Melek – Gün 28: Mümkündür!!!

Selamlar,

Bu sabah erken uyandım, olabildiğince. Kendime kafeye gitmeden evvel vakit kalsın istedim. O yüzden biraz uykudan feragat etmem gerekiyordu. Bunu da rutine oturtabilirsem benden mutlusu olmaz. Son 2, 3 haftadır ucu ucuna uyanıp, hazırlanarak işe gittiğimden kendine gelme halim çok ileri saate sarkıyor ki ben de böyle olunca biraz daha fazla huysuz olabiliyorum. Bugün öyle değildim. Cumartesi ağırlığı hiç üzerimde yoktu bu sabah, öğlen ve hatta akşam üzeri. Gün sakin, emin adımlarla ilerliyordu. Sonra eve geldim mesaim evde de devam etti 😊 Sonrasında, ilerleyen saatlerde yogama oturabildim. Bugün yazılarınızı okudukça döngünün sıfırcı günü geldi aklıma ne kadar da çabuk geldik dedim bugüne vov günler almış başını gitmiş gibi hissediyorum. Ama bir farkla. Bu ay benden habersiz geçmedi günler onun farkındaydım. Yaptıklarımın, yapmadıklarımın, söylediklerimin ve bilhassa söylemediklerimin ve hislerimin daha bir farkındaydım bu ay. Buraya yazmak ve bunu sizlerle paylaşmam bunu sağladı. Ve pek tabi yogayla olan temasın derinliği bir milim bile artmış olduysa ne mutlu bana😊

Ben disiplin konusunda zor eğilip bükülen biri olduğum için zihnim hemen kaçmanın yollarını arıyor (az biraz tembellik seviyorum). Ama bu ay kendimi ve zihnimi toparladım ve daha derli toplu bir hale geldi. Ben buradan aldığım güç ile yapmak istediğim şeylere yönelik zihnimin bana koyduğu engelleri aşabileceğine olan inancımın kat be kat arttırmış olduğunu hissediyorum. Mümkündür diyorum. Dili öğrenmek de, çok çalışıp akademik olarak ilerlemek de, yoga ve hayat döngümün ahengini bir ipte tutmak da mümkündür. Zaman, sabır ve sebat bu üçü bir araya geldiğinde aşılamayacak engel yok gibi😊 Burada yazmak, sizleri okumak ve tanımak, kendimle temasa geçebilmenin olabilirliğini gösterdiği için kendimi çok şanslı hissediyorum.

#dahanice28günlere#

Yarın görüşmek üzere😊

Reklam

Melek – Gün 27 : Aradaki Açığı Kapatma Telaşı

Selamlar,

Bu sabah alarmı kapatıp uyumaya devam ettim, bunu her zaman yapabilirim tamam ama bugün bu olmamalıydı, sabah yetişmem gereken bir yer vardı ve uyandığımda acele acele hazırlanıp çıkmak zorunda kaldım. Gideceğim yer uzak olduğu için mecburen taksi kullanıcaktım. Tam sabah trafiğinin içinde buldum kendimi, tek başıma bu trafikte kalsaydım belki bu kadar kaygılanmazdım ama yanımda sağ olsun o kadar konuşkan ve sinirli bir taksi şoförü vardı ki anlatamam. Kendimi kapana sıkışmış gibi hissettim. Zaten trafikte kaygılanıyorum, her an kavga çıkacakmış gibi geliyor bana (bu da sanırım travmatik bir mevzu çoğu zaman buna maruz kalmış olmam bunu tetiklemişti ayrıca üniversitede iken ufak bir trafik kazası geçirmiştim ondan da yaya değil de yolcu halinde olmak uzun süredir beni kaygılandıran, korkutan bir mevzu). Şoför de çok sinirli, geç de kalabilirim derin derin nefeslerle vardım varmam gereken yere geç kalmadım şükür ki😊

İşim bitti eve geldim ve sonrasında yogaya oturdum, çok özlemişim bu teması. İzlemek de çok güzel ama yapan beni çok daha fazla kucakladım ve kendime teşekkür ettim (içimden geldi:))Yani bıraksanız yüz kere falan çöküp kalkabilirim o kadar özlemiştim😊 hareketleri kısa değil de, daha uzun nefeslerle yapmaya çalıştım, sanki “aradaki açığı” kapatmak isteyen bir yanım vardı 😊

Çadırdayken burada yazdığım şeyler de biçim değiştirdi sanırım (defne hoca haklı😊) yogaya teması fiziksel olarak yapamayınca ve yine sanırım arada sanki hep bir açıklık varmış hissi de beni abluka altına alınca, ben o açığı başka biçimlerde kapatmaya çalıştığımı fark ettim. Çadır günlerimde bedenim yoga aracılığı ile derine inemiyorsa, düşünsel derinliği keşfetmenin tam zamanıydı aslında:) O yüzdendir ki, daha derinlere inmeye çalıştım, biraz daha bakmak istemediğim, üstüne çizik attığım yerlere. Bunu yaparken bu mevzulara temas etmekte beni soluksuz bırakan bir taraf vardı. Buna ilk yazımda değinmiştim sanırım okuyanların zihnindeki beni düşünmek biraz içimi sıkıştırdı ama bir şekilde bunun da üstüne gitmem gerekiyordu😊 İçimden geldiği gibi, sansür uygulamadan yazmanın keyfine varmış oldum birazcık, miniminnacık da olsa:) yazımı kafeden küçük bir kare ile bitiriyorum bu akşam.

Yarın görüşmek üzere😊

Sloth Coffee Shop

Melek – Gün 25: Onay

Merhabalar,

Geçenlerde evde oturuyorum saat sabah saatleri henüz, yan komşunun küçük çocuğu da bahçede kendi kendine kumlarla oynuyor. Annesi arada sırada gelip onu kontrol ediyor ama onun umurunda değil. Bıraksanız saatlerce orda oyun oynayabilir. Çevresinde kimin olduğu, ne söylediği o kadar önemsiz ki o kadar bir haber ki etrafındakilerden kesinlikle bir akışta olduğu kesin😊

Ben de böyle camdan ona hayranlıkla bakıyorum ve kendimi düşünüyorum. Ben bir şey yaparken etrafımda birileri varsa dikkatim her zaman dağılır ve yanlış bir şey yapmaktan hep korkarım. Sanki herkes beni izliyormuşçasına ben ben gibi olmam artık. Bir kere kalbim bile pır pır eder, heyecanlanırım. En iyi yaptığım şeyi bile bu yüzden kesin eksik yaparım ve sonuç hiç hoşuma gitmez. Ötekinin bakışı ve onayı hayati önem derecesinde. Bugün de terapide bunları konuştuk. Kendimin değerini kendim tayin edemiyorum ve hep ötekinin onayına ihtiyaç duyuyorum. Çok temel şeylerde bile ötekinin takdir ve onayı çok önemli oluyor. Geçen yazılarımdan birinde yetememekten korktuğumu söylemiştim ya aslında kendim kendime yetemiyorum en temelde ve hatta o kadar ki, kendimle beraber herkesten de onay bekliyorum. Kendi onayımın sanki bir hükmü yok.

Birey olma sancılarımı mı bunlar bilmiyorum ama o küçük çocuk gibi etrafımdaki kimseye aldırış etmeden kendi oyunumu oynamak istiyorum yeniden. Çünkü eminim ki ben de küçükken öyleydim. Etraftaki sesler ne ara benim kendi sesimi bu denli bastırdı ki onlar dışında kendi sesime ulaşamıyorum ve kendimden emin bir şekilde devam edemiyorum hayata☹

Şimdi aklıma vağnideki kollar geliyor sürekli –kollar netttt-. İşte o denli net olmak istiyorum aslında. Kendi kararlarının sorumluluğunu alan, onay beklemeden hayatına devam eden ve etrafta kimse yokmuşçasına kendi canının istediği gibi davranabilen birine dönüşmek mümkün müdür?

Terapist terapide yetmiyor size belki de demez mi o arada😊 korkularımla yüzleşirken evet alet çantamda bir sürü şey olsun istiyorum dedim bunun için terapiye geliyorum, okuyorum, yoga yapıyorum daha çok güçlenmek için. Malum derin bir kuyuyu kazıyoruz ve ne ile karşılaşacağım hiç belli olmuyor. Düşüyormuşum gibi hissediyorum zaman zaman ama işte tekrar kalkabilme gücüne alet çantamdan çıkanlar sayesinde erişebiliyorum😊

Terapide de mesela hep onay bekliyordum terapistten başlarda. Sonra kendisi bir seansta şuan sanırım size bir şey dememi bekliyorsunuz devam etmek için dedi. Bir an düşündüm evet, küçücükte olsa bir onay hiç fena olmazdı. Ama o an öyle demesine de bir yandan çok bozulmuştum. Çat diye önüme koymuştu tasdik beklentimi. Aylar geçti ve en azından terapistimden artık eskisi kadar onay beklemiyorum. O an çok serti gelmişti söylemesi ama işte fark etmemi de sağlamıştı. “Fark et, kabul et ve ilerle”:) kendime sürekli bunları hatırlatıyorum. Epey işe yaramaya başladı bu marş:)

Görüşmek üzere.

Melek – Gün 23 : “Gönder Gelsin”

Selamlar,

Çadır olmanın getirdiği bir rehavet midir bilmem yataktan sürünerek kalkıyorum iki gündür. Popumun üstünde oturmak hiç cazip gelmiyor sanırım daha yatay kalmak istiyor beden😊 Bugün izin günümdü. Tabi ki sabahtan planlar yaptım şu kadar saat çalışıcam, şu kadar kitap okuycam, bir şeyler izliycem falan derken bakıyorum da şuan güne, saatler geçmiş ve ben hiç bir şey yapmamışım sanki, verimsiz geçmiş gibi hissediyorum bugünü, elimde kalan şeyin hissi hafif bir boşluk. Ama böyle pişmanlık gibi hissettirmiyor o boşluk arkasından da ama olsun, bugün de böyle dedirtiyor😊

Bugün kısa bir dalga boyu öfkelendiğim bir zamandan geçtim. Neye öfkelendiğimin önemi yok ama hani böyle filmlerde ağır çekim kurşun atılır ve o an saniyeliktir ama gözümüzün önünden geçince ağır bir çekimde tuhaf hissettirir. Bugünkü öfke dalgasını da öyle hissettim, geldi gördüm, bilindik tepkimi verdim ve sonra kenara çekildim. Daha sonra ama bir dakika şuan bunu fark ettin evet bir şey yapmalısın bununla ilgili bir şey yap ki diğerlerinden bir farkı olsun dedim (öfke üzerine çalışıyorum epeydir terapide) ve neye öfkelendiğimi düşündüm. Peki şimdi nasılsın diye sorunca kendime ve histe kalmayı sürdürdükçe, ona içimde alan açtıkça öfkem dile döküldü ve sanki benimle konuştu. O an neye ihtiyacım olduğunu anladım kesinlikle. Gördüm, Kabul ettim ve hayatıma devam ettim. Yani diğerlerinden bir farkla. Bu duruma T-takılmadım, kendime kızmadım, karşımdakine kızmadan öfkeme bir yön tayin etmeden içimden geçmesine izin verdim ve rahatladım. Bu çok iyi hissettirdi. Öfke dalgaları çok anlık oluyor bazen içimde, patır patır geliyor ve ben bütün gün bazen günlerce ona takık vaziyette kalabiliyorum. Gönül ister ki otomatik tepki çıkmasın, farklı bir şekle dönsün tepkilerim de ama ona da demek ki henüz zaman var. Şimdilik elimde öfkelendikten sonra kalan benle iletişimde kalmaya devam eden ben ve içinde kurmayan bir ben var. Böylece hem o öfkeyi beslememiş olucam, hem de içimden hayata, amaaan “gönder gelsin” ne varsa öfkelendiren beni diyebileceğim. Umuyorum ki:)

Bugün biraz böyle bir yerlerdeyim😊

Yarın yine görüşmek üzere.

Melek – Gün 21: “Cumartesi Tutunması”

Merhabalar,

Bugün sabah erkenden kafeyi açtım. Her şey doğal seyrinde devam ediyor olsaydı tüm işlerimi bitirmiş ve ilk kahvemle birlikte güneşin tadına varmak üzere kendimi dışardaki masalardan birine atmış olacaktım ancak öyle olmadı… Önce espresso için kullandığımız değirmen çıldırdı. Asla normal ayarda çekirdek öğütmüyordu. Çünkü espresso makinesinden almam gereken akış bu değildi, keza akmıyordu, içerde bir şeyler kan ağlıyordu sanki. Muhtemelen o kadar ince çekmişti ki kahveyi yanan bir şey çıkıyordu geriye oradan da su geçişi sağlanamadığı için çıkan sonuç uzun bir bekleyiş… Değirmenin ayarı ile çok fazla oynama yapmak zorunda kaldım. “Normal” miktarlarda kahve almam yaklaşık 1,5 saatimi falan aldı. Aaa tabi ki o arada müşteriler geliyordu, online siparişler birbirini sıralamıştı ve ben tektim kafede:( Halbuki sorun olmamalıydı, değirmen otomatikti hani. Yıllar önce bu yüzden bu otomatik değirmene geçilmişti. Eskinin ahı mı tutu nedir ☹ ki ben eski manuel değirmenimizi çok daha fazla seviyordum. Ama değiştirilirken fikrim sorulmadı pek tabi ki… neyse şimdi asla bozulmaz, ayarı şaşmaz denilen değirmen kafayı yemişti bu sabah. Boşa giden gramlarca kahvesi de cabası☹ o arada müşteriye de elimden geldiğince kötü kahve vermemeye çalışıyordum ama ne mümkün. Mükemmel değildi hiç bir şey bu sabah. Art arda müşteri gelmeye devam ediyordu ve aksilikler de birbirini kovalıyordu. Bana her gelen müşteri sanki sorunları da beraberinde getiriyormuş gibi gelmeye başlamıştı. Mesela bir müşteri tanrım asla kahvelerin sıcaklığını beğenmiyor. Ona göre daha da, çok daha sıcak olmalı istediği. kahve. Bence onun hayalinde bir kahve ve kahveci var ve orada kahveler hep çok sıcak… Ki ben kafede gerçekten ama gerçekten müşterinin mutlu olmasına, keyifli ve huzurlu bir an yaşamasına çok önem veriyorum. O yüzden işleri onlar için hep kolaylaştırmaya çalışıyorum. Ama onlar bana bazen hiç yardımcı olmuyor gibi hissediyorum. Ama şunu da fark ettim ki ben zaten o müşteriye olabildiğinin çok üstünde o kahveyi sıcak götürüyorum. Ama o bekletiyor. Ve anında içmiyor. O kahve beklerken soğumaya yemin etmişçesine zamanla yarışıyor ancak müşteri bunu unutuyor ve tek çarenin benden kahveyi isterken ama çok sıcak olsun olur mu demesi kalıyor. Ben bunu duydukça gerçekten kan beynime sıçrıyor, beni çok öfkelendiriyor bu durum. Ki hep geliyor ve hep bunu söylüyor artık anlıyorum ki onun derdi kahvenin soğuk olması veya sıcak gelmesi değil, “hatırlatmak”, istediğini bir kez daha söylemek ve bunu yaparken de asla ben bir yerde hata yapıyor muyumu düşünmemek. Çok bencilce değil mi? Çünkü ben bu işe ilk başladığım yıllarda böyle şeyleri çok takıyordum, günlerce düşünüyordum☹ ya müşteriler benim yaptığım kahveyi beğenmezlerse, ya ben onlara yetemezsem, yetişemezsem☹ onlar belki buna inanmıyor ama ben her kahveyi ilk kahvem gibi, tek kahvemmiş gibi özenerek yapıyorum ve onlara götürene kadar aslında onlar için “muhafaza” ediyorum. Bazen sadece bağcıyı dövmek o an bize iyi gelebiliyor ama, aynayı kendimize döndürmek ve bu kadar talepkar olmadan evvel kendi kişisel tatminlerimizi acaba başka şekil ve yerlerde mi  gidersek diye sormadan edemiyor zihnim. Bunları düşünürken, bir, iki, üç kahveden sonra baktım değirmen normal seyrinde çalışmaya başladı. Ona da biraz zaman vermek gerekti normale dönmesi göz açıp kapayıncaya kadar gerçekleşmedi ama beni de çok yordu. Ardından yine yoğunluk, aksilikler bunlar el ele bana doğru dalga dalga gelmeye devam etti. Bugün bir sınavdaydım sanki, hacı yatmaz gibi düşüyor gibi oluyor ama yok hayır tekim şuan düşemem buradan nasıl çıkabilirimi araştırırken buluyordum kendimi. Normalden daha sakin davrandım ve kimseyi de bekletmedim. Sanki dans eder gibi olayların içinden geçtim ve kazasız bir cumartesi mesaisini bitirdim😊

Ki bütün bunlar olurken bugün reglimin ilk günüydü ve oturabilseydim aslında biraz da daha aşağılardaki hisleri de hissedebilirdim ve duygusallaşabilirdim bugün ama ona pek fırsatım olmadı. Onu daha çok eve bıraktım. Ki öyle oldu. Eve geldiğimde son enerjimi yemek yemek, bir şeyler izlemek biraz uyumaya bıraktım. Uyandığımda saat 9 olmuştu. Yürüyüşe çıkmak niyeti ile evden çıkacaktım ki yazımı yazmadığımı, ders de çalışmadığım gerçeği karşıma dikildi ve bilgisayarımı alıp sevdiğim kahvecilerden birine geldim. Kendimi kapatıp açmış gibi hissediyorum. Günün tüm enerjisi kendini yeniledi. Yazımı gönderdikten sonra ders çalışmaya başlıycam, burası 12 ye kadar açıkmış çok şanslıyım. Bir kahve söyledim ama yazarken bir yandan soğuyor kendileri, olsun ben kahveyi soğuk da seviyorum😊

Herkese güzel bir haftasonu diliyorum😊

Görüşmek üzere.

Melek – Gün 20: Çorabımın Teki

Merhabalar,

Bugün hızlı tempo geçti biraz.  Temizlik, yemek, duş derken yogama oturdum nihayetinde.  Vaişakada iken her nefesten sonra biraz daha çökme hali sen yok musun 🙂 nelere kadirsin aslında. Suya batmak, nefesin sekronizasyonu ile çok birlikte ve sonlara doğru diz kapakların hafiften titretmesi ve orada kalma hali çok gerçek😊 bir tık daha sınırlara dokunduğum bir yoga çalışması oldu bugünkü. Birazcık, birazcık daha derken oralarda nelerin açığa çıkacağını merakla bekliyorum. Her gün yogaya temas, ardından burada olmak şu günlerin hayatıma kattığı en güzel rutinlerinden birini oluşturuyor. Bitmesine gerçekten üzüleceğim:/ ama olsun bu süre zarfında bedenimdeki ve zihnimdeki değişiklikleri gözlemlemek çok heyecan verici. daha önce çok kez söyledim ama bir kez daha yinelemek istiyorum iyi ki buradayım😊

Bugün çekmeceden giymek için çorap çıkartırken bir de ne göreyim çok uzun zamandır aradığım çorap tekinin karşıma çıkması. Bir yandan ama bu çok saçma ben bu çekmeceyi kaç kez tavaf ettim yok, bir türlü öbür tekini bulamıyordum. Çok üzülmüştüm kaybolduğunu sandığımda. Çünkü severek almıştım bu çorabı ama bir kere falan giyebilmiştim. Şimdi karşımda duruşuna sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim. Ne yani en baştan beri aslında oradaydı da ben mi göremedim??? Ama zihnimi zorluyorum yok gerçekten de bulamıyordum o teki. Sonra artık aramayı bırakmıştım. Bir yere girdiyse nasıl olsa çıkar diye düşünüyordum. Ya da ne yapalım bu çorabı giyemeyeceğim demek ki diye kendime teselli veriyordum. Bugünün mucizesi benim için bu oldu. Bakmak ve görmek arasındaki ince çizgi mi, yoksa senin olan eninde sonunda sana gelir gizemi mi bilmiyorum ama bir yandan çok absürt, bir yandan da bugünkü en büyük mutluluk sebebim oldu.

Bugün herkes için minicik mutlulukların dahi yüzleri kocaman kocaman gülümsettiği bir gün olur umarım.

Görüşmek üzere:😊

Melek – Gün18: Otorite

Merhabalar,

Bugün olduğum kişinin kim olduğu konusuna derine inmeyi amaç edindiğim bir seans oldu.  Geçen hafta terapistin derinleşme konusunda bana yaptığı ince hatırlatmalardan sonra bu terapi sürecine daha ciddi ve disiplinli bakmaya başladım (yaptığı ince ayar meyvelerini vericek mi bakalım😊). Evet ve sanırım derinleşmek için biraz bilgi sahibi de olmak gerekiyor geçmişle ilgili. Tek başına kendi hafızama güvenirsem işim biraz zor. Çünkü zamanla zihnim bazı hatırların üzerine yenilerini koyuyor, onları çarpıtıyor ve olan bambaşka şekli ile kucağıma düşmüş oluyor. Ancak benimle birlikte özellikle de büyümeme tanıklık etmiş kişilerle konuşmak ve onların yardımıyla bana bakan bir göz olarak onların da bilgilerinden yararlanmak bu aşamada önemli olur diye düşünüyorum. Özellikle ilk seanslara başladığımda hatırlıyorum sürekli anneme, ablamlara kendimle ilgili sorular soruyordum, çocukluğumla ilgili. Niye bilmiyorum ama oraları böyle sindire sindire yeniden dinlesem şuan ki kendimle daha iyi bir bağ kurucam ve taşların yerli yerine oturması için güzel bir bağlantı yakalıycakmışım gibi geliyor. Araştırmacı gazeteciliğe devam diyelim o zaman.

Diğer yandan bugünkü seanstan çıken benle ilgili bir husus da otorite figürleri ve benim onlarla kurmuş olduğum ilişkilenmeler. Bu bazen bir kişi, bir nesne atfettiğim şeyden bağımsız aslında onu otorite yerine koyduğum andan itibaren kendimi konumlandırmam hoppp 360 derece değişiyor. Ben kimdim, ne yapıyorum, roller, konumlar her şey yeniden ve yeniden kuruluyor gibi. Otoriteye karşı bir gerilim cenderesi başlıyor. Bu otoriteyi otorite yerine koyan bazen zihnim, bazense zaten o bir otorite (ben istesem de istemesem) . Hayatımdaki ilk ve en büyük otorite sanırım annem. Yani nasıl kurulduğu da çok önemli olmakla birlikte bir otorite ile karşı karşıya kalınca ışık görmüş tavşan gibi oluyorum. Bütün o güçlü duruşlar, gülümseyen, mutlu ben gidiyor bambaşka biri geliyor. Ve bu beni ben hiç sevmiyorum. Çünkü ben gibi değil. Birini otorite figürü seçmek kimilerine göre üzerindeki sorumluluktan da kurtulmanın bir başka yorumu. Sorumluluk ağır basınca mı en çok otorite figürlerine baş vuruyorum ve bundan nasıl bir yarar sağlıyorum şuan henüz bilmiyorum ama her türlü otoritenin ben üzerinde böyle tuhaf bıraktığı izler var. Şimdi sanki elimde küçük de olsa bir bilgi kırıntısı var yolu bulmak için burdan devam etmeli😊

Buraya yazdıkça bazı şeyler hakkında bağlantı kurmam kolaylaşıyor gibi hissediyorum:) Teşekkür ediyorum herkese.

Görüşmek üzere.

Melek Yoğan

Melek – Gün 17: Çok Düşünüyorsun Ama…

Selamlar,

Trene son dakikada yetiştim😊 reglye bir kala bugün de yogamı dünkü gibi yerde ısınmalar ve uzun uzun sırtı yere uzatmalı hareketlerle tamamladım. Ense kökümde bütün gün beni bırakmayan bir ağrı ile durdum. Her varlığını hissettiğimde sanki elimle tutsam oradaki ağrıyı çekip oradan çıkarabilecekmiş gibi geliyordu. O bölgelerdeki ağrılar taşıdığımız yüklere götürüyordu sanırım. Bugün aslında çok daha az düşünceyle geçmişti her şey. Ama buna rağmen buluştuğum arkadaşım senin bence en büyük sorunun bir konu hakkında çok fazla, gereksiz yere ayrıntılı düşünüyorsun diyip durdu😊 yani evet ama bunu azaltmaya çalışıyorum dedim ben de hemen savunmaya çalıştım kendimi. Olanı olduğu gibi gör, o kadar fazla düşünmeye gerek yok falan diyordu ama işte gel de bana anlat. Söylemesi kolay. Ben de kendime sürekli bunu hatırlatıyorum. Sadece olanla yetinememe gibi bir şeyden mi acaba kaynaklanıyor bu durum diye düşünmeden edemiyorum. Bazı insanlar nasıl bu kadar rahat bir zihne sahip olabiliyor? Gerçekten anlaması çok güç. Bazen bunun insanın laneti olduğunu da düşünmeden edemiyorum. Olanı olduğu gibi gör, kendini olduğun gibi kabul et, bunlar hep böyle peş peşe sıralayabileceğim ve kendime sürekli hatırlattığım şeyler. Daha az düşünce, daha çok faaliyet diliyorum kendime ve benim gibi bu yükü omuzlarında taşıyan herkese😊

Görüşmek üzere.

Melek Yoğan

Melek – gün 16: Beklentisizlik

Merhabalar,

Bugün bol dinlenmeli ve dinlemeli bir gün oldu. Akşam yoga dersimiz vardı. Hareketlerin içinden geçtiğimiz bir ders değildi bugünkü.  “Korkunun karşısına cesareti koyma kuvveti”. Bugünkü derste hocanın anlattıklarından bana en çok geçen husus. Korkuya bakabilmek çok zor olabiliyor bazen. Ben geçen aa bu neymiş diye bakmak istiyorum demiştim ya o korku çıplak gözle görülemeyecek kadar katman katman olmuş ve en güzel köşeye oturmuş. Şunu fark ediyorum ki, bu katmanlardan güçlü aletlerle geçmek gerekiyor. Bu aletlerin en önemlisi de “güven”. Güven duyma yönümüz çok saf bir biçimde bizimle beraber doğuyor en çocukken. O da büyüyor ve gelişiyor ve pek tabi sürekli sınanıyor hayat içinde. Kime ne kadar güveneceğimizin maalesef bir limiti yok. Bu limiti belirleyen şey (yavaş öğreniyorum bunu da) beklentiye girmemek. Çünkü ne zaman ki bir konuda bir beklenti oluşturmaya başlıyoruz ve hemen akabinde onunla beraber olan o gri olanı göremiyoruz. Bu da çoğu zaman hayal kırıklığını beraberinde getiriyor. Bu hayal kırıklığının okları çoğu zaman karşıdakine de saplanmıyor, kişi sonunda kendisi ile baş başa kaldığı için kendine olan güveni kırılıyor. İnsanın kendine olan güveni kırıldığında da cesaret falan artık hak getire.

Aslında insan keşke kendisine karşı da beklentisizliğe girebilse. Bu beklentisizlik hali ile daha az kaygılı ve telaş olmadan omuzlardaki yüklerden arınmış bir biçimde daha iyi koşmaz mı insan? Çünkü aslında kendimizden çok şey bekliyoruz ve bunları yerine getiremediğimiz zaman kendimize olan tahammülümüz azalıyor ve kendimizi duymamaya başlıyoruz. Kendini duyamayan insanın susması da pek doğal değil midir? Dil susmaya başlayınca beden konuşmaya başlarmış (bunu bir yerlerden duymuştum). Vücuttaki tüm marazlar o zaman kendini gösterirmiş. Söze dökülemeyenler kendilerine bir şekilde yer buluyor. Bütün bu hususlar katman katman, içinden çıkılması zor hususlar ama “bir yerden başlamak lazım”😊

Bugünkü yogamı yerde hafif ısınmalar ardından sırt üstü regl serisi ile tamamladım.

Görüşmek üzere.

Melek Yoğan

Melek – Gün 15: Zaman durmuş gibiydi…

Merhabalar,

Bu sabah içimde dolup taşan bir İngilizce çalışma aşkı ile uyandım. Çok ilginç buna açmışım gibi hissetti bedenim. Çünkü akşam en son İngilizce ile haşir neşir olmanın faydası bu sanırım sabah uyandığımda da o vardı odağımda sadece😊 hemen ders çalışmak yerine biraz yürüyüş yapmayı daha çok istiyordu diğer tarafım da. Onu seçtim ve yürüyüşe çıktım. Sokaklar sakindi. Pazar günü sokakların hareketlenmesi öğleni buluyor neyse ki😊

Bugün epey verimli geçti. Arada dizi izledim, ders çalıştım, odamı temizledim. Odamı temizlemek gözümde çok büyüyordu bugünlerde. Sonunda temizleyip yeniden yeniden düzenlemeyi başardım odamı. Nasıl bu kadar dağılıyor gerçekten bazen anlamakta güçlük çekiyorum. Ta ki bu durum beni rahatsız edene kadar bu dağınıklılığa tahammül edebiliyorum. Ama onun da eşiği çok yüksek değil Allahtan. Bir hışım erinmeden ve çok da düşünmeden hemen temizledim. Az bir zaman sonra da Pınar hocayla yoga dersimiz başlıycaktı.

Allah’ım ders nasıl başladı, ne ara bitti ben kapanışlar için yere oturana kadar aradaki bütün hareketlerde zaman durmuştu sanki😊 çok ama çok akıcı bir ders oldu. Sınırlarımı biraz da olsa zorladığımı hissettim ve bu çok iyi hissettirdi. Hareketlere başlamadan önce hocanın söyledikleri de çok önemliydi. Yogadaki telaşlı ve öğrenmek konusundaki kaygılı bene “sakinnn, daha önümüzde uzun bir yol var, her şey olması gerektiği gibi ve olması gereken zamanda oluyor”u hatırlattı. Bunları kendime rehber almam hem yogadaki ben; hem de her yaptığı eylemde kaygı yüklenen ve endişelenen bene çok aydınlatıcı ve ferahlatıcı oldu.

Ancak dersten sonra aşırı aşırı acıktığımı hissettim. Sonrasında hemen kafeye gelmek zorundaydım, shiftim başlamak üzereydi ve bugün Pazar en az 2 saat bir şey yiyemeceğimi biliyordum yoğunluktan. Öğle de oldu. Allahtan evden çıkmadan evvel yanıma muz almıştım daha yoldayken bitirdim gerçekten çok iyi geldi😊 şuan kafede boşluk bulmuşken yazıyım dedim. Burada bu deneyimlerin tanığı olmanız, birbirimizi bu yolda yalnız bırakmıyor olmak çok kıymetli. İyi ki hepimiz buradayız.

Herkese çok sevgiler,

Görüşmek üzere.