Yeşim – Gün 2 – Üç Silahşörler

20170626_121142

Fotoda gördüğünüz bu Üç Silahşörler’in üstünde tepindiği et, kemik ve bolca da tetik noktasından oluşan bedeninde yaşamını idame ettiren ölümlü benim Sevgili Dostlar 🙂

Sizlerle tanıştırmak istedim bu üçlüyü, çünkü onlarla olan ilişkim o denli sadık, o denli düzenli. Ailemin yüzünü bile onları gördüğüm kadar görmüyorum, o denli.

Dünkü yataktan geç kalkışlı, pişmanlıklı günün akşamında, evdeki pratiğimde vücudum biraz açılır gibi olduğundan, grup dersine gideyim dedim. Kendi kendime, belimi zorlayacak hiç bir harekete girmeyeceğime, urdhva mukha svanasana yerine açık cobra’ya gireceğime, salabasana’yı eller yerde yapacağıma, urdhva dhanurasana yerine setu bandha sarvangasana yapacağıma yemin gibi bi şey ettim! 😀

Ders saat 18.30’da olduğundan, vücudum da sabaha nazaran daha bi yumuşamıştı zaten. Ders gayet güzel geçti, urdhva hastasanalarda hiç geriye doğru gitmeden sadece göğsümü göğe doğru açmakla sınırladım kendimi. İyi de oldu, zira ilk cobra’da siyatik bölgesinde elektrik çarpları gözlerimden çıkan şimşekler gibiydi. Nefesine dön, karnını iyice aktive et, beline çökme, kendini zorlama kalbini ileriye doğru aç telkinleri ile normalde geldiğim bükülmenin yarısında kalarak derse devam ettim. Derin backbend’ler üzerine serilenmiş bir ders olmadığından derin bir oh da çektim. Sıra urdhva dhanurasana’ya gelince, ilk iki setu banda’da üst bacaklarımın arasında bloğu aldım ve denize düşen yılana sarılır misali nasıl sıktıysam, belimde her hangi bir rahatsızlık hissetmedim. Tabi hemen istekler arzular, ha olur mu ki? lere kendimi kaptırıp köprüye kalktım, baktım iyiyim hadi bir daha! Mutlu, umutlu, biraz şaşkın, bir sürü soru işaretli olarak pratiği tamamladım. Soru işaretli çünkü, yukarı bakanda o can o kadar yanar da, köprüde nasıl yanmaz? Neyi nerede doğru ve yanlış veya yeterince yapıyorum/yapmıyorum’larla doluydu kafam.

Dersten sonra yogadan arkadaşlarla yeme, içme, sohbet derken bir güzel bir akşam geçirdik. Yemeli, içmeli kısmında, niyetime sadık kalarak gittiğimiz mekan et ürünleri satılan bir yer olmasına rağmen vejeteryan burger yedim ve bir gün önce bira içmiş olduğumdan sadece soğuk çay içtim. İşin güzel tarafı, içinde bulunduğumuz mekana rağmen canımın hiç et ürünü çekmemesi ve yediğimden son derece tatminli olmamdı. Benim gibi boğazına düşkün bir tip için, yemek öncesi ortaya gelen patates kızartmasından yememiş olmak ve tabağımdaki patates kızartmasının da sadece yarısını yemiş olmak da ayrı bir övünç konusu, söylemeden geçemeyeceğim 🙂 Fakat yemek sonrasındaki kahve faslına katıldım, normalde akşamları kahve içmiyorum ayakta kalmam gereken özel bir durum olmadığı sürece. Şansımıza kahve, yumuşak içimli bir filtre kahveydi ve fincanlar da ev stili insani boyutlardaydı. Buna da ayrıca sevindim.

Saat geç olmadan eve doğru yollandım. Fotoda görmüş olduğunuz üç silahşörle son bir randevum vardı. Hele tenis topu ve ahşap olanla, sıkışıklıklar üzerinde bayağı bir gezindik. Sanki bir gün önce masaja gitmemişim gibi, sırtım mayın tarlasına dönmüştü yine. Normal yatma saatimin bir saat ilerisinde olduğumdan ve geç saatte, ağır yemek yemiş olduğumdan, uyumam biraz zaman aldı. Saati kurmadım, bedenimin kendi ritmi le erken uyanmaya doğru geçiş yapması için zaman tanımaya karar verdim.

Sabat 7.30’da uyandım ve 8 gibi de matın üstündeydim. Üç silahşörlerin Yeşil Başlı Gövel Ördek olanıyla bayağı bir işimiz vardı. Sırt ve üst ön bacak üzerinde çalıştım. Sonra Hasta Balasana’ya gelerek beş dakika kadar yere doğru ağırlaşmayı bekledim. Yavaş, yumuşak ve az sayıda Surya Namaskar A’dan sonra biraz core, asanaların Kral ve Kraliçesi ile takıldım. Salamba ve Niralamba versiyonlarını çalıştım. Pratiği uzatmadım. Bir saat on beş dakikada kestim, kahvaltı masasına yöneldim.

Niyetim akşam grup dersine gitmek. O saate dek ise biraz çalışmak. Gönlümden geçen ise, çalışmamak. Uzun uzun yin yapmak, bir kafeye gidip okumak, sahile inmek. Bakalım hangisinin peşinden gideceğim? Okumak istediğim ve okumam gereken o kadar çok kitap birikti ki. Günlerin 28 saate çıkarılmasını talep ediyorum!

Yarına dek hoşçakalın. Athos, Porthos ve Aramis’in de selamı var 🙂

Reklam