Melek – Gün 19: İstekler Hiç Bitmiyor!!!

Kapanış yaptığım sabahlarda uyanıp bir de açılış yapmak çok çılgınca geliyor. O aradaki zamanda tek yaptığım şey uyku molası😊 Bu yüzden böyle sabahlar gerçekten ama gerçekten kendime gelmem öğleni buluyor. Bugün de öyle bir gündü. Ayrıca çok da yoğun bir gündü. Özellikle böyle özel günlerde kafé bir acayip kalabalıklaşıyor. Zaman nasıl geçti ne ara saat dört oldu ve ben çıktım hiç anlamadım. Bana bugün cumartesi gibi geliyor.

Bugün birbirine taban tabana zıt iki diyaloga maruz kaldım. Birincisi, kafenin yan dükkanında çalışan bir abla, “ya sen niye hala burada çalışıyorsun çok üzülüyorum senin için” falan gibi bir şeyler söyledi. Böyle bir saniye için düşündüm “gerçekten benim için üzülüyor mu yoksa kafasındaki mezun olmak, sonrasında kendi işini yapmak konusundaki inancına ters bir biçimde yaşadığım için beni yargılıyor mu” bence oralar baya flu. Sürekli kendimi açıklama yapmam gerekiyor gibi hissettiriyor bu gibi diyaloglar. Yok dedim benim için üzülme bir yere koşturmuyorum (çünkü normalde insanların bana bunu söylemesi beni fazla geriyor ve kaygılandırıyor) şuan hem yapmak istediğim şeyleri yapıyorum hem de burada çalışarak para kazanıyorum ben mutluyum benim için üzülme dedim 😊 ki bu söylediğim şeyi gerçekten böyle hissettiğim için söyledim ha o buna ne kadar ikna olur, bana bir dahaki seferde de fırsatını bulup böyle şeyler söyler mi bilmiyorum ( ki kesin söyler😊).

İkincisi de kafedeki müşteri ile oldu. “Ya keşke hep siz burada olsanız”!!! Zaten altı gün geliyorum dedim. Yok ama siz olmadığınızda başka kişiler oluyor enerjileri hiç sizin gibi değil:/ içimden diyorum ki ama ben de hep böyle değilim. Bazen tam tersi olabiliyorum. Ama işte mesela bu bilgiyi bana verince resmen üzerime bir sorumluluk yüklüyor farkında olmadan. Hep enerjik olmalıyım mesajını alıyorum içten içe. Ama bu bazen çok zor değil mi? İçten gelen olmadıktan sonra öyle istendiği için yapılan yapmacık bir şeyi de ben sevmiyorum.

Bir yandan iş yerinde, beni hep oralarda görmek isteyen  birileri, diğer yandan benim için, orda hala çalıştığım için üzülen başkaları. İki farklı ses. Normal koşullarda iyiyi sevip cebime atmalı, kötüye de takılıp vahlanmalıydım. Öyle yapmak istemediğimi fark ediyorum.  İki düşünceyi de görüyorum ve ikisini de kabul ediyorum. İyi ya da kötü yargısı ile etiketlemeden. Belki de aynı anda ikisi de olabilir. Tıpkı aynı anda hem üzülmek hem de mutlu olmak gibi. Ama tabi şu da bir gerçek ve bence bu yazının ana konusu da bu “kimseye yüzde yüz yaranamazsın” her zaman bir şeyler eksik kalır, başkalarına göre tam olmaya çalışmak nafile bir çaba. Gerek de yok. Böyle çok daha güzel. Bugün de böyle şeyler oldu hayatımda. Onun dışında, beklediğim regl yine düzensizliği ile kapımı çaldı☹ bugün Pazar günkü dersten aklımda kalanlarla birinci prelütten devam ettim. Daha yumuşak ve sakindi bedenim. Olabildiğincee😊

Görüşmek üzere.

Reklam

Melek – Gün18: Otorite

Merhabalar,

Bugün olduğum kişinin kim olduğu konusuna derine inmeyi amaç edindiğim bir seans oldu.  Geçen hafta terapistin derinleşme konusunda bana yaptığı ince hatırlatmalardan sonra bu terapi sürecine daha ciddi ve disiplinli bakmaya başladım (yaptığı ince ayar meyvelerini vericek mi bakalım😊). Evet ve sanırım derinleşmek için biraz bilgi sahibi de olmak gerekiyor geçmişle ilgili. Tek başına kendi hafızama güvenirsem işim biraz zor. Çünkü zamanla zihnim bazı hatırların üzerine yenilerini koyuyor, onları çarpıtıyor ve olan bambaşka şekli ile kucağıma düşmüş oluyor. Ancak benimle birlikte özellikle de büyümeme tanıklık etmiş kişilerle konuşmak ve onların yardımıyla bana bakan bir göz olarak onların da bilgilerinden yararlanmak bu aşamada önemli olur diye düşünüyorum. Özellikle ilk seanslara başladığımda hatırlıyorum sürekli anneme, ablamlara kendimle ilgili sorular soruyordum, çocukluğumla ilgili. Niye bilmiyorum ama oraları böyle sindire sindire yeniden dinlesem şuan ki kendimle daha iyi bir bağ kurucam ve taşların yerli yerine oturması için güzel bir bağlantı yakalıycakmışım gibi geliyor. Araştırmacı gazeteciliğe devam diyelim o zaman.

Diğer yandan bugünkü seanstan çıken benle ilgili bir husus da otorite figürleri ve benim onlarla kurmuş olduğum ilişkilenmeler. Bu bazen bir kişi, bir nesne atfettiğim şeyden bağımsız aslında onu otorite yerine koyduğum andan itibaren kendimi konumlandırmam hoppp 360 derece değişiyor. Ben kimdim, ne yapıyorum, roller, konumlar her şey yeniden ve yeniden kuruluyor gibi. Otoriteye karşı bir gerilim cenderesi başlıyor. Bu otoriteyi otorite yerine koyan bazen zihnim, bazense zaten o bir otorite (ben istesem de istemesem) . Hayatımdaki ilk ve en büyük otorite sanırım annem. Yani nasıl kurulduğu da çok önemli olmakla birlikte bir otorite ile karşı karşıya kalınca ışık görmüş tavşan gibi oluyorum. Bütün o güçlü duruşlar, gülümseyen, mutlu ben gidiyor bambaşka biri geliyor. Ve bu beni ben hiç sevmiyorum. Çünkü ben gibi değil. Birini otorite figürü seçmek kimilerine göre üzerindeki sorumluluktan da kurtulmanın bir başka yorumu. Sorumluluk ağır basınca mı en çok otorite figürlerine baş vuruyorum ve bundan nasıl bir yarar sağlıyorum şuan henüz bilmiyorum ama her türlü otoritenin ben üzerinde böyle tuhaf bıraktığı izler var. Şimdi sanki elimde küçük de olsa bir bilgi kırıntısı var yolu bulmak için burdan devam etmeli😊

Buraya yazdıkça bazı şeyler hakkında bağlantı kurmam kolaylaşıyor gibi hissediyorum:) Teşekkür ediyorum herkese.

Görüşmek üzere.

Melek Yoğan

Melek – Gün 17: Çok Düşünüyorsun Ama…

Selamlar,

Trene son dakikada yetiştim😊 reglye bir kala bugün de yogamı dünkü gibi yerde ısınmalar ve uzun uzun sırtı yere uzatmalı hareketlerle tamamladım. Ense kökümde bütün gün beni bırakmayan bir ağrı ile durdum. Her varlığını hissettiğimde sanki elimle tutsam oradaki ağrıyı çekip oradan çıkarabilecekmiş gibi geliyordu. O bölgelerdeki ağrılar taşıdığımız yüklere götürüyordu sanırım. Bugün aslında çok daha az düşünceyle geçmişti her şey. Ama buna rağmen buluştuğum arkadaşım senin bence en büyük sorunun bir konu hakkında çok fazla, gereksiz yere ayrıntılı düşünüyorsun diyip durdu😊 yani evet ama bunu azaltmaya çalışıyorum dedim ben de hemen savunmaya çalıştım kendimi. Olanı olduğu gibi gör, o kadar fazla düşünmeye gerek yok falan diyordu ama işte gel de bana anlat. Söylemesi kolay. Ben de kendime sürekli bunu hatırlatıyorum. Sadece olanla yetinememe gibi bir şeyden mi acaba kaynaklanıyor bu durum diye düşünmeden edemiyorum. Bazı insanlar nasıl bu kadar rahat bir zihne sahip olabiliyor? Gerçekten anlaması çok güç. Bazen bunun insanın laneti olduğunu da düşünmeden edemiyorum. Olanı olduğu gibi gör, kendini olduğun gibi kabul et, bunlar hep böyle peş peşe sıralayabileceğim ve kendime sürekli hatırlattığım şeyler. Daha az düşünce, daha çok faaliyet diliyorum kendime ve benim gibi bu yükü omuzlarında taşıyan herkese😊

Görüşmek üzere.

Melek Yoğan

Melek – gün 16: Beklentisizlik

Merhabalar,

Bugün bol dinlenmeli ve dinlemeli bir gün oldu. Akşam yoga dersimiz vardı. Hareketlerin içinden geçtiğimiz bir ders değildi bugünkü.  “Korkunun karşısına cesareti koyma kuvveti”. Bugünkü derste hocanın anlattıklarından bana en çok geçen husus. Korkuya bakabilmek çok zor olabiliyor bazen. Ben geçen aa bu neymiş diye bakmak istiyorum demiştim ya o korku çıplak gözle görülemeyecek kadar katman katman olmuş ve en güzel köşeye oturmuş. Şunu fark ediyorum ki, bu katmanlardan güçlü aletlerle geçmek gerekiyor. Bu aletlerin en önemlisi de “güven”. Güven duyma yönümüz çok saf bir biçimde bizimle beraber doğuyor en çocukken. O da büyüyor ve gelişiyor ve pek tabi sürekli sınanıyor hayat içinde. Kime ne kadar güveneceğimizin maalesef bir limiti yok. Bu limiti belirleyen şey (yavaş öğreniyorum bunu da) beklentiye girmemek. Çünkü ne zaman ki bir konuda bir beklenti oluşturmaya başlıyoruz ve hemen akabinde onunla beraber olan o gri olanı göremiyoruz. Bu da çoğu zaman hayal kırıklığını beraberinde getiriyor. Bu hayal kırıklığının okları çoğu zaman karşıdakine de saplanmıyor, kişi sonunda kendisi ile baş başa kaldığı için kendine olan güveni kırılıyor. İnsanın kendine olan güveni kırıldığında da cesaret falan artık hak getire.

Aslında insan keşke kendisine karşı da beklentisizliğe girebilse. Bu beklentisizlik hali ile daha az kaygılı ve telaş olmadan omuzlardaki yüklerden arınmış bir biçimde daha iyi koşmaz mı insan? Çünkü aslında kendimizden çok şey bekliyoruz ve bunları yerine getiremediğimiz zaman kendimize olan tahammülümüz azalıyor ve kendimizi duymamaya başlıyoruz. Kendini duyamayan insanın susması da pek doğal değil midir? Dil susmaya başlayınca beden konuşmaya başlarmış (bunu bir yerlerden duymuştum). Vücuttaki tüm marazlar o zaman kendini gösterirmiş. Söze dökülemeyenler kendilerine bir şekilde yer buluyor. Bütün bu hususlar katman katman, içinden çıkılması zor hususlar ama “bir yerden başlamak lazım”😊

Bugünkü yogamı yerde hafif ısınmalar ardından sırt üstü regl serisi ile tamamladım.

Görüşmek üzere.

Melek Yoğan

Melek – Gün 15: Zaman durmuş gibiydi…

Merhabalar,

Bu sabah içimde dolup taşan bir İngilizce çalışma aşkı ile uyandım. Çok ilginç buna açmışım gibi hissetti bedenim. Çünkü akşam en son İngilizce ile haşir neşir olmanın faydası bu sanırım sabah uyandığımda da o vardı odağımda sadece😊 hemen ders çalışmak yerine biraz yürüyüş yapmayı daha çok istiyordu diğer tarafım da. Onu seçtim ve yürüyüşe çıktım. Sokaklar sakindi. Pazar günü sokakların hareketlenmesi öğleni buluyor neyse ki😊

Bugün epey verimli geçti. Arada dizi izledim, ders çalıştım, odamı temizledim. Odamı temizlemek gözümde çok büyüyordu bugünlerde. Sonunda temizleyip yeniden yeniden düzenlemeyi başardım odamı. Nasıl bu kadar dağılıyor gerçekten bazen anlamakta güçlük çekiyorum. Ta ki bu durum beni rahatsız edene kadar bu dağınıklılığa tahammül edebiliyorum. Ama onun da eşiği çok yüksek değil Allahtan. Bir hışım erinmeden ve çok da düşünmeden hemen temizledim. Az bir zaman sonra da Pınar hocayla yoga dersimiz başlıycaktı.

Allah’ım ders nasıl başladı, ne ara bitti ben kapanışlar için yere oturana kadar aradaki bütün hareketlerde zaman durmuştu sanki😊 çok ama çok akıcı bir ders oldu. Sınırlarımı biraz da olsa zorladığımı hissettim ve bu çok iyi hissettirdi. Hareketlere başlamadan önce hocanın söyledikleri de çok önemliydi. Yogadaki telaşlı ve öğrenmek konusundaki kaygılı bene “sakinnn, daha önümüzde uzun bir yol var, her şey olması gerektiği gibi ve olması gereken zamanda oluyor”u hatırlattı. Bunları kendime rehber almam hem yogadaki ben; hem de her yaptığı eylemde kaygı yüklenen ve endişelenen bene çok aydınlatıcı ve ferahlatıcı oldu.

Ancak dersten sonra aşırı aşırı acıktığımı hissettim. Sonrasında hemen kafeye gelmek zorundaydım, shiftim başlamak üzereydi ve bugün Pazar en az 2 saat bir şey yiyemeceğimi biliyordum yoğunluktan. Öğle de oldu. Allahtan evden çıkmadan evvel yanıma muz almıştım daha yoldayken bitirdim gerçekten çok iyi geldi😊 şuan kafede boşluk bulmuşken yazıyım dedim. Burada bu deneyimlerin tanığı olmanız, birbirimizi bu yolda yalnız bırakmıyor olmak çok kıymetli. İyi ki hepimiz buradayız.

Herkese çok sevgiler,

Görüşmek üzere.

Melek – Gün 14 : Korkunun Peşinde

Merhabalar,

Bugünkü yogamı biraz evvel bitirdim. Karın çok boş olmadığı için çok derin udiyanalara giremedim bugün. Ama vaişakada uzun nefesler kalabildim bugün😊 Çakriden geçerken başlarda başımı bırakmaya nasıl korktuğumu hatırladım. Sanki tam ortada iken ben başımı bıraktığımda bütün dengem bozulucak başım dönücek ve poz tamamlanamıycakmış gibi geliyordu hep. Sonra kendi kendime resmen çakriyi proje olarak aldım özellikle de ortadaki baş aşağı kısmını sürekli tekrarlarla denemeye başladım. Şuanda da mükemmel yapmıyorum ancak ortaya geldiğimde muhakkak baş aşağı yapıyorum hatta biraz abartarak. Çünkü artık o korkuyu hissetmiyorum ortaya geldiğimde. Pratiğini yapa yapa o pozdayken başıma gelebilecek şeyler artık bende sürpriz olmaktan çıktı. İçimde süprizlere karşı korkular varmış demek ki. Ne ile karşılaşacağını bilememek korkusu insana türlü senaryolar ürettiriyor ve birine zaten çoktan inanmış oluyor😊

Korkuların üzerine gitme fikrine bayılıyorum şu günlerde. Sandıktan tek tek çıkartıyorum korkularım, kaygılarım, endişelerimi. “Neymiş bunlar ya” biraz dalga geçerek az biraz da ciddiye alarak bunların üzerine gitmek ise şu günlerimin olmazsa olmaz projelerinden birini oluşturuyor. Ah bir de keşke en büyük ve yenmeyi en çok istediğim hayvan fobimde yol kat edebilsem☹ Bunun üstüne her gittiğimde rüyalarıma giriyor bu teşebbüslerim ve muhakkak bir köpek tarafından ısırılıyorum. Veya bir çok köpek tarafından saldırıya uğruyorum. Daha önce böyle bir şeyi teşebbüs etmedim, bir köpek tarafından ısırılmadım ama bu fikri hangi atalarımdan aldım hiç bilmiyorum çocukluğumdan beri böyle hissediyorum. Geçenlerde korkumu yenmek için yeni doğmuş daha 20 günlük bir köpüşü sevmeye gittim arkadaşıma Allahım ne kadar minicik yani dişleri falan yeni çıkmış mümkünatı yok bir zararının dokunmasına ama yok sadece arkadaşımın kucağındayken ürkerek okşadım böyle yavaş yavaş. Bu temas sıklığını arttırırsam sanıyorum ki onlara karşı olan bu fobimi biraz daha azaltabilirim.

Bugün böyle, yarın yine görüşmek ümidiyle😊

Melek Yoğan

Melek – Gün 13 : Eski Bir Arkadaş

Selamlar,

Bu sabah evdeyim. Bugün öğlenden sonra işe gidicem . Evde durmanın tadını çıkarıyorum şu vakitler😊 Sabah dil ve boğaz temizliğimi yaptım, bitki çayımı demlenmesi için kenara aldım ve yogama oturdum. Bugün yogayı sabah yapıyor olmam dolayısıyla birinci prelude temasa diye niyetlendim otururken. Vahni, Virastana, Mangala Namaskara bu üçlüden geçerken eski bir arkadaşımı selamlamışım gibi hissettim. Çok iyi geldi sık sık uğrayacağım bu seriye muhakkak. Yogamı sabah yaparken yavaş yavaş ama biraz zorlanarak vücudum açılıyor. Sabahları biraz daha kapalı oluyorum. Sabah yaptığım yoga ve daha ilerleyen saatlerde yaptığım yogada bedenime nasıl farklı şekilde temas edebildiğimi  gözlemliyorum. Sabah saatlerinde sanırım bedenim benden çok uzak diyarlara gitmiş gibi. Onu daha yakından açık bir şekilde hissetme hali biraz daha güne yayılıyor. Bu bana sabah işe giderkenki ruh halimi hatırlattı (dün biraz yakındığım). Aslında yogama ne kadar benziyormuş bu durum. Tıpkı öğleden sonra yaptığım yogadaki gibi tahammül eşiğimin yüksek oluşu ve açık olmam, öğleden sonra işe gittiğimde de çok daha tahammülü yüksek biri olmam ile paralel aslında.  Bu hatların birebir yoga ile örtüşmesi hem şaşırtıyor beni hem de bunu bilmek güven veriyor😊

Eski bir arkadaş dedim ya bugünkü yogam için. Dün akşam en son üç sene evvel görüştüğüm eski bir arkadaşımla kısa bir yazıştık. Ben ona bu üç senemi özetlemeye çalıştım. O anlattı ve dün itibariyle çalıştığı işyerinden istifa ettiğini söyledi. Vov dedim radikal bir karar olmuş bu senin için. Bu kararı verdiği için rahatlamıştı ve geleceğe dair umutlarını tekrar yeşertiyordu. Çünkü aslında çalışma hayatının cenderesinde iken kendine ne kadar zaman ayırmadığını, bittikten sonra daha da iyi anlamıştı. İstifa çok büyük bir karar bana göre ve gerçekten artık son raddeye gelmek. Bu cesareti kendinde toplamış ve yeni bir yola çıkmaya kararlı insanları görmek beni çok heyecanlandırıyor. Çünkü gerçekten de çok küçük yaşlardan itibaren tek bir iş, tek bir hayat düğümleri atılıyor sanki.  Atılan bu düğümlerin bir gün gelip çözülmesi gerektiği ise hiç akıllara gelmiyor. Arkadaşımla yaptığım bu kısa temas iyi hissettirdi. Çünkü anlayış vardı halinde hem kendini anlamaya başlamış biri vardı hem de beni yargılamayan biri.

Görüşmek üzere.

Melek Yoğan

Gülhan – Gün 28/12 Daha başındayım…

12 Mayıs Perşembe saat 07.00 sekizinci dersimiz. Dersi hangi hocamız ile yapacağız belli değil.

Sürpriz 🙂 tastaman hayatın ritminden ilham alarak ilmik ilmik örmüş Shandor hoca bu sistemi (sanırım diyeceğim, daha başındayım)

Bağlantı kuruluyor ve ekranda ılımlı ninja 🙂 Ayça Hocam ve yoğun balakrama ninja sınıf arkadaşlarım :+)) Hocam unutmamış dizimdeki nazlılık konusunu sordu sağ olsun. Pek güzel, pek verimliydi yogam. Serinin menüsü yavaş yavaş büyüyor, yeni parantezlerle. Bu arada söylemem gerek hocalarım, derslerimizin kaydının access passcode efsane 🙂 tekrara düşmeyelim, otomatiğe bağlamayalım diye olsa gerek ince ince ayarlar. (sanırım diyeceğim, daha başındayım:))

Matımın üzerine her geldiğimde diyemiyorum, ortada mat yok. Her yer mat al sana özgürlük.

Benim marka olmayan! yeşil renkli emektar bir matım vardı. ( emektar matımı arkadaşımın kızı istedi ona verdim) İnzivalara giderken katlayıp, bavula bile koyabiliyordum, bir de omzumda onu taşımakla uğraşmıyordum.

Zaman geçiyor ben hala yeşil matımla mutlu mesut yogamı yapıyorum. Hatta bazen katlıyorum koyuyorum kenara böyle zemini daha iyi hissediyorum, falan diyorum. Sağımda solumda, karşımdaki yoga komşularım hint fakirleri gibi mi? Yapacaksın diyorlar. Valla hint fakirlerinin böyle yapıp yapmadığını bilmiyorum.

Bana sadece iyi geliyor.

Efendim gel zaman git zaman salonlarda, inzivalarda renk renk lifeform matlar. Kullananlar nasıl anlatıyorlar nasıl övgüler, sanki yogayı mat yaptırıyor. Lİfeform matların fiyatları malumunuz.

Ben de hala yeşil markasız mat.

Ve mahalle baskısı ,eee hadi gülhan değiştir şu matı artık. Hemen değil aradan yine epeyce zaman geçti bir kampanya çıktı karşıma. İngiltere lifeform dünya yoga gününde bir kampanya başlatmış.

Bu kampanyadan Türkiye pazarında bir ! tane alabileceğim fiyata, iki ! tane mat aldım.

Hu hu komşu komşu mat geldi mi ?

Geldi.

Nerede?

İnzivada.

İyi bakın kendinize, iyi bakın Can’ınıza.

Melek – Gün 12 : Sesler ve Hisler

Merhabalar,

Bu sabah alarm çalmasına rağmen uyumaya devam ettim ve uyandığımda saat epey ilerlemişti. Ucu ucuna geç kalmadan kafeyi açabildim. En çok üzüldüğüm nokta ise dışarıya çıkmadan evvel önce evdeyken ilk kendimle temas kurabilmeliydim. Bu teması uykuya kurban edince bundan mahrum kalarak bu sabah güne başladım. Madem böyle olmuştu bu sabah tek dileğim ayılıp kendime gelene kadar bugünkü ilk temasların beni zorlamamasıydı. Ama tabi ki tam tersi oldu. Kafe bütün gün çok kalabalıktı. Hatta öyle ki tam bütün işlerimi bitirdim, hava da mis gibi bahçeye çıkıp kendi kahvemi içeceğim pat bir müşteri geldi ve ardı hiç kesilmedi. Sanırım bu keyfi yaşamam max beş dakika falan sürdü☹

Bir yandan kafe bugün yoğun olmasın diyen ben, diğer yandan ayyy iyi ki yoğun oldu o yoğunlukta ayıldım, kendime geldim diyorum. Bugünün verimli geçen bir diğer tarafı bakmaktan hoşlanmadığım durum ve olayları bakmaya başladım. Ufak ufak notlar almak ve bunların bende uyandırdıkları hislere odaklanmak çok iyi geldi. Hislerin arkasındakilerin kuyruğu birbirine dolanmış  başka başka şeylere götürdü beni. İlk baktığım nokta başlangıçta  çok dar bir alana işaret ediyor ama o noktayı genişlettikçe biraz daha hem mesafeli hem de eleştirmeden oraya eğildikçe başka bir şeyin çıktığını fark ettim. Ve aslında beğenmediğimiz bir çok duygunun, hissin yerine başka his ve duyguyu koymanın imkanı bakış açımı genişletti. Tabi ki bu da kan, ter, gözyaşı olmadan olmayacak kazanımlardı. Ama çabada olmak ne güzel bir şeydi. Bütün gün bir yandan kahve yaparken bir yandan da arkada bunlar çaldı hep. Bugün iyi hisler sardı beni hep baştan aşağı😊

Sonra eve geldim. Fazla insanla temas etmenin olumsuz  etkilerinden biri de her bir kişinin enerjisini kıyısından köşesinden sahipleniyorsunuz. O yüzden eve gelince yemek yapmayı çok seviyorum. Çünkü yemek yaparken tek tek o enerjilerden arınıyorum ve kendimi sanki yeni bir güne başlayacakmışım gibi dinç hissediyorum. Bence gün sabah değil biz her aydığımızda yeniden ağarıyor.

 Daha arınmış bir zihin ile yogama oturdum sonunda. Yoga hareketleri beni, ben hareketleri böyle sanki bir şeyin çalkalanması gibi içimdeki her şey çalkalanmış gibi hissediyorum. Çok mu dairesel hareketlerden geçtim bilmiyorum ama en son bende kalan hisler çizgisel değil hep daha dairesel oldu. Akışta sürdü yogam. Ancak yoga esnasında “Yogayı kendi bedeninde yapıyorsun” bunu unutma diyerek sürekli kendime bir mekan hatırlatması yaptım. Bu mekanı aslında hiç tanımadığımı fark ediyorum. Yoga yapmak bu yolculuğa bir davet aslında. Daha çok bedenimin bana söylediklerine kulak kesilmeliyim. Bu sayede bedenimin her bir noktasını daha iyi tanımaya başlayabilirim. Öyle ki bir zaman sonra kendi kulaklarımla bedenimin neyi isteyip, ne istemediğini, neye ihtiyacının olduğunu dıştan bir sese gerek kalmadan bir nefes kadar uzağındayken duyabilir hale gelebilirim. Niyet bu yöne doğru aksınnn😊

Görüşmek üzere.

Melek Yoğan.

Gülhan- Gün 28/11 BAZEN

Gün 28/10 Gün dışarıda tempolu. Eve geldim, akşam yemeğini yedik. Çay demini alana kadar, birazcık kestireyim dedim. Başımı yastığa koydum, sonra mı ? misler gibi uyumuşum. Blog yazısı hayal olmuş.

Yeni gün 28/11 hoş gelmiş sefalar getirmiş. Sabah ezanını duyuyorum, yataktayım. Hadi Gülhan ” Erken kalkan yol alır” deyip bir gazla kendimi yataktan çıkarıyorum. Virittilere maruz kalmadan hemencecik Suçi’ye oturuyorum. Yoksa evde gözüm olmadık şeylere gidiyor. Saçma sapan. İçeride hep bir dialog. Şimdi, biraz sonra, yarın olsa, ne gereği var mız mız mız. Kendimi ikna etmeye çalışırken yakalıyorum çokça. Sonrası enerji kaçakları ve yorgunluk.

Evet Suçi’deyim, şükür. Ayak parmakları, dizler güzelce köklenin salın kendinizi toprağa. On birinci günün ilk Uttanasa’sı dizlerin arkası daha uyanmamış, biraz uzun duruyorum hoşuma gidiyor. Arada udiyanalar kendiliğinden geliyor. Kendini buraya getirdin ya merak etme bundan sonrası ben de diyor ERİL , dişili dansa kaldırıyor, dans başlıyor. Canlarım benim pek de yakışıyorlar birbirlerine. Tü tü maşallah

Dansın ritmi arada bir kaçıyor ( laf aramızda sangacım birden çok kaçıyor, ama daha fazla üstüne gidip tadını kaçırmayım, keyif alarak geliyor, zamanla ritim gelir, diyorum)

Şekerim bir daha yapalım mı ? Olur diyor, tü tü maşallah 🙂

Ağır geliyor bazen beynime, bazen kalbime. Bazen eş zamanlı ikisine. Birbirlerinden rol çalmasalar, sıralarını bilseler iyi olacak ama, işte bu da ritim sanırım.

Ağır gelen ne diye sorsanız? Vallahi bazen anlıyorum, bazen anlamıyorum. Bazen de gidin başımdan kendi aranızda çözün ya da salla gitsin diyorum.

Sadece yoğun bir his.

Kendime annelik ediyorum, başlayan her şey biter, başka bir şeye evrilir, devrilir, dönüşür sabır sabır sabır diyorum.

Orkestra şefi ben ben ben diye afra tafra yapıyor, ama velakin Kalp onu tanıyor 🙂

Dansın hediyesi ısı, ışık, merhem sürüyorum orama burama ohhh mis şifa olsun.

Haşiye : Yazıya başladığımda, başlık yoktu. Yazı içinde pek bi kullanmışım bazen bazen.

,