Yeşim – Gün – 14/19 – Chiropractor ve Yin

difference-between-chiropractor-and-physiotherapist-1Bodrum-İstanbul uçuşundan yazıyorum Sangha! Son birkaç gündür yazmadığımdan bugün kaçıncı gündeyiz onu da bilemiyorum şu an, sanırım 16. Büyük ihtimalle yazıyı ancak eve gidince ya da yarın tamamlayabileceğim.

Sayılı gün uçup gitti. Bulunduğum yerin hatrı sayılır güzellikte olması ve aile yanında gönüllerin hoş tutulması da eklenince, şükürler olsun çok güzel geçti. Uykuya doydum, yediğimden kıstım, kilo verdim, pratiğimde derinleştim, pescotaryenlik niyetime de devam ettim. Yedi günlük sürecin altı gününüde pratiğimi yaptım. Ama az, ama çok, ama farklı o pratik yapıldı. Sıcaktı, hele de benim gibi sıcağa dayanıklı olmayan birisi için, oldukça zorlayıcı olabiliyor bu sıcak faktörü. Sıcağa rağmen değil, sıcakla birlikte yaptım pratiğimi. Kendimi sıcağa ve bana hazırladığı hediyelerine teslim ettim. Eğer kendi alışık olduğum ritimdeki pratiğimi yapmakta direnseydim, büyük ihtimalle güç gerektiren, hızlı ritimli akışlarda kan ter içinde, soluk soluğa kalacak akabinde ters duruşlarda kendimi bayılacak gibi hissedebilecektim. Ne mi yaptım? Hep yapmak istediğim bir şeyi. Yani kendimi bırakmayı. Bir hafta boyunca sadece Yin Yoga yaptım, sevgili Sangha. Arada bir kaç güneşe selam da oldu, bir kaç plank de. Ama baktım ki, ortamın ruhu yin’i çağırıyor. O zaman “tamam!” dedim. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz ya da bu şekilde bir değerlendirme yapıyor musunuz bilemiyorum ama ben yoga pratiği sırasında, uzun zaman pratik yapıp da leziz bir dengeye ulaşmış kişiler haricinde, pratikerlerin naturasında ya güç, ya da esnekliğin öne çıktığını gözlemliyorum. Yani güç insanları esnemekte, esneklik insanları da gücü toplamakda daha çok çaba serfediyorlar gibi geliyor bana. İşte bu kategorizasyonumda, ben güç insanıyım daha çok. Yani güç insanıyım dedim diye, mayurasanayı yaladım yuttum sanmayın sakın 🙂 henüz girmeyi bile denemedim, ancak genellemedeki yerim güçten yana. Esnekliğin ise her daim eksikliğini hissettiğimden, hep hakettiği zamanı vererek geliştirmek istiyorum esnekliğimi. Ve yine farkediyorum ki , benim esneyebilmem için, önce içimden gelen bir esneklik hissetmem gerekiyor. Bu bende nasıl oluyor? Öncelikle zaman kısıtlaması olmaması önemli. Yani, “yarım saat sonra ileri seviyede bir ders var haydi hop, uttanasanada derinleş, hamstringler hazır!” işlemiyor bende. Vücudumun sesini santim santim dinlemem, neresi neyi istiyorsa orada orası çözülene dek kalmam gerekiyor. Ha bi de sıcak yaz iklimi ortamı da acaip yardımcı oluyor ne yalan söyleyeyim. Mesela stüdyoda grup dersi olarak yin seansları her defasında çok iyi gelmeyebiliyor bana. Diyelim ki, o gün ihtiyacım omuz açıcılarda daha çok zaman geçirmekse ve kalça açıcılardan çıkamadıysak bi türlü, bi şeyler yolunda değil gibi his oluyor. Kısacası, grup derslerini çok seviyorum, çünkü yenilikler, sürprizler, kaçtığım bölgelerle karşılaşmalar, yeni yaratıcı akışlar, hiç denemediğim pozlara girişler, her türlü öğreti, çok değerli benim için. Bu kısım harika. Bunu al, cebe koy, eve gel ve gerçek pratiğin başlasın! Ben işte en çok bunu seviyorum. Fakat beni bıraksanız ve “şimdiden itibaren sadece kendin pratik yapacaksın, yok bundan sonra sana grup dersi” deseniz sanırım çok üzülürüm ve pratiğim de tıkanır. Hoca’larımın beni her düzeltişi, her cesaretlendirişi, bana söyledikleri her bir kelime altın değerinde. Bunu fırsat bilip kendilerine buradan sonsuz teşekkürlerimi de sunmak isterim. Hepsinin yeri ayrı, hepsinin öğretileri kulağımda ve kalbimde.

Dönelim bu haftanın hesabına. Güne genelde, kendi kalça açıcı serime başladım. Şimdi farkediyorum ki ilk üç gün daha zor geçmiş. Sonrasın da güllük gülistanlık sanmayın ama bir ilerleme ve rahatlama olduğu net. Zaten bunu farkedince, diyorum yaşasın Tapas! Ve bu kalça açıcılardan sonra hamstringler üzerine de bayağı çalıştım. Nihayetinde hanuman çalıştım. Henüz yere gelebilmiş değilim ama kendi paratiğim içinde ciddi bir ilerleme oldu. Bu bana yeter. Şükürler olsun. “Yoga yolunda dökülen hiç bir ter damlası boşuna değil” cümlesi okuduğumdan beri kulağımda! 🙂 Öyle.

Bel fıtığımın azdığını sandığım ve sonrasında bir Hoca’mın “bu fıtık değil, kalça içinden gelen bir spazm” dediğinden beri, internetten de bir sürü video izledim. Priformis esnetme ve siyatiğe yaptığı baskıyı azaltma konusunu okudum da okudum, izledim de izledim. Ve kalçalar üzerine çalıştıkça, yani o bölgeki kaslar yumuşayıp esnemeye başladıkça belimdeki ağrı da neredeyse kayboldu. Aslında kayboldu ama zorladığın an, o orada kapı arkasında. Kıvam bu.

Salı gecesi dönmeme rağmen dün çok koşturmacalı geçtiğinden yazamadım sevgili Sangha. Gözüm açtım ve chiropractor’daki randevuma koştum. İlk defa gittiğim Perulu bir terapist. Kapı da kuyruk. Bekleme salonu dolu. Becerikli biri herhalde diye geçirdim içimden. Yani inşallah öyledir. Çok sordu, çok yazdı, sonra malum yatırdı o meşhur tuhaf sedyeye. Çekti çekiştirdi, kademeleri ZANNNKKK diye indirdi kaldırdı, bir sürü bi şeyler. Beş sene önce ilk defa chiropractor’a gittiğimde, o çekip çekiştirmeler esnasında vücudumdan çok acaip sesler gelmişti ve hatta boynum yerinden koptu yere düştü ve yuvarlanıp kapıdan dışarı çıktı sanmıştım 🙂 Hahahahah o derece! Bu defa vücuttan tık gelmiyor. Terapist “sen kendini çatırdatıyor musun? “diye sordu. “Evet” dedim. “Hmm” dedi. İlk seansta bazen kişi kendini serbest bırakamayabiliyor, o yüzden de olabilir ses gelmemesi “ dedi. “Tatilden geldim, hem de her gün yin yoga yaptım, belki vücudum rahatlamıştır” dedim. Açıklamam ona pek ikna edici gelmedi. Beş yıl kadar önce yaşadığım, geceleri bile uyutmayan o korkunç ağrılı dönemin geçmiş olmasına inanamadı. İllaki de ağrıyordur dedi. Dedim “ağrımıyor”. Çevirdi de çevirdi boynumu. Yine “tık” yok. “Eve gidince boynun ve belin ağrırsa buz koy” dedi. Ben “Neee?? Buz mu?? Sıcak değil mi?”… Bayağı güldü. Türklerin her türlü ağrıya hep sıcak koymak istediklerinden, bize klimadan gelen soğuk havanın çarpmasının psikolojik olduğundan, hatta sudan çıkınca yegane mayo değiştiren milletin biz olduğumuzdan bahsetti, bayağı güldü. Ben daha az güldüm ne yalan söyleyeyim. Mayo değiştirme konusunda ok’im, ben de annemin tüm yalvarmalarına karşın sudan çıkınca mayo değiştirmeyenlerdenim. Ama klima konusunda ne yalan söyleyeyim hiç de hem fikir olamadım. Hem sordum, hem de kendi fikrimi açıklamaya çalıştım ama nafile, nuh diyor peygamber demiyor. Haftaya yine gel, MR’ları X-RAY’ler de getir dedi. Bakalım. İçimde çok güvenli hisler uyandırmadı. Eve geldim iyiyim, yapmam gereken çok fazla şey vardı. Sonra yine sadece kalça açıcı serimi yaptım, sonrasında ise yeni bir grubum geldi derse. İlk dersleri olduğundan onlara da bayağı pozları göstererek neredeyse onlarla birlikte bir ders daha yapmış oldum. Geceyi ise bayağı ağrılı geçirdim, hem bel, hem boyun. Oysaki dün oraya gitmeden önce boynum ne kadar da rahattı. Umarım bu sadece terapi sonrasında oluşan reaksiyon ağrısıdır ve daha da iyi olur. Aksi türlüsünü düşünmek bile istemiyorum Sangha.

Çok uzun yazmışım Sangha, bir sürü gün birikince. Eğer bu yazıyı okuma isteği gösteren varsa çok teşekkür ederim.

Bu akşam, iki hafta üstüne ilk defa grup dersine gitmeye niyetliyim. Kendimi, güçten düşmüş hissediyorum biraz. Sıcaklar, kilo vermiş olmak, güç üzerine bu aralar hiç hem de hiç çalışmamış olmak yarattı bu durumu tabi. Akşama gidebilirsem göreceğiz bakalım durumumu. Sağlıcakla kalın!

Reklam

Yeşim – Gün 7 – Sevgili Hanuman

hanuman-swamiSelam Dostlar,

Dün akşam masaj sonrası, buzdolabı kıvamındaki otobüsle eve gelirken, tesettür modunda şalıma sarındım. Zaten klima hasta ediyor, yetmedi bi de masaj sonrası kasları en sıcak ve yumuşak tutmak gereken evrede buz gibi hava püskürten tavandaki yarığa, kırmızı şalımla cevap verdim 🙂

Şalım elinden geleni yapmış olacak ki, gece ağrı ile uyanmadan geçti. Oh ne güzel! 🙂 Sabah kalktığımda, dün yoga yapamamış olmak ve çok ağrı çekmiş olmaktan dolayı, vücudum kaskatı idi. 7.15’de gözümü açtım ama mata ulaşmam yarım saat sürdü. Her zamanki gibi foam roller, tenis topu vs. ile yaklaşık yarım saat her yerime masaj yaptım. Sonrasında, zaman zaman uyguladığım bir kalça/bel serim var, onu uyguladım. Pozda kalma süreleri 10 dakikaları bulan, beni her defasında yerden yere vuran ama sonrasında inanılmaz şifasını gördüğüm bir seri. Özellikle IT Band esnetmelerinde verilen sürenin dört katı kadar kalarak, tamamen vücudumun sesine göre hareket ettim. Zaten IT Band üzerine çalıştıktan sonra sanki sırtımdan bir yük kalkmış gibi oluyor ve kendimi daha dik bir sırtla yürürken buluyorum. Yine o güzel his geldi. Yaşasın! 🙂 Mattan mutfağa doğru yöneldiğimde saat neredeyse 10.30 gibi olmuştu. Acıkmışım, kahvaltıyı nefasetle yaptım.

Bilgisayar başında iş güç, ve dünkü yazıyı yazdım.

Sonra bir posta daha geçtim matın başına ve bu defa bir kademe aşağı inerek hamstringlerim üzerine çalıştım. Çok iyi geldi. Fiziksel olarak “Hanumanı Bulmak” yolunda çalıştım biraz. Kendime şefkatli ve zaman kısıtlaması olmadan yaklaştığımda, kendi vücudumun istediği pozları, kendi vücudumun istediği sürelerde yaptığımda, sonucunda her defasında beni şaşırtan açılmalar oluyor. Beden, ruh ve zihin anlamında kendimi özgür hissettiriyor bu açılmalar. Ve görüyorum ki, bir sonraki defa eğer kafamda bir hedef, ya da yetişmem gereken bir iş, ders varsa ve sürem kısıtlıysa kesinlikle aynı şey olmuyor. Umarım bir gün, bu dışsal ve içsel etmenlere bağlı olmayan koşulsuz özgür hissedeceğim günler de gelir.

Ha bu arada, niyetlerimden biri olan, 28günyoga süresinde peskoteryanlık gayet iyi gidiyor. Bu da güzel bir istikrar oldu. Pratiğimi her gün merhum bir büyüğüme adamayı sanırım bir kaç kere unuttum. Telafi etmeye çalışacağım.

Dışarıda halletmem gereken işleri de yaptıktan sonra, bilgisayarımı da kaptığım gibi sevdiğim sessiz kahveciye geldim ve biraz daha çalıştım. Soğuk kahvemi yudumladım, projeyi tamamladım. İçim rahatladı. Şu anda bu okumakta olduğunuz satırları da aynı kahveciye yazıyorum ve sonrasında kendimi açık havaya doğru atacağım. Biraz deniz kıyısı yürümesi iyi gelecek. Güneşim tüm gücüne karşılık, baktığım ışığın bilgisayar ekranından yüzüme yansıyan olması yeşermeme yol açacak bir gün 😀