimle sarılı. İçime o sarmala anlık bakınca saniyesinde binbirşükür zikriyle dolu, yazması uzun. 

Yumaktaki bir sarmal sizsiniz. Olan bu alan. Açılan kucak gibi. Teşekkür ederim.

Sevgimle,

Zelha, 20.05.2022, Suudi Arabistan

Şu anda penceremden dışarıya bakıyorum, gökyüzü kırbiryıl önceki aynı gökyüzü mü!?

Aslında bu video idi, kuş sesleri müthişti, ancak ekleyemedim.

Zelha- Gün 17- Şifayı kaptım.

Selammm,

Nezle oldum. Yani sanırım. Kendi teşhisim böyle. Gözlerim yanıyor. Tüm bedeni saran stabil ince bir ateş. Bütün kemiklerim, dişlerim ağrıyor. Başımda bir sis bulutu. O sis bulutu içinde yer edinmeye çalışan bir baş ağrısı. Ne olduysa dün akşam üstü oldu. Yoksa iki gündür yazmasam da yogamla adım atmaya devam ediyordum.

Dün öğleden sonraya kadar oldukça iyiydim. Neşeli bir gündü. Sonra kamil insan olma uğruna bir yerde kendime vefasızlık ettim. Geriye sarıp düşününce o an’a bağladığım oluyor. Ya da çok düşünmemek lazım. Didikle didikle nereye kadar! Olacağı varmış oldu da diyebiliriz. Vefasızlık mevzusuna girecek olursam sanki çıkamam. Derin.

Günü yatakta geçiriyorum. Uymaya çalıştım, uyursam geçer diye ancak çok az uyudum. Gözlerim öyle yanıyor ki yangın uymama engel oluyor, sizi bile okutmuyor. O yüzden gözlerim kapalı epeyce içime baktım. Nefesimle gezindim üzerimde. Bir ara uyumuşum. İki odacılıklı rüya gördüm. Birinde defne hocam vardı. Taş bir bina, yüksek tavan, ağaçtan yapılmış iskemleler. Sınıf gibi ortam, sizler de varsınız ancak kimler tek tek ayırtedemiyorum. Defne hoca kim okuma ister gibi bir şey diyor, okuyorum, sonra bana sınav mahiyetinde sorular sormaya başlıyor. Birinci soruyu net hatırlamıyorum ancak cevap: eller! İkinci sıraya geçmeden ikinci odacıktaki rüyamdan bir arkadaşımın emanet ettiği köpeği görüyorum, Leo’ma benziyor ama o değil. ( Hatta bu yavru nerden çıktı o diğer rüyaydı diyorum 🙂 Yaramazlık yapıyor emanet, benim bu durumum karşısında sabrımı işaret eder şekilde Defne hoca senin gibi sakinini görmedim diyor. O sırada elinde tuttuğu soru notlarına gözüm kayıyor, ikinci soru ’bilgi’ ile ilgili. Bu sırada yatak odamda Leo havlamaya başladı ve uyandım. Hayırlara çıksın.

İşte böyle, şifayı kaptım içindeki şifaya bakmaya devam.

Sevgimle,

Zelha.