Zelha- Gün 29- Minnet


Bir iple çekilir gibi Defne hocanın sesinden insanlık halini dinlemeye çekilmiştim, henüz pandeminin başıydı. Yıllarca çok yakınımda İzmir yogadaymış kendisi, ancak o zamanlar dünyayı bireysel hukuk dosyaları üzerinden kurtaracağını sanan işini aşkla yapan öyleki bebeleri kırkı çıkmadan ofis yollarını tutan hayli yoğun bir ben vardı, aleminde yaşayan. Gel zaman git zaman pandemiden altı ay kadar evvel kendi rızamla karantinaya girmeye karar verdiğim çöl diyarında, tüm dünyanın karantinasının kesiştiği o kümede bir araya gelmek nasıl büyük bir nasip. 

Salı akşamlarıydı yanlış hatırlamıyorsam önce İnsanlık Hali sonra Mavi Orman kalem sese geldi de dinledim. Hem de ne keyif. Bir kısım okuma akabinde ufak bir sohbet, o araya gizlenen lezzet. Bunu aile içi özellikle annem ve dedemin az sözle, özü çok muhabbettelerinden anımsıyordum, bir buhar gibi etrafa yayılır ve habersiz sarılır varlığına, nüfus eder, senin olur. 

Yoga dersi olsa da katılabilsem diye kalpten geçirdim, hatta email de yazdım. O dönem eski öğrencileriyle kapalı bir grup çalışıldığını cevaben öğrendim. Öyle kalptendi ki isteğim çok geçmedi bir mail, balakramaya davet. İki yıl pandemi sebebiyle memlekete ormanıma gidememiştim, vuslata eşlik eder şekilde Temmuz ayında başladık. Shadow kitabımı daha buradayken sipariş etmiş, benden önce köye o varmıştı, annemle benden önce buluşmuştu. Vardığım ilk günlerdi uzun zaman sonra annemle buluştuğumuzda derin bir sohbetimiz oldu. Hani dünya nokta olur. Noktanın içinde iki nokta, sadece gelen duyulur. Sohbetin hemen üzerine makro ve mikro cosmosla ilgili bir kaç lakırtı ettiğimi anımsıyorum. Sonra shadow yoga kitabını aldım elime gün ormanın yeşili üstünde portakal gibi dönüp gidiyordu anneme sesli okumaya başladım. Okuyorum üzerine yorum yapıyoruz. Biraz önce söylemeye çalıştığım şeyin ne muhteşem açıklandığı sayfada epey durduk. Bugün o öğlen başlayan sohbetimiz ve okumamız bir sahne perdesini ara ara açıveriyormuşum gibi hep içimde canlandı, o halle hemhal oldum. Ve bisürü iyi ki dedim. Buradaki bir olma hali, bütünlük ve  bütünün bir parçası olmama minnetim çok, ayrı ayrı her parçaya, bu noktaya taşıyan her ilmiğe teşekkür ediyorum. Ve parçaların toplamının bütünden fazla olması, tamamlanma hissiyle mi ilintili diyerek (?)bitiriyorum. Görüşmek üzere 🙂 

Sevgimle,

Zelha

29.05.2022 son dakikaları, Suudi Arabistan

Zelha-Gün 28- Yirmidokuzun ilk dakikaları

Ne yazacağımı bilmeden üzerine hiç düşünmeden açtım sayfayı koyuldum yazmaya. Bir kaç sabahı olmayan, erteleneni yaşayan bir gece kuşuyum hepsi bu. Sabah kalkıp yüzümü yıkamadan zihnimi akıttığım mavi kaplı defter say. Herkesi uyutmuş, ingilizce ödevini gün yirmidokuz olmadan göndermiş rahatlamış bir öğrenciyim aynı zamanda. Şimdi olan ne peki, bir öğrenci edası mı içime yerleşen ki hesapsız yazmaya durmuşum. Öğrencilikteki sırtındaki yükü aşağıya indirme telaşından başka bir şey. Görev hiç değil. Alışmak. Sevdiğin bir alışkanlığınla bir araya gelmek. Meditasyon minderine bakıp çağırması mesela. Alışkanlığına -okumak da çok sevmeye dahil bir yerden – the end denmesine az bir zaman kalacağını yeni öğrenmiş gibi koşmak. Buruk bir telaş. ( Bu noktada yok hayır biz aynen yazmaya devam ederiz deyin lütfen, bunu duymaya ihtiyacım var. 🙂 )

Tam iyileşiyorum derken iki üç gündür yeniden ilkokul çocukluk hallerimden hallice sümüğümü çeke çeke dolaşıyorum. Hernekadar böylesine uzun süren bu halin, bu sürece rastgelmesine içten içe üzülsem de dinlenmeme, üstelik sizi dinlerken kendimi dinlemeye bir kapı olmasına da minnet duyuyorum.

Sabah sürünerek kalkma halimi sıcak bir duşla yıkadım banyonun deliklerinden akıp gitti. o vakit bu vakit ara ara dursam da evde de bende de bir hareketlilik hüküm sürdü. İki sabahtır kahvaltıda zeytinin, peynirin yanına “Leo markette”, ”Leo bir pilot”, ”Leo adliyedeki bir hav-ukat” gibi gibi hikayeleri koyduk, çocuklar göbeklerinden güle güle, “anne bi daha anlat”, ” benim bir fikrim var, Leo markete girer ve hey selamünaleyküm Abdurraman man…” versiyonları arasında çokça gülmeyle geçti. Herkes öğleden sonra bir ara dağıldı. O araya da ingilizceyi sıkıştırdım. Zaman pek tabiki nasıl geçti anlamadan, eyvah çocuklar ve bey geldi, daha ocağa konulmuş bir kap yemek yok, duygusuyla baş etmeye çalışan kalbim kapıda akşam yemeğine bir tanrı misafirini karşıladı. Türkiye’den yeni gelmiş komşumuz. Ortamdaki enerji açığını kapatmaya ve uzun suskunlukları doldurmaya programlanmış tarafım resmen salonda at koşturuyordu. Onu bir ben mi görüyordum ! At sonra mutfağa açıldı, orada devam ettik. Bence iyi bir ikiliyiz. Koşunca enerji dolanlardan; verirken alanlardanım, bu doğru. Çay, kahve, bahçede masada bir ara sirkülasyon, yeniden çay, kahve. Yarın okulun ilk günü; çocukların hazırlığı, uykusu. Olmuş mu gece yarısı! Böyle bakınca düne- artık dün oldu, adı bile nasıl hızlı değişiyor- hoşluk veriyor, günün şeffaf bir kapağı varmış da bugün de böyle der gibi bir kapamışım. Kulağımda masadaki kahkahalar, devinim iyi ki varsın dedirten at ve ben, misafiri memnun ettiğine dair ufacık bir his ve yeni güne bağlayan ilk dakikalardaki tam şu anda şuracıkta buluşmanın sevincini duyan öte yandan kalemi burkularak yazan ben. Sona bir kala benden bu kadar, biraz da sizdeki dünü okuyayım.

Sevgimle,

Zelha

29 Mayıs ilk dakikalar, Suudi Arabistan.

Zelha- Gün 24-Kendi olarak, sana gelen

Selam sanghacım, 

Neredeyse bir hafta oldu dumanlı başımla dolanıyorum. Dışarıda bitmek bilmeyen çöl rüzgarı toz duman, al benden de o kadar. Bu ara okumak, yazmak beni zorluyor, bir tek sizi okuyorum onda da yazının içinde bir yerde gülüyorum ya da dikkatimi çeken bir husus oluyor, yorum olarak şunu yazıyım diyorum. Yazıyı beğen, sayfayı alta kaydır yorum penceresi…o sırada tabiri caizse kal geliyor. 🙂 Ben ne okudum, ne diyecektim, yanıtı sanırım ömür boyu aranacak ben kimim, nerdeyim gibi uzayan sorularla uzay boşluğundan hallice bir alanda sallanıyorum. Bende bir hoş sedanız kalıyor. Filizlenmeye maya olan. 🙏

Sabah çocukları yolcu edince bakılacak bir dosya, çalışılacak, ödevleri yapılacak İngilizce dersim vardı ki malum bendeki kafa hiç o kafa değildi, dahası kalp iki seçeneğe de mesafeli. Masanın başında durdum, o aradan iki ay önce çizdiğim yarım kalmış mandalam el etti, istersen bana gel dedi. Olur, dedim. Tatlı bir davet bu. Yeni Türkü’den günebakanı, masama kalemleri açtım. Noktalar, çizgiler, çiçekler, yapraklar yol oldu ben de yok. Kucağına kendini de almış kapıma gelmiş. Zaman canlı bir organizma eline alıp şefkatle besleyebilirsen büyütebiliyorsun.Hani ahenk olsun, romantizmden burada başımız dönsün diye demiyorum, hissime mercek oluyor kalem, yazıyorum. Az olan çoktur gibi bir şey, yok olunca var olmak.  Mabed yerinde mıh gibi dururkenki bu esneme, olanı esnetme kabiliyetinde gizlenenle ufacık bir göz temasından sonra şavansanada bir süre öylece durdum. Yerçekimi kara parçasının içine magmaya doğru da yürüyor mu. 

Bir dost kapımı çaldı, yerküreye tırmandım, kahvelendik. Yeniden tek kaldığımda öğleden sonra olmuştu çocuklar gelmek üzereydi, onlar gelmeden mandalayı yeşillendirdim, mühürledim. 

Sonrası Leo başkanlığında çocukları karşılama, ağırlama, sohbet, sohbette sıra kapmaca ve ‘anne benim karnım aç’ korosu eşliğinde mutfak saati. Zaten nasıl oluyor bilmiyorum o saatle uyku saati arasında bir rutin köprüsü var, hop geçiyorsun farkına varamıyorsun, öyle bir şey. Şimdi köprünün diğer ucundan yazıyorum. Spotifyda ninni listemizden “ yum yum yum gözlerini, ay dede çoktan uyudu, gökyüzü yıldız doldu” çalıyor, böyle dinleyince sözler spotlar altında komik göründü gözüme. Baya baya sen niye ayaktasın baskısı varmış haberim yokmuş 🙂 Ya da bizimkiler artık bu ninnilere göre büyümediler mi yahu duvarına da tosladım. Neyse burada satırlarımı sonladırayım yoksa bir annenin gece sonu sorgulamalarına dönüşme ihtimali büyüyor. Gözlerime de yine bir sis bulutu geldi çöktü, elleri var beni içine doğru çekiyor. İyiiiiii geeeeceelerrrrr sanghaaaa 🙂 

Sevgimle, 

Zelha 

24.05.2022, Suudi Arabistan

Ağacın kendi damarlarını izledim. orta kısmındaki gölge onu o yapan yanı. Kucağına kendine de kapıma gelmiş, demekte haksız mıyım. Ayrıca bugün çizerken, bitince bakarken bende Oruç Aruoba’nın aşağıdaki dizeleri gezdi. Sizde de gezsin mi,

kendi olarak, sana gelen . .

sana gereksinimi olmadan, seni isteyen . .

sensiz de olabilecekken,seninle olmayı seçen .

kendi olmasını, seninle olmaya bağlayan . .

O işte. ”

Zelha- Gün 20 -Kırkbir

Bugün benim doğum günüm. Teomanın şarkısı gibi oldu. 🙂 Ama ona var; dokuz yıl kadar. 

Geçen Mayıs kırk eşiğini atlamıştım bugün artık artı bir. 

Miladım. 

Kırkbir yıl önce bugün yaklaşık bir saate geldim bu hayata. Dün ve bu gece hala toparlayamadığımdan yatağımda bir kaç sefer o an’a yürüdüm. 

Dede evinde bir ebe yardımıyla doğuyorum. İki oda bir aralığı olan kalın duvarlı taş bir ev. Avlusu var.  Ki avluya bizim oralarda “hayat” denir.  Hayatında tandır evi. Sokağa bakan odada bir telaş. Annanemin heyecandan pembe yanakları. Aralıkta teyzeler dayılarda tatlı bir bekleyiş. Nejla teyzem kesin ona verilen işleri Samiye teyzeme satma peşinde 🙂 Bazı minikler diğer odada uyuyor. Babam abimi babanneme bırakmış, bir de bir hediye vermiş. Mutfakta tabiki bir hareketlilik. Annemin babamın ikinci çocuğu, annane dedemin ikinci torunu geliyor yol’da. 

Pazar Mahallesinin camisinden okunan ezan bu odada öyle güzel duyulur ki, taş ocağından sökülüp ikiyüz yıl önce örülen duvardaki taşlar aynı frekansta titrer. Hele kendine has bir serinliği ve sessizliği olan o saatler…Doğmak için güzel saatler bence.  

İlk kucağa alınışım, ilk dünyaya bakışım, bana bakan gözler, gözden süzülen yaşlar, şükre dalmış kalpler, odayı saran dualar hepsi annanemin elleriyle dokuduğu kırmızı halının üzerinde olup bitiyor, ara ilmiklerinde bir yerlerine ilişip duruyor. Hoş bir an. Neşe veriyor. Hayatı her rengiyle ilmik ilmik dokuma sevinci.

Kırkbiri sekize bölsem – neden sekiz bilmiyorum hangi yaştaysam o yaşı yaklaşık on beş yıldır sekize bölerim- beş ayrı dönem beş ayrı hayat yaşamışlık hissi duyuyorum. Her birinin eşikleri var, olup biteni, alıp verdiği. Bazen birinin diğerine etkilerini görüyorum birbirinde uzantısı, yayılması pek hesap edilemez.  Her birine derinden bağlarım var sekiz yıldan da büyük. 

Yeni dönemin birinci yılını geride bıraktım. Nasıl desem, değişik bir yıl, bir anlam bulması için vakte ihtiyacı var, daha çok toy. Onu da büyütürüz. 🙂 

Olduğu gibi,

Olduğu kadar.

Hayata çok teşekkürüm var buraya sığmaz. Ya da halsiz uykusuz bu halimle sığdırmak istemem. O bir top sarmalı minnetimle sarılı. İçime o sarmala anlık bakınca saniyesinde binbirşükür zikriyle dolu, yazması uzun. 

Yumaktaki bir sarmal sizsiniz. Olan bu alan. Açılan kucak gibi. Teşekkür ederim.

Sevgimle,

Zelha, 20.05.2022, Suudi Arabistan

Şu anda penceremden dışarıya bakıyorum, gökyüzü kırbiryıl önceki aynı gökyüzü mü!?

Aslında bu video idi, kuş sesleri müthişti, ancak ekleyemedim.

Zelha- Gün 17- Şifayı kaptım.

Selammm,

Nezle oldum. Yani sanırım. Kendi teşhisim böyle. Gözlerim yanıyor. Tüm bedeni saran stabil ince bir ateş. Bütün kemiklerim, dişlerim ağrıyor. Başımda bir sis bulutu. O sis bulutu içinde yer edinmeye çalışan bir baş ağrısı. Ne olduysa dün akşam üstü oldu. Yoksa iki gündür yazmasam da yogamla adım atmaya devam ediyordum.

Dün öğleden sonraya kadar oldukça iyiydim. Neşeli bir gündü. Sonra kamil insan olma uğruna bir yerde kendime vefasızlık ettim. Geriye sarıp düşününce o an’a bağladığım oluyor. Ya da çok düşünmemek lazım. Didikle didikle nereye kadar! Olacağı varmış oldu da diyebiliriz. Vefasızlık mevzusuna girecek olursam sanki çıkamam. Derin.

Günü yatakta geçiriyorum. Uymaya çalıştım, uyursam geçer diye ancak çok az uyudum. Gözlerim öyle yanıyor ki yangın uymama engel oluyor, sizi bile okutmuyor. O yüzden gözlerim kapalı epeyce içime baktım. Nefesimle gezindim üzerimde. Bir ara uyumuşum. İki odacılıklı rüya gördüm. Birinde defne hocam vardı. Taş bir bina, yüksek tavan, ağaçtan yapılmış iskemleler. Sınıf gibi ortam, sizler de varsınız ancak kimler tek tek ayırtedemiyorum. Defne hoca kim okuma ister gibi bir şey diyor, okuyorum, sonra bana sınav mahiyetinde sorular sormaya başlıyor. Birinci soruyu net hatırlamıyorum ancak cevap: eller! İkinci sıraya geçmeden ikinci odacıktaki rüyamdan bir arkadaşımın emanet ettiği köpeği görüyorum, Leo’ma benziyor ama o değil. ( Hatta bu yavru nerden çıktı o diğer rüyaydı diyorum 🙂 Yaramazlık yapıyor emanet, benim bu durumum karşısında sabrımı işaret eder şekilde Defne hoca senin gibi sakinini görmedim diyor. O sırada elinde tuttuğu soru notlarına gözüm kayıyor, ikinci soru ’bilgi’ ile ilgili. Bu sırada yatak odamda Leo havlamaya başladı ve uyandım. Hayırlara çıksın.

İşte böyle, şifayı kaptım içindeki şifaya bakmaya devam.

Sevgimle,

Zelha.

Zelha- Gün 14- İnsan

Selam canım sangha,

Tüm gün evde seferberlik ilan ettim. İsyan bayrağını çektim de diyebiliriz. Herkese kendi döküntüsünü toplamayı salık verdim. Bir ara gözlerimdeki çılgın bakıştan mıdır bilmem, kuzu gibiydiler bizimkiler 🙂 üç saat her biri kendi mıntıkasını temizleyip düzenledi. Evden – aslında iki çocuk odasından -koca üç torba çöp çıktı. Bi ferahladım !

Ev, hazır ferahlamışken biraz da bizsiz nefes alsın, attık kendimizi dışarıya. Şimdi çocuklar sinemada, ben de bir kafeye oturdum, kahvemi yudumlarken sizin yazılarınızı büyük bir keyifle okudum. Kapalı bir alış veriş merkezindeyim. Doğayı izler gibi insanları seyrediyorum. İnsanlar insanın içinde ama yektenlermiş gibi geçiyorlar önümden.
Yogam mı kısmetse akşama …

Sevgimle,

Zelha.

14.05.2022, Suudi Arabistan

Zelha- Gün 13 – Gül yüzlülerin şevkine gel.

Geldim. Burdayım. Sabah uyandığımdan itibaren buraya gelmeye çalışıyorum. 

Cuma, demek Arabistan’da hafta sonunun başlangıcı; tatil demek. Madem Cuma madem herkes evde güzel bir kahvaltı yakışır düşüncesiyle uyanır uyanmaz mutfağa yürürken ‘Alexa play incesaz’ dedim, sonra güldüm Alexa ne anlasın incesaz’dan 🙂 anlamadı tabiki, kıkırdayarak gittim açtım, ‘kalbimdeki deniz’ evi doldururken kim neyi seviyorsa tek tek masaya dizdim. Çocukların arkadaşlarıyla buluşma heyecanı. Leo’nun türlü sevgi gösterileri. Bey’in ( bu ifadeyi ben de çok sevdim.) yapmaya çalıştığı planları. Müzik. Ben. Sizinle içten içe muhabbetlerim. Yan yana oturduk, kahvaltı ettik. 

Kahvaltı sonrası kahve keyfi. Çocuklarla biraz yoğrulmaca. Herkesin kendine döndüğü – ki kolladığım-ilk an yogaya odaya çıktım. Perdeler tamam. Çadırdan çıkmışım, çok heyecanlıyım tatil ve sair neredeyse yirmi gündür burada yoga yapmamışım. Brenna MacCrininion ve Erkan Oğur’ın “Dünya” albümünden Beyati Yürük Semai’yi sürekli çalmak üzere ayarladım. 

Suçi’deyim..

“Gül yüzlülerin şevkine gel, nuş edelim mey aman aman

Gül yüzlülerin şevkine gel, nuş edelim mey..

İşret edelim yar ile şimdi, demidir hey aman aman.”

İki, üç dünya döndü suchide.

Samapatha’ya kalktım, dönmeye devam ediyor.

Saf zihin, saf söz ve saf kalbe. 

Isınmalar…kollarıma geliyor sıra,sola doğru savruluyorum sağ elim omuz başıma dokunuyor, sol kolum geriye, gözüm gerideki perdenin bir noktasına; sağa, sola, sağa, sola semazenlerin eteklerinin rüzgarının esintisinde dünya dönüyor, ben dönüyorum sanki, durduramıyorum sağa, sola…bir yerde aşağıdan patlatılmış mısır kokusu esintinin arasına giriyor, çocukların koltuk düzeni, seçtikleri filme kadar bir düşünce geziyor, belimde döndürüyorum. Dizlerime indiriyorum; dönüyor. Sarpada çalkalanıyoruz, bulanıyor su, sabah ofisten bir dosyam hakkında aldığım haber yeniymiş gibi alt yazı geçiyor önümden. Resmen lüzumsuz! 🙂 Udiyana bandha’nın her seferinde vakumlanmış nefesimden çıkan ‘oldu bitti’ ile  kaki’deki yutkunmamdaki ‘kabulüm’ buluşuyor öyle geçiyoruz vayişakaya…bir yerden sonra müzik yok. Tek bir gerçek kalıyor; dizlerindeki acı! Eriyorum. 

Bu erimiş demir nasıl oluyor da, süpürüyor bacaklarını, kollarını bilmiyorum ! 

“Bu kavli sürahi eğilip sagara söyler, ne der”

Çakramandala. Kumra’ya dalıyorum. Bilmiyorum neden, bir dalma hali buluyorum onda. Dönen dünya, başı dönüyor sanıyor, beni, tersten bakıyor görünce 🙂 “Şaşkın” diyorum.  Kırmızı bir suratla çıkıyorum daldığım yerden. Kuş pozu veriyorum. Virastana’da daha inmeyi istiyorum, olmuyor, buruluyorum. Bize bi kahve teselli olur, iyi gelir, kahve içmekten çok kahve ikram etmeyi severim diyorum, elimde kahveler magalamastara’dan geçiyorum. Çakri’de sesi mi açılıyor dünyanın ne;

“Mecliste çalındı yine tambur ile neyler hey aman aman

Aşıktı biçarelerin gönlünü eyler aman aman..”

Önümde sizden bir meclis kuruyor önüme. Büyükada’ya gitme heyecanı giriyor odaya. Keşke, toplanmışken birlikte yoga yapabilme fırsatımız olsa. Meclisin ortasında beliren ağaca dileğimi bağlıyorum. 

Sonrası bi karışıyor. Sırasını şaşırıyorum pozların. Takılacak oluyorum. Boşver diyorum. Olur böyle, insanlık hali. Sen Güneş gitmeden ver artık selamını 🙂

Çocuğum.Janglady. Kalbin içindeki güneşe sesleniş…

“Daire semai tutarak ney neye söyler, ne der” 

Defne hocamın bir seferki bitiriş duasını hatırladığım kadarıyla söyleyerek bitiriyorum. 

“Başımızın üstündeki çatıya,

Ağzımızdaki lokmaya,

Üstümüzdeki hırkaya

Bizi biraraya getiren herkes ve herşeye teşekkür ederim.”

Bittikten sonra evdeki cümbüşe girmeden yazmaya koştum. Aslında bugüne uyandığımdan itibaren yazmaya aday sohbetlerim vardı, uçtular. On üç’ü yazacaktım. Onu sevdiğimi. Hikayesini. Belki başka zaman anlatırım. Oda git gide kalabalıklaşıyor. Dünyam dünyaya karışıyor 🙂 

Sevgimle,

Zelha.

13.05.2022, Suudi Arabistan

Kalabalıklaşan odaya bu lamba geldi, bir komşum bırakmış ben odadayken.

Zelha- Gün 12 – Dünya burada.


Caaanımm sangha, iki günlük uykudan geliyorum.

Belki de hep uyuyoruz, matrikste var olan, burada rüya içinde rüya görenler kabilesiyiz diyeceğim, dön dön girme hiç bu dipsiz kuyuya! Çıkıyorum. 🙂


Sahiden son iki gün uyudum, sizi okudum, en kısa sürecek şekilde evsel bir kaç faaliyet, yaşamak için biraz yemek ve su, bu kadar özeti. Bazen bunu yaparım. Bir süre insanlık bana ulaşamaz. Telefondaki tüm grupları sessize alırım, olur ya çalarsa  da duymamayı seçerim yahut uzağımda tutmayı zaten baştan tercih ederim. Ne mutlu ki insanlık bensiz de var olabiliyor. 🙂


İyi geliyor. Daha bi insan oluyorum. Ya da ben oluyorum.


Uymaya öyle çok ihtiyacım varmış ki, gece gündüz göz kapaklarım sıklıkla üstüme kapandı, uydum. Hele dün gündüz çocuklar ve bey kapıdan okul ve işe; ben yatağıma, tüm gündüz gece hiç uymamışçasına nasıl uyabilir insan, ara ara Leo’nun kuyruk sallaması yatakta dolanması nefesini duyup eee nerede kalmıştık edasıyla rüyanın içine ışınlanma!

Yedi kat derinde uyku.

Yedi kat derinlerdeki rüyalar.

Ayrı diyarlar.

Ben rüya çok görürüm sangha ya da gördüğümü hatırlarım mı demeliyim. Daha içindeyken ayrı bir yerden seyreder olma hissi çok büyüleyici gelir. Bu his kafi, sonrasında detaylarla uğraşmam tümüyle hatırlama gayretim de olmaz. Seyretmişlik yeter. Düşündüm de hayal kurmayı da böyle bir yerden seviyorum. Hayalin bizatihi kendisine aşığım,  ol’muş gibi hissinin içinde kaybolmaya bayılıyorum, bu his var ya bundan gayrisi olsa da bir olmasa da, ki bu tarifsiz hisse nail olunmuşsa kurulan hayalin de -ne zamanı nasılı mühim değil – bir gün gerçeğim olduğuna sarsılmaz bir inancım olur. Hayali ekeni ve şükürümü duyarım.

Bir hayalim var sangha, biraz önce onunla hem hal oldum oradan yol aldım sana yazıyorum.

Yol yola eklenince yol kendi gider alemi dolaşır sanki.

Kalpten çıkan kalbinize değince görülmez halkalardan yayılır gibi.

Yer gök dualarla durmaya devam eder.

Biz arasında dansa ! 
Sabahıma çokça eşlik etti, size de ses olsun istedim. Bir şey, çok şey, her şey burada, hissi çoğalsın ✨

Sevgimle,

Zelha.

Zelha-Gün 9- İçimizdeki serbest bırakmaya niyetlendiğimiz güce sarılıyorum.

Selam Sangha,

On günün ardından eve kavuştum.Tam öyle, otellerin kıyı köşelerinde, kaçak göçek değil de evimde salına salına sallanıp sallanıp döküle döküle matımın üstüne biner kendime dolana dolana dolaşırım derken regl el kaldırdı, ‘hop nereye..! ‘ 🙂 

Ben de saldım kendimi. Bahçede dolaştım. Isparta gülü olduğuna her kokladığımda kanaat getirdiğim güllerimin biz yokken açmaktan geri durmamalarını taktir ve hayranlıkla izledim. Zihne sahip olmamaları ne büyük şans dedim, kendi kendime. 

Yürürken siz de eşlik ettiniz bana. Dünden kalan ses ve sözleriniz yankılandı, çalı çırpı, çiçek, böcek, ağaç, rüzgar diliniz oldu, tekrar tekrar anlattı. Dalmışım, dağılmışım yolumun ortasında adımlarımın hemen karşısında bir serçe. Kımıldamadan duruyor. Gözleri pır pır gözlerimde kapanıp açılıyor, acaba hasta mı diye eğildim. Bir anda yalpalayarak ayaklandı bir adım boyu öteye kondu, yeniden denedi ve üç dört metre ilerideki ağacın dalına kondu. Ohh dedim hasta değilmiş, uçmayı öğrenmeye çalışan bir yavru…kendine o da annelik yapıyormuş. Kaldırıma oturdum. Durdum. Kalkayım, diye düşündüm.  Kalkamadım. Biraz daha oturdum.Kiminiz toplantı, iş güç, çoluk çocuk, gölgelerimiz var filan demeyip iyi ki benimle yürüyordunuz, teşekkür ederim. 

Yürüye-yaza neredeyse bir saat güneşle yıkanmışım. Baktım yanıyorum, musluğu da yok ki maviye çevireyim, ayaklarımdaki parmak arası mavi terliklerimin eve götürmesini izledim.  

Maviyi evde de takip ettim. Shadow Yoga kitabımızı okudum. 

Kendi içimizdeki serbest bırakmaya niyetlendiğimiz ‘güce’ sarıldım. 

Dışarıda yağmur olur da üstünde bir battaniye, kenarında buhuru çıkan bir sıcaklık işte öyle bir sarılmanın içinden yazıyorum. 

Bugün hafif öksürüğünü bahane edip okula gitmediğinden evde olan oğlum, serbest zamanımın bittiğini hatırlatıyor. 

Giderken, dün Kurtlarla Koşan Kadınlar’ı açınca önüme açılan ve gün boyu ara ara okuduğum Gölün Altında Yaşayan Kadın şiirinden alıntıyı paylaşmak istiyorum.

“…bir gece

Dışarıda,sisin içinden bir kadın

Saçları dallardan, elbiseleri otlardan

Yeşil göl suyuna damlayan. 

“Ben senim” diyor,

“Ve çok uzak yoldan geldim.

Benimle gel,sana göstermem gereken bir şey var…”

Dönüp gidiyor, pelerini savruluyor,

Ansızın,

Altın renkli ışıklar..

Her yerde altın renkli ışıklar…”

Sevgimle,

Zelha.

09.05.2022, Suudi Arabistan 

Zelha-Gün 7-Yara

Bugün yola koyulduk.
On günlük tatilin sonu geldi.

Satırlarınızı ve satır arasındakileri, arabada çöl fırtınasının savurduğu kumların camıma bıraktığı ince ince izlerle okudum.

Yaralarımız ne kadar ortak ve tanıdık. Yara. Işığın girmesi için kabuğunu açmak ve o ara yerde duymak, duyulmak ne büyük şifa.

Kalben’den Yara’yı dinledim.

Dinledim.

Dinledim.

Bana kalsa sonsuza kadar dinlenebilirdi.

Arabistan sınırına nasıl geldik anlamadım. Zaman bir anda bir saat geriye attı. Haneme yazılan bu +1 saatin huşusuyla aynı koltukta bu sefer hafif gök gürültüsü ve arada camıma düşen yağmur tanelerinin arasından yazıyorum.

Ya da yazmayayım, Yara’yı bir de beraber dinleyelim.

Sevgimle,

Zelha.

07.05.2022, Suidi Arabistan ( sınırı :))