Alper Gün 1

Selam sana sanghamou,

On üç temmuz yeni ayında başlayan döngüde denemeye niyetlendiğim şeyler vardı. Kendime vereceğim yirmi sekiz günlük sözü sanghamın şahitliğinde vereyim ki kaytarma ihtimalim azalsın diye buraya yazmayı kafaya koydum. Gel gör ki yazmaya yazmaya tutulmuşum. Dilim dönmüyor, elim gitmiyor. Olsun. Zamanla açılırım.

Yogama gösterdiğim hassasiyeti saatine göstermiyorum. Yoga yapmak için kalkmıyorum. Kalktığımda yoga yapıyorum. Defne Hoca Azaltmak ya da Bırakmak  yazısında “Bir ayağım eski halimde kalsın, öbür ayağımla şu yeni halime bir adım atayım diyemiyoruz. Olmuyor.” demiş. Aynı yazıda “Yoga geleneği – diğer mistik öğretilerde olduğu gibi- öğrenciden değişmesini talep eder. Öğrenci de zaten bildiği halinden daha farklı, daha derin bir başka varoluş hali var mı, hayatı oradan yaşarsa kendini daha mutlu, daha özgür hisseder mi diye merak ettiği için hocanın kapısına dayanır. Bu süreçte madem bildiğimizden başka bir varoluş halini araştırıyoruz ilk değiştireceğimiz şey de alışkanlıklarımız olacaktır elbette. Yoga bir alışkanlık kırma disiplinidir. Disiplinidir evet. Disiplinli bir şeydir.” de demiş. Benim bu şafak saati kalkıp yoga yapmayı bir türlü oturtamayışımda da bir ayağım eski halimde kalsın, öbür ayağımla yeni halime bir adım atayım hali (direnci) var. Bu döngüde yirmi sekiz gün boyunca güneş doğmadan yogamı yapmaya niyet ediyorum. Siz kaçta yapıyorsunuz yoganızı arkadaşlar? Bu sabah 04.40’da uyanıp yaptım. Güneş ne kadar erken doğuyormuş.

Bi süredir yoga yaptıktan sonra yarım saat kadar şiir okuyorum. Şiir benim sevdiğim bir tür değildi. Değerli bir tür olduğunu biliyordum. Sevmek için çaba göstermeye çalışmıştım. Çok sevdiğim bir arkadaşım iki sene önce, o kadar kitap okuyorsun biraz şiire de bulaşman lazım diyerek  Metin Altıok’un tüm şiirlerinin olduğu bir kitap hediye etmişti bana. Ben iki senede on şiir zor okumuştum. Ayfer Tunç bir röportajında “Yazının tekniğiyle fazlaca ilgilenen yazarlar şiir ve öyküyü kavramsal olarak farklı görebilirler, teknik anlamda öyledir de, ama galiba ben onlardan değilim ve şimdi daha da ileri gidiyorum, şiirin sanat yapıtının kök hücresi olduğunu düşündüğümü söylüyorum. Tabii bunu söylerken, “şiir”den kastımın ansiklopedilerde tarif edildiği gibi, alt alta yazılmış dizelerden oluşan bir “tür”den çok öte bir şey, sanat yapıtına ruhunu veren hakiki bir “şey” olduğunu belirtmem gerekli. Benim edebiyatımda şiirin etkisine gelirsek, şiir beni gerçekliğin ve bilincin kesin çizgilerinden yaratının alacakaranlığına taşıyan dalgadır. Yazmaya başlamadan önce muhakkak şiir okuyorum. Okurken gerçeğin katılığı yumuşuyor, bilincin çizgileri bulanıklaşıyor, böylece yazının alacakaranlığına geçiyorum. Okuduğum şiirlerin bilincimin dibine yuvalanmış olduğunu da hissediyorum. Yazının alacakaranlığında muhakkak kendilerini hatırlatıyorlar. ” demiş. Burada bahsettiği şey bana biraz yoga kafasını anımsattı. Son bir ayda Metin Altıok ve Orhan Veli’nin tüm şiirlerini okudum, okumaktayım.

Ayfer Tunç aynı röportajında “Leyla Erbil’in son romanı Kalan bence bir şiir kitabıdır ve Leyla Erbil bence Türk romanın en has şairidir. Bir adım daha ileri gidelim. Benim için 20. Yüzyılın en büyük yönetmeni olan Ingmar Bergman hakkında “sinemayla şiir yazan adam” denir, bütün kalbimle katılıyorum. Onun filmlerini seyrettiğimde damağımda derin düşünceyle taçlanmış müthiş bir şiir tadı kalıyor. Ya da Edward Hopper’ın resimleri. Onun bir Amerikan barını resmettiği tablosuna bakarken, o barda geçen yazılmamış öyküleri görmemek elde mi? Benim için şiir sadece şiir, öykü sadece öykü, roman sadece roman değil. Çünkü sanat yapıtı dediğimiz şey, ruhumuzdaki elektrik çakımıdır, bizi titretir ve bunu hangi aracı kullanarak yaptığının benim için bir önemi yok.” demiş.

Chopin de notalarla şiir yazmış.

 

 

Reklamlar

ASLI SU – Sanga’mın Işıkla Dansı

Bu sabah ağlarımız birbirine yine bambaşka mekanlardan birbirine bağlanırken, kıymeti harlanan sevgimizi derinlerinde muhafaza eden ve her daim sevmeleri seçen sangamı kucakladım yeniden.

Sangacak Şirince’de kavuşmamızın ardından, bugün gönül rahatlığıyla udiyana banda ile de hasretleşebildim. Shadow yoga sisteminin biz kadınlara özenle aktardığı kırmızının tonlarından çalan renkli günlerin gerekliliklerini, Tiyatro Medresesi kampımızda da Defne Hoca’mız hassasiyetle bizlere hatırlatmaya devam ediyordu. Beş ders boyunca sınıfımı kenarda oturarak pür dikkat izler, Hoca’mızın her birimize ayrı ayrı yönlendirdiği direktiflerinin nüanslarını dinlerken, sınıfımla yanyana yoga yapıyor olsam belki de fark edemeyeceğim neler neler öğreniyorum. Altıncı dersimize kırmızı çadırı toplayıp Medrese’de sınıfımla yogaya kavuşuyorum kavuşmasına da yine temkinliyim, öyle herşeyin içine hoooop dalamıyorum. Hoca’mız bizden de temkinli, hatırlatmalarını üzerimizden eksik etmiyor. Bu döngüde ay dolunaya doğru evrilirken, son dersimize hanumanasana’ya heves etmişken, yeniden kalınlaşmaya başlayan rahim duvarım bu ateş üreten asana ile şaşırıp da incelmesin diye, ‘bir gün sonra’ uyarısını almaktan hemen hoşnut oluveriyor ve samakonasa’da bekleşiveriyorum.

Sangam hareket ederken durmakta zorlanıyor, ama bütünün dansını fark edince büyüleniyor ve dinginleşiyorum. Derslerimizin sonuna doğru hareket artık şeklen durduğunda, hele de içinde olmaktan çok hoşlandığımız yoga salonumuzun ışık oyunları sahne aldığında, her anın görüntüsü sonsuzluğa kaydoluveriyor. Her birimizin üzerine büyüsüyle yansıyan ve bütünlüğümüze hikayeler yazmaya pencerelerden sızan ışığın bulutlarla oyunbaz danslarını hayranlıkla izliyorum. Sangamı öpen ışığın manzarasının güzelliğini zihnime fotoğraflıyorum.

sanga ışıkla dans.örümcek ağ bokeh

Burcu Gün 11: Başka bir seçenek mümkün!

Her şey bir nedenden dolayı oluyor; ve bir sonuca götürüyor.

Genelde iyi hissetmek için, takılmamak için daha geniş bir anlayışla hem kendimi hem çevremdekileri affetmek için hatırladığım bir cümle. Evet doğru ama bu kadar yoga meditasyon kesinlikle daha rahatlatıyor, takılmadan devam etmemi sağlıyor, geniş bir anlayış ve farkındalıkla bir hakikat olduğuna ve bunun kocaman olduğuna alan açıyor bende ama.. yine kendi baktığım yer dar kalıyor.. ve önemsediğim yer işte o dar kalsa da açıyı kendim belirleyebiliyorum. İşte burada örneğin annemi affediyorsam o geniş anlayışla kabul ediyorsam sevgi frekansı ile devam ediyorsam ne mutlu ama sadece ondan öğrendiğim için başka türlüsünü bilmediğim için bildiğim alıştığım seçeneklerle kalmıyorum. Başka bir şey seçebiliyorum. İşte o başka bir şey..daha geniş oluyor. Benim matın üstündeki halime bağlı olmadan nasılsa değişebileceğini bildiğimden başka bir seçenek mümkün! Ailemdeki genetik aktarım dışında hergün alıştığımın dışında ve bedenimden bağımsız bir başka seç- enek. Seçiyorum o zaman.

Piraye – Fırsat Maliyeti

 

Sevgili Sangha,

Günler yine çok hızlı geçiyor, #28günyoga’da 10. güne gelmişiz. Kısa bir aradan sonra tekrar sabah yogasına dönmek güzel. Bugün Asana Angahara – Circular seri ile güne başladım.

Bir süredir sol kürek kemiğimin içinden başlayıp sol ense köküme uzanan bir ağrı ortaya çıkıp kayboluyor. Neyin tetiklediğini keşfetmek için takipteyim. Ağrı için farklı yöntemler deniyorum ve boynumu dinlendiriyorum. Şu ana kadar en etkili yöntem, ağrıyan bölgenin üzerine zencefil macunu uygulamak oldu. Zencefil doğal bir ağrı kesici ve antienflamatuar.

Bugün işletme ve iktisat okuyanların aşina olduğu “fırsat maliyeti” terimi üzerine birkaç kelam etmek istedim. Fırsat maliyetine kısaca, ‘bir karar verdiğinizde vazgeçtiğiniz diğer kararlar ve imkanlar’ diyelim.

Kurumsal hayatım boyunca toplam iki hafta olan izinlerimi ve bayram tatillerimi çoğunlukla ya bir yoga kampında ya da dans kampında geçirdim. Planlarımı sene başından yapıp ücretlerini, uçak biletlerini sene başında yatıracak kadar zengin bir insandım. Fakat o izin alma süreçleri o kadar stresli geçerdi ki… Olur da önemli bir lansman ya da projeye denk gelirse vay haline. Mesela 15 Temmuz darbe girişiminde Stockholm’de dans kampındaydım. Şirket tüm izinleri iptal ettiğini duyurdu, izindeki herkesi bulunduğu yerden çağırdı. Tabi ki itiraz ettim ve dönmedim. Yine 15 Temmuz sonrasına denk gelen Londra’daki Shadow Yoga kursum için CEO’ya kadar çıkıp izin almak zorunda kalmıştım. Bir kurumun üzerimde bu kadar hak iddia edebilmesi çok sinir bozucu bir his. Aylarca o iki hafta için çalışıp ödemesini sene başında yaptığın, son damlasına kadar hakkın olan tatil için özel izin istemek. Neyse ki o günler geride kaldı:)

Şimdi ise durum biraz farklı. Neyi ne zaman yapacağıma kendim karar verebildiğim özgür bir alandayım. Her attığım adımda birilerine hesap vermemek muazzam bir his. Buna karşın maddi olarak eskisine nazaran daha planlıyım. Ödeme dengelerimi çok iyi gözetmem gerekiyor. Bu yıl hem Stockholm’deki kampı hem de Budapeşte’deki kursu pas geçtim. Stockholm’ü çok ama çok özledim. Yürüyerek islandhopping yapmayı, sabahın beşinde bile güleryüzlü insanlar ve köpeklerin yürüyüş yaptığı geniş parklarını, göllerini… Gece 10’da batan güneşe karşı Mosebacke’de bira içmeyi ve dans etmeyi. Pırıl pırıl tenleri olan kuzey insanının yaz mutluluğunu paylaşmayı.

Fırsat maliyeti böyle bir şey işte. Bana hangisini tercih edersin diye sorarsanız ikincisi derim. Günümün özgürlüğü, seçim serbestim, gün içinde gökyüzüne bakıp sebepsiz gülebilmek, içimin huzuru derim…. We grow through what we go through. Seneye gitmeye niyet ve de tabi ki kısmet 🤞

Burcu Gün 10: Her Sabah Yeniden!

Matın üzerindeki çocuk!
Affediyorum seni. Olanı olduğu gibi kabul ediyorum. Anlıyorum. Başka yönler ile bakıyorum. Nedenler arıyorum; buluyorum. Böylece bulamamayı da kabul ediyorum. Farkediyorum başka başka farkedemediklerimi. Böylece başka farkedemediklerimin olabirliğini de kabul ediyorum. Hepsini göremesem de anlayışım yayılıyor. Biriki akan göz yaşım burnumun sümükleri nefes alıp vermeyle dağılır gibi oluyor. Bilincimle yine arınma isteğiyle tuvalete gidiyorum. Sonra…ama aynı odada birbirimize bakan iki çocuk olduğumuzda boşalıyor akarsu gibi. Sarılıyoruz. Ben özür diliyorum. O affettiğini söylüyor. Yeniden başlıyoruz. O sekiz; ben kırkbeş yaşındayım. Her sabah yeniden başlıyoruz.

Burcu Gün 8: Güç Bende Artık!

Güçleniyorum. Ayaklarım daha güçlü basıyor; yerden destek alıyorum. İç bacaklarımdan alt karnıma kadar ve sonra iç karında hissediyorum dolduğumu. Doldukça taşana kadar saçmıyorum. Saklıyorum. Depoluyorum. Depoladıkça tohum atıyorum tercihimle. “Toprağım” 10. yıldır yanımda; onunla nefes alıp verip akıyor; akıtıyorum…Onu daha iyi tanıyorum. Onun yanındaki beni de. Ona da iyi bakıyorum. Taşarken ona yani bana; bana yani ona dönüp duruyor. İçinden dışına ve artık zamanı geldi…Elele beraber nefes alıp veriyoruz. Beraber yeni bir hayal kuruyoruz. Aşk’la 💜

Yeşim Gün 7: Eski olan iyi kalabilir mi?

İzmir klasikleri vardır ya ; Sevinç Pastahanesi, Reyhan Pastahanesi buluşmaları gibi. Bugün Sevinç Pastahanesi’nde eski ve kıymetli bir dostla buluşma ve sonrasında Dostlar Fırını’n da boyozun enginarlısının bile olduğunu görme ve müthiş bir boyoz denemesi ve sonra Alsancak sahil ve gün batımı.

Hepsi eski olan ama iyiliğinden birşey kaybetmeden kalabilenlerle dolu bir gün. Ailem (eşimin ailesi), dostum, Sevinç Pastanesi, Dostlar Fırını, Alsancak’ta gün batımı.

Can’lı tuttukların, can’lı tutundukların, canına can kattıkların/canına can katanlar ve canına heye-can katanlar❣.

Yeşim Gün 6: Bir dikili ağacı olmalı insanın dünyada

İzmir’e kayinvalidemlere geldim bugün sabah. Sonra öğlene doğru biraz dinlenmek için yukarıya çıktım. Odanın balkon kapısı açıp yatağa uzandım, balkonun bir yanından çam ağacını ve balkon camından günlük ağacının yansımasını gördüm. Benim kızım doğduğunda dikmişti kayinvalidem İlayda için bu ağacı.  Şimdi yaklaşık sekiz metre boyunda olmuş. Baktım kaldım görüntüsüne üzerindeki kuş seslerini dinlerken. Kızımın varolmasının bir hediyesi olan günlük ağacı da toprak ananın bize bir armağanı ve üzerinde ne kadar çok cana yuva olmuş. Gözlerim doldu. İnsanın aidiyet açmazına takılıp kaldığı zamanlar için nasıl da büyülü bir cevap sevgili günlük ağacı .

Seninle beraber köklenmiş ve senden dolayı köklenmiş koca bir ağaç.

Burcu Gün 6: Keyifli

Keyifli bir gün olsun. Keyfim yerinde bir gün için alan açıyorum.

Balkonda meditasyon köşemde hep kendi yaptığım seramikler var; rüzgarda uçuşan. Onlara bayılıyorum. Rüzgar’a bayılıyorum; sanki ben Rüzgar; Rüzgar ben. Nefesi izlerken onu da izlemek saçlarımdaki kıpırtıların ahengini dinlemek, izlemek veya süslerin yine rüzgarla tatlı tatlı sallandıklarında sesleri vs. ile keyif alıyorum belli.. tabi ki fırtına da kırılmalarını seyretmek keyifli değil hep kaldırıyorum.. ve elime değiyor toprağın seramik hali.

Bugün o bahçede epeydir ellerimi bekleyen tatlı kökler, tohumlar var kırmızı toprakla beraber onlarla dengelenmeyi seçiyorum. Benim için keyif dengeli bir rüzgar ile birlikte dengeli bir topraklanma oluyor.
Akıtıyorum yine… ve bunu ben seçtiğim şekilde, seçtiğim kadar, seçtiğim süre..

Toprakla dans başlııyoor…

Yeşim Gün 5: Doğanın meditasyon anı

Yemeği erken yiyip sahile yürüyüş yapmaya indik. Koskoca sahilde neredeyse kimse yok. İn, cin, ben ve eşim. Derin bir sessizlik, yalnızca ufak ufak dalga sesleri kıyıya vuran ama hep aynı tonda. Sanki dalgalara biri kıyıya tam çarpacağı sırada “sus” işareti yapıyor ve onlarda sessizce kıyıdaki kum ile buluşuyor.

Demek ki insanoğlunun zorunlu bir yemek saati olsa hep, o saatler arası doğa bayram edip kendi sessizliğinin sesine dönecek. Öyle güzel ve öyle huzurlu ki. Nasıl bu kadar ses çıkartıyoruz biz insanoğlu!!! Sanki çığrından çıkmış bir durum bu. Çünkü bu sessizliği bozmak hakikaten bayağı bir çaba demek, güç demek ya da gücü yanlış yerde heba etmek demek.

İki saat neredeyse bu durumun tadını çıkartıyoruz. Özüne dönmüş doğada sessizce ve yanyana yürüyoruz; her attığımız adımın kıymetine vara vara ve en son lacivert mavi bir gökyüzü ile sessizliğe veda ediyoruz.

Sanki büyük bir kapıdan insan seli akıyor ve tabiki sessizliği yara yara ve yıka yıka.